Biz ‘Asik’ olmaya geldik
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Zahit şeriat yolcusudur, Abit tarikat yolcusudur, Arif marifet yolcusudur, Aşık hakikat yolcusudur. Biz Aşık olmaya geldik ve bu geleneğin tümüne aşığız, hiçbirini ayırt etmeden. Ne 12 imamı diğer Ashaptan ayırırız, ne Horasan erenlerinin birini diğerlerinden ayırırız. Allah aşık olmayı herkese nasip etsin’’ dedi.
Davutoğlu, Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Merkezi’nde düzenlenen "4. Uluslararası Hacıbektaş Aşure Günü" etkinliğinin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Hacı Bektaş-ı Veli’nin aynı zamanda El Horasani olduğunu, Horasan erenlerinin piri olduğunu söyledi.
Horasan erenleri dendiğinde sadece Horasan denilen mekandan ve o mekandan hareket eden bir topluluktan bahsedilmediğini belirten Davutoğlu, Horasan erenlerinin, bir ruhun tarih içindeki yürüyüşü olduğunu ifade etti.
İki yıl önce Bakan olarak, bir gece yarısı Hoca Ahmet Yesevi’nin çilehanesine girdiğini ve birkaç saat o çilehanede tefekkür ettiğini anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
’’Oraya huşu ile varılır ama sahip olduğunuz veya üzerinde size emanet edilmiş emanetler, ancak o mekanlara ve o makamlara hürmetle kazanılır. Hacı Bektaş-ı Veli ne güzel der, ’mal ve soy ile şeref olamaz, şeref ancak bilgiyle edepledir’. Bilgi ve edep ile onun huzuruna vardığımda düşündüm. Nasıl bir serüven, nasıl büyük bir ruhani ve ruhi yürüyüş ki işaret ediyor orası Rum ve erenler yola çıkıyorlar. Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi Evran, Emir Sultan daha sonraki dönemlerde Buhara’dan gelir, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Sarı Saltuk, Seyit Burhaneddin Veli ve ta Nafi Baba, Gül Baba...Her biri gittikleri yerde aynı mesajları verdiler. Horasan erenleri de o erenlerle, seyitlerle buluşarak gelişen o gelenek Anadolu’da başlı başına bir medeniyetin, başlı başına bir kültürün, irfanın, edebin orada oluşmasına ve Rumeli’ye ve Afrika’ya, Afrika içlerine, Lübnan’a, Ortadoğu’ya her yere taşınmasına zemin hazırladı. Biz o tarihi unutursak, hep öğrencilerime bir hoca olarak da söyledim, 13. yüzyılı anlamayan, Osmanlı’yı da anlayamaz, Cumhuriyeti de anlayamaz, bu toprakların harmanını da anlayamaz. Moğolların, Haçlıların istilalarına karşı nasıl insanlığın vicdanı olmak için Müslüman, Hristiyan, Alevi, Sünni, Türk, Kürt veya Rumi ayrımları yapmadan herkesin ortak değerler etrafında bütünleşebildiğini. Onun için her birinin dizesinde bir nasihat vardır. Her deyişte bir ahlak ve erdem timsali kural vardır. Biz onlara çok şey borçluyuz. Hiçbir ayrım gözetmeden hangi meşrepten olursa olsun Horasan erenlerinin her birini yad etmedikçe, tarihin hakkını veremeyiz. Bu erenler ki buralarda simgeleri, sembolleri, işaretleri taş taş döşediler."
’’Bu geleneğin tümüne aşığız’’
Adının nasıl konulduğunu anlatan Davutoğlu, ’’Bana babam derdi ki oğlum deden, senin adını koyarken, Ahmed-i Sani diye koydu. Hep merak ederdim niye Ahmed-i Sani, yani ikinci Ahmet. Hoca Ahmet Yesevi’yi sonra tanıdığımda çocukluğumdan sonra ve onun adının, unvanın Ahmed-i Sani olduğunu öğrendiğimde asırlarca süren bir geleneğin nasıl devam ettiğini ve Anadolu’da Ahmet adını koyanların Hoca Ahmed-i Yesevi’ye benzesin diye Ahmed-i Sani dediklerini o zaman fark ettim’’ şeklinde konuştu.
Ahmed-i Evvel’in Hazreti Peygamber olduğunu, Ahmed-i Sani’nin de Hoca Ahmet Yesevi olduğunu ifade eden Davutoğlu, ’’Bizim o Türkmen yörük ovalarında her ezan okunup isim konduğunda Ahmed-i Sani denmesinin sebebi Hoca Ahmed-i Yesevi unutulmasın diye’’ şeklinde konuştu.
’’Babaannemin duaları esnasında zikrettiği ’Horasan’dır bizim ilimiz, İsfahan’dan geçti yolumuz, 12 imam pirimiz’ derken aslında bir geleneğin nasıl sürdürüldüğünün de işaretlerini gördük, her bir duada’’ diyen Davutoğlu, meselelerinin bütün bu geleneğe sahip çıkmak olduğunu vurguladı.
Boğaziçi’nde okurken, Nafi Baba’nın türbesini ziyaret etmeden derse, ders yılına başlamadıklarını anlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:
’’Çünkü bilirdik ki önemli olan sadece Boğaziçi Üniversitesinde öğretilen dünyevi bilgi değil, Nafi Baba’nın İstanbul’u fetheden ruhudur, baba ruhundan geleneğinden gelerek. Şimdi nasıl biz bu tarihi bölebiliriz? Nasıl bu tarihin bir kısmını şu veya bu mezhebe ait kılabiliriz? İhtilaflar, acılar yaşanmışsa, o acıları, o ihtilafları, tümüyle kökten halletmenin ve herkesin bütün insanların eşit olduğu bir dünya ideali etrafında, bütün vatandaşların eşit olduğu bir ülke inşa etmenin beraber omuz omuza yolcusu olmamız lazım. Nefrete, kine, karşılıklı ithamlara değil, muhabbette... Ki muhabbet yine Bektaşi geleneğinin temelidir.
Zahit şeriat yolcusudur, Abit tarikat yolcusudur, Arif marifet yolcusudur, Aşık hakikat yolcusudur. Biz Aşık olmaya geldik ve bu geleneğin tümüne aşığız, hiçbirini ayırt etmeden. Ne 12 imamı diğer Ashaptan ayırırız, ne Horasan erenlerinin birini diğerlerinden ayırırız. Allah aşık olmayı herkese nasip etsin. O öyle makamdır ki işte dergahta girişte başlar, yine Mihman Ali diyerek gelen kim olursa olsun mihman kabul edilir, üç gün sonra eğer o dergahın neferi olacaksa yavaş yavaş ona o dergahın kuralları öğretilir. Bir an gelir ki ikrar verir, nasip alır ve bir yola çıkar. Çıktığı o yol Hoca Ahmet Yesevi’nin yoludur. Çıktığı o yol Hazreti Hüseyin’in yoludur. Kim ki Alevi Bektaşi geleneğini Hoca Ahmet Yesevi’den ve Hazreti Hüseyin’den koparmaya kalkar, kim ki şu veya bu gelenekler arasında karşılıklar ilişkisi kurar, Hazreti Mevlana’yı Hacı Bektaş-ı Veli’den ayırmaya kalkar, o an işte en büyük zaafın içine girer’’
’’21. yüzyılın Hacı Bektaş-ı Veli’ye, Rumi’ye çok ihtiyacı var’’
’’Hepimiz, bu Horasan geleneğinin irfanını sürdürmekle, bu irfanı anlamakla bu yolu bir şekilde 21. yüzyıla taşımakla yükümlüyüz’’ diyen Davutoğlu, 21’inci yüzyılın Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana Celaleddin Rumi’ye çok ihtiyacı olduğunu söyledi.
Davutoğlu, ’’İnsanlığın insanlık değerlerini unuttuğu, eline silah geçirenin tam bir vandalizm şiddet ile başkasına hükmetmeye çalıştığı yerde, zalim rejimlerin kendi halklarını katlettiği, topla ateşlerine uçak bombardımanı tuttuğu yerlerde, kardeşi kardeşe kırdırmaya çalışılan yerlerde, din adına işlenen cinayetlerde ister bu IŞİD formuyla olsun ister Esad rejimi formuyla olsun, hangi yolla hangi şekille olursa olsun hepsi Hazreti Hüseyin’in o büyük mübarek davasının karşısında yer alır’’ değerlendirmesinde bulundu.
Kendilerinin Hazreti Hüseyin’in yolunun yolcuları olmak durumunda olduklarını ifade eden Davutoğlu, ’’Onun için yüreğimiz titrer ve her an sadece ve sadece mazlumun olmaya ahdederiz. Allah bu topraklardan Horasan erenlerinin gölgesini eksik etmesin, onun irfanından bizi koparmasın, onların yolunun tozunun toprağı olacak şekilde bizi bu yolda hizmetkar eylesin, hadim eylesin, hakim eylemesin, mütekebbir eylemesin, ama edep içinde hep o erenlerin elinden alınan edeple, onların gönlünden alınan ilhamla yaşamayı bize nasip eylesin’’ şeklinde konuştu.
’Bütün bu gelenek bizim hepsinden ilham alıyoruz’ derken aslında tarihi ortak bir paydaya işaret ettiğini anlatan Davutoğlu, bu ortak paydadan bugüne gelirken, çok büyük acıların, bazı ret politikalarının şu veya bu şekilde devam ettiğini herkesin bildiğini kaydetti.
Davutoğlu, Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi’nin yanında bulunan Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Merkezi’nde düzenlenen "4. Uluslararası Hacıbektaş Aşure Günü" etkinliğinin açılış töreninde yaptığı konuşmada, kendisinin köken itibariyle bir Sünni Türk aileden geldiğini vurguladı.
"Ama başbakanlık yaparken, ben sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanıyım ve bütün vatandaşlarım, hiçbir ayrım olmadan benim önümde eşit" diyen Davutoğlu, "Nasıl bir hakim hükmederken, hani adalet simgesi, gözleri kapalıdır, bir devlet adamı da devlet ricali de politika belirlerken, hükmederken, konuşurken, kendi etnik mezhebi kimliğini unutarak konuşur" ifadesini kullandı.
Karşı tarafa bakarken de o kimliği görmemesi gerektiğinin altını çizen Davutoğlu, Türk geleneğinin birçok farklı kültürün iç içe yaşadığı gelenek olduğunu söyledi.
Bundan 7-8 yıl önce Vatikan’da bir toplantı sırasında Türkiye’nin de kastedilerek, "İslamın baskıcı ve diğer dinleri dışladığı" konusunda fikirler ortaya atıldığını anlatan Davutoğlu, oradakilere "Bugün eğer biz bir şehre gitmek ve birçok dini bir arada görmek istesek, hangi şehre gideriz?" sorusunu yönelttiğini aktardı.
Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Mimari de görecek ama insan dokusunda değil sadece. Londra’ya mı Roma’ya mı, Bağdat’a mı, Şam’a mı, hele hele İstanbul’a mı, Marakeş’e mi? İstanbul’un geleneksel sokağında Bektaşi dergahıyla, Mevlevi dergahı yan yanadır, biraz öte Nakşi vardır, öbür tarafta Melami vardır, biraz köşeyi döndüğünüzde bir kilise vardır, bir Ortodoks vardır, biraz ötede Balat’ta bir Yahudi vardır. Hiçbirisi de o dönemi anlatan, 17’nci, 18’inci yüzyıl, hep beraber bu kültürü yaşattığını Batılı gözlemciler de teyit ederler. Geleneğimiz böyle olmakla birlikte, modern toplumda da bugünkü modern devlet anlayışı içinde, biz sadece vatandaşlarımızı görürüz, hiçbir ayrım gözetmeden. Ben Hacıbektaş’ta bunun taahhüdünü veririm. Bu zihniyet devrimi, esas itibariyle en temel meseledir. Vatandaşlar arasında ayrım gözettiğiniz anda meşruiyetini kaybedersiniz. Bir vefat mı oldu? Kim olursa olsun benim vatandaşımdır. Bir yerde huzursuzluk mu var, biri tehdit altında mı? Birinin canı, malı, emniyet altında değil mi? O gece benim gözüme uyku girmemesi lazım. Bu benim için nasılsa bütün valilerimiz, yöneticilerimiz için de aynıdır."
Almanya’daki "dönerci cinayetleri"
Almanya’daki "dönerci cinayetleri"ni anımsatan ve öldürülenlerin tamamının farklı mezhep ve etnik kimlikler taşıdığını hatırlatan, hatta birinin yanlışlıkla öldürülen Yunanlı olduğunu bildiren Davutoğlu, 2012 yılında Almanya ziyareti sırasında öldürülenlerin hepsinin ailelerini tek tek ziyaret ettiğini aktardı.
Bir gününü de Türkiye’den göç etmiş Süryaniler, Ortodokslar ve Ermeniler’in ibadethanelerine ayırdığını ifade eden Davutoğlu, ayrıca Cemevi de dahil birçok cemaati ziyaret ettiğini söyledi.
Başkonsoloslar toplantısında, "Bundan sonra hangi vatandaşımızın gözünden bir damla yaş dökülse, onu önce siz göreceksiniz. Alman polisinden veya emniyet görevlilerinden önce onu siz göreceksiniz. Siz sahip çıkacaksınız ve sormayacaksınız; acaba bunun kökeni nedir, meşrebi nedir, siyaseti ya da ideolojisi nedir?" talimatı verdiğini bildiren Davutoğlu, devletin görevi vatandaşlarının mal, can, akıl emniyetini korumak üzere her türlü tedbiri almak olduğunu dile getirdi.
Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Geçmişte yaşanan bütün acıların, Kahramanmaraş, Çorum, Gazi olayları, Sivas’ta Madımak ya da Başbağlar... Orada şehit edilenler katledilenler, hepsi aslında bu topraklara kurulan bir tuzağın sonucunda o akıbetle karşılaştılar. Hepimizin omuz omuza onlara karşı tek bir vücut içinde, her zaman aramızdaki görüş ayrılıklarını da bir kenara bırakarak, o görüş ayrılıklarını her zaman tartışarak, ama nihayetinde ’biz bu ülkenin çocuklarıyız, eşit vatandaşlarıyız ve eşit vatandaşları olarak kalacağız’, iradesini göstermemiz lazım. Benim bütün vatandaşlarımızdan özellikle de Alevi, Sünni ayrımı yapmadan, bütün mezhep ve meşrepten kardeşlerimize, erenlerimize, dostlarımıza, canlarımıza, temelde Hacı Bektaş-ı Veli’den mesajım budur. Eğer üzerinde beraberce çözeceğimiz meseleler varsa, bunları çözeceğiz. Yine Aşık Mahsuni’den atıfla, eğer Aşık Mahsuni, üstüne örtülen bütün tarihi dosyaların ve yok sayılan Alevi Bektaşi geleneği ve kenara itilen bütün marjinal geleneklerin bu yıllarda tek tek tartışmaya açıldığını, çözüme kavuşturulmaya çalışıldığını, çalıştaylar yapıldığını ve her seferde bu sorunları açık yüreklilikle tartışmak için bir çığır açıldığını görseydi eminim memnun olurdu."
Davutoğlu, bunu sürdüreceklerini ve hiçbir problemin üstünü örtmeyeceklerini aktardı.
Alevi yazılı geleneğinin çok güçlü bir gelenek olduğunu ifade eden Davutoğlu, "Alevi yazılı geleneğini muhafaza etmek, bizim için en temel vazifedir. Sözlü geleneği yazılı hale dönüştürmek, hepimiz için... Çok güçlü bir sözlü gelenektir, saz ile söz ile yayılmıştır, eğer sadece sözde kalırsa bir müddet sonra o kültürün yeniden üretilmesi zorlaşıyor" dedi.
"Din Kültürü ve Ahlak Dersleri"
Onlarca, yüzlerce Alevi Bektaşi klasiğini yayınladıklarını ve bunu sürdüreceklerini de bildiren Davutoğlu, "Bir başbakan olarak değil, bir dost ve akademisyen kimliğimle söylüyorum; bütün Alevi menkıbenamelerini, bütün gelenekleri, geleneksel kültürü yazılı kültüre aktarıp yeni nesle tanıtmak lazım. Tanıtmak lazım ki Alevilik ve Bektaşilik bu toprakların asli unsurudur, öz unsurudur, marjinal bir unsuru değil, asli geleneğin içindedir" diye konuştu.
Davutoğlu, şu açıklamaları yaptı:
"Tanıtmak lazım ki başkaları Alevilik Bektaşilik geleneği üzerinden bir takım yanlış kanaatlere, Ali’siz, Hüseyin’siz, Ehli Beyt’siz, Hoca Ahmet Yesevi’siz bazı çizgilere kaymasınlar. Hacı Bektaş-ı Veli’yi herkese okutmak lazım, Alevi Sünni ayrımı yapmadan ki Hacı Bektaş-ı Veli ne Alevi’dir ne Sünni’dir, Hacı Bektaş-ı Veli her şeyden önce bir Ehl-i Beyt yolcusudur ve bir insandır. Gerçek anlamda insanı kamil yolunda bir insandır. O mertebede bir insandır. Hepimizin söyleyeceği değerler var. İşte burada Din Kültürü ve Ahlak derslerine kısaca girmek istiyorum. Eğer herhangi bir mezhep, din bu derslerde tahkir ediliyorsa, gerçekten bu dersleri kaldıralım. Aşağılanıyorsa, kötüleniyorsa, ötekileniyorsa; ’şu mezhepten olan dinin dışındadır, dine mensuplar şöyledir’ işte o anda nefret kültürü doğar. Ama ben isterim ki her Sünni Hacı Bektaş-ı Veli’yi okusun, her Alevi’de Emir Sultan’ı Mevlana Celaleddin-i Rumi’yi okusun. Bunda bir yanlışlık olduğu kanaatini taşımam. Bunu da açık yüreklilikle tartışalım, ama tabuları yıkalım zihnimizde. ’Bir şey dini bir öz barındırıyorsa, bu çağdaşlığa ve Aleviliğe aykırıdır’ dediğiniz anda o anda dergahtan koparsınız, ikrardan koparsınız."
Kendisinin Aleviliğin bütün temel kavramlarını çalışmaya gayret ettiğini belirten Başbakan Davutoğlu, bu kavramların herkesin kavramları olduğunu ve onları yaşatma görevleri bulunduğunu söyledi.
Davutoğlu, bir tahkir ve öteleme olması durumunda ise önce kendisinin müdahale edeceğini ve gereğini yapacağını kaydetti.