Biz iyi niyetle yola çiktik
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Anayasa’nın 114. maddesi çerçevesinde kurulacak Geçici Bakanlar Kurulu’nda görev alması için teklif götürdüğü kişilerden gelen cevap mektuplarına ilişkin, "Gelen mektupları bir hatıra olarak saklayacağım her biri ayrı bir mantığı yansıtıyor. Bazılarının içten içe bir vicdani muhasebe yaptığını, bazılarının nezakete itina gösterdiğini, bazılarının farklı bir tavır sergilediğini, bazılarının ders vermek için bunu bir fırsat olarak gördüğünü tarihe kayıt düşmek için, hepsi de bir tavırdır" dedi.
"Sayın Türkeş’le daha öncesinde bir temas oldu mu? Sayın Türkeş MHP’den istifa etmeyeceğim dedi ama bir ihraç meselesi de var. İhraç edilirse AK Parti’ye davet eder misiniz? 1 Kasım’da AK Parti’den milletvekilliği teklif eder misiniz? Bakanlık koltuğuna oturmadan kendisine korumalar verildi. Bunu kendisi mi talep etti, siz mi uygun gördünüz?" soruları üzerine Davutoğlu, Tuğrul Türkeş’i geçmişten tanıdığını, rahmetli Alparslan Türkeş’in siyasi düşüncesiyle ilgili yüksek lisansta geniş bir çalışma hazırladığını, fakat yayımlanmadığını söyledi.
Türkeş’in aile geçmişini ve siyasi kariyerini de bildiğini belirten Davutoğlu, "Evet’ cevabı vermesi beni şaşırtmadı. Hiçbir temasım olmadı, bu cevaba da şaşırmadım çünkü nihayet bu teklif ettiğim isimlerin hepsi hatta emin olun onu düşünmemiştim ama gazetelerde çıkınca bir tevafuk yani Türkeş’in oğlu, İnönü’nün torunu, Demirel’in damadı. Bunlar köklü geleneklerden gelen çizgiler ve bir kültür içinde yaşamış kişilerin devlet sorumluluğu bilincini daha iyi yansıtacağını da düşündüm" diye konuştu.
Davutoğlu, Türkeş’le teklifini kabul etmesinin ardından telefonda görüştüklerini anımsatarak, kendisine teşekkür ettiğini ve ertesi gün bir araya gelerek, yaklaşık bir saat görüşme yaptıklarını dile getirdi.
Yaklaşık bir kaç sene önce Türkeş’in kendisini arayarak, MHP’nin Kızılcahamam’da yapılan bir istişare toplantısında bilgilendirme amacıyla AK Parti’den bir diplomatın gönderilmesini rica ettiğini anlatan Davutoğlu, "Benim için devlet söz konusu olduğunda emin olun partisel ayrımlar ayrı bir noktaya gelir ve muhalefet partilerinin memleket meselelerini en iyi şekilde bilmesi gerektiğini düşündüğüm için de hiçbir zaman, hiçbir zeminde başka partileri bilgilendirmekten de kaçınmadım, bir araya gelmekten hiç kaçınmadım. Aksine bazı informel fırsatlardan da istifade ederek, hep bir istişareye önem verdim" ifadesini kullandı.
Türkeş’in teklifini memnuniyetle kabul ettiğini, bilgilendirmeyi kendisinin yapabileceğini dile getirdiğini söyleyen Davutoğlu, MHP’den olumlu bir yanıt gelmediği için söz konusu bilgilendirmeyi yapmadığını kaydetti.
"Siyasi kampanyasında rakiplerime tabii ki eleştiri getiririm, dozu yükseltebiliriz, onlar bana getirebilirler ama devlet görevi başladığında, millet görevi başladığında, o andan itibaren herkes vatandaş olarak benim gözümde eşittir" diyen Davutoğlu, "Bu anlamda da ne kadar çok böyle bir bilinç geliştirirsek birbirimizi daha iyi anlarız" ifadesini kullandı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptıkları görüşmelerden birinde yemekte bir araya geldiklerini belirten Davutoğlu, "Neden bir araya gelinmiyor’ dedik. Neden, hiç de sebep yokken, anayasa bizi zorlamamışken, bir akşam ’ya sizde bir çay içmeye gelelim’ desek.. Çok güzel bir akşam sohbetiydi. Aileler otursa.. Bu siyasi rekabete aykırı bir şey değil. Ertesi gün yine rekabet ederiz, eleştiririz ama insani yönümüzü de göremeye başlıyoruz" şeklinde konuştu.
"Sümeyye, kızım gibi gördüğüm ahlak abidesi bir genç hanım"
Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeye atıfta bulunarak, Sümeyye Erdoğan’ı hedef alan iddiaların kendisini çok üzdüğünü aktaran Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Çünkü Sümeyye, ismen de hitap edeyim benim akademik hayatta da daha öncesinden de tanıdığım kızım gibi gördüğüm ahlak abidesi bir genç hanım. Bütün bu özelliklerini bildiğiniz bir hanımla ilgili bakıyorsunuz son derece düzeysiz, yüzeysiz, hiçbir şekilde izah edilemeyecek bir haber bir milletvekili sonra danışman denildi ama tarafından tweette dile getirilebiliyor. Sayın Kılıçdaroğlu ile bir araya geldiğimizde bunu paylaşmıştık ’çocuklarımız bu işin bedelini ödüyorlar.’ Ben kendi çocuklarımdan biliyorum. Kaç gece, bizimle az görüşmeleri bir eksikliğin dışında bir de çocuk gençliğini yaşamak istiyor ama ’yok’ diyorsun. ’Sen Başbakan’ın çocuğusun, şuraya gitmen doğru değil, koruma yanında olacak.’ Genç serbest hareket etmek istiyor ama etrafına kurallar geliyor. Bunlar o özel görüşmelerde dile getirebiliyor."
"Tuğrul Türkeş’in böyle ön yargısız bir şekilde davranacağına inanıyordum"
Türkeş’in teklifine "evet" demesini yadırgamadığını vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Tanıdığım bildiğim Tuğrul Türkeş’in böyle ön yargısız bir şekilde davranacağına inanıyordum. Orada aslında bütün teklif ettiğim şahısların da bir baskı karşısında direnebilecekleri ümidiyle göndermiştim, açık söyleyeyim, oradaki bütün adayların. MHP’de de CHP’de de devlet tecrübeleriyle içlerinden gelen bir sesin ’ya biz yanlış yapıyor muyuz acaba?’ diye en azından bir sual uyandıracağını düşünüyordum. ’İçimden bir ses evet parti böyle diyor, Genel Başkan böyle diyor ama bir gidip konuşalım Genel Başkan’la, bir partiyle konuşalım’ diyerek en azından. Onun için gelen mektupları bir hatıra olarak saklayacağım her biri ayrı bir mantığı yansıtıyor. Bazılarının içten içe bir vicdani muhasebe yaptığını, bazılarının nezakete itina gösterdiğini, bazılarının farklı bir tavır sergilediğini, bazılarının ders vermek için bunu bir fırsat olarak gördüğünü tarihe kayıt düşmek için, hepsi de bir tavırdır."
Türkeş’in görevi kabul etmesinin nedenine değinen Davutoğlu, "Sayın Türkeş içinde gelen sesi dinledi bence, ne beni dinledi ne de mektubu ya da yapılan çağrıları. İçinden gelen ses ona ’bu bir devlet görevidir, bunun gereği yapılmalıdır, şu anda bunu yapmazsam ileri de bunu izah edemem’ diye bir ses geldiğini, içinden gelen sesi dinlediğine ve buna da saygı duyuyorum" şeklinde konuştu.
Davutoğlu, Anayasa’nın 114. maddesi çerçevesinde kurulacak geçici seçim hükümetinde görev alması için teklif götürdüğü kişilerden, "hayır" cevabı verenlerin kendisini şaşırttığını sözlerine ekledi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Geçici Bakanlar Kurulu’na ilişkin, "Türkiye’den her rengin temsil edildiği, sağ ve sol, Kürt, Türk, Alevi, Zaza, MHP’li BBP’li, HDP’li, gençliğinde muhtemelen birbiri ile karşı karşıya durmuş ama şimdi aynı masa etrafında Türkiye’nin geleceğini konuşacak birçok ismin bir arada olduğu iyi bir kabine oluştuğu kanaatindeyim" dedi.
"Bir takım kriterleriniz vardı. Bu kriterlere uygun tam içinize sinen bir kabine listesi oluşturabildiniz mi?" sorusunu yanıtlayan Davutoğlu, kabinede daha fazla kadın olmasının planladığını söyledi. Davutoğlu, üzerinde düşünülen bazı isimlerin de bulunduğunu ancak şartlar ve dağılım itibariyle ellerinin çok serbest olmadığını vurguladı.
Geçici hükümeti kurma görevini aldıktan sonra ön yargı olmadan belli kriterleri zihninde tasarladığını belirten Davutoğlu, anayasal zorunluluğu olan bir hükümet kurduklarına dikkati çekti.
Bakanlık teklifi götürülen isimleri tespit ederken, temsil kabiliyetlerinin olmasına da dikkat ettiğini anlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Diyelim CHP ya da MHP ile koalisyon kurmuş olsaydık, o zaman takdir Sayın Kılıçdaroğlu’nun ve Sayın Bahçeli’nin olacaktı kimlerin gireceği ile ilgili. Ama onların da tercih edeceği isimler muhtemelen bunlar olurdu diye de düşünerek devlet tecrübesine sahip olan, belli alanlarda uzmanlığına benim de başka bir partide olmakla birlikte hürmet ettiğim isimleri öne çıkarmaya çalıştım."
"Bir kilimin desenlerinin uyumu gibi"
Bakanlık teklifi götürülenlerden sadece 3 ismin "evet" dediğini belirten Davutoğlu, "O aşama ortaya çıkınca, bu sefer ’Madem ki ben tam olarak bu tabloyu gerçekleştiremedim ama Türkiye’nin resmi buraya yansısın’ dedim. Eğer anayasal zorunluluğa partilerin tümü ’evet’ demiş olsalardı daha renkli bir tablo ortaya çıkacaktı, bundan eminim ama o olmayınca öyle bir temsil gücü olsun ki bu kabinenin bu temsil gücüyle herkes kendisinin burada bulunduğunu hissetsin" diye konuştu.
Türkiye’nin resminin kabineye yansımasını istediğini bildiren Davutoğlu, "İçinde Türk’ün, Kürt’ün, Zaza’nın, Alevi’nin, Sünni’nin, Karadenizli’nin, Akdenizli’nin, Kıbrıslı’nın, Sayın Türkeş Kıbrıs kökenlidir, Rumelili’nin, herkesin olduğu bir resim olsun. Kimse burada eksik olmasın. Bir kilimin desenlerinin uyumu gibi. Bunun da iyi sağlandığını düşünüyorum. Belli tercihleri buna göre yapmaya gayret ettim" ifadesini kullandı.
"Onları da kongre sürecinde ve gelecek seçimlerde tekrar değerlendirmeye alacağız"
Geçici hükümette AK Parti’ye 11 bakanlık düştüğünü ancak önceki kabinede 13 milletvekili bakan olduğuna işaret eden Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bunların hepsi kıymetli arkadaşlardı fakat diğer partilere verdiğimiz kontenjanları da göz önüne alarak, ilk kez de başörtülü bir bakan da olması hasbiyle 11 bakan arkadaşımı muhafaza ettim, 2 bakan arkadaşın hizmetlerine teşekkür ettim. Her ikisi de çok kıymetli arkadaşımız ve çok da büyük bir olgunlukla karşıladılar, Sayın Volkan Bozkır ve Sayın Ayşenur İslam. Bu da bir zorunluluktu, 13 sayısının 11’e düşmesi gerekiyordu. AK Parti’den bakan olmayan arkadaşlarıma da hiçbir ayrım gözetmeden onlara da teşekkür ettim ama onları kabineye almam mümkün olmadı çünkü milletvekili değillerdi ama her biri birbirinden kıymetli arkadaşlardı. Onları da kongre sürecinde ve gelecek seçimlerde mutlaka tekrar değerlendirmeye alacağız."
"Biz, iyi niyetle, hayır niyetle yola çıktık"
Geçici hükümetin icra gücünün önemli olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Bu hükümet icra edecek ve Türkiye, hem güvenlik bağlamında hem sosyal gündem ve ekonomik gündem bağlamında son derece yoğun bir gündemle karşı karşıya. Burada bu gündemi taşıyacak bir ağırlığın olması önemliydi. Burada bakıldığında kimse ’Bu isim burada ne arıyor, neden buraya gelmiş?’ demeyeceği şekilde bir uzmanlığa da baktım" dedi.
Davutoğlu, hükümeti oluştururken, sürekliliğin sağlanması amacıyla müsteşarlardan ve bakan yardımcılarından da istifade ettiğini dile getirerek, 3 bakanlığa da bağımsız isimlerin getirildiğini söyledi. Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Bu tablonun beni de bu tabloyu analiz edenleri de tatmin ettiğini düşünüyorum. Türkiye’den her rengin temsil edildiği, sağ ve sol, Kürt, Türk, Alevi, Zaza, MHP’li, BBP’li, HDP’li, gençliğinde muhtemelen birbiri ile karşı karşıya durmuş ama şimdi aynı masa etrafında Türkiye’nin geleceğini konuşacak birçok ismin bir arada olduğu iyi bir kabine oluştuğu kanaatindeyim. Allah utandırmasın. Nihayet biz, iyi niyetle, hayır niyetle yola çıktık. Sonucu da hayrolur, akıbet hayrolur diye düşünüyorum."
"Hep beraber, hem de çok da güzel bir tablo olurdu"
Davutoğlu, "Bu bir AK Parti hükümeti mi, Davutoğlu hükümeti mi? Nasıl adlandırılacak?" sorusu üzerine, geçici hükümetin AK Parti hükümeti olmadığını, anayasal bir zorunlulukla kurulduğunu yineledi.
Görevi almadan bir gün önce görevin muhtemelen kendisine tevdi edileceğini düşünerek, sabah erken bir vakitte diğer partilerin bütün isimlerinin öz geçmişlerini ön yargısız bir şekilde etüt ettiğini anlatan Davutoğlu, "Burada tek tek kişiler önemliydi" dedi.
Geçici hükümete katılmaya reddedenlerin anayasal çizginin dışına çıktığını belirten Davutoğlu, perşembe günü CHP’ye ve MHP’ye hükümet kurma çağrısı yaptığını aktardı. Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Eğer o çağrıma kulak verilmiş ve geçen cuma günü bir araya gelmiş olsaydık yeni bir hükümet kurardık ve muhtemelen içinde Sayın Bahçeli ve Sayın Kılıçdaroğlu da olurdu, onların arkadaşları da olurdu. Hep beraber, hem de çok da güzel bir tablo olurdu. Hem seçim meydanlarında rekabet ederdik, sonra da Bakanlar Kurulu’nda oturup birlikte Türkiye’nin geleceğini konuşurduk. Mükemmel bir şey olurdu. Ben bundan çok büyük haz alırdım. Şu anki kabineden büyük mutluluk duyuyorum ama o kabineden daha fazla mutluluk duyardım Sayın Bahçeli ve Sayın Kılıçdaroğlu ile birlikte bunu düşünmekten ama buna olumlu bir cevap almadık."
"Anayasal zorunluluk"
HDP ile hükümet kurmak istemediklerini en başta ifade ettiklerini söyleyen Davutoğlu, "Çünkü HDP, ’AK Parti ile asla olmaz’ demişti ve sonra teröre de destek vermişti. Kendilerine saygı duymakla beraber ve Anayasal zorunluluk gereği Bakanlar Kurulu’nda bulunacak olmamla birlikte, 2 HDP’li bakan, AK Parti ya da Davutoğlu hükümetinde yer almazdı. Kimseden bir şey saklamadan, açık söylüyorum. Çünkü terörle ilgili tutumunu net olarak ortaya koyması gereken bir parti ile karşı karşıyayız" dedi.
HDP’li 2 bakanın Bakanlar Kurulu’nda yer almasının Anayasal bir zorunluluk olduğunu ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Ben Anayasal zorunluluktan kaçınamam. Ama maalesef özellikle MHP ve son dönemdeki tutumuyla CHP, bizi ve Türkiye’yi öyle bir kıskaca sokmak istediler ki ’AK Parti ile HDP bir araya geldi, bir hükümet kurdu’... Bu Anayasa’yı anlamamak, Anayasa’ya saygı duymamak demek. Anayasa’nın amir hükmünü, Bahçeli bazı tweetler ile yine kendisine yakıştıramadığım ifadeler kullanmış ama, Anayasa’nın 114 ve 116. maddelerini okusalar ve milletin, devletin, ülkenin şu anda karşı karşıya olduğu riskleri görseler, o okuma becerileri ve muhakeme kabiliyetiyle, benim muhakeme kabiliyetimin olmadığını iddia etmiş. Yine tebessümle karşılıyorumve benim muhakeme kabiliyetimi herkesin takdir edebileceğini düşünüyorum. O muhakeme kabiliyetiyle o metinleri şöyle bir kenara çekilse ve okusa, ’Üzerine yemin ettiğim bu Anayasa bana ne diyor’ dese, bizim Anayasa’nın Türkçesi çok bozuktur ama en azından o maddelerin Türkçesi ne olduğunu anlatıyor, muhakeme kabiliyetini işletebilseydi, farklı bir sonuca ulaşabilirdi. Bu zorunluluğun getirdiği bir tablo ama bu zorunluluk içinde en iyisini yapmaya çalıştım. Mümkün olan ehliyet ve liyakat ölçülerini en iyi şekilde işletmeye çalıştık. Bu bir AK Parti hükümeti değildir, Davutoğlu hükümeti değildir. Evet benim Başbakanlığımda olması bakımından Davutoğlu hükümeti olarak adlandırılabilir ama bütünüyle benim irademi kullandığım bir hükümet değil. Çünkü Anayasal zorunlulukların getirdiği..."
"Söz söyleme hakkı var"
Davutoğlu, "Sayın Cumhurbaşkanının bu listenin herhangi bir ismi konusunda bir telkini oldu mu? Sayın Cumhurbaşkanına götürdüğünüz liste aynen onaylandı mı?" sorusuna karşılık, Anayasa’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a onaylama yetkisi verdiğini, bu yetkinin de söz hakkının olması anlamına geldiğini, çünkü onaylamanın sıradan bir yetki olmadığını söyledi.
Başbakan Davutoğlu, "Anayasa Cumhurbaşkanımıza ne yetki veriyorsa ona saygı göstermek gerek. Ben kendi yetkimi de bilirim. Liste tamamen benim tarafımdan hazırlanmıştır ama Cumhurbaşkanımızın tabii ki onay makamı olarak görüşleri olmuştur, istişare etmişizdir. Hani bugün toplantı esnasında da bu istişareler sürdü. İlk anda ben kriterlerimi söyledim. İlkesel bazda tabii ki istişare ediyoruz. Bu doğal bir şey, yanlış da değil. Cumhurbaşkanının tecrübesi ve Anayasa’nın getirdiği bir perspektif. Bu eskiden de böyle oldu. Yani hep Cumhurbaşkanları öyle veya böyle kabine üzerinde onay esnasında görüş beyan ettiler. Listenin dokusu, çerçevesi, şu veya bu partiden kimlerin aday gösterilmesi hususu benim yaptığım çalışmaların ürünüdür ve nihayette tamamıyla mutmain olduğum bir tabloyla karşı karşıyayız" diye konuştu.
Burada bir içtihat yaptıklarını ifade eden ve bu konuda çok özen göstermeye gayret ettiğini dile getiren Davutoğlu, hukukçulardan uzun uzadıya görüşler alıp yanlış bir şey yapmamaya çalıştığını aktardı. Başbakan Davutoğlu, "Çünkü ilk defa uygulanacak ve ileride öyle uygulanmıştı diye anılacak" dedi.
Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Gönül isterdi ki böyle bir içtihatta, parti liderleri oturup konuşabilelim ve onlarla birlikte ’ben şu isimleri düşünüyorum ama siz ne dersiniz’ diye istişare edebileyim. Ama bu mümkün olmadı. Çünkü kapıyı net olarak kapattılar. Yalnız benim bu istişarem Anayasal bir zorunluluk değil, siyasi nezaketten ve içtihat oluştururken teamülün oturması bağlamında. Ama kapattılar, ’Görüşmeyeceğiz, telefonlarımız kapalı, bu ahlaksız teklif’ dediler. Gerçekten yüreğime dokunan bir ifadedir. Bana değil o söz, Anayasa’ya yapılan... Ahlaksız ifadesi Anayasa’ya dönük söylenmiş oluyor. Çünkü Anayasa bunu öngörüyor. Ben keyfimden bir sabah kalkıp da bir rüya üzerine yola çıkmış değilim. Bu tabirler olmadan güzel bir geleneği birlikte kurabilirdik. O olmuyorsa telefonla konuşabilirdik. Ama şunu göze almadım artık, 7 Haziran’dan bu yana nasıl bir siyasi nezaket içinde olduğumuzu hepiniz görüyorsunuz. Telefonuma bir muhalefet lideri, bir genel başkan ’sizinle görüşmek istemiyor’ diye bir cevap almayı uygun görmedim. Böyle bir risk olduğunu hissettim. Ortam, psikoloji, atmosfer böyle bir risk içermeseydi aramayı da düşünürdüm. Ama oluşan teamül diyeyim, yine hukuki bir zorunluluktan oluştu. Neden biliyor musunuz? Niye yazılı? Çünkü sarı zarf diye sanki ihale açılmış gibi... O kadar çirkin ki... Bahçeli sarı zarf dediği için, peki bana demişsin, görüşmeyeceğiz, telefonlara çıkmayacağız, kapılar kapalı. Geriye benim Anayasal zorunluluğu yerine getirmek için ne yolum kalıyor? Anayasa’da diyor ki ’önce partililere teklif edeceksin, ondan sonra, eğer onlar hayır derse bağımsız atayabilirsin’. Yani kafana göre bağımsız atayamazsın, hele kendi partinden hiç atayamazsın. Önce hayır cevabı alacaksın, sonra bağımsız atayabileceksin. Onun üzerine mektup yazmışız, gayet de nazik, öz, az bir mektup. Bu mektuba evet cevabı veren 3 değerli milletvekiliyle, bunlar da halk tarafından seçilmiş milletvekilleri, onlar olumlu cevap verdiler ve bir süreç işlemeye başladı. Dolayısıyla içtihadın böyle oluşması benim arzu ettiğim şey değildi. Keşke teamülü, içtihadı başka türlü oluşturabilseydik."
"Türkiye’de hükümet boşluğu doğardı"
Kendisinin de bu sorumluluğu almaması durumunda çok daha büyük bir Anayasal kriz doğacağını belirten Davutoğlu, bu durumda ne olacağının da Anayasa’da bulunmadığını aktardı. Davutoğlu, "Ben deseydim ki diğer partiler gibi, benim de meselem değil. Benim kongrem var, kongreye hazırlanıyoruz, sonra da seçime gideceğim. Kusura bakmayın deseydim, Anayasa ne yapılacağını yazmamıştı. Türkiye’de hükümet boşluğu doğardı. Benim bunu deme hakkım, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’ninki kadar vardı. Ama demedim. Çünkü ülke bir yangın çemberinin içinde ve herkes kaygıyla ’acaba nasıl bir hükümet oluşacak’ diye beklerken, biz bir krize yol açmayız" dedi.
Bu durumu Devlet Bahçeli’nin anlaması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, "Hani bir Cumhurbaşkanının bir Başbakana Anayasa kitapçığını fırlattığında ülkenin nasıl bir krize girdiğini Sayın Bahçeli, rahmetli Ecevit’in yanında otururken yaşadı. Fevri davranışın, öfkenin tek taraflı deklaretif pozisyonların nelere yol açtığını bizzat yaşadı. Bunu görmüş olması gerekirdi. Biz sorumluluğumuzun gereğini yaptık" diye konuştu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Sayın Türkeş, Milliyetçi Hareket Partisi’nin milletvekili olarak anayasanın gerektirdiği bir vazifeyi yapmak üzere ’evet’ dedi, AK Parti’ye geçmek üzere ’evet’ demedi. Onun için sormadım, konuşmadık. ’Siz partiden ihraç edilirseniz ne olur’ diye düşünmem ben. Çünkü o zaten böyle bir ihtimali göz önüne alarak, dirayetli, cesur bir karar almış. Alternatifini düşünerek o kararı almamış" dedi.
Davutoğlu, programda gazetecilerin "Levent Tüzel’in ’hayır’ demesine şaşırdınız mı?" şeklindeki soru üzerine, şöyle konuştu:
"Levent Bey’in ’hayır’ demesi başka gerekçelere dayanıyordu gördüğüm kadarıyla. Normalde ’hayır demeyebilirdi’ diye düşünüyorum ama o HDP’nin kendi içinde ’EMEP’ diye bir partinin genel başkanı. O anlamda bir farklı bir ’hayır’ o. Yani diğerlerinin hükümete katılmama yönündeki ’hayır’ından daha farklı olarak, kendi içlerinde bir süreçte ele alınan bir husus. Önceden bir ’hayır’ diye ön yargısı yoktu onun bildiğim kadarıyla. İnsan Hakları Derneği’nde ve birçok sivil toplum faaliyetinde bulunmuş, ben ona da baktım. Evet çok farklı görüşlerimiz var. O farklı bir çizgiden gelmiş, biz farklı bir çizgiden ama ’bu sorumluluğu üstleniriz’ diye partisinin genel deklarasyonu var, o yüzden şaşırdım. Benim beklediğim, en azından bunun bir iç tartışma doğurabileceği, böyle yüksek sesle bağıra çağıra, televizyonlarda ’bu ahlaksız tekliftir’ demeden, soğuk kanlı bir şekilde düşünecekleri kanaatini taşıyordum" diye konuştu.
"Bu göreve giren AK Parti’ye girmiş olmuyor"
Geçici Bakanlar Kurulu’nda Başbakan Yardımcılığı görevi verilen Tuğrul Türkeş’in MHP’den ihracı durumunda AK Parti’ye davet edip etmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:
"Böyle bir görüşme olmadı aramızda. Ben bunu saygı ve siyasi saygıya da uygun görmem. Sayın Türkeş, Milliyetçi Hareket Partisi’nin milletvekili olarak anayasanın gerektirdiği bir vazifeyi yapmak üzere ’evet’ dedi, AK Parti’ye geçmek üzere ’evet’ demedi. Onun için sormadım, konuşmadık. ’Siz partiden ihraç edilirseniz ne olur’ diye düşünmem ben. Çünkü o zaten böyle bir ihtimali göz önüne alarak, dirayetli, cesur bir karar almış. Alternatifini düşünerek o kararı almamış. Dolayısıyla hukuken de şu anda Milliyetçi Hareket Partili iken bu görevi kabul ettiği için anayasal görevini deruhde etmiş bir başbakan yardımcısıdır."
Davutoğlu, Türkeş’in göreve geliş gerekçesinin AK Parti’ye geçmek olmadığını aktararak, "Bu göreve geliş gerekçesi o değil. Bu göreve giren AK Parti’ye girmiş olmuyor. Bu geçici bir görev, anayasanın öngördüğü ve burada herkes o kuralın gereği olarak orada. Dolayısıyla ben bunu Sayın Türkeş’e söylemeyi doğru görmem, etik görmem. Sayın Türkeş ile böyle bir konuyu konuşmayı da anayasal zorunlulukla uyumlu görmem" diye konuştu.
Davutoğlu, "Davet var, icap var, kabul var, bu iş olmuştur artık. Anayasa’nın gereği yerine gelmiştir. Sonraki başka gerekçelerle başka bir yerden bir ayrılma olması, bu icap ve kabulü ortadan kaldırmaz" değerlendirmesinde bulundu.
"Zihnimdeki fikir demleniyor"
"Başbakan Yardımcıları arasında bir görev dağılımı yaptınız mı?" şeklindeki bir soru üzerine Davutoğlu, "Arkadaşlarla oturup bir görev dağılımı yapacağız, bunları netleştireceğiz. Zihnimde var, hiçbir şeyi zihnimde tasavvur etmeden yola çıkmam" ifadesini kullandı.
Kendisinin sabah konuşmasını hazırlarken, eşi Sare Davutoğlu’nun "çaya ihtiyacın var mı?" şeklinde soru yönelttiğini belirten Davutoğlu, "Çay değil, zihnimdeki fikir demleniyor. O fikir demlenir. Onu zorlayarak, ani bir kararla demlenmemiş bir fikri ortaya attığınıza pişman olursunuz" dedi.
"Ezbere bugünü beklemedim"
Başbakan Davutoğlu, geçtiğimiz perşembe gününden, salı günü görevi alana kadar, bakan olacak isimlerin alternatif olarak zihninde demlenmeye başladığına dikkati çekti.
Kendisine Bakanlar Kurulu teklifinin AK Parti’li bakan adaylarına kapalı zarfla göndermemesinin sebebinin sorulduğunu aktaran Davutoğlu, şunları kaydetti:
"AK Parti’deki arkadaşlarımı tanıyorum onların bana ’hayır’ demesi zaten muhal. Bir de işin şu yönü var ki aslında diğer partilere olan saygımdan böyle yaptım. Ben aynı anda AK Parti’li bakanlara da.. ki zihnimde berraktı her şey gönderebilirdim ama bu şu anlama gelirdi; muhalefet partilerinden bir cevap gelmeden, onları bir yere yerleştirmeden bakan olarak, AK Parti’lileri zihnimde yerleştirseydim, muhalefet partilerine yaptığım teklif anlamsızlaşırdı, onlara öncelik verdim. Mesela bugün iki HDP’liye ve Sayın Türkeş’e düşündüğüm şey, o gün yani teklifi yaptığım gün zihnimde olan bakanlıklardı, yani ezbere bugünü beklemedim. Diğerleri ’evet’ deseydi onlar içinde hangi bakanlıklar olacağını düşünerek, teklif yapmıştım. Yani geçmişte ne yapmış, hangi bakanlığı yapmış, her birisi için zihnimdeki bakanlık berraktı. Şimdi bu bitti başbakan yardımcılığı konusunda ve diğerlerinde zihnimde bir tasavvur var."
Davutoğlu, göreve gelen üç AK Parti’li genel başkan yardımcısının dava arkadaşı olduğunu ancak Başbakanlık ofisine geldikleri andan itibaren Sayın Türkeş’in de diğer başbakan yardımcılarından hiçbir farkı olmadığını söyledi.
Bakanlar Kurulu’nun pazartesi ya da salı günü toplanabileceğine işaret eden Davutoğlu, "Çünkü pazartesi seçim takvimi itibariyle de kritik bir gün, istifaların birtakım şeylerin son günü. Bakalım hafta sonu çalışacağız. Hafta sonu tabii ağustos ayının bereketi ve çok sayıda töreni vardır. 30 Ağustos törenleri, onlara icabet edeceğiz. Sonra da muhtemelen pazartesi ya da salı ilk Bakanlar Kurulu toplantısını yaparız. O Bakanlar Kurulu toplantısında da tablo netleşir, siz de görev dağılımını daha yakından görürsünüz" şeklinde konuştu.
Yeni bakanların yemin törenlerine ilişkin bir soruya ise Davutoğlu, şu yanıtı verdi:
"Bir güvenoyu gerekmiyor biliyorsunuz. O konuda ihtiyaten tekrar hukukçularla konuşuruz. Meclis Başkanlığımız ne uygun görürse, farklı görüşler geldi bana çünkü. Meclis Başkanlığı ne uygun görürse ona göre bir tutum alırız. En kısa zaman da da zaten bir tezkeremiz var, dolayısıyla o iki takvimi birleştirebilirsek bir seferde bunu hallederiz, fazla yorucu olmaz. Meclis Başkanlığımızın bu konudaki takdiri, onlara ait. Yani ne zaman görüşülür ne olur, bizim grup başkan vekilimizle diğer partililer görüşürler onu bağlarlar."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sosyal paylaşım sitesi twitter üzerinden yaptığı açıklamalara ilişkin, "Muhatabınızın seviyesi bu kadar düşmüşse söyleyecek sözlerin sınırına gelmişsiniz demektir. Hatta sözün de anlamının kalmadığı yerdesinizdir" dedi.
Geçici Bakanlar Kurulu’nda Ayşen Gürcan’ı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak atama haberini vermek için aradığını belirten Davutoğlu, yaşadığı olayı şöyle anlattı:
"Bir değil belki sekiz belki on telefon görüşmesi çünkü kesiliyor arka arkaya tabi. Ayşen Hanım Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak atadığımız arkadaşımız. Öğretim üyesi, profesör dolayısıyla İstanbul’da olduğunu düşünerek şey yaptık. Sonra ben Mescid-i Aksa’dayım. O sırada kesildi. Tamam Mescid-i Aksa’dasınız ama Türkiye’ye dönseniz iyi olacak, sizinle ilgili hayırlı bir yerde hayırlı bir haberim var dedim. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına sizi öngördük dedim. Kesildi telefon. Döndü Sayın Başbakanım Sosyal Politikaları anladım da gerisini anlayamadım" dedi. Dedim Mescid-i Aksa’dasınız dua edin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına atandınız. Tekrar kesildi. Biraz sonra daha aradı efendim bu sefer aileyi de anladım da sonunu anlayamadım derken yedi sekiz telefon görüşmesi sonrası hayırlı haberi aldı ve efendim hemen geliyorum dedi. Teveccühünüz için teşekkür etti."
"Twitter’ı keşfettikten sonra iyice çekilmez hale geldi"
Kabine açıklanırken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamaların zamanlaması ve içeriğine ilişkin soruya da Davutoğlu, "Sayın Bahçeli’yle yüz yüze görüştüğümüzde de kendisine ifade ettim. Misafir ettiğinizde veya misafir olarak gittiğinizde gösterdiği nezaket, saygılı tavır ile yazılı metinlerdeki üslup arasında herhangi bir bağ kurabilmek mümkün değil" yanıtını verdi.
Bahçeli’nin şahsi ilişkisinde son derece nazik olduğunu aktaran Davutoğlu, "Ama bugün söz konusu twitlerde görüldüğü üzere yazılı metinlerde hele bu twitter keşfettikten sonra iyice çekilmez hale geldi" dedi.
Bahçeli’nin yazılı metinlerinde kullandığı dili "ağır" değil "hafif" olarak nitelendiren Davutoğlu şöyle devam etti:
"Sertlik anlamında siz ağır dediniz ama düzey anlamında hafif bir düzey. Yani üfleseniz izi kalmayacak bir üsluptur bu. Ben yakıştıramıyorum gerçekten bir akademisyene ve dediğim gibi yüz yüze görüşmedeki zarafeti ile şu dili ben şöyle düşünüyorum, herhalde bunu başkaları yazıyor. İyi niyetli düşündüğüm zaman böyle. Ama gerçekten Sayın Bahçeli’nin kaleminden çıkıyorsa ikili bir kişilikle karşı karşıyayız demektir. Hangi Bahçeli’nin muhatabımız olduğunu bilmemiz lazım ki biz de ya nezakete nezaketle ya da şu ’hafif’ dile hakkettiği şekilde cevap verelim. Buranın Allah aşkına bütün o twitleri okuduğunuz da bana hitaben yazıyor, neresini alacağız."
Parti genel başkanı olması ve MHP’ye oy veren vatandaşlara duyduğu saygıdan dolayı Bahçeli’ye saygı gösterdiğine işaret eden Davutoğlu, "Muhatabınızın seviyesi bu kadar düşmüşse söyleyecek sözlerin sınırına gelmişsiniz demektir. Hatta sözün de anlamının kalmadığı yerdesinizdir" ifadesini kullandı.
Bahçeli’nin sosyal medya üzerindeki açıklamalarına sebep olan konuşmasında tahkir edici bir tabir kullanmadığına dikkat çeken Davutoğlu sözlerine şöyle devam etti:
"Ben bunun yazılmasına sebep olan bugünkü konuşmamın bir yerinde ’ne istiyorsun mübarek’ dedim. Dikkat ederseniz tabirde mübarek tabiri yani nihayetinde tahkir edici değil. Ne istediğini sordum. Allah aşkına şunu okuyan birisi Bahçeli ne istediğini söylemiş der mi? Hala belli değil ne istediği. Hükümet olmak istiyor musun istemiyor musun? Erken seçime gitmek istiyor musun istemiyor musun? Şimdi hükümet olmak istemediği aşikar. En başından itibaren onu söylüyor. Peki sen hükümet olmak istemiyorsan ülke ne yapsın, nasıl hükümete gitsin. Başka partilere görev veriyor. Sen milletin huzuruna çıktığında şunu mu dedin, ’siz bana oy verin ama ben başka partilere görev vereceğim.’ Yani AK Parti, HDP, CHP bir araya gelsin diyeceğim’ diye mi milletten oy istedin? Siz bana oy verin ama ben diyeceğim ki ana muhalefet görevi bende ve her şeye hayır diyeceğim’ diye mi istendi? Siyaset bunun için mi yapılır. Kafa karışıklığı var, hedef karışıklığı var ama en önemlisi niyet karışıklığı var. Niyetin ne olduğu muğlak. Sonra da hakaret ediyor. Bir kere kendi sistematiğinde soruma cevabı yok."
"Ülkücü gençler şu üsluptan ne öğrenecekler"
Bahçeli’nin seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından erken seçim istediğini ve seçim tarihi verdiğini anımsatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Sonra biz gittiğimizde erken seçim için gelirseniz parlamento’ya girer ve ’hayır’ deriz dedi. Ben karşımdaki muhatabımın belli bir sistematik içinde düşündüğü varsayımıyla yaklaşırım. Sayın Bahçeli’nin böyle bir fikri silsile içinde bunları yazdığı kanaatinde değilim. Hakaretlere gelince bu yakışmıyor. Yani ülkücü gençler şu üsluptan ne öğrenecekler. Ben muhataplarımı eleştiririm ama ağzımdan hiç hakaret kelimesi çıktığını kimse gördü mü? Bir de gerçeği de yansıtmıyor. Bana bakmış da ben çok yorgun, çok bezgin görünüyormuşum. Allah aşkına ben bugün sabah erken saatlerden beri ayaktayım çalışıyorum. Hiç yorgun görünüyor muyum şu anda? Veya beni herhangi birisi çalışırken yorgun gördü mü? Bir de Sayın Bahçeli’nin yüz ifadesine baksınlar. Hiç dingin veya dinamik gördünüz mü. Sayın Bahçeli TBMM’de 5 saat, ne kadarsa müeddep bir şekilde, saygılı oturur ama yüzünde bir hayat emaresi görmek mümkün mü? O bana bakmış beni yorgun görmüş."
Yorgunluğun da insani bir durum olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, dün 1,5 saat AK Parti Genişletilmiş İş Başkanları Toplantısı’nda konuştuğunu, sonra geçici hükümete son halini verdiğini ve ardından il başkanlarıyla tekrar bir araya geldiğini anlattı.
Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Geçici Bakanlar Kurulu’nu sunup, onaylattıktan sonra Çankaya Köşkü’ne gelerek basın toplantısı düzenlediğini aktardı.
"Ciddiye almıyorum"
Toplantının ardından AK Parti Genel Merkezi’nde MYK ve MKYK toplantılarını yaptığını ifade eden Davutoğlu, şunları söyledi:
"Sonra da sizin programa geldim. Allah aşkına işte ekrandakiler görüyor. Twittera göre ben yorgunum, bezginim. Bu arada da dinlenecek vaktim olmadı yani görüldüğü gibi programda. Hiç öyle bir emare görüyor musunuz? İşte meydan okuyorum bana yorgun ve bezgin diyenlere. Sabaha kadar çalışmaya da varım. Hiç uyumadan, yarın 24 saat daha çalışmaya varım. Mesele, çalışmaya yüzün, aşkın olsun. Orada Sayın Bahçeli bana yorgun dedi diye, bezgin ya da muhakeme yoksunu dedi diye... Günde onlarca işimi muhakeme edip, seri kararlar alıp bu kararları sonuçlarıyla göğüsleyecek gücümüz kudretimiz var. Ciddiye almıyorum. Ciddiye alsam söylenecek çok şeyler var."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Avrupa Birliği Bakanlığı bu açıdan bir yüzleşme bakanlığıdır. Avrupa Birliği tarafından da böyle. Türkiye’yi eleştiren, Türkiye’de özgürlüklerin olmadığını iddia eden bazı bakanlar karşılarında HDP’li bir bakanla temas kuracaklar. Bu da tecrübe edilecek. Avrupa Birliği açısından da bir sınamadır bu. Acaba Avrupa Birliği ülkelerinin hangisinde bu görüşleri olan siyasal bir hareket temsil makamına getirilmiştir. Türkiye’deki demokrasinin düzeyini ve seviyesini de Avrupalılar görmüş olacaklar. Ben onu görmelerini istedim. Türkiye’ye tepeden bakan Avrupalıların, gerektiğinde Türkiye’de en aykırı görüşlere sahip bir partinin temsilcisinin ülke temsili görevine verilebileceğini görmeleri lazım. HDP için de Avrupa Birliği için de bir sınamadır" dedi.
HDP’li iki milletvekiline Avrupa Birliği ve Kalkınma Bakanlığı görevlerinin neden uygun görüldüğü yönündeki soruya Başbakan Davutoğlu, "Adalet herşeyi hakkettiği yere koymaktır, hakkettiği değeri vermektir" yanıtını verdi.
Kendisinin HDP ile koalisyon yapmayı arzu etmediğini ve etmeyeceğini ancak seçmenlerine saygısının sonsuz olduğunu aktaran Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Başbakan olduğumda Başbakanlık binasında kabul ettiğim Demirtaş ile 7 Ekim’de halkı isyana teşvik eden Demirtaş arasında farkı gördüğümde, HDP’nin ve onun siyasi liderliğinin zihinlerinde barış değil, çatışma ve şiddet olduğunu acı bir tecrübeyle görmüş olduk. Aradaki muazzam farkı. Bir sene içinde hep bunları yaşadık. Bir tarafta barış oyunu oynayan diğer tarafta hemen şiddete temayül gösteren, boşluk bulduğu anda terörü teşvik eden hukuk devleti kuralları dışına çıkıp, kendi hukukuna neredeyse dayatmak için çaba sarfeden bir anlayışın görünen yüzü. Normal şartlarda dediğim gibi, bu anlayışlar giderilmedikçe, barışçıl ve demokratik bir siyasete geçilmedikçe bizim onlarla işimiz yoktur."
Ceylanpınar’da iki polisin "alçakça" şehit edildiğinde açıklama yapmaktan çekinenlerin şimdi açıklama yaptıklarına dikkate çeken Davutoğlu, insanların zihniyetinin belli noktalarda dönüşüme uğraması için illa güç mü görmesi gerektiğini belirtti.
7 Haziran’dan sonra HDP’nin benimsediği siyaseti, bazı HDP’li milletvekillerinin özellikle de silah taşıma dahil PKK terör unsurlarıyla diyaloglarını açıkça dile getirmelerini, Türkiye’yi "yüzsüzce" Avrupa’da şikayet etmeleri yönündeki tavırlarının kabul edilemeyeceğini belirten Davutoğlu, ancak HDP seçmenine duydukları saygıda kusur etmediklerini vurguladı.
Davutoğlu, bugün HDP’ye oy verenlerin yarın kendilerine ya da başka bir partiye oy verebileceklerine işaret ederek, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi eleştirirken MHP seçmenine de saygıda kusur etmediklerini bildirdi.
HDP’nin üslubunun, seviyede takındığı tutumun, Türkiye’yi bir kardeş kavgasının eşiğine getirdiğini ifade eden Davutoğlu, HDP’nin PKK terör örgütü yapılanmasından bağımsızlığını ilan edemediğini, o vesayetten kurtulamadığını söyledi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Anayasanın bir zorunluluğu olarak HDP’den 3 milletvekiline teklifte bulunduklarını ve 2 milletvekilinin kabinede yer aldığına dikkati çekerek, milletvekillerinin kendisinin bakanı olacaklarını ve Anayasadaki zorunluluk gereği birlikte çalışacaklarını bildirdi.
Davutoğlu, HDP’li milletvekili Levent Tüzel de kabul etseydi ona da başka bir bakanlık düşündüğünü ancak şu anda bunu dile getirmenin doğru olmayacağını vurguladı.
HDP ve Avrupa Birliğine bir sınama
"Taç giyen baş uslanır" sözünü söyleyerek tecrübenin en iyi öğretmen olduğunu anlatan Davutoğlu, Avrupa Birliği Bakanlığını üstlenen HDP’li milletvekilin dikkat etmesi gereken hususları şu şekilde sıraladı:
"Avrupa Birliği Bakanlığı dış temsil yönü de olan ama Türkiye’deki demokrasi anlamında da bir referans ölçüsü olması gereken bir bakanlık. Yani Avrupa Birliği Bakanlığı yapan arkadaşımız bu zeminde Türkiye Cumhuriyeti devletinin temsilcisi olarak Avrupa’da bulunacak ve onu açıkça ifade ediyorum, bu temsili unutmaması gerekir. Seçerken Anayasal zorunluluk var fakat yürütürken bu hükümetin iç disiplinine özen gösterecek. Dolayısıyla ben Ali Haydar beyin burada herhangi bir şekilde yurtdışında temsil anlamında bir zaafı oluşturmayacağını ümit ediyorum kendi açısından. Brüksel’e gittiğinde eminim bölücü terör örgütünün eylemlerini savunamaz ve o savunmadığı için de HDP’liler onu eleştiremez ya da ’Türkiye’deki anayasal düzen yerine şu düzen gelmelidir’ gibi bir fikri ortaya koyamaz. Bunlar tabi tecrübeyle hep beraber göreceğiz.
Avrupa Birliği Bakanlığı bu açıdan bir yüzleşme bakanlığıdır. Avrupa Birliği tarafından da böyle. Türkiye’yi eleştiren, Türkiye’de özgürlüklerin olmadığını iddia eden bazı bakanlar karşılarında HDP’li bir bakanla temas kuracaklar. Bu da tecrübe edilecek. Avrupa Birliği açısından da bir sınamadır bu. Acaba Avrupa Birliği ülkelerinin hangisinde bu görüşleri olan siyasal bir hareket temsil makamına getirilmiştir. Türkiye’deki demokrasinin düzeyini ve seviyesini de Avrupalılar görmüş olacaklar. Ben onu görmelerini istedim. Türkiye’ye tepeden bakan Avrupalıların, gerektiğinde Türkiye’de en aykırı görüşlere sahip bir partinin temsilcisinin ülke temsili görevine verilebileceğini görmeleri lazım. HDP için de Avrupa Birliği için de bir sınamadır. HDP için de Avrupa Birliği için de. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik standardından artık kimsenin şüphe etmemesi lazım."
"Doğan, sivil toplum içinden gelen değerli bir milletvekili"
Kalkınma Bakanlığına HDP’li Müslüm Doğan’ın atanmasına ilişkin de Davutoğlu, Doğan’ın sivil toplum içinden gelen değerli bir milletvekili olduğunu söyledi.
Barajlara yapılan saldırıları, kalkınma için yapılan büyük projelere HDP’nin nasıl bir tutum takınacağını 2,5 ayda daha iyi analiz edileceğini ifade eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kendilerinden çıkan bir bakanın kalkınma projelerine verdiği desteğin yanında mı duracak yoksa bütün ’bu barajlar askeri baraj’ diyen Demirtaş ve benzerlerinin zihniyetiyle mi hareket edecekler. Biz 12-13 yıl içinde Türkiye’nin her yerine kalkınma hamleleri yaptık. Onlar ise tırları yaktılar, şantiyeleri bastılar. Barajları yıkmaya kalktılar, oraya gelen, yatırımla gelen iş adamlarını korkutup kaçırdılar, orada yatırım yapan iş adamlarından haraç alıp, onları oradan sürmeye kalktılar. Şimdi kalkınma projeleri ve kalkınma ile ilgili hedefler onların bir arkadaşında. Görelim nasıl tavır takınacaklar.
Doğu ve Güneydoğu’daki aziz vatandaşlarımıza, ’biz her ne kadar Kalkınma Bakanlığı’nı almışsak da bu bölgenin kalkınmaması için ’barajları da yıkarız, tırları da yakarız, şantiyeleri de basarız’ mı diyecekler, yoksa dönüp PKK’ya ’yeter yaptığın bu ülkenin kalkınması artık bizim elimizde çek şu eşkıyalarını’ diyebilecek cesareti gösterebilecekler mi? İşte bir sınama. Göreceğiz bu 2,5 ayda takınacakları tavır gerçek demokrasi mi istiyorlar, şiddetle Türkiye’de bir kardeş kavgası mı çıkarmak istiyorlar, onu göreceğiz."
"Anayasal zorunluluk"
Avrupa Birliği Bakanlığı konusunda Türkiye’yi yurt dışında anlatırken çizgi dışına çıkmamaları gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, "Ben başbakanım. Bu bakanların buraya gelmesi anayasal bir zorunluluktur ama burada görev yaparken Türkiye Cumhuriyetinin ve milletin temsili bağlamında bizi zora sokmayacak bir tavır takınmaları görevlerinin gereğidir. Yani eşit düzeyde değiliz. Bu görev başbakan olarak bendedir, Türkiye’yi rencide edecek hiçbir söze hiç bir tavra tahammül de gösterilmeyeceğini bilmeleri lazım. Bu arkadaşlarımızı da ona göre seçtim" diye konuştu.
HDP’li bir milletvekilinin kaymakamlıktan geldiğini, devlet tecrübesi olduğunu, diğerinin ise sivil toplum içinde yer aldığını söyleyen Davutoğlu, halkla içice olduklarını ifade etti. Davutoğlu, HDP’li bakanların, Türkiye’yi rencide edecek bir tavrın içine gireceklerini düşünmediğini söyledi.
Başbakan AhmetDavutoğlu, Türkiye’nin, terörle mücadele sürerken de objektif kuralların uygulandığı bir seçimi gerçekleştirebilecek tecrübeye sahip olduğunu belirterek, "Bu konuda bir kaygı duyulmaması lazım. İnşallah 1 Kasım’a kadar da teröre karşı mücadelenin semereleri alındıkça, milletin oyları üzerinde baskı uygulamaya kalkanlara karşı da her türlü tedbiri alacağız. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kardeşlerimize, vatandaşlarımıza hiçbir şekilde herhangi bir baskıdan çekinmemeleri çağrısında bulunuyorum" dedi.
CHP ile uzun dönemli bir koalisyon hükümeti olmaması gibi bir tablo ortaya çıktığından beri CHP’nin böyle bir tablo yokmuş gibi yapılan istikşafi görüşmeleri dile getirdiğini ifade eden Davutoğlu, CHP’nin istikşafi görüşmede "Türkiye’nin dış politikası 180 derece değişmelidir" ifadesini kullandığını ve bunu kabul etmelerinin mümkün olmadığını söyledi. Bu yolun Türkiye karşıtı olanlarının, Türkiye’yi kendi içine çevirmek, hapsetmek isteyenlerin tercih ettiği bir yol olduğunu belirten Davutoğlu, "CHP’nin kendi görüşleri olur, ama bizim dış politika noktasında temelde anlaşmazlık noktamız derindi, farklıydı, o sebeple olmadı" dedi.
Ahmet Davutoğlu, CHP ile koalisyon hükümeti olmadığı zaman CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na "reform hükümeti"nde bir araya gelmeyi teklif ettiğini hatırlatarak, reformdan kastının da anayasa maddelerinde değişiklik, seçim barajının düşürülmesi, Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik, seçim güvenliği konusunda düzenleme, HSYK’nın hakimler ve savcılar kurulu olarak ayrılması, Yükseköğretim Kurumu’nda düzenlemeler gibi uygulamaların olduğunu anlattı.Davutoğlu, "Böyle bir reform hükümeti kurabilmiş olsaydık, seçime bu reform hükümetiyle gitseydik, CHP kabul etmiş olsaydı hem reform hükümetiyle bütün bu sorunları çözmüş olacaktık hem de olabilecek bir büyük koalisyonun yürüyebileceği gerçeğini test etmiş olacaktık" diye konuştu.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde sandıkların güvenliği ve seçimin sağlıklı yürümesi için de yeni düzenlemeler planladıklarını, ama reform hükümetinin kurulmamasıyla bunu gerçekleştiremediklerini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Şehirlerde, ilçelerde farklı sandıklarda oy verme imkanı oluşturacak bir yeni düzenlemeyi planlıyorduk, ama olmadı. CHP reddetmiş oldu, MHP’ye de aynı teklife yaptım. ’Gelin şu terör ortamında seçim güvenliğini sağlamak için bir seçim hükümetinde beraber olalım, bunları yapalım’ dedim, MHP de yanaşmadı. Şimdi seçim güvenliğini nasıl sağlayacaksınız diye soruyorlar. Bütün bu şartlara rağmen, seçim güvenliğinin sağlanabilmesi için... Türkiye 2007, 2011 seçimlerine çatışmasız ortamlarda gitmedi. 90’lı yılların seçimlerinin hepsi öyle oldu. Türkiye, terörle mücadele sürerken de objektif kuralların uygulandığı bir seçim gerçekleştirebilecek tecrübeye sahip. Bu konuda bir kaygı duyulmaması lazım. İnşallah 1 Kasım’a kadar da teröre karşı mücadelenin semereleri alındıkça, milletin oyları üzerinde baskı uygulamaya kalkanlara karşı da her türlü tedbiri alacağız. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kardeşlerimize, vatandaşlarımıza hiçbir şekilde herhangi bir baskıdan çekinmemeleri çağrısında bulunuyorum."
"AK Parti hareketi, 14 yıl içinde başka bir siyasi hareketin belki 140 yıl içinde yaşadığını yaşadı"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, bir soru üzerine Türkiye’nin yer küredeki en ilginç ve en cazibeli siyaset laboratuvarı olduğunu, başka hiçbir ülkede görülmeyecek çeşitliliğin söz konusu olduğunu belirterek, "AK Parti hareketi, 14 yıl içinde başka bir siyasi hareketin belki 140 yıl içinde yaşadığını yaşadı. Darbe teşebbüsleri, vesayet çabaları, 2008 küresel ekonomik kriz, dış politikada yepyeni bir paradigma anlayışının getirdiği bir takım husumetler... CHP’nin, 100 yıla yakın bir geçmişi var, ama CHP’nin içinden kaç cumhurbaşkanı, başbakan, meclis başkanı çıktı? Tek parti döneminde zaten rekabet yoktu. Ona rağmen AK Parti’nin 14 yılda çıkardığı kadar olmadı. İçinden 2 cumhurbaşkanı, 3 başbakan, 5 meclis başkanı çıkarmış bir hareketten bahsediyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti’de 13 yılda çok zengin bir kadronun oluştuğunu, şu anda parti içinden 3-4 hatta 5 kabinenin çıkabileceğini ve kendisinin de hiç tereddüt etmeden bu kabinelere başbakanlık yapabileceğini ifade edenDavutoğlu, "Ama bu 14 yıl içinde bu dinamizimden gelen birçok istenilmeyen unsur da musallat oldu bu harekete. Gücün artışıyla gelebilecek, hepimizin insan olmasından doğan zaaflar da ortaya çıkmış olabilir" diye konuştu.
AK Parti’nin kurucu genel başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, partinin kuruluşunda söylediği, "liderlik sultası değil biz bir ortak akıl hareketiz. Biz, halka kibirle bakan hareket değiliz, ahlak, erdem hareketiyiz" ifadeleri hatırlatanDavutoğlu, şöyle devam etti:
"O günlerdeki tespitler bugün için de geçerli, onun için ben kurucu değer ve ilkeler diyorum. AK Parti’nin kurucu değer ve ilkelerinin nesilden nesile aktarılması lazım, ama yenilenmesi de lazım. Kibirle, bir şatafatla, lüksle kısa dönemli hayat standardının değişmesiyle eğer malul hale gelirsek biz özümüzü kaybederiz. Çok açık bir şekilde arkadaşlarıma değişik toplantılarda söyledim; ’bana bir emanet tevdi ettiniz. Benim şu akademik geçmişim var, 30 yaşında dünyanın değişik yerlerinde ders verecek, birkaç üniversiteden birikimim var, eşimin kariyeri var, babam, ailem bir ticaret erbabıydı, ondan intikal eden de belli. Benim hayat standartlarım bu işe çıkarken belli, şu anda belli. Eğer benim hayat standardımda öngörülenden farklı bir şey görürseniz benden hesabını sorun, eğer ben sizde görürsem bilin ki hesabını sorarım.’
Çünkü siyaset kamu otoritesi sadece ve sadece insanın kendi kabiliyetini, birikimini kamunun imkanına sunduğu bir alan halinde olursa ahlaki temeli olur ve gerçek hedefine ulaşır. Kamunun sunduğu imkanlardan hareketle kendi gücünü pekiştirmek isteyenlerin AK Parti hareketinin içinde yeri yok. Olabilir ki dadananlar olur, her harekette olur, olabilir ki şu veya bu şekilde halka kibirle bakanlar çıkabilir aramızdan, ama aramızda barınmamalı. Olabilir ki ben ne yaparsam yapayım kimse benden hesap sormaz diyenler her yere tevessül ettiği gibi bize de tevessül edebilirler, ama bizim aramızda barınamazlar. Şimdi üzerimize dalga dalga yapıştırılmak istenen algılar var. 17-25 Aralık demokratik olarak seçilmiş bir başbakana yönelik bir darbe hareketiyle, ’o dönemin başbakanı’ diye savcının yazdığı iddianame var. Hal böyleyken buradan hareketle AK Parti üzerinde iz bırakmak isteyenler hiçbir şekilde bu hedefe ulaşamazlar."
Başbakan Davutoğlu, 12 Eylül’deki AK Parti’nin Olağan Büyük Kongresi’nin, AK Parti hareketinin zirvesi kongresi olacağını belirterek, "Bizim yapmamız gerekenin şu olduğu kanaatindeyim; bütün bu tecrübeler ışığında kendimizi birkaç nesille harmanlayarak yenilememiz. Yeni bir AK Parti değil, AK Parti özünde doğru ve sağlam, 14 yılda 140 yıllık yolu katetmiş çok sağlam bir hareket, ama bu kadar dinamik şartlarda bir toplumsal dokunun da kendisini yenileme ihtiyacı var" diye konuştu.
AK Parti Olağan Büyük Kongresi’nin aynı zamanda "bir yenilenme" kongresi olacağını belirtenDavutoğlu, partide oluşan birikimin gözardı edilemeyeceğini belirtti.
Dünyanın nabzının iyi tutulması gerektiğini ifade eden ve her genel kurulda bir yenilenme olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, AK Parti’nin alışılmış, statik bir yapı haline gelmesine izin vermeyeceklerini söyledi.
Başlayan hiçbir projenin aksatılmadan sürdürüleceğini anlatan Davutoğlu, Türkiye’nin geçmişte çok zaman kaybettiğini ve tekrar kaybetmemesi için büyük çaba sarf ettiklerini söyledi.
Seçim anketleri ve seçimin ana teması
1 Kasım seçimi, açıklanan anketler ve seçimlerde AK Parti’nin ana temasının sorulması üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:
"Anketleri sürekli yaptırıyoruz ve şunu ifade edeyim, oylarımızda yukarı doğru bir trend var. Bu herkesin bulduğu ortak bir bulgu. Sadece bize ait bir şey değil. Bunun oranı ne olur? Yüzde 44’ü gördüğümüz anketler var, doğru. Ama biz ülkeyi rahat ve istikrarlı bir şekilde yönetmek için sadece anketlerde bir rakama ulaşmak değil, dört partili bir parlamento olacaksa burada 300 milletvekiline doğru veya onu aşacak bir noktaya gelmemiz lazım ki rahat bir istikrarlı dönem eskisi gibi yaşayalım. Çünkü mesela biz yüzde 41’i yine almış olsaydık da üç partili bir parlamento oluşmuş olsaydı muhtemelen milletvekili sayımız 320’lerde olurdu. Dolayısıyla oran kadar milletvekilliğinin dağılımı ve o dağılım neticesinde ne kadar bir şey elde ettiğiniz. Yükselen bir trend olduğu aşikar, yüzde 44-45’leri gördüğümüz rakamlar var ama bu bizi rehavete sevk etmiyor."
Genelde AK Parti teşkilatlarının seçime meyilli olduğunu belirten Davutoğlu, bugün gerçekleştirdikleri toplantıda il başkanlarına "uyumak haram" dediğini aktardı.
Zaruret miktarı dışında uyumanın haram olduğunu söyleyen Davutoğlu, gece 1’de, 2’de il başkanlarını arayacağını söyledi.
Tüm il başkanlarını Ramazan Bayramında aradığını anlatan Davutoğlu, sadece bir tanesinin dürüstçe tatilde olduğunu söylediğini, onun da "tüm vazifelerimi yaparak çıktım" dediğini dile getirdi.
AK Parti’nin bütün kampanyalarının renkli olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "7 Haziran’a giderken de çok yeni unsurlar vardı fakat belki bunları iyi anlatamadık halkımıza. Hem bunları tekrar iyi anlatabilmenin yollarına bakacağız hem de yeni unsurlar olacak kampanyada" dedi.
Aday listelerine de değinen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Mevcut 258 arkadaşımızı seçerken de itinayla seçmiştik. Onlarda grup disiplininin ne demek olduğunu TBMM Başkanlık seçiminde gösterdiler. Hepsi kıymetli arkadaşlar, biz bu rakamların daha yukarı çıkacağını ümit ediyoruz. Tabii değerlendirmeler yapacağız. Ama bütün arkadaşlarımız kıymetli. Belli yerlerde, oy kaybı olan yerlerde neden olduğuna bakacağız. Bu anlamda da yeni bir yaklaşımı hayata geçirmeye kararlıyız, ben inşallah iyi bir netice alacağımıza inanıyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili olarak ise Sayın Cumhurbaşkanımız kendi takdirleriyle konuşmalar yapar, fikir beyan eder bunlar Cumhurbaşkanlığı makamı bir uzlet makamı değil. Ama şunu ifade edeyim; sürekli cumhurbaşkanlığı makamının tartışma konusu yapılmasından halkımız yoruldu. Sanki Türkiye’nin başka hiçbir gündemi yokmuş her gün dışarıdaki basın yayın organlarının bazı kampanyalarına alet olurcasına, sürekli Cumhurbaşkanlığı makamını gündemde tutarak, sürekli bir makam üzerinden siyaset yapmak siyaseti çoraklaştırıyor. Ne öneriyorsanız onu söyleyin. 1 Kasım’ı da sadece Cumhurbaşkanlığı, Saray tartışmaları üzerinden yürütmeye çalışırlarsa artık millet buna ciddi şekilde tepki veriyor ve bunu doğru bir siyasi anlayış olarak da görmüyor. Cumhurbaşkanlığı makamı tartışmaların hem dışında hem üstünde olmak durumunda."
Başbakakan Ahmet Davutoğlu, "Başkanlık sistemi bu netleşmeyi sağladığı çerçevede anlamlıdır, doğrudur. Başkanlık sisteminden otoriter bir tek kişi yönetimi de düşünmemek lazım. Doğru uygulandığında başkanlık sistemi de demokratik olur, parlamenter sistem de demokratik olur" dedi.
Partilere, "Herkesin sorumlu bir siyasetle cumhurbaşkanlığı makamına saygı göstermesi" çağrısında bulunan Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tartışmaların parçası kılmamak gerektiğini belirtti.
Tek başına iktidar olup olamayacaklarını ve Saadet Partisi’yle bir seçim ittifakı kurup kurmayacaklarını sorulması üzerine Davutoğlu, tek başına iktidarın düşünülmediği takdirde siyasetin anlamsızlaşacağını söyledi.
Muhtevalı bir siyasetin iddiası olacağını vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Tabi ki bizim iddiamız tek parti iktidarı ama hedefimiz o değil. Hedef yeni ve büyük bir Türkiye inşa etmek. İddiamız tek parti iktidarı. İnşallah bunu gerçekleştireceğiz.
Saadet Partisi konusuna gelince, tabii ben Türkiye’de mümkün olsa partilerin birleşmek suretiyle böyle çarşaf gibi bir hepsi 100 binler, 200 binler, 30 binler, 20 binler oy alan bir parti tablosu ve oy pusulası yerine belli siyasi kanaatleri yansıtan daha az siyasi partinin olduğu, çok olması yanlış değil, ama daha az siyasi parti ile daha içerikli siyasetin geliştirildiği parti içi tartışmalarla, gelişmelerle tablonun şekillendiği bir siyasetin daha doğru olduğu kanaatindeyim. Bu anlamda bir gün eğer Türkiye, 2-3 ana akımın, partinin öncüğünde bir siyaseti şey yapar, bu parçalanmışlık yok olursa, istikrar daha kolay sağlanır. Bu anlamda her partiyle işbirliği, görüşme zemini olduğu kanaatindeyim. Ne netice alırız onu şimdiden söylemek mümkün değil. Ama toparlanmak iyi bir fikirdi. Partilerin belli odaklarda toparlanması doğru bir yaklaşımdır."
Eski BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu’nun Kültür ve Turizm Bakanlığına getirilmesine de bu bakış açısıyla mı bakılması gerektiği şeklindeki değerlendirme üzerineDavutoğlu, AK Parti’de farklı akımların her zaman kendilerine temsil alanı bulduğuna dikkati çekti.
Yalçın Topçu’nun şu anda AK Parti’ye girmediğini, bağımsız olarak hükümette yer aldığını belirtenDavutoğlu, geniş siyasi kültüründen isimlerin hükümette bulunmasının, hükümetin Anayasanın ilgili maddelerini felsefesinin gereği olduğunu ifade etti.Davutoğlu, "Yalçın Bey’in AK Parti’ye yarın girmeyi düşünse hükümetten ayrılması icap eder. Hükümette olması ön şart değildir ve oraya girdi mi buraya da girer diye birşey çıkmaz. Bu hükümet AK Parti hükümeti değil" diye konuştu.
Seçimlere giderken, Başkanlık Sisteminin AK Parti’nin seçim başlıkları arasında olup olmayacağının sorulması üzerine Davutoğlu, bu konudaki görüşlerini açıkça ifade ettiği için "Kendi makamından feragat ediyor" şeklinde eleştirildiğini anımsattı.
12 Eylül Anayasası’nın bir demokrasinin göreceği en kötü yazılmış anayasa olduğunu söyleyenDavutoğlu, Anayasayı yazan zihniyetin Türkiye’yi kalkındırmak gibi bir fikir olmadığının altını çizdi. Anayasanın, halkın temsilciliklerini mümkün olduğu kadar kontrol altında tutulmasını isteyen 12 Eylül rejimi tarafından yazıldığını söyleyen Davutoğlu, yönetim sistemi anlamında Anayasa’nın bir taraftan ’güçler ayrılığı’ derken diğer taraftan güçleri karmaşık bir şekilde birbirine kattığını belirtti.
Bir gücü ele geçirenin diğerini de ele geçirmek için çaba sarf etmesine yol açan karmaşık bir tablonun ortaya çıktığını vurgulayan Davutoğlu, bunu en son olarak Paralel Yapının, yargıyı ele geçirerek siyaseti, yürütmeyi belirleme çabasında gördüklerini ifade etti.
Davutoğlu, Anayasa’nın cumhurbaşkanı ile başbakan arasında yetki dağılımı sorunu ortaya çıkardığını belirtti.
Halkın cumhurbaşkanı seçeceğinin tasavvur edilmediğine dikkati çeken Davutoğlu,
"Ya pür bir başkanlık sistemi, ya pür bir parlamenter sistem"
Tablonun netleşmesi gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, "Başkanlık sistemi bu netleşmeyi sağladığı çerçevede anlamlıdır, doğrudur. Başkanlık sisteminden otoriter bir tek kişi yönetimi de düşünmemek lazım. Doğru uygulandığında başkanlık sistemi de demokratik olur, parlamenter sistem de demokratik olur. Doğru uygulanmadığı zaman her ikisinden de otoriter yapılar çıkabilir. Bizim önemli olan hangi zeminde siyasi felsefemizi özgürlükçü bir nitelikte inşa ettiğimiz. Özellikle halkın seçimi devreye girdikten sonra bu sistemin Başkanlığa doğru evrilmesi daha doğrudur, daha kolaydır" değerlendirmesinde bulundu.
Devlet Bahçeli’ye de görüşmelerinde Alparslan Türkeş’in başkanlık sistemi yanlısı olduğunu söylediğini anlatan Davutoğlu, "Ya pür bir başkanlık sistemi, ya pür bir parlamenter sistem. Ara karma sistemler, Türkiye’nin dinamik siyasi yapısının yükünü taşıyamıyor" dedi.
Parlamento tablosu içinde zorlukla karşı karşıya olduklarını dile getiren Davutoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Önyargılarımızı aşıp şahsileştirmeden, ’Başkanlık sistemi gelirse sayın Cumhurbaşkanımız başta olmasını sağlayacak’ bir sistem gibi görüp ona karşı çıkmak, çok kısa dönemli, çok sığ bir anlayış. Ya da kişiye göre bir sistem tasavvur etmek son derece yanlış bir anlayış. Hepimizin eteğimizdeki taşları döküp, 50 sene sonra da Tayip Erdoğan’ın, Ahmet Davutoğlu’nun, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Devlet Bahçeli’nin muhtemelen doğal ömürlerini yapıp ahirete intikal etmesinden sonra da yaşayacak bir sistem kurmamız lazım. Osmanlı Devleti ile Fransa Devletini karşılaştıran Makyavel’in ve ondan hareketle birçoğunun 16’ıncı yüzyıl için söylediği çarpıcı bir söz vardır: ’Fransa devleti gibi bir devleti kurmak çok kolay, idare etmek çok zordur. Osmanlı devleti gibi bir devleti kurmak çok zor, idare etmek kolaydır.’ Biz anayasayı çok kolay yazıyoruz. Ama idare edilemez sonuçlar doğuruyor."
"Gelin bu sistemi düzgün yerine oturtalım"
Şu anki sistemin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve kendisinin sağlam ilişkisi temeli üzerinde yürüdüğünün altını çizen Davutoğlu, "Necdet Sezer, rahmetli Ecevit arasındaki ilişkinin böyle bir temelden yoksun olması Türkiye’yi büyük bir krizin içine sokmuştu" dedi.
Bu durumun Anayasa’nın dokusundan kaynaklandığını dile getiren Davutoğlu, "11 ve 12’inci cumhurbaşkanlarımız döneminde eğer bir siyasi kriz çıkmamışsa, şimdi benimle Cumhurbaşkanımız arasında çıkmıyorsa bizim kendi nefislerimiz ve egolarımızı aşan siyaset ahlakı anlayışına sahip olmamızdan. Yoksa sistemin iyi olmasından değil. Bu sistemin böyle kötü olması da ne Sayın Cumhurbaşkanımızın ne benim eserim ya da tercihim" diye konuştu.
"Gelin bu sistemi düzgün yerine oturtalım" çağrısında bulunan Davutoğlu şöyle konuştu:
"Başkanlık sistemi bugün sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmesine vesile olur. Belki bir seçim sonra başka birinin seçilmesine. Ama yeter ki taşlar yerine otursun. Ama bu olmayacaksa ne olacağının da hep beraber konuşulması, düzenlenmesi lazım."