Biz verdigimiz sözü yapariz
Başbakan Davutoğlu, AK Parti Genel Merkezi’nden katıldığı Habertürk TV’nin canlı yayınında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Program sunucusunun, 1 Kasım’a giderken AK Parti’nin emekliye ve asgari ücrete dönük vaatlerinin bulunduğunu ve bu durumun "kaynak" tartışmasını yeniden gündeme getireceğini söylemesi üzerine Davutoğlu, "Biz buna özellikle vaat ve taahhüt diyoruz. Bir kere bunu, kimin yaptığı ve nasıl yaptığı, meselenin kendisi kadar önemli" diye konuştu.
"AK Parti hükümetleri bir taahhütte bulunmuşsa, bu taahhüdün gereğinin yapılacağını" ifade eden Davutoğlu, CHP, MHP ve HDP için ise böyle bir şeyin söz konusu olamayacağını belirtti.
AK Parti ne derse, halkın, "Bu gerçekleşebilir bir şeydir" dediğini aktaran Davutoğlu, "Çünkü 2 Kasım günü ya AK Parti hükümeti tek parti hükümeti olarak kurulacak, bu büyük ihtimal böyledir biz buna inanıyoruz ya da AK Parti’nin merkezde olduğu bir hükümet yapısı... İşte 7 Haziran’dan bu yana yaşananlar ortada. Dolayısıyla biz bir şey söyledik mi, hesabı kitabı yapar söyleriz. Afaki hiçbir şey söylemeyiz" değerlendirmesinde bulundu.
"Biz verdiğimiz sözü yaparız, kaynağını da buluruz"
Amerika’ya gitmeden önce bütün bu taahhütlere ilgili yakın çalışma arkadaşlarından bilgi aldığını anlatan Davutoğlu, şu ifadelere yer verdi:
"Amerika’da iken bu çalışmaları yürüten bir arkadaşımı yanıma aldım. Diğer arkadaşlar burada kaldı. Sürekli bir e-mail trafiği ile de bu rakamları Cevdet Bey’le (Başbakan Yardımcısı Cevdet Yılmaz) birlikte oturduk, değerlendirdik ve Ankara’da yapılan çalışmalarla, New York’ta yapılan çalışmalarımız arasında bir köprü kuruldu tabiri caizse. Şunu ifade edeyim, kaynak tartışması açabilirler, biz onu açık bir şekilde cevaplarız, kimse tereddüt etmesin. Biz verdiğimiz sözü yaparız, kaynağını da buluruz."
Davutoğlu, kaynak noktasında, masraf doğabilecek, kaynak ihtiyacı ile doğacak karı ve faydayı birbirlerine ilişkilendirmeye önem verdiklerini belirtti.
"Yaptığımız hesaplara göre, bütün bu taahhütlerimizin kaynak ihtiyacı 19 milyar Türk lirası civarında. Yani gayrisafi milli hasılamızın yüzde 1’i nispetinde. CHP ve MHP’nin yaptıkları ise 150 milyar Türk lirası civarında, çünkü son derece afaki taahhütler" diyen Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Arada çok ciddi bir açık var. Ama bizimkinin farkı şu, tabiri caizse biz bir taş atıyoruz, 3 kuşu birden vuruyoruz. Yani mesela gençlerimize hibe verirken; bir, genç istihdamı sağlıyoruz. İki, bu istihdam üzerinden mili gelire artı kaynak sağlıyoruz. Üç, gençlerimize dönük olarak da gençlerimizin istihdamına dönük olarak da sosyal bir meseleye cevap vermiş oluruz. Hiçbir politikamızda, şu ana kadar açıkladığımız taahhütte, sonuçları itibarıyla, tek boyutlu bir taahhüt olmadı. Bizim iktidara geldiğimizde bütçe açığı yüzde 10,8’di. Şimdi 1,3, 1,2 civarında. Bunlarla birlikte, bütçe açığında herhangi bir fark da ortaya çıkmayacak. Dolayısıyla bir kaynak sorunu söz konusu değil. O bakımdan herkes rahat etsin. Zaten her sene bütçe yaparken yüzde 1 ile binde 5 arası yeni kaynak tedbirleri, bazen bazı masraflardan kısarak, bazen ek kaynak tedbirleri ile bunu telafi edici yöntemler geliştiriyorduk. Şimdiki tam yüzde 1 civarında ek yük getiriyor. Bu yükün olumlu sonuçları, vergide doğacak vergi artışı, istihdam artışı ile doğacak olumlu sonuçları var. Hepsi, tek tek detayı ile etüt ederek yaptığımız bir çalışmadır. Hiç kimse merak etmesin."
"Kesinlikle 7 Haziran öncesi ve sonrası arasında bir fark yok"
"7 Haziran’da neden yoktu şimdi neden var?" sorusu üzerine de Davutoğlu, 7 Haziran’da bu taahhütlerin bir kısmının olduğunu belirtti.
7 Haziran’da, 1100 liranın altında maaş alan emeklilere ayda 100, yılda 1200 lira gelir artışı sağladıklarını, ödemeye de 1 Temmuz’da başladıklarını anlatan Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:
"O zaman ben dedim ki, ’Geri kalan emeklilerimize de 1200 lirayı, yılın ikinci yarısı alacağımız kararla vereceğiz.’ ’Vermeyeceğiz’ demedik. Şimdi yaptığımız ise bir adım öteye geçiyor, diyoruz ki bu 1100 liraya kadar olan emekli maaşlarında, alınan 1200 lira katkı, o emeklilerimize uygulanmaya başladı. Onu bir gelir adaletini sağlayan bir düzenleme olarak görüyoruz. Refah artışı için de herkese bu sefer 1200 lira daha veriyoruz. Dolayısıyla 1100 liranın altında olan emeklilerimize 2400 lira vermiş oluyoruz. Verdik, şimdi de vereceğiz. Ama bunları biz bir perspektifle yaptığımız için, 7 Haziran’dan önce de bunu ilan ettim, son olarak Diyarbakır’da yaptığımız televizyon programında, ’1100 liranın üzerinde olan emeklilerimize de bunu vereceğiz’ diye taahhüt ettim. Muhalefette işte 7 Haziran öncesi ve sonrası fark oldu ama bizde bir süreklilik var. Biz baktığımız zaman şimdi şunu yapalım, sonra şunu yapalım diye bir kadamelendirme yapıyoruz. Şimdi baktığımızda bu düzenlemelerle 1000 liranın altında emekli vatandaşımız kalmıyor. Bir istisna Bağ-Kur tarım emeklileri. Onların çok daha özel bir statüleri var. Onlar da biz iktidara geldiğimizde 66 lira maaş alıyorlardı, şu son zamlarla 884 lira alıyor olacaklar. Yani yüzde 1200 gibi bir artışla. Dolayısıyla burada kesinlikle 7 Haziran öncesi ve sonrası arasında bir fark yok."
Genç istihdamına da önem verdiklerinin altını çizen Davutoğlu, işini kurmak isteyen gençlere, 50 bin lira hibe verdiklerini, eğer yetmiyorsa da faizsiz 100 bin lira kredi verildiğini söyledi. Davutoğlu, iş kurmak için alınacak kredide kefaleti olmadığını söyleyen gençlere de kredi garanti fonundan yüzde 85 kefalet verdiklerini anlattı.
7 Haziran’dan önce bunların olduğunu belirten Davutoğlu, sözlerini şu ifadeyle sürdürdü:
"7 Haziran’dan biz işbaşı eğitimi diye bunu ilan etmiştik. 6 aylık dönem için. Şimdi 1 yıla çıkarıyoruz. 7 Haziran’dan önce bizim ilan ettiğimiz projelere yeteri kadar etüt edilmesi ve bu beyannamede değil işbaşı eğitimini, şubat-mart ayında özel bir programla ilan ettim. Bizim sıkıntımız ne biliyor musunuz? İş adamları ile bir toplantı yapmıştık. Orada birtakım teklifler gündeme getirdiler. Dedim ki 25 öncelikli dönüşüm programını okudunuz mu? Baktınız mı? Birçoğu ’baktık’ diyemedi. Bunların hepsi orada var dedim. Bir yıl önce ilan ettiğimiz, seçime giderken yeni projelerin çoğunda bunların özleri var. Şimdi bunları beyannameye daha anlaşılır dilde yerleştirdik."
"Biz her verdiğimiz sözü kılı kırk yararcasına değerlendirip veriyoruz"
Başbakan Davutoğlu, 7 Haziran seçimi için hazırlanan AK Parti beyannamesi için "mükemmeldi ve devam ettiriyoruz" demediklerini dile getirerek, şunları kaydetti:
"Aksine 7 Haziran’dan sonra Genel Merkez’in balkonunda yaptığım konuşmada şunu söylemiştim, halkımız madem bize yüzde 41 verdi. Yüksek bir oy olmasına rağmen göreceli bir düşüş varsa, biz bunun sebeplerini araştırırız. Herkese de sorduk, ’Ne bekleniyor?’ Gençlere baktık ki ücretsiz internet erişimi istiyor. Halktan gelen talepleri de göz önüne aldık ve kendimizi bir muhasebe ettik. Şimdi bizi CHP, MHP’den ayırt eden özelliklerden birisi şu, biz her verdiğimiz sözü kılı kırk yararcasına değerlendirip veriyoruz. Çünkü sonra o sözün gereğini yapacağız. Onlar için böyle bir durum söz konusu değil. Onun için 7 Haziran öncesinde bu konuda da daha titiz davrandık, doğru. Şimdi imkanlarımızı ve gelirlerimizi yeniden daha rasyonel bir şekilde değerlendirerek, bu anlamda halkın taleplerini de göz önüne alan bir tutum sergiledik. Aradaki fark budur."
AK Parti Genel Merkezi’nden katıldığı Habertürk TV’nin canlı yayınında, gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Davutoğlu, AK Parti’nin beyannamesinde yar alan bazı hususlara açıklık getirdi.
"Beyannamede şu dikkati çekti. Cemevlerine hukuki statü. Siz, ’İrfan Merkezleri’ dediniz. Biz onu anlaşılır olması için ’tekkeler’ olarak çevirdik. Doğru mudur? Cemevleri ve tekkelere yasal statü mü geliyor" sorusu üzerine Davutoğlu, İrfan Merkezi’nin çalıştaylar esnasında Alevi kanaat önderlerinin de kullandığı bir tabir olduğunu söyledi.
Davutoğlu, bunun bir anda beyannameye girmiş bir tabir olmadığının altını çizerek, şunları kaydetti:
"Ben, onun için 12. ve 13. yüzyıl kültür hayatını anlamadan bugünkü Türkiye’yi anlamak mümkün değildir. Hacı Bektaş-ı Veli’yi bileceksin, Ahi Evran’ı bileceksiniz, Yunus Emre’yi, Mevlana Celaleddin Rumi’yi bileceksiniz. O zaman bir harmanlanma olmuş. Anadolu irfanından kast ettiğimiz şey, Anadolu’da bizim medeniyetimizin kurucu öncülerinin oluşturdukları gelenek. Ahilik geleneğini Ahi Evran, Mevlevi geleneğini Hazreti Mevlana, Bektaşi geleneğini Hacı Bektaş-ı Veli. Bunlar öylesine köklü tohumlar ektiler ki o tohumlar hem Selçuklu Devleti’nin esnasında Haçlıların ve Moğolların baskılarına karşı halkı korudu, burada kökleşmemizi sağladı hem de Osmanlı ile birlikte bunun bütün çevre coğrafyaya da yayılmasını sağladı. Yeniçeri Ocağı, Bektaşi ocağıydı.
Modernleşme dönemiyle birlikte bu irfan merkezlerinin yeniden yorumlanması ihtiyacı ortaya çıktı ve birçok süreçler yaşandı. Bu yaşananlardan sonra bizim şimdi soğukkanlı bir şekilde bu geleneklere bakmamız lazım ve bunları bir tehdit, yanlış veya devletin öngördüğü din anlayışının dışında tehlikeli anlayışlar gibi görmek yerine bu anlayışların özünü oluşturan felsefe, düşünceye dayalı bir kurumsallaşma imkanı tanımamız lazım."
Davutoğlu, cemevlerinin bu anlamda Hacı Bektaş-ı Veli geleneğinin ve Türkiye’de Anadolu İslamı’nın bir parçası olan Alevi Bektaşi geleneğinin bugünkü temel erkan mekanları olarak değerlendirdiklerini bildirdi. Bunun da 2010’dan beri süren çalıştaylarda dile getirilen kavramsallaştırma olduğunu belirten Davutoğlu, "Benim kavramsallaştırmam değil ama doğru bir kavramsallaştırma olduğuna inanıyorum" dedi.
"Ortak mayada bütün sorunları çözüme kavuşturmanın vakti geldi"
Hacı Bektaş’ta yaptığı konuşmayı anımsatan Davutoğlu, "Burada yaptığım konuşmalarda da Alevi geleneğini, sanki Sünni geleneğinin karşıtı gibi ortaya koyan tutumlar yerine; ne Aleviler ne de Sünniler açısından hepsini Anadolu irfanının, Anadolu’da kültürel medeniyetimizin önemli kaynakları olarak görmek ve bu geleneklerin ortak zeminlerini bulmak açısından önemli" diye konuştu.
Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Ya bu gelenekler karşıt gibi gösterilecek. Bir kısım çevre bunu gösteriyor. Hazreti Ali’den, Ali olmayan Ali’siz alevilik deniliyor. Marksist literatürle desteklenen, başka geleneklere irtibatlandırılan bir şey inşa edilmeye çalışılıyor. Bunun karşısında, bu irfandan gelen muharrem orucu tutan, orucu bir dua ile niyazla açan, destur geleneği olan, her şeyi ve bütün formülleriyle hak Muhammed Ali’den başlamak üzere İslam referansları olan Alevi geleneğinin kurumsal özelliğinin korunması önem taşıyor.
Birileri, bunun dışına bir yere taşımaya çalışıyor Aleviliği. Bu Alevilik, vatandaşlarımızın kendi meselesi olarak görülebilir, öyledir de ama bizler de ortak bir kültür havzasının parçası olarak ister Sünni ister Alevi olalım, hep beraber bu toplumun ortak paydası nedir, bu geleneklerin ortak özelliklere nedir? Bunlardan beslenmek lazım. Aynı şey, Türk-Kürt etnik kimlikleri karşıtlığı üzerinden yapılmaya çalışıldı. Büyük acılar yaşandı. Şimdi bizim yapmak istediğimiz şey, Aleviliğin bu irfan geleneği içinde devam eden bir yapı ve ehlibeyit öğretisi, Horasan Erenleri öğretisi, cemevlerinin hukuki bir statüye kavuşması. Bu anlamda, metinde de dile getirdiğimiz, kanunlarda değişiklikler yapacağız. Alevi vatandaşlarımızın, sorunlarını tek tek çözeceğiz."
Bu konunun başbakanlığı öncesinde akademik hayatta da ilgisini çeken bir konu olduğunu anlatan Davutoğlu, daha sonra Dışişleri Bakanı olduğu dönemde de yurtdışına gittiğinde cemevlerini ziyaret ettiğini anımsattı. Davutoğlu, Başbakan olarak da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde de yapılan çalıştaylardan hareket ederek, çalıştaylar çerçevesinde gelinen sonuçları ilgilerle ele aldıklarını söyledi. Bunun dışında Alevi kanaat önderleriyle çok bereketli sofra sohbetleri yaptıklarını dile getiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Onların kanaatlerini de aldık. Şimdi, ortak bir mayada bütün bu sorunları çözüme kavuşturmanın vaktinin geldiği kanaatindeyim. İrfan geleneğine atıfta bulunmamızın sebebi, eğitim ve araştırma kurumları, nihayet sadece cemevleri değil bu geleneğin, dede geleneğinin yaşaması, adabının, erkanının hayatta varlığını sürdürebilmesi için alınacak tedbiri de alacağız."
"Hz. Mevlana’nın huzuruna girerken, para ödenmesinden rahatsızdım"
Davutoğlu, "Dedelerle imamların özlük haklarının verilmesi tartışması veya açılımlarını da getirir mi? Yoksa sadece bu cem evlerini mi bağlıyor" sorusu üzerine, "Birçok vatandaşımız belki bilmiyor. Almanya’daki büyükelçimiz de konuyu tekrar açtı. Biz, yıllardır zaten dedelerimizi, muharrem ayında ve değişik dönemlerde Almanya’ya devlet görevlisi olarak gönderiyoruz. Bu anlamda, dedelerimizin o irfan geleneğini sürdürmek bakımında Alevi toplumumuzun, Alevi kesimimizin ihtiyaçlarını karşılamak için şimdiye kadar da gidenler oldu, bundan sonra da bunun nasıl olabileceğini kanaat önderleri ile birlikte oturup doğru bir eksende değerlendiririz" yanıtını verdi.
"Bu gelenekleri yaşatmak Türkiye için bir zaaf değil, bir güçtür" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Aynı şekilde ben Hazreti Mevlana’nın Konya’da nasıl derin bir etki yaptığını, hala nasıl evrensel bir felsefe olarak herkesi etkilediğini görüyoruz. Bunu yok mu sayalım? Bunun, bir tehdit oluşturan yönü var mı?
Ben çocukluğumdan beri Hazreti Mevlana’nın huzuruna girerken, para ödenmesinden rahatsızdım, müze olarak. Neden? Denilmiş ki vaktinde, ’buralar irfan geleneği falan değil, tarihte sanki arkeolojik bir yermiş gibi varsayılan müzeye dönüştürülmüş.’ Bir türbe, müzeye dönüştürülür mü? Bir türbeye girilirken, insan her şeyden önce bütün maddiyattan soyutlanıp o anı yaşamak ister. Parayı veriyorsunuz, Hazreti Mevlana’nın huzuruna çıkıyorsunuz. Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzuruna çıkıyorsunuz.
Herhalde Hazreti Mevlana, bunu manen görüyordur. Yoksa, ’Siz, beni hiç anlamamışsınız’ derdi. ’Bu dergaha, ben gelin dedim, bu dergah umutsuzluk dergahı değildir dedim ama bu dergah para dergahı da değildir’ diye hepimize herhalde de manen ceza verirdi. Hacı Bektaş-ı Veli, ’kapını, sofranı açık tut’ demiş. Sonra birileri gelmiş demiş ki, ’Hacı Bektaş-ı Veli’nin kapısına giderken devlete para ödeyeceksin’. Ne kadar geliri olur bu müzelerin bir yılda? Devletin buna ihtiyacı var mı? Hayır.
Zihniyet şunu diyor. Buralar artık, dini ve manevi mekanlar değil. Başbakan olduktan sonra, ilk talimatlarımdan biri bu oldu. ’Hacı Bektaş-ı Veli’ye ve Hazreti Mevlana’ya girerken kimse para ödemeyecek’ dedik."
Bu uygulamadan vatandaşların memnun olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Hazreti Mevlana’nın tam da musallasının olduğu yere, sergi alanı oluşturmuşlar. Müzede onlar sergilenir ama bir manevi alana girdiğinizde onu hissetmek isterseniz. Dolayısıyla, irfan kavramının arkasında böyle bir boyut da var. Biz, irfanı öldürerek paraya mahkum ettik. O yüzden de bugün toplumsal hayatımızda, irfan, erdem, ahlak, hikmet gibi değerler önemini kaybetti veya sadece özde kaldı. Şimdi, bunları birer birer doğru yerlerde doğru şekilde tanımlayacağız, koruyacağız, geliştireceğiz ve modern kültüre, Türkiye’nin Anadolu’nun bu irfanını yansıtan her türlü tedbiri alacağız" diye konuştu.