Yükleniyor...

Biz ‘seçim ekonomisi’ uygulamadik

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, seçimler öncesinde iktidar için iki tehlikenin bulunduğunu, bunlardan birinin seçim ekonomisi uygulanması olduğunu belirterek, "Son 12 yıl içinde, 3 genel, 3 yerel seçim, referandumlar geçirdik. Tarihte, millette, kayıtlar da şahittir ki hiçbirisinde seçim ekonomisi uygulamadık" dedi.

Davutoğlu, TOBB VIII. Türkiye Ticaret ve Sanayi Şurası’nda yaptığı konuşmada, dün siyasi partilerin milletvekili aday listelerini Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) verdiğini anımsattı.

Bütün partilerin yaptıkları tercihlerin hayırlı olmasını dileyen Başbakan Davutoğlu, ilan edilen aday listelerinin her bir partinin ülke yönetimi için düşündüğü kadroları oluşturduğunu aktardı.

Her partinin ülke ekonomisi düşüncelerini de dile getireceğini vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"İşte orada farklar ortaya çıkacak. Aday listeleri, nihayet insan unsurunu ortaya koyar. Ülkeye hizmet etmek için yola çıkan, hangi siyasi görüşten olursa olsun, herkese saygı duymak icap eder. Ama bundan sonra artık herkes vizyonunu ortaya koymalı. Bunu ortaya koyarken, bu vizyonu gerçek hayata nasıl yansıtacağını da ortaya koymalı. İki yaklaşımı göreceksiniz, bir; kısa vadeli, iki; uzun vadeli. Seçim dönemlerinde iki tehlike vardır. İktidar partisini bekleyen tehlike veya tuzak diyeyim, seçim ekonomisi uygulamasıdır. Yani kısa dönemde ’mümkün olan en geniş kitleyi tatmin edeyim, oyları alayım, ondan sonra ne olursa olsun’ anlayışı. Bu 90’lı yılların Türkiye’sindeki iktidar partilerinin anlayışıydı. Çünkü onlar seçim sonrasında tekrar iktidar olup olmayacaklarını bilemiyorlardı ya da ümitleri yoktu. Ama AK Parti hiçbir seçim öncesinde, son 12 yıl içinde, 3 genel, 3 yerel seçim, referandumlar geçirdik. Tarihte, millette, kayıtlar da şahittir ki hiçbirisinde seçim ekonomisi uygulamadık. Neden biliyor musunuz? Çok basit bir gerekçesi var; etik ve ekonomik olarak bu doğru değil onun için yapmadık ama bir gerekçe de şu; AK Parti iktidarları seçim sonrasında yine o sorunun kendisinde olacağı bilinciyle hareket etti."

Seçim ekonomisi uygulamalarının bütçede yol açabileceği açıkların bedelini nihayetinde yine kendilerinin ödeyeceğinin altını çizen Davutoğlu, "8 Haziran günü bu inancı taşıdığımız için arkadaşlarımla 62. Hükümeti kurarken yaptığmıız ilk tartışma şuydu, istişare anlamında; acaba 8 aylık, 9 aylık, 10 aylık bir program mı açıklayacağız, yoksa 9 yıllık, 8 yıllık bir Hükümet Programı mı?" dedi.

Program yazılırken, "Sakın ola ki Eylül 2014’ten Haziran 2015’e kadar uzanan dönemi kapsayan, 9 aylık, 10 aylık bir seçim hükümeti programı hazırlamayacağız, aksine 2014’ten, 2023’e, 9 yıllık bir Hükümet programı açıklayacağız" talimatını verdiğini belirten Davutoğlu, "Herkes Hükümet Programı’nı açıp baksın, hiçbir yerde 9 aylık bir perspektif görmezsiniz. Her yerde 9 yıllık bir perspektif var" ifadesini kullandı.

"Muhalefet için tuzak en geniş vaatleri vermek"

"Böyle bir durumda ben seçime de çok az bir süre kalmışken göğsümüzü gere gere, hükümetimiz adına şunu söylüyorum ki biz seçim ekonomisi uygulamadık, birçok müjde verdik ama hiçbirinde bütçe disiplininden kopmadık" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bu iktidar partisi için bir tuzaktı, biz bu tuzağa düşmedik. Çünkü biz biliyoruz ki bu tuzak nihayetinde bizim önümüze gelecek ve halkımıza bedel ödetecek. Muhalefet partileri için ise tuzak şudur; seçim öncesinde, daha sonrasıyla ilgili hele ümitleri yoksa olabilecek en geniş vaatleri vermek. Maalesef bugün muhalefet bu tuzağa düştü. Sayın Kılıçdaroğlu’nu ne zaman dinleseniz, muhalefet partileri liderlerini ne zaman ekonomik perspektifle dinlerseniz, ya ekonomik bakımdan bir bilgisizlik örneği olarak hangi kaynaklardan neyi temin edeceğini bilemeden yapılan vaatler görürsünüz ya da tipik bir şekilde geniş kitlelere mavi boncuk dağıtan bir anlayışı görürsünüz."

"Vaadin karşılığı gösterilmeli"

Ekonomide bir vaatte bulunulacaksa öncelikle karşılığının gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Başbakan Davutoğlu, "Ekonomi, ’benim adım şu, teminatı benim’ diyerek yönetilen bir şey değildir" dedi.

Geçmiş yıllarda "her eve, her kişiye 2 anahtar" vaatleri verildiğini anımsatan Davutoğlu, 25 yıl geçmesine rağmen o vaatlerin sosyal güvenlik sisteminde açtığı yaralarla uğraştıklarını anlattı.

Kendilerinden sonraki neslin bedel ödeyeceği hiçbir kararı almayacaklarını ifade eden Davutoğlu, sorumluluk sahibi olduklarını dile getirdi.

"Bizim meselemiz, geçici bir iktidar hevesi değildir. Bizim meselemiz, Türkiye’yi yeniden inşa etme meselesidir" açıklamasını yapan Başbakan Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, "Bana 4 yıl verin, yeter" dediğini hatırlattı.

Bu sözü, "bir siyasetçinin söylememesi gereken söz" olarak değerlendiren Başbakan Davutoğlu, kendisinin 62. Hükümeti kurarken, 9 aylık değil, 9 yıllık bir perspektifi, hatta hükümet olarak, 2023’ü, 2071’i planladıklarını söyledi.

Açıklanan 4 yıllık perspektifin, "Ben, şu ana kadar birikmiş olan bütün o Merkez Bankası rezervlerini, Hazinedeki, Türkiye’nin geldiği ekonomik düzeyi, 4 yıllık kısa vadeli, halkı tatmin edici görünen ama uzun dönemde yara açan politikalarla heba edeceğim, sonrası Allah kerim" anlamına geldiğini vurgulayan Davutoğlu, "Allah her zaman ’Kerim’ ama o ’kerimliği’ göstermek için, sorumlu liderleri vesile kılar" dedi.

"4 yıl değil, 4 dakika bizi tutmayın..."

Kendilerinin hiçbir zaman 4 yıl için söz istemediğini hatta, "eğer sözümüzü yerine getiremezsek 4 yıl değil, 4 dakika bizi tutmayın" dediğini bildiren Başbakan Davutoğlu, diğer partilerle aralarındaki perspektif farkının bu olduğunu vurguladı.

Kısa dönemli taktik hesaplar içinde yapılacak siyasetin ekonomiye büyük zararlar vereceğini belirten Başbakan Davutoğlu, "Bizler uzun dönemli, kalıcı istikrar için dünya ekonomik krizle boğuşurken, o krize karşı en doğru kararları alabilmek için her türlü istişareyi yapıyoruz" dedi.

"Burası sorunları örtme makamı değil"

Basına kapalı oturuma geçildiğinde katılımcılardan tereddüt etmeden, tüm taleplerini açıkça söylemesini isteyen Başbakan Davutoğlu, "Burası sorunları örtme makamı değildir, sorunları çözme makamıdır" açıklamasında bulundu.

Bu nedenle 25 öncelikli dönüşüm programını, 3 aylık perspektifle açıkladıklarında, bu paketin iç tutarlılığı kadar, bu paketlerin toplumsal yansımalarını da göz önüne almaya çalıştıklarını aktaran Başbakan Ahmet Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Bu paketler, seçim öncesi dönemde açıklandığı için bazen siyasi tartışmaların gölgesinde kalmış olabilir. Bazen meyda yeterince yansıtmamış olabilir. Sizlerden beklediğimiz, bu dönüşüm programıyla ilgili olarak, kanaatlerimizi paylaşmak. Burada biz Türkiye’nin ekonomik yapısının niteliksel dönüşümünü gerçekleştirmeyi hedef ediniyoruz. Sadece niceliksel büyüme değil, sadece rakamlardaki büyüme değil, niteliksel dönüşümü gerçekleştirmek için bu programları yapıyoruz. Nedir niteliksel dönüşüm; insan dönüşümü, insan kaynağındaki dönüşüm. Ar-Ge ve teknolojik katkıdaki artıştır. Milli katkının, yerel katkının artmasıdır. Biz balon gibi büyüyen ve ilk krizde bir iğne oraya battığında çöken bir ekonomi istemiyoruz. Bu şekilde Avrupa’da yükselen bazı ekonomilerin, sadece hizmet sektörüne bağlı gelişen bazı ekonomilerin, kriz karşısında nasıl büyük bir travma yaşadıklarını ve çöküntü içine girdiklerini hepimiz biliyoruz. Dost ve komşu olduğu için Yunanistan’ta, birçok ülkede bunu görebilirsiniz. Ekonomideki direncin temel noktası parasal, finansal ya da hizmet sektöründeki rakamlar değil, üretim sektöründeki verilerdir."

Başbakan Davutoğlu, istihdamın bütün toplum katmanlarına yayılması için sürekli olarak tedbirler aldıklarını belirterek, "Dünyada işsizlik yayılırken, Türkiye’de iki olgu bir arada gelişiyor. Bir; istihdam sürekli artıyor, geçen yıl 1.4 milyon kişi istihdam edildi Türkiye’de, ek istihdam alanı oluştu. Son 2008 krizinden bu yana 6 milyonu aşkın istihdam oluşturduk. Bu olağanüstü bir başarıdır" dedi.

"Neden işsizlik oranları aynı ölçüde düşmüyor?" sorusunu dile getiren Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Çünkü aynı zamanda işgücüne katılım var. Genç ve dinamik bir nüfusa sahipseniz ve işgücüne daha fazla katılım teşvik ediyorsanız, tabiri caizse havuza giren su sürekli dinamik ve hareketliyse, ister istemez o havuzdan çıkardığınız, iş gücünden çıkardığınız su ne kadar artarsa artsın, oradaki durum sağlıklıdır. Çünkü eğer havuza su girmezse yani dinamik genç nüfusunuz yoksa bugün Japonya’da, Avrupa’nın bazı ülkelerinde yaşanan, yaşlılıktan kaynaklanan ekonomik sıkıntılarla, durgunlukla karşı karşıya gelirsiniz."

Davutoğlu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Merkezi’ndeki TOBB VIII. Türkiye Ticaret ve Sanayi Şurası’nda, dönüşüm programlarıyla Ar-Ge ve teknolojinin gelişmesi, milli katkının artması, istihdamın yaygınlaştırılması, rekabet gücünün artması ve sağlam finansal sistem üzerinde ekonominin en iyi şekilde destek görmesinin hedeflendiğini belirtti.

Açıklanan paketlerle ilgili eksik kalan konuları tamamlayabileceklerini, olası olumsuzlukları, tedbirleri gözden geçirebileceklerini, yeni tedbirler için de gerekli adımları atabileceklerini dile getiren Davutoğlu, "Hiçbir zaman sükutu ve karşılıklı olarak bu anlamda iletişimsizliği kabul etmeyiz" diye konuştu.

Geçen hafta istihdamı, sanayi yatırımlarını ve üretimi teşvik paketini açıkladıklarını anımsatan Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin geçen yıl yüzde 2,9 oranında büyüdüğünü söyledi. Davutoğlu, bunun kendilerinin hedefledikleri rakamların gerisinde olduğunu belirterek, "Ama Avrupa’da, Avro Bölgesi’nde kalkınmanın yüzde 1,3 olduğunu düşünürseniz Türkiye bunun neredeyse 2,5 misli fazla kalkınmış durumda ama yeterli değil, biz en kıza zamanda bu kalkınmayı bu yıl içinde yüzde 4’e, gelecek yıllarda da en az yüzde 5’e ve daha yukarıya çekmeye kararlıyız" ifadesini kullandı.

Geçen haftaki paketle istihdam teşvikleri kapsamında iş başı eğitim programının kapsamını geliştirdiklerini vurgulayan Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Bu programdan yararlanan arkadaşlara altı ay süreyle asgari ücret veriyoruz. Bu çok önemli bir husus. Bizim en önemli ihtiyaçlarımızdan biri iş gücüne katılımdaki bu sayısal artışı nitelikli insan gücüne dönüştürmek, mesleki eğitim vermek. Meslek liselerinin bütünüyle reforme edilmesini hedefliyoruz, seçim sonrasında ilk el atacağımız hususlardan biri budur. Üniversitelerde ve üniversite sonrasında birikimi engellemek için meslek liselerini iş dünyasıyla yeniden tanzim edeceğiz."

Bunun Anadolu’da çok güzel örneklerinin olduğunu belirterek, bazı uygulamaları paylaşan Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"İş başı eğitim programı kapsamında eğitime alınan potansiyel işçilerin, teknisyenlerin altı aylık asgari ücretleri tarafımızdan ödenecek. İşverenin kursiyerler için yaptığı harcamalar vergi matrahından düşürülecek. İş başı eğitim programı sonrası kursiyerler aynı iş yerine alınırsa SGK işveren primi İŞKUR tarafından ödenecek. Ne kadar istihdam ederseniz, ne kadar çok kişiyi eğitirseniz ve onları eğitim içinde istihdama yöneltirseniz bu anlamda sizin üzerinizdeki maliyetleri azaltmaya kararlıyız. Yeter ki daha çok istihdam yapın, yeter ki daha çok eğitilmiş iş gücü devreye girsin."

Yüksek teknoloji yatırımları

Başbakan Davutoğlu, istihdamı artırmak için toplum yararına çalışanların sayısını artırarak, bu kapsamda 120 bin kişinin daha işe başlatılacağını vurgulayarak, istihdam teşvikleri anlamındaki kararların yasama sürecinden geçtiğini de hatırlattı.

Yatırım döneminde uygulanan vergi indirim oranlarını artırdıklarını hatırlatan Davutoğlu, yüksek teknoloji sınıfındaki yatırımları öncelikli yatırımlar kapsamına alınarak bunların 5. bölge desteklerinden yararlanmasını öngördüklerini söyledi.

Bu konuya önem verdiklerini ifade eden Davutoğlu, "Kim Türkiye’de yeni bir anlayışı, yeni bir ürünü, yeni bir teknolojiyi devreye sokarsa onun bizim başımızın üzerinde yeri vardır. Ne teşvik istiyorsa vereceğiz, ne istiyorsa yapacağız ama artık biz teknoloji tüketen bir ülke olmak istemiyoruz, teknoloji üreten bir ülke olmak istiyoruz. Bunları yakından takip edeceğiz. Ne teşvik istiyorsanız, ’5. bölge yetmez daha teşvik istiyoruz Ar-Ge için’ diyorsanız, o teşvikleri de vereceğiz. Bunu bir taahhüt olarak söylüyorum. Çünkü geleceğimizi kurtaracak olan budur" dedi.

Türk ekonomisinin markalara sahip olmasını bunun sağlayacağını belirten Davutoğlu, dünya ile rekabet eden bir teknolojik altyapıya sahip olunmasının önemini vurguladı.

"Çok toplantı yapmak yerine daha çok ürün üretin"

Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi için yapılması gerekenlere değinen Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Her birinizin, her bir odamızın bu anlamda bir Ar-Ge birimi olması, bulunduğu illerde, ilçelerde Ar-Ge çalışmalarını desteklemeniz, gözetlemeniz, yönetmeniz bizim sizden en büyük ricamız. Çok toplantı yapmak yerine daha çok ürün üretin, bu toplantıları kastetmiyorum bunlar istişare anlamında önemlidir ama salonlarımızın dışında da Ar-Ge laboratuvarlarında da sizlerle birlikte olmak istiyoruz. İşte o zaman Türk ekonomisi olağanüstü bir sıçrama gerçekleştirecektir. Finansmana erişim imkanları bağlamında, sermaye artırımı yapan şirketlere artırılan sermayenin belli bir kısmını kurum kazancından indirilebilme hakkı getiriyoruz. Bu da çok önemlidir. Bu cümlenin arkasındaki esas, ’yastık altı’ denilen veya atıl duran kapasitelerin sermaye artırımı suretiyle ekonomiye kazandırılmasıdır. Eğer bu sağlanırsa bu kurum kazancından indirilebilme imkanı getiriyoruz ki böylece öz kaynaklarını artıran şirketlerimiz, kredi yoluyla elde edebilecekleri kaynaklardan çok daha fazla teşvik görerek bu öz kaynakların üzerinden yatırıma teşvik edilecek, finansman erişim imkanlarıyla buluşacaklar."

Uzun zamandır kendilerinden talep edilen yatırım ve ara malların vadeli ithalatında kaynak kullanımı destekleme fonu oranını yüzde 6’dan sıfıra indirdiklerini belirten Davutoğlu, "Dolayısıyla yatırım ve ara mallarında vadeli ithalat söz konusu olunca buradaki kaynak kullanımı destekleme fonu oranlarının getirdiği yükü sizden tümüyle kaldırıyoruz. Bu sermaye artırımı, yurt dışına dönük olarak giden kaynakların da Türkiye’ye dönüşümünü sağlayacak ve yurt dışında tutulan sermayelerin Türk sermayesine katılımını da temin edecek özel bir önem de taşıyor ayrıca" diye konuştu.

Ar-Ge ve tasarım faaliyetlerine yönelik destek ve katkıları artırdıklarını, hazine destekli kefalet kapsamını genişlettiklerini belirten Davutoğlu, "Yine önümüzdeki dönemde önemli bir husus olarak taşınırların teminat olarak kullanılmasının önündeki engelleri kaldıracağız. Yani herhangi bir kredide teminat gösterilmesi icap ettiğinde sadece nakdi değil ayni değerler de teminat gösterebilecek ve taşınırların teminat gösterilmesi üzerinden de bu anlamda özellikle teminat konusunda sıkıntı çekebilecek girişimcilerin önündeki sıkıntıları kaldıracağız" ifadelerini kullandı.

Başbakan Davutoğlu, bütün bu adımlarla sanayi yatırımları, üretim ve istihdamda büyük bir hamle döneminin başlayacağını dile getirerek, yerli katkının, kamu alımlarında yerli ürünlerin artırılmasına yönelik de önemli adımlar attıklarını söyledi. Bunlara ilişkin bilgi veren Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Kamu alımlarında Türkiye’de üretilen ürünlere yönelik yüzde 15 fiyat uygulamasını zorunlu hale getirdik. En az yüzde 51 yerli katkı oranına sahip ürünlere artık TOBB ve TESK’e bağlı odalarca yerli malı belgesi veriliyor. Bugüne kadar yerli malı belgesi alan bin 340 ürün, kamu ihalelerine fiyat avantajıyla  katılıyor. Bu yerli malı belgesini TOBB ve TESK veriyor. Dolayısıyla da yerli malı belgesi alındığında, kamu alımlarında bu şirketlerimize, girişimcilerimize özel bir ayrıcalık tanımış olacağız. Yine bir başka önemli adım da teknoloji ürün, deneyim belgesi. Diyelim ülkemizde bir Ar-Ge çalışması yapılıyor, burada bir ürün üretiliyor. Bu ürün bir kamu ihalesine girince, iş bitirme belgesi isteniyordu daha önce ve doğal olarak ihaleye giremiyordu. O sıkıntıyı da kaldırıyoruz, kaldırdık. Ar-Ge projeleri sonucu ortaya çıkan bu ürünler Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızdan teknolojik ürün, deneyim belgesi alarak kamu ihalelerine girebilecekler. Şunu teminat olarak söylüyorum, Ar-Ge’yi geliştirin, yerli katkıyı artırın, bütün kamu alımlarında sizin, bizim firmalarımıza öncelik tanıyacağız."

Kamu alımlarının yerli firmaların, sanayinin teşviki için kullanılan en önemli yöntemlerden olduğunu ifade eden Başbakan Davutoğlu, "İsteriz ki bir taraftan yerli sanayimiz, uluslararası rekabete açık olsun veya kamu alımlarında yurt dışından katılabileceklerle eşit şartlarda dişe diş mücadele verebilecek bir altyapı oluşsun ama diğer taraftan da kamu alımlarında bundan sonra yerli girişimcilerin, iş dünyamızın payı artsın" dedi.

" Bakanlarımızın çoğu değişti ama..."

Başbakan Davutoğlu, daha çok üreten, daha iyi rekabet edebilen, daha verimli çalışan, daha çok istihdam üreten bir ekonomik yapıya geçmeye çalıştıklarını belirterek, bununla ilgili ekiplerine güvendiklerini söyledi. Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Şundan kimsenin tereddüdü olmasın, AK Parti kadroları 2003’ten bu yana, yani 2003’te böyle bir toplantıda bir araya geldiğinizde burada oturan bakanlar herhalde değişti zamanla. Bakanlarımızın çoğu değişti ama AK Parti zihniyeti değişmedi. Biz ekipler değişse ki dün YSK’ya sunduğumuz listelerde de bazı illerimizde de değişimler söz konusu oldu ama aynı vizyon, kararlılık ve ekip ruhu, birlikte çalışma ahlakı, kültürü bizde hakimdir. Bizde devri sabık olmadığı gibi kendi iç meselelerimiz etrafında da bir tartışma olmaz. 7 Nisan’dan sonra 8 Nisan’da birtakım liste değişimleri sonrasında ’AK Parti’de deprem mi olur’ diye bekleyen bazı çevreler, ’kaos mu olur’ diye bekleyen bazı çevreler yanılmışsa ki yanıldılar, çünkü bu kadroların çok kuvvetli bir siyasi ahlakı vardır, nöbeti alır, nöbeti devreder, bir dahaki nöbete kadar da bekler. Bizler üzerimize aldığımız siyasi görevleri bir nöbet bilinciyle yaparız. Mehmetçik nasıl sınırda nöbet tutuyorsa her bir bakan arkadaşım bakanlıkta nöbet tutmakla mesuldür. Bizim anlayışımız, zihniyetimiz bu. Nasıl 7-8 Nisan’da bugün böyle bir durum olmamışsa emin olunuz 7 Haziran’dan sonra 8 Haziran’da iktidarımız daha da güçlenmiş bir şekilde yoluna devam etmek için emaneti aldığında siyasi istikrarda güvende hiçbir sarsıntı olmadan aynı anlayışla devam edeceğiz. Birinci güvenç ve dayanak noktamız bizim insan zenginliğimizdir, güçlü ve vizyoner liderlik anlayışımızdır. İkinci güvenç noktamız sizlersiniz. Biz Ankara’da ne kadar çalışırsak çalışalım, ne yaparsak yapalım eğer aldığımız kararlar toplum katmanlarında sizler üzerinden yayılmıyorsa, sizler o kararları benimsememişseniz, iş dünyamız bu kararları sahiplenmemişse yol almamız mümkün değil."

İş dünyasına güvendiklerini, onların hükümetin vizyoner anlayışıyla birlikte Türkiye’yi geleceğe taşımak için elini taşın altına koyacağından şüphe duymadıklarını belirten Davutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"Sizlere güvencimiz tamdır ve bu güven her zaman devam edecektir. Sizin güveniniz bize, bizim güvenimiz size oldukça üçüncü güç kaynağımız geliyor. Milletin bize güveni ve bizim milletimize güvenimiz. Demokrasilerde seçimler üzerinden test edilen temel husus siyasi kadroların millete, milletin de onlara güvenidir. Hepimiz, bizler siyasi alanda, sizler ekonomik alanda milletimize hizmet etmekle yükümlüyüz. Bu yolda çaba sarf ediyoruz. Allah bu yolda çaba sarf eden, ter döken kim olursa olsun, hangi makamda olursa olsun, hangi atölyede, hangi fabrikada olursa olsun, hangi çiftlikte, hangi bağda bahçede olursa olsun bu vatan için, bu millet için ter döken herkesten Allah razı olsun O terlere saygı bizim için bir şeref borcudur. "

Notlar

Başbakan Davutoğlu’nun konuşmasının ardından, toplantı basına kapalı devam etti.

Toplantıya, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu ve oda ve borsa başkanları katıldı.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.