Yükleniyor...

Basiretlerine güveniyorum

 

Başbakan Davutoğlu, ATV ve A Haber ortak yayınına katılarak, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Başdanışmanlık yaptığı 12 yılda bile ailesiyle 3 günü geçen tatil yapmadığını, yıllık tatilinin de hiçbir zaman 1 haftayı bulmadığını anlatan Davutoğlu, bu sene ve geçen sene hiç tatil yapmadığını dile getirdi.

Cumartesi, pazarının dahi bulunmadığını ama en iyi çalışan memurun dahi yıllık 10-20 gün izin yaptığını belirten Davutoğlu, bunun hakları olduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanlığı döneminde bakanlığın önünden geçerken gece nöbetçi memurları ziyaret ettiğini anlatan Davutoğlu, kendilerinin birde, ikide de uyumadığını söyledi. Çalışanların ihmal edeceği bir şeyi kendisinin kapatmak durumunda olduğunu kaydeden Davutoğlu, bürokrasiye kızgın olduğu için bunu söylemediğini, bürokrasinin görevini yaptığını ifade etti.

Davutoğlu, kendilerinin 4 yılda bir hesap vereceğini ifade ederek, "Bir kanca atalım ondan sonra ebediyen devlet memuriyetinden devam edelim" denildiğinde, bunun tipik irrasyonel bürokrasiyi doğuracağını dile getirdi. Bürokraside personelin çalışsa da çalışmasa da maaşını alacağını, risk almasına gerek olmadığını anlatan Davutoğlu, bürokratların her şeyi "Yarın ya bana bir soru sorulursa" diye yazdığını dile getirdi.

Davutoğlu, seçimlere yaklaşırken temponun düştüğüne dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Neden düşer? ‘Ya bu hükümet giderse’den başlar. Bu da normal psikolojik tepki. Bizim milletin emanetini alan birisi, bürokratı da çalıştırmak durumunda. Çünkü hesabı biz vereceğiz. Şimdi biri diyor ki, esas paralel yapıyla gelinen nokta bu. Birisi diyor ki ’Hesabı Erdoğan gitsin meydanda versin, Davutoğlu da versin. Ama kararı ben vereyim. Kim ne yapacaksa kararı ben vereyim. Bürokraside öyle örgütleneyim ki halka gitmeye gerek yok. Personel dairesini, bir de iletişim dairesini ele geçireyim. Orada bilgileri toplayayım. Personelden kimin nereye gideceğini, şey yapayım, hele hele bir de KPSS  sınavlarını ele geçirmişsem, kimi nereye alacağımı da bileyim’. Hiç millete gidip hesap verme şeyi yok. Şimdi linke bakın, networke bakın veya bütün bakanlıklarda örgütlendikleri yerler, iletişim daireleri. Kimin ne var onu bilecekler, personel soru şeyleri dahil KPSS sınavı..."

”Emniyette de istihbarat “ denilmesi üzerine Davutoğlu, "İstihbarat tabi. Zaten MİT’e kendi istedikleri birini atayamadıkları için Hakan Fidan’a düşmanlar. Düşmanlık yaptılar” ifadesini kullandı.

Davutoğlu, meselenin şu veya bu grup olmadığını, hesap vermeden yetki kullanmaya kimsenin hakkı bulunmadığını belirtti.

Bu durumun aynı zaman da meşru da olmayacağını vurgulayan Davutoğlu, "Aramızdaki temel  itilaf noktası bu. Kimseye ve hasmane bir yolla çıktığımız için kişiselleştirmedik bu meseleyi. Ama benim aldığım siyasi bir kararla MİT tırları yola çıkmışsa, ulusal güvenlik gereği bir şey oluyorsa senin görevin değil bu. İşte burada HSYK seçimleri giriyor” dedi.

Gazetecilerin, "Yargıtay ve Danıştay içinde yapılan seçimlerde, o dediğimiz yapı ciddi bir başarı emaresi gösterdi ve HSYK için idare ve adli yargıda çıkan 61 adayın yüzde 40’ı bizim tespitlerimize göre, o yapıdan veya o yapıya sempati ile yaklaşan, bağımsız kisvesi altında da girse o yapıyla organik ilişkili olan... Sayın Cumhurbaşkanı da siz de müteakip defalar, HSYK’da öyle bir yapının ortaya çıkması durumunda B ve C planınız olduğu söylediniz. Sizin seçim sonucuna ilişkin öngörünüz var mı? İstemediğiniz bir tablo, daha doğrusu Türk kamuoyunun istemediği bir tablo ortaya çıkması durumunda o B ve C planlarına ilişkin bir ipucu verebilecek misiniz? Tabii ki onlara yaramayacak bir şekilde” sorusu üzerine Davutoğlu, "Türkiye’de yargı kendi doğası içinde işleseydi, HSYK seçimlerinin olup bittiği bile duyulmazdı" dedi.

Davutoğlu, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde doğal sürecin işlediğini, bir olağanüstülüğün olmadığını dile getirdi.

Gazetecilerin, “Cumhurbaşkanını HSKY üyeleri seçseydi farklı bir sonuç olurdu” sözleri üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:

 “Tabi. Biz ne yapmak istedik HSYK’da biliyor musunuz? Aslında iyi niyetimizin kurbanıyız. Ben o tartışmaların içindeydim 2009’da. Ondan önce de birçok kereler başdanışmanken vesaire. Sayın Başbakanımıza o zaman, ‘Temel mesele Türkiye’de yargı’ diyordum. Dış politikayı öyle çözeriz, böyle çözeriz ama devletin esası adalettir” diye konuştu.

Her şeyin esasının adalet olduğuna işaret eden Davutoğlu, "Adalet mülkün temelidir" derken, kastedilenin sadece özel mülk olmadığını, mülkün devlet olduğunu belirtti.

Adaletin olmadığı yerde devletin ayakta duramayacağını ifade eden Davutoğlu, bakanlar sıralamasında bile adaletin önce geldiğine dikkati çekti.

"Biz geldiğimizde yargıda 90’lardan birikmiş bir tortu vardı” diyen Davutoğlu, hakim ve savcılardan genel olarak, “Biz müdahil olamıyoruz. Çok küçük, dar bir çevre, Yargıtay’da, Danıştay’da, Ankara’da bu bitiyor” diye şikayetler aldıklarını aktardı.

"Tek başına hükmetme ehliyetine sahip olmayan birisi adalet dağıtma ehliyetine de sahip değildir"

Bunun çözümü için herkese seçme hakkı verilmesini istediklerini anlatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"2010 referandumuna böyle gelindi. Hani bazılarını cumhurbaşkanımız seçiyor, bazılarını Yargıtay, bazılarını Danıştay. Adli ve idari yargıda herkes katılsın. En azından 10 aday için bir oy kullanma potansiyeli olsun. Hani ekonomide bir karar alırken şöyle bir varsayımda bulunuruz. Ekonomi birinci sınıf öğrencisine onu öğretirler. ‘Akıl bir tüccar ya da rasyonel bir aktör’ diye. Yani bile bile kimse parasını kaybetmez. Eğer akilse veya rasyonel bir insansa. İrrasyonel bir insan üzerine ekonomi inşa edilmez. Çünkü onun ne yapacağı belli olmaz. Bütün bu varsayımlar ona dayanır. Bizim oradaki varsayımımız da şuydu, ‘her bir hakim ve savcı kendi başına karar alama dirayetine sahip, kendisi olarak bir kişiyi seçer. Biz ona hakim olarak veya savcı olarak adaleti teslim etmişsek zaten bu güveni duymalıyız. Bir prensip olarak zikrediyorum. Tek başına hükmedemeyen hakim hakim değildir. Yani hakim, yanındaki hakimler karar verir ama o da tek başına hükmeder o da hükmeder, bakarlar, 3’te kaç oldu diye. Ama tek başına hükmetme ehliyetine sahip olmayan birisi karar verme ehliyetine de adalet dağıtma ehliyetine de sahip değildir."

Davutoğlu, hakimler ve savcıların toplumun en seçkinleri olduğunu düşündükleri için oy verme kararını da onlara bıraktıklarını ancak Anayasa Mahkemesi’nin, "herkes tek tek oy kullansın" şeklindeki maddeyi iptal ettiğini ifade etti.

"Ama yarınki bu kararı da birileri alkışlayacak. Ama bu konjonktürel bir alkıştır. Ümit ederim o 4 saatlik gecikme sebebiyle kimseye bir zarar gelmez , twitten ya da bir başka yoldan" diyen Davutoğlu, Anayasa Mahkemesi’nin kararı üzerine çarşaf listenin çıktığını dile getirdi.

Davutoğlu, çarşaf listenin 2 takım veya 3 takım çıkması anlamına geldiğini aktardı.

"Keşke yargı kendi kendine müdahale etse"

Takım olduğunda adaletin ruhunun ve doğasının bozulacağına dikkati çeken Davutoğlu, “Benim takımım senin takımına karşı” şeklinde bir durumun başlayacağını söyledi.

Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bunun sorumlusu bizim iyi niyetimiz değil ki. Bunun sorumlusu o kararı değiştiren Anayasa Mahkemesi. Ne oldu bu sefer Ankara’daki elitizm dağılırken, maalesef yargı kendi içinde propaganda ve örgütlenme faaliyetlerine girdi. Demin söylediğim linklerle ve KPSS onunla bununla, yargıda odaklaşan ve yargı üzerinden siyaseti de baskı altına alacağını düşünen bir grup, yöneteceğini düşünen bir grup yargıyla emniyet arasında bir şey kurup herkesi dinlemiş olan bir grup binlerce insanı, herkesi gerektiğinde ’mahkemeye de çıkarırım’ diye tehdit eden bir grup, yargıda bu hakimiyeti kurdu. Böyle bir şey oldu. Şimdi geldiğimiz nokta, kongrede de söyledim, Bizim yargıya müdahale etme gibi niyetimiz yok. Keşke yargı kendi kendine müdahale etse. Bütün hakimlerimiz, savcılarımız kendi başlarına otursa ’ben tek başına karar vereceğim’ diye. Niye çıkıyor o şeyler biliyor musunuz? Çünkü tulum. Kendi başına karar vermiyor. Dışarıdaki birisi ‘şöyle olacak’ diyor, aynı renk oy kullanılıyor. Bununla yargıda çoğulcu bir yapı olur mu? Yargıda çoğulcu yapı ancak ve ancak her bir hakim bir tek kişiye oy verir ve bakarsınız bütün halkın renkleri, Sünnisi, Alevisi, Türkü, Kürdü, sosyal demokratı, liberali, milliyetçisi, muhafazakarı herkes kendine bir yer bulur. Oradan da bir monopoli doğmaz.

Bugünkü yapılmak istenen, yargıda bir tekel kurmak. Yargıda darbe yapılmak isteniyor. Bakınız böyle bir yapı oluşsun, hükümet zorlukla karşılaşır, toplum zorlukla karşılaşır ama bilinsin ki en büyük zorluğu yargı mensupları çeker. Çünkü çözüm yargı mensuplarının bunu çözmesi. 12 Ekim’de seçim. Gidecekler ve buna izin vermeyecekler. Verirlerse önce kendileri mağdur olacak. Hani darbe mensuplarının önce kendilerinin gitmesi gibi. Talat Aydemir örneğinde olduğu gibi. Fakat sonra darbe yapanlar kendi şeylerini yemeye başlıyor. En büyük zararı yargı mensuplarımız yer, Türkiye’de hukuk anlayışı yer. Buradan tekrar tekrar çağrı yapıyorum. Ümit ederim ve hala ben ümit varım, yargı mensuplarımızın basiretine güveniyorum. İnşallah en doğru karar çıkar. Ama diyelim bir grup yargıya egemen oldu ve diğerlerine hayat hakkı tanımadı. Artık o yargı adalet dağıtma keyfiyetini kaybetmeye başlar ve o zaman hiçbir vatandaşımız kendini güvende hissedemez. O zaman da Meclis’in görevi, nasıl başka darbelere karşı önce Meclis’in görevi vardır,  böyle bir durum doğarsa Meclis’in görevi bunu çözecek her bir değişikliği yapmaktır.”

"Bu memleketin geleceğini bir grup örgütlenmiş insana bırakmayız"

"Anayasa değişikliği dahil" denilmesi üzerine Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her türlü, ne gerekiyorsa yapılır. Ama kimseyi ve bu memleketin geleceğini bir grup örgütlenmiş insana bırakmayız.  Bu şey bize emanet edilmiş. Ne gerekiyorsa yaparız. Bunun için de kimin ne dediğine bakmayız. Ülkenin istikbali ve ülkede adalet anlayışının korunması bizim için bir kutsal emanet ise bunun gereğini yaparız. Ama bu bir tehdit, sakın olarak ki böyle bir şeyle yorumlanmasın. Böyle bir tablo inşallah doğmaz diyorum. İnşallah çoğulcu bir HSYK oluşur. İçinde eğer seçiliyorsa o gruptan da adamlar da olabilir. Onu bilemem. Ama bir grup egemen olup da ‘Ben bunun üzerinden siyaseti, hükümeti, Meclis’i, işadamını, tanınmış insanları,  toplumu dizayn edeceğim’ derse, kusura bakmasın. Bizim kimseye boyun eğmediğimizi de bilirler. En iyi onlar bilirler. Çünkü herkesin onlara sırtını dönüp ve fellik fellik kaçtığı günlerde, ben onların okullarına gittim. Çok iyi bilirler. Kimseden korkmadan gittim. Çünkü doğru yaptıklarına o zaman inanmıştım. Bununla ilgili de ne övgüler dizdiler bize. Herkesin onların yanında görünmeye çekindiği günlerde, çekinmeden tutum aldık. Nasıl o zaman kimseden korkmadıysak, hepsi bilsin ki eğer bu ülkenin istikbalini korumak için bir tavır almak gerekirse bu ülkede adaleti tesis etmek için hiç tereddüt etmeyiz her türlü tavrı alırız. Bundan da hiç kimsenin tereddütü olmasın. Vatandaşın hukukunu zedeletmeyiz."

"Keşke gitmeseydim dediğiniz oldu mu" sorusuna karşılık Davutoğlu, o günkü şartlar için doğru yaptığına inandığını söyledi.

Davutoğlu, "2003 yıllarını hatırlayın. Sayın Başbakanımız gidemeyeceği için, gitme... O günkü şartlar bugünkü gibi değildi. Bazen sayın dışişleri bakanımız, cumhurbaşkanımız. Onların selamını iletmek için giderdim" diye konuştu.

"Yurtdışındaki okulları kastediyorsunuz denilmesi üzerine Davutoğlu, "Yurtdışındaki okulları. Hiç de çekinmem. Doğru olduğuna inandığım bir şeyi yapmaktan çekinmem" değerlendirmesinde bulundu.

Sonucu ve bedeli ne olursa olsun doğru olduğuna inandığı bir şeyi yapmaktan çekinmeyeceğini vurgulayan Davutoğlu, 28 Şubat dönemiyle ilgili anısını anlattı.

"Şimdi geçtiği için zikredeyim, latife olsun diye. Geçti o dönemler" ifadesini kullanan Davutoğlu, dönemin idarecilerinden birinin özgürlüklere aykırı, millete hakaret eden sözler sarf ettiğini, kendisinin de bununla ilgili sert sayılabilecek bir yazı yazdığını söyledi. Olayın, "Stratejik Derinlik" kitabını yazdığı dönemde gazeteden ayrılmayı düşündüğü bir zamana denk geldiğini belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Dekan aradı, ’Ankara’da yazılarınız çok rahatsızlık doğuruyormuş, rektör bey bahsetti’ dedi. ’Merak etmeyin ben konuşurum’ dedim. Rektör beye gittim, çok iyi niyetle herhangi bir baskı değil, her ikisi de iyi insan ama o dönemin şartlarını biliyorsunuz. ’İstediğiniz anda istifa ederim, çünkü sizi zor durumda bırakmak istemem ama biz aydınlar eğer bugün konuşmayacaksak bir daha konuşacak yüzü bulamayız halkımıza karşı’ dedim. O günlerde baskı gördüklerinde okullarına gittiğimde de aynı hisle gittim. Doğru olduğuna inandım. Ama şimdi de bu özelliğimizi bildikleri için söylüyorum bizim üzerimizde eğer şu veya bu yolla ’bir tasallut kurarız’ derlerse bilsinler ki o gün nasıl korkmadıysak, çekinmediysek, dönmediysek, şimdi de çekinmeyiz, korkmayız, dönmeyiz. Burada da istedikleri şeyi yapsınlar. Zaten bakanlıkta dinlediler. MİT tırlarını durdurdular. Bizim verilmeyecek bu anlamda bir hesabımız yok. Böyle bir çekince içinde değiliz ama millet zarar görüyor, devlet zarar görüyor. Hepimizin önce toplum olarak ortak geleceğimiz konusunda mutabık kalmamız lazım. Sistemin objektifliği konusunda mutabık kalmamız lazım."

Aksi takdirde demokrasinin yüzeysel bir demokrasi haline geleceğini, özgürlükler denilen şeylerin ahlaktan soyutlanarak ortaya konulacağını ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Düşününüz, deniyor ki güya yolsuzluklarla mücadele. Daha geçen Ahi Evran mitinginde söyledim, Ahi Evran’ın ilkelerinden bir gün saparsak bir gün dahi bu koltukta oturmak bize nasip olmasın. Ama peki şu yolsuzluk değil mi, on binlerce insanın girdiği bir sınavda şu veya bu kadrolaşma için daha önceki soruların ipuçlarını, benzerlerini kendi yandaşlarınıza verip binlerce, on binlerce, yüz binlerce insanın hukukuna girmek yolsuzluk değil mi? Bu hangi ilkeye uyar. Bir bakanlığa veya yargı kurumuna ki bunu herkes bilir, 45 kişi girecekse ’45’i de bizden olacak’ deyip 42’ye bile razı olmamak... Bizden dediğiniz kim, kim? Ben bizden dediğimde 77 milyon vatandaşımızı bilirim. Vatandaşımızı gördüğümde bu şu partiden mi, bu partiden mi, şu gruptan mı, bu gruptan mı, şu mezhepten mi, bu mezhepten mi görmem. Hepsi objektif olarak gelir. "

Öğrencilerinin kendisini akademik hayatından bildiğini belirten Davutoğlu, "İdeolojik olarak nerede durursa dursunlar her bir öğrenci öğrenci olmak bakımından azizdir ve öğrenci olmak bakımından benim için aynıdır. Aynı şekilde, siyasi görüş ayrılıklarınız olabilir ama her bir vatandaşımız, öğrenci gibi görmüyorum, vatandaşlarımızı yanlış anlamasın kimse, her bir vatandaşımız aynı ölçekte eşittir. İsterse her gün benim aleyhimde yazmış olsun bizim için eşittir. Hiç önemli değil, hakkını hukukunu korumak anlamında. Kaçırıldı mı bir vatandaşımız o ana kadar bizim aleyhimizde olsa yine biz sonuna kadar hakkını hukukunu koruyacağız" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, "Öğrenci deyince yanlış anlaşılmaması için şunu da söyleyeyim: Milli Eğitim Bakanlığı’nda brifing aldığımda 2 hafta önce dedim ki oradaki genel müdür arkadaşımıza, 22,5 milyon öğrenci var Türkiye’de diye sayıyı söylediler, dedim ki herkes haddini bilse bu ülkede 77 milyon öğrenci var. Aslında haddini bilen için her gün öğrenciliktir. Ben öğrenciyim, hala öğrenmeye çalışıyorum. Hepimiz öğrenciyiz. Eğer öğrenme azmini bitirirse, yaşama azmini de yitirir" diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, programın sonunda, tüm vatandaşların Kurban Bayramı’nı kutladı. Arifenin bu sene cuma gününe denk geldiğini hatırlatan Davutoğlu, hacda olan bütün vatandaşların dualarının da kabul olmasını diledi. Vatandaşlardan trafikte dikkatli olmalarını isteyen Davutoğlu, "Duble yollarla trafik kazaları çok azaldı ama orada da dikkatsizlik çok kazaya sebebiyet veriyor. Allah yola çıkanlar için yollarını açık eylesin. Onların gözlerini de basiretlerini de güçlü eylesin. Trafik kazasıyla karşılaşmamalarını diliyorum" dedi.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.