Basbakan Yildirim’in Yurt Disi Egitime Hazirlik ve Uyum Programi‘nda yaptigi konusmanin tam metni
Öncelikle bugün yurt dışına lisansüstü öğrenim görmek için gidecek olan siz değerli geleceğimiz olan gençlerle beraberiz. Bu eğitim sürecinin sizlere, ailenize, memleketimize hayırlar getirmesini Mevla’mdan niyaz ediyorum.
Bugün akademik çalışma yapacak 824 öğrencimizi gidecekleri ülkeye uğurlayacağız. Allah zihin açıklığı versin, Allah muvaffak etsin.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan kısa bir süre sonra ülkenin içinde bulunduğu zor şartlarda nitelikli insan yetiştirmek amacıyla 1929’da 1416 Sayılı Kanun kabul edildi, ecnebi memleketlere gönderilecek talebeler hakkında kanun. İşte o kanunla lisans, yüksek lisans, doktora yapacak olan gençler ilk defa yurt dışına gönderilmeye başlandı. Bugüne kadar bu kanun çerçevesinde gönderilen öğrenci sayısı 19 bin civarında. Bu 19 bin öğrenci sayısının –dikkatinizi çekiyorum gençler- yarısı son 12 yılda gönderildi. Yani Cumhuriyetin kuruluşundan bu tarafa bu program işliyor, ancak yarısı son 10 yılda, demek ki 9500-10000’e yakın kısmı son 10 yılda gerçekleşmiş; bu da hükümetlerimizin insanımızın daha nitelikli, daha iyi şekilde yetiştirilmesi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Şu anda Amerika’dan Çin’e 49 farklı ülkede sayıları 3 binin üzerinde halen eğitim gören sizin gibi arkadaşlarınız var. Uyum programının ardından sizler de o gençlerimizin yanında yerlerinizi alacaksınız. Ve gittiğiniz ülkelerde bir yandan evrensel doğruların peşinde ve doğru bilginin izinde olacaksınız. Hem ülkemiz için, hem insanlık için değer üretmenin gayreti içerisinde olacaksınız. Döndüğünüzde tabii elde ettiğiniz bilgi birikimi, tecrübeyi memleketimize ve insanlığa faydalı olacak şekilde değerlendireceğinizden zerre kadar şüphem yok. Bunun için her birinizin değeri bizim nezdimizde çok büyük, çok önemli. Yolunuz da, bahtınız da şimdiden açık olsun. Bu imkanı en iyi şekilde değerlendireceğinizden zerre kadar endişem, tereddüdüm yok.
Şu anda üniversitelerimizde bulunan bilim adamlarımız, hocalarımızın önemli bir kısmı bu programlarla yetiştiler. Ayrıca, dünyanın birçok merkezinde de bu bursla gönderdiğimiz bilim adamımız akademik çalışma yapmaya devam ediyor ülkemiz için.
Değerli gençler, ülkemizin kalkınma, gelişme vizyonunda eğitim en başka gelir. Hükümet olarak belirlediğimiz dört ana eksen var, gelişme ekseni. Bunlardan birisi de, belki de en önemlisi de eğitimdir. O yüzden eğitime artan oranda her yıl bütçe ayırıyoruz. Bu yıl da yine 2018 bütçesinde eğitim en büyük payı aldı, 134 milyar lira. Peki, 2002’de ne kadardı, onu hatırlatayım; 11 milyar. Yani AK Parti hükümetleri ilk başlarken eğitime 120 milyarlık bütçe içerisinde 11 milyar eğitime para ayırırken, bu sene 2003 bütçesinin daha fazlasını, 134 milyarı eğitim için ayırmış; bu da 16 yılda 12 kattan fazla artışı ifade ediyor. Şu bir gerçek: Türkiye’de her yıl yüzde 70, yüzde 80 enflasyon olmadı, ama neredeyse her yıl eğitim bütçesini katlayarak bugünlere gelmiş. Gerçek şu ki, iyi bir eğitim olmadan kalkınma olmaz, gelişme olmaz. Eğitim, gelişmenin de, ilerlemenin de, demokrasinin de, şehirleşmede marka olmanın da temelini teşkil ediyor. Bütün bu faydaların elde edilmesi için eğitimin de gelişmesi, gelişen şartlara göre yenilenmesi gerekiyor.
Gençler, bildiğiniz gibi ülkemizde ilk nüfus sayımı 1927’de yapıldı. O tarihte İstiklal Harbinde, Birinci Dünya Harbinde insan kaynağımızın büyük bir kısmını kaybetmiş olmanın eksikliğiyle 13 milyon 648 bin insanımız ancak sağ kalmıştı. Ve bu nüfusun ilk ve ortaokuldaki toplam sayısı 432 bin, yükseköğretimde de 3900 gencimiz eğitim görüyordu. Çok partili sisteme 1950’de geçtiğimizde nüfus 20 milyon 800 bine ulaşmış. Yükseköğretimdeki öğrenci sayımız o tarihte bakıyoruz ancak 25 bine çıkabilmiş. Şimdi nüfusumuz 81 milyon, 1950’deki nüfusumuzun dört katına ulaşmışız. Öğrenci sayımız ilk ve ortaöğretimde 18 milyona ulaşmış, neredeyse 1950 nüfusumuz kadar olmuş. Yükseköğretimde 25 binden 75 milyona gelmişiz. Birçok ülkenin nüfusundan daha fazla bir sayı. Yani 1950’den bu yana 68 yılda yükseköğretimde öğrenci sayımız 300 kat artmış. İlaveten ülkemizde başka ülkelerden 124 bin öğrenciyi üniversitelerimizde okutuyor, okumasını sağlıyor. Ama bu sayı yetersiz, YÖK Başkanı; bizim mutlaka nasıl öğrencilerimizi başka ülkelere gönderiyoruz, başka ülkelerden de olabildiğince çok öğrencinin gelmesi lazım. Bunu yurt dışında da ilerlemiş yaşında öğrenci olmuş biri olarak söylüyorum, yani ben Türkiye bursuyla gitmedim, ama 40’ımdan sonra öğrencilik yapmış birisiyim, yurt dışında öğrenciliğin ne anlama geldiğini az-çok biliyorum. Ülkemize kabul edeceğimiz her öğrenci bizim bir büyükelçimizdir, bunu unutmayalım. Gittikleri ülkede hayatları boyunca burada geçirdikleri günler, hatıraları, tanıdıkları insanlar ve bizim ülkemize bakışları ülkemiz hakkındaki verecekleri kararları çok etkiliyor, bunu tecrübeyle görüyoruz. Büyük bütçeler harcayarak bunu sağlayamazsınız. Ancak buraya kabul edeceğiniz her öğrenci size kendiliğinden bu imkanı sağlayacaktır. Bizim üniversitelerimizin öğrenci kapasitesine göre en az kontenjanımızın yüzde 5’i kadar yabancı öğrencinin mutlaka gelmesini sağlamamız lazım. Bu da, işte kabataslak bir hesapla 7,5 milyon, demek ki 375 bin ilk etapta öğrenci pekala sağlanabilir, buna da yerimiz var, yani bir sıra daha koyacaksınız sınıfa. Gelecek burada harcama yapacak, üniversiteye kaynak aktaracak, bir kısmını da burslu yapacağız. Bu konuda tutucu olmanın bir anlamı yok, mutlaka üniversiteler ne kadar çok yabancı öğrenci kabul ettikleriyle övünüyorlar.
Bak cevabı geldi hemen; tıp, diş, eczacılık, hukuk dışında üniversitelerde yabancı kısıtlaması yok diyor YÖK Başkanı. Ama önemli olan tabii bunu tanıtmamız lazım. Yani bizim öğrencilerimizin yurt dışında daha çok kabul edilmesini nasıl istiyorsak, yabancıların da bizim ülkemize daha fazla gelmesini sağlayacak çok özel programları üniversitelerimiz yapmalı, tanıtım yapmalı yurt dışında değişik ülkelerde ve mutlaka daha çok öğrencinin gelmesini sağlamaları lazım. Ben zannediyorum, ben akademisyen değilim, bunu yaparsak üniversitenin bilinirliliği de artar, kalitesi de artar, sıralaması da artar, onlar da reklamlarında şu kadar yabancı uyruklu öğrenci eğitim görüyor üniversitemizde diye bununla piyasa yaparlar, hava atarlar. Sonuçta daha çok mali durumlarını da, akademik düzeylerini de yükseltmiş olurlar.
Artan nüfusumuzu dikkate aldığımızda eğitimi bütün boyutlarıyla ele almamız, değerlendirmemiz gerekir. Son 16 yıl içerisinde okullaşmadan fiziksel imkan ve kabiliyete, öğretim müfredatından öğretmen, akademisyen sayısına kadar her alanda baş döndürücü gelişmeler yaşadık. Örneğin, ilköğretimde okullaşma oranı yüzde 100 oldu. Yani ilkokul çağında herkes eğitime-öğretime erişebiliyor, yapabiliyor, zaten mecburi. Ortaöğretimde yüzde 83, yükseköğretimde yüzde 43 seviyesine ulaşmışız. Neredeyse liseden mezun iki öğrenciden birisi üniversiteye geçebiliyor. Burada da güzel bir gelişme var, burada gençlerle paylaşayım; üniversitelerimizdeki kız öğrencilerin sayısı erkeklerden fazla. Demek ki erkekler biraz daha gayret etmesi lazım. Başarı kızlarda daha yüksek, bundan da gurur duyuyoruz. Öğretim üyesi bakımından da durum farklı değil; bayan öğretim üyesi sayısı, erkek öğretim üyesi sayısından fazla. Üniversiteleri bayanlar teslim almış; hayırlı uğurlu olsun. Kızlarımızın, hanımlarımızın elinin değdiği yer çok daha güzel olur, çok daha başarılı olur. Bundan ancak ve ancak mutluluk duyarız.
Öğretmen sayısı 1 milyonu aştı, askerimizin sayısının neredeyse 1,5 katı. Derslik sayısında da önemli artış oldu, 280 bin civarında yeni derslik açtık ve öğretim kapasitemizi artırdık. Sınıflarda öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 24’e geldi, 36 idi 24’e geldik. İnşallah 2019, yani önümüzdeki senenin sonuna kadar, 2019-2020 eğitim-öğretim yılından itibaren Türkiye’nin her tarafında tekli eğitime geçeceğiz. Gün boyu eğitim, sabahçı-öğlenci dönemi kapanıyor, gün boyu eğitim dönemi başlamış olacak. Bu büyük bir dönüşümdür, büyük bir gelişmedir. Bunun tabii altyapısını hazırlamak için Milli Eğitim Bakanlığımız büyük bir gayret içerisinde çalışıyor. Burada esasında birkaç tane büyük ilimiz var, onun dışındakilerde sorunumuz yok; İstanbul gibi, İzmir gibi, Ankara gibi, Adana, Mersin gibi illerimizde derslik eksiğimiz var. Bunlar için bir seferberlik başlattık, çalışmaları sürdürüyoruz. Öğretmen bakımından hiçbir sıkıntımız yok. Fiziki mekanlar dışında bir eksiğimiz gözükmüyor, inşallah bunu da başaracağız.
Bir yandan yükseköğretimdeki okullaşma oranının yükselmesinin altyapısını oluştururken, eş zamanlı olarak da üniversite sayısını da artırdık gençler. Bugün üniversitemiz olmayan hiçbir ilimiz kalmadı. Üniversite, bulunduğu şehre bir anlamda sınıf atlatıyor. Yani bir ilde üniversite varsa, o ilin kendi içinde artık bir ekosistemi oluşuyor. Düşünün, Erzincan 30 bine yakın öğrencisi var, şehir merkezinin nüfusu 85 bin. Yani nüfusun üçte biri neredeyse kadar üniversite öğrencisi var. Şehre getireceği hareketliğin, şehre getireceği ekonomik katkının ne olacağını siz hesap edin.
2002’de 76 üniversitemiz vardı, bugün 186 tane üniversitemiz var, herhalde yakında bir 10 tane daha en az geliyor, eli kulağında. Üniversitelerimizin sayısıyla gurur duyuyoruz. Üniversite fazla diye bazıları ah-vah ediyor, bu kadar üniversiteye ne gerek var diyor. Üniversitenin de bir havası var, bu sayıları artırırsanız havası azalıyor diyenler var. Bunlar memleketin evlatlarına yükseköğretimi tabir caizse layık görmeyenlerdir, ben öyle söylüyorum. Olabildiğince bütün gençlerimiz üniversiteye erişebilmeli. Şu anda dünyada üniversiteye erişme bakımından ikinci sıradayız, bu son 15 yılda oldu gençler. Birinci Yunanistan, eğer bana verilen bilgi doğruysa, YÖK Başkanının yalancısıyım, birinci Yunanistan, ikinci Türkiye. Yunanistan’ı saymayın, Türkiye. Bir vilayetimiz kadar ülke yani, İstanbul’dan biraz daha küçük. Neyse komşumuz, yine de idare edeceğiz. Rahat durduğu müddetçe bizim diyeceğimiz bir şey yok.
Burs miktarlarını da bakanımız açıkladı, fena değil vaziyetimiz yani. Burs var, yiyecek var, kitap var, ulaşım var, hepsini üst üste koyarsan gayet güzel. 4 yıl mı, 2 yıl gidiyorlar? 2 artı 4. İyi, fena değil yani. Ondan sonra aman burası rahat dönmeyeyim falan da demeyin ha. Bak böyle olursa külahları değişiriz. İdealinizden, hedefinizden, ülke sevdanızdan asla hiçbir eksilme olmasın. Mutlaka dönüp bildiğinizi, öğrendiğinizi gelecek kuşaklara, ülkemizin gelecek hedeflerine aktaracaksınız. Bunu hepinizin yapacağından yüzde 100 eminim, hiçbir tereddüdüm yok.
Bütün bu anlattığım rakamlar aslıda bir rekordur. Hem yükseköğretimde, hem ortaöğretimde çok büyük değişim ve dönüşümü gerçekleştirdik, tarihi bir başarıya imza attık. Bu adımların tamamı bugünümüz, yarınımız, geleceğimiz gençler için, sizin için, sizin daha iyi eğitim almanız için atılan adımlardır. Belki bizim dönemlerimizde bu kadar imkanlar yoktu, biz bunun ezikliğini, yokluğunu yaşadık. İstiyoruz ki bizim evlatlarımız, torunlarımız aynı sıkıntıları yaşamasınlar.
Değerli gençler, Türkiye’nin en sıkıntılı zamanında dahi bu yurt dışına öğrenci gönderme programı aksamadı. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle memleketimizin eğitim ihtiyaçları bile tam anlamıyla karşılanmadığı durumlarda dahi bu program, bu kapı hep açık tutuldu ve yurt dışına eğitim için kardeşlerimiz gönderildi. Bu uygulama sayesinde zaman içinde ülkemizin hepimizin de yakından bildiği, saygı duyduğu isimler yetişti. Bazılarını İsmet Bey, Bakanımız örnekler verdi. Yurt dışında eğitim alarak Türkiye’ye dönen birçok değerli isim Türkiye’nin tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Mesela, büyük düşünce adamı, mütefekkir Nurettin Topçu, Necip Fazıl Kısakürek üstat, felsefeci Cemil Sena, Burhan Toprak, siyaset bilimci Ahmet Taner Kışlalı, devlet adamı Adnan Kahveci, bestekar Necil Kazım Akses, Ahmet Adnan Saygun, kimyager Remziye Hisar, yazar Sabahattin Ali, matematikçi Cahit Arf, duydunuz mu ismini? Cahit Arf, önemli bir matematikçi, dünya çapında bir matematikçi. Bunlardan bazıları, daha birçok isim var. Bu isimler Birinci Dünya Savaşının, Kurtuluş Savaşının izleri bütün ağırlığıyla hissedilirken, Atatürk’ün yurt dışına eğitim için gençleri gönderme kararının bir sonucudur. İlk etapta Atatürk İstanbul Üniversitesinde başarılı 22 genci Avrupa ülkelerine göndermek istiyor. Bu öğrenciler arasında daha sonra bu ülkeye Başbakan olarak da hizmet edecek Suat Hayri Ürgüplü ve Sadi Irmak da var. Atatürk listede hangi öğrencilerin hangi ülkelere gönderileceğine dahi tek tek kendisi oturmuş, yazmış, tespit etmiş ve böylece bu program başlamış. O gün bugün arkadaşlar bu program devam ediyor. Niye devam ediyor? Çünkü bu program Türkiye’nin geleceği. Hatta o günle ilgili Sadi Irmak’ın Berlin Üniversitesine gönderilmesine karar veriyor. Sadi Irmak yola çıktığı zaman tereddüt geçiriyor, gurbete gideceğim, ne yapacağım, neyle karşılaşacağım diye biraz endişelerim var. Ne yiyeceğiz, ne içeceğiz, kimlerle biraraya geleceğiz, bilinmezlikler var, kafasında birçok soru var. Bu tereddütlerle beraber aklı gidip geliyor gideyim mi-gitmeyeyim mi, vaz mı geçeyim diye. Sirkeci Tren İstasyonuna geliyor, bir postacı kedisine yaklaşıyor, ismiyle çağırıyor Sadi Irmak filan diye. Şaşırıyor, diyor ki, acaba postacı bu saatte benim burada garda olduğumu nereden bildi? Bir telgraf uzatıyor, telgrafı açıp bakıyor, gelen telgrafta Atatürk’ün ismi var. Diyor ki; evlatlarım, sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyoruz, alevler olarak geri dönmelisiniz. Sadi Irmak o andaki hissiyatını şöyle açıklıyor: Bu telgrafı okuduktan sonra gel de gitme, git de orada çalışma, dön de bu ülke için canını verme?
O günkü 22 kıvılcım bugün binlerle ifade edilen rakamlara dönüştü. Bugün 824 kıvılcımımız var, sizleri yurt dışına gönderiyoruz, sizler de eğitiminizi, öğretiminizi tamamladıktan sonra güzel ülkemiz için, Türkiye’miz için hizmet ateşiyle yanan alevler olarak geri döneceksiniz, buna inancım tamdır.
İnşallah önümüzde bayrağı siz devralacaksınız, isminizi altın harflerle bu ülkenin tarihine yazdıracaksınız. Türkiye olarak biz de yapacağınız bilimsel çalışmalardan dolayı ancak ve ancak gurur duyacağız.
Bugün bilgiyi üretmek, biliye sahip olmak, bilgiyi kullanmak kolaylaşıyor. Ama bunlar içerisinde en önemlisi bilgiyi üretmektir. Bilgiyi kullanan değil bilgiyi üreten ve sahip olan ülke hedefinden asla şaşmamız gerekiyor.
Dünyadaki rekabet mal üretiminden, emtia üretiminden bilgi üretimine doğru kayıyor. Şimdi alın terinin yerini gençler, akıl teri alıyor. Unutmayın, akıl terinin katma değeri alın terinden daha fazla olmaya başladı.
Örneğin bir bilgisayar programı geliştirmek, milyonlarca araba üretmekten daha fazla kazanç sağlıyor. İşte şu sosyal paylaşım sitelerine bakın, bunlar geçmişi 20 yıl, araba üreticilerinin geçmişi 150 yıl, onların kat kat üzerinde bir büyüklüğe ulaştılar. Neyle ulaştılar? Çok insan çalıştırarak değil, çok yatırım yaparak değil, akıl teriyle ulaştılar. Akıl teri alın terinin üstüne çıktı. Artık güç yerine bilgi değer görüyor, en büyük güç bilgidir. Bilgi üretimi için de gerçekten de yüksek donanımlı beyinlere, insanlara ihtiyaç var.
Bize düşen, bilgi sahibi olurken istikametini de kaybetmeyen nesiller yetiştirmek. Modernleşme öykümüzün bugün hala tartıştığımız bir Batılılaşma ve yabancılaşma sayfası var. Türk aydını ne yazık ki uzun yılalar kendi ülkesine, tarihine ve değerine yabancılaşmıştır. Ama şükürler olsun ki, ülkemizin siyasi istikrarıyla eşzamanlı olarak bilgi üretimi ve küresel üretim alışkanlıkları da değişmiştir, artık önce Türkiye diyen bir akademik kadromuz mevcuttur. Eskiden daha farklı söyleniyordu, mülkiye-Türkiye meselesi, şimdi önce Türkiye, sonra mülkiye. Artık yabancılaşmayan, kendini inkar etmeyen, tarihiyle kavga etmeyen aydınlarımız var hamdolsun.
Asıl olan kimliğini, mensubiyetini unutmadan evrensel bilgiyle donanmaktır. Aksi takdirde ne yüksek lisans yapmanın, ne de doktora yapmanın bir anlamı yok. Bugün Türkiye’nin geleceği için attığımız her adımı milletimizin alın teriyle, emeğiyle atıyoruz. Eminim ki sizler bu gerçeği asla unutmayacak ve yüklendiğiniz sorumluluğun gereğini hakkıyla yerine getireceksiniz. Bu millete olan vefa borcunuzu dünya ölçeğinde bilim insanları olarak ödeyeceksiniz. Bilginiz ve birikiminizle sorumluluk alacak, bu millete hizmet edecek ve Türkiye’yi büyük hedeflere taşıyacaksınız. Tek hedefiniz geleceği inşa etmek ve kendinizi en iyi şekilde yetiştirmek olmalıdır. Tek gayeniz annenizin, babanızın rüyalarını gerçeğe dönüştürmektir. Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşımaktır. İdealinizi ülkemizi daima refah içinde, huzur ve mutlulukla yaşanan bir ülke olması için şekillendirin. Sizleri gelecek adına kurduğunuz hayallere ulaşabilmeniz için gereken her türlü desteği biz bugüne kadar verdik, bundan sonra da vereceğiz. Hiçbir zaman endişeye sürüklemek için yapılan müdahalelere, haberlere itibar etmeyelim. İnancımıza, manevi değerlerimize yönelik saldırılar karşısında her zaman sağlam durun. Orada tabi FETÖ’cülerle, bölücülerle, memleket düşmanı birtakım güruhlarla da karşılaşacaksınız. Sizlere güveniyoruz onlara hak ettiği cevabı, hak ettiği muameleyi mutlaka yapacaksınız. Şartlarınız ne olursa olsun gençler, ülkemize kimsenin laf söylemesine müsaade etmeyin. Bu hepimizin bir vatansever olarak, bayrağını seven olarak her bir ferdimizin, özellikle siz gençlerin görevidir diye düşünüyorum. Siz aynı zamanda dünyanın birçok ülkesine dağılmış bir diaspora gibi, bir elçimiz gibi görev yapmanızı da özellikle bekliyoruz.
Değerli kardeşlerim, Türkiye geçmişin krizle boğuşan, istikrarsızlık hep gündemde olan bir ülke değil artık. Bugün büyük hedeflere yürüyoruz, atılım üstüne atılım yapan bir ülkeyiz. Çünkü Türkiye millet iradesine uygun şekilde işler yapıyor, siyasi irade milli iradenin emrindedir. Türkiye’nin gücü de buradan geliyor. Milletimizden aldığımız destekle ülkemizi, Türkiye’yi 3 kat büyüttük, dünyada bunun başka örneği yok. Bizimle yola çıkan ülkeler bizim yarımız kadar büyüyemedi isim vermek istemiyorum uzak da değil o ülkeler. Dünyanın en büyük projelerine imza atan ülkeyiz. 2009’da küresel kriz başladı o günden bugüne 10 yıl içerisinde dünyada 10 tane mega büyük proje yapıldı bu büyük 10 projenin 6 tanesini Türkiye yaptı 6 tanesini bununla övünmeliyiz. Bu ülkemizin başarısıdır. Niye sürekli olumsuz gündemlere kilitleniyoruz? Türkiye dünyada 7.4 büyümeyi sağlamışsa bu bir bizim hepimizin gururudur bu gururu birlikte yaşamalıyız. Çin’i bile büyümede geçmişsek en zor şartlarda bunu başarmışsak bu başarı bütün Türkiye’nin başarısıdır.
Daha dün Sayın Cumhurbaşkanımız Rusya Devlet Başkanı Putin’le beraber 20 milyar dolarlık bir nükleer santral projesinin temelini attı. Bu ne demektir? Türkiye enerji güvenliğini arttırıyor, enerjide çeşitlenmeye gidiyor ve böylece kaynak çeşitliliğiyle beraber maliyetleri de düşürüyor. Nükleerde bir sefer yatırıyorsunuz ömrü boyunca o yakıtla idare ediyor sürekli yakıta da ihtiyaç yok, yani oradaki çok az yakıtla çok uzun süre elektrik üretiyorsunuz. Şimdi bu nükleer biz İsmet Bey’le beraber İsveç’te öğrenciydik 1990-91’de ülkede bir kampanya başladı nükleer santraller kapansın. İşte bunlar çevreye zarar veriyor patlayınca felaketler oluyor. Herhalde o zamanlar bu Çernobil filan vardı galiba onun üzerine büyük bir propaganda. Ondan sonra başbakan tabi şaşkın ne yapacağını bilmiyor, çünkü ülkenin aşağı yukarı yüzde 70 elektriği nükleerden sağlanıyor. Sonunda dayanamadı çıktı dedi ki, tamam dedi ben kapatmaya karar verdim dedi. Fakat küçük bir sıkıntımız vardı onu da vatandaşlarımızla paylaşmam lazım. 10 yıl boyunca idare lambası yakacaksın elektrik yok 10 yıl içinde ancak alternatifi geliştirebiliriz, başka kaynakları devreye sokabiliriz. Bu arada elektriksiz idare edeceksiniz deyince millet kıyameti kopardı yok yok kalsın dediler bize hiçbir tehlikesi yok, riski yok, biz hayatımızdan memnunuz, o gün, bugün ses soluk yok. Ne oldu? Tehlike bir anda yok oldu gitti onun için gaza gelmeye lüzum yok her şeyin tedbiri var, her şeyin teknoloji gelişti, tedbirler gelişti, belki burada arkadaşlarımızdan nükleer konusunda da eğitim, uzmanlık alacak arkadaşlarımız var. Gidecekler, öğrenecekler gelip bu tesiste görev alacaklar, gerekli tedbirleri alacaklar. Ülkemizin dört bir yanında büyük büyük projeler elhamdülillah yükseliyor.
Dünyanın en büyük uçuş ağına sahip dördüncü ülkesiyiz. 121 ülkede tam 304 noktaya uçuşlarımız var. Afrika’nın neredeyse tamamına doğrudan uçuşlarımız var. Ben göreve geldiğimde gençler, Afrika’ya gitmek için İspanya’ya gidiyordu, Fransa’ya gidiyorduk, Fransa’dan aktarma yapıyorduk ondan sonra gideceğimiz memlekete gidiyorduk. Şimdi artık doğrudan Afrika’nın bütün ülkelerine hemen hemen 50’ye yakın noktaya uçuş yapıyoruz. Dünyanın en büyük havalimanını Türkiye’de yapıyoruz bu tesadüf değil, bunun arkasında bir öngörü var, bir gelecek vizyonu var. Büyüme rakamlarımızla ihracatta elde ettiğimiz rekorlarla emin adımlarla 100. yıl hedefimize Cumhuriyetimizin 100.yıl dönümüne ilerlemeye devam ediyoruz. İnşallah gençler, yarınımız bugünümüzden daha güzel olacak, geleceğimiz aydınlık olacak. Sizlerle beraber donanmış olarak, öğrenmiş olarak, uzmanlaşmış olarak geleceğe emin adımlarla yürüyeceğiz.
Ülkemize döndüğünüzde enerjiden savunmaya, ulaşımdan sağlığa, eğitimden bilgi iletişim teknolojilerine kadar birçok alanda sorumluluk alacaksınız, görev alacaksınız. Bu ülkenin her bir kuruşu nasıl Hükümet olarak bize emanetse bu ülkenin geleceği için size sağlanan imkanlar da aynı şekilde size emanettir.
Sizler için ayrılan kaynağın bu milletin tasarruflarıyla elde edildiğini ve bundan kaynaklandığını da lütfen hatırınızda tutun. Milyonlarca insanımızın hayali olan bu fırsatı sizler elde ettiniz. Gideceğiniz ülkeler de ve kurumlarda yüksek lisans öğreniminizi, doktoranızı en iyi şekilde zamanı en iyi şekilde değerlendirerek tamamlayacağınızdan zerre kadar endişem yok. Ama döndüğünüzde de her birinize çok, ama çok önemli görevler var milletin beklentisi yüksek. Gayretinizle, çabanızla bu beklentileri boşa çıkarmayacağınıza yürekten inanıyorum.
Bir hususu da bu vesileyle tekrar vurgulamak isterim. Öğrenim için gittiğiniz yerlerde aynı zamanda ülkemizi de temsil edeceksiniz. Türkiye’nin manevi, kültürel kimliği her zaman sizinle beraber olmalı. Ne kadar büyük bir imkan elde ettiğinizi tabi ki biliyorsunuz ve takdir ediyorsunuz. Geçmişte birçok alanda zaaflarımız oldu, kıt imkanlarıyla dünyaya gönderdiği insanlarına sahip çıkmıyor, onların geri dönüşü de maalesef iyi takip edilmiyordu, ama artık ülkemiz o şartlarda değil, çok değişti. Üniversitelerimizin, kurumlarımızın ihtiyaçları daha baştan belirlenerek öğrenci seçiliyor ve ona göre gönderiyor. Sizlerden gittiğiniz ülkelerin ihtiyacına göre değil, ülkemizin ihtiyacına göre birikim, donanım için daha fazla gayret göstermenizi bekliyoruz. Gideceğiniz ülkelerde, kalacağınız şehirlerde öğrenim göreceğiniz üniversitelerde ülkemizin emanetini bihakkın taşımanızı özellikle bekliyoruz. Unutmayın, Türkiye daima sizin arkanızda, daima sizinle beraber olacak, Hükümetimiz daima sizinle beraber olacağız, sizlere inanıyor ve güveniyoruz.
Allah yar ve yardımcınız olsun bahtınız da, yolunuz açık olsun. Öğreniminizin başarılarla dola geçmesini diliyor, sizler için büyük çaba gösteren Milli Eğitim Bakanımıza, ekibine de bu vesileyle teşekkür ediyor, hepinizi sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.
Hayırlı, uğurlu olsun. Allah’a emanet olun.