Yükleniyor...

Bizim iktidar iddiamiz var, onlarin yok

 

Davutoğlu, Habertürk TV, Show TV ve Bloomberg HT ortak yayınında, "Ankara’daki terör saldırısının ardından diğer partiler miting yapmayacaklarını açıklamalarına karşın AK Parti’nin mitinglere devam etmesinin nedenine" ilişkin soru üzerine, bunun hem psikolojik hem de siyasi nedenden kaynaklandığını söyledi.

Terör örgütlerinin eylemleriyle normal hayat akışını değiştirmeyi, insanlarda karamsarlık havası oluşturmayı, gelecekle ilgili beklentilerini etkilemeyi ve gündemi değiştirmeyi amaçladıklarına dikkati çeken Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Ankara saldırısı da bu hedefe matuf bir eylemdi. Bizim toplumsal psikolojiyi tekrar doğru yerine oturmamız lazımdı. Hatta öylesine değişik yaparlar ki şimdi bunu söylediğimizde, ’kokteyl terör’ dediğimizde, anlamına oturan bir şey var. Şanlıurfa’daydım dün. Şanlıurfa’da muhteşem bir miting yaptık ama bundan bir hafta önce ’fuatavni’ denilen ve paralel yapıyla irtibatlı olduğu besbelli bir twitter hesabından, ’Şanlıurfa’daki benim mitingim esnasında terör saldırısı yapılacağı’ bilgisi dolaştı. Hani her şeyi bildiğini iddia ediyor ya bu twitter hesabı. Düşünün terör saldırısını DAEŞ yapacak ise paralel yapı bunun önceden servisini yapıyor. Neredeyse felaket tellallığını yapıyor. Mesele ne, halkı korkutmak, halkın mitinge gelmesini engellemek. ’Türkiye’de olağanüstü bir hava var’ intibası oluşturmak. PKK da bunu istiyor, DAEŞ de DHKP-C de paralel yapı da bunu istiyor. Onun için asılsız söylentilerle halkta tedirginlik doğurmak istiyor. Kayseri’deki miting için de söyledi aynı hesap. Görüyor musunuz perde gerisinde nasıl bir paslaşma var."

Davutoğlu, bu durum karşısında devlet olarak kendilerine düşenin hayatı normal akışına kavuşturmak olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

"Bizim görevimiz ise devlet adamları olarak gerektiğinde risk almak ama halkı karamsarlığa, yeise düşürecek, panik oluşturacak tutumlardan kaçınmaktır. Psikolojik olarak hayatı normal akışına döndürmek lazım. Üç gün yas ilanını yapan başbakan olarak ben, bu sefer o yastan sonra da halkın hayatının normal ritmine dönmesini sağlamakla yükümlüyüm."

"Bizim iktidar iddiamız var, onların yok"

Miting düzenlemeye devam etmelerindeki ikinci neden olan siyasi unsurun ise partiler arasındaki farktan kaynaklandığını ifade eden Davutoğlu, hemen tüm araştırma şirketinin anketlerine göre CHP’nin ikinci olacağını, birincilik iddiasının mümkün olmadığını, MHP’nin bir iki puan düşeceğinin söylendiğini, tek başına iktidar olma gibi bir motivasyonunun bulunmadığını, HDP’nin ise oylarının biraz düşeceğinin ifade edildiğine dikkat çekti.

Davutoğlu, kendileri dışında hiçbir partinin miting yapmaya, halkla buluşmaya motive edecek bir siyasi motivasyonunun bulunmadığını anlatarak, "Biz ise şu bir hafta içinde göstereceğimiz performansla tek başına iktidar olmak ya da olmamak arasında bir çizgide olduğumuzun farkındayız. O zaman onlar durabilir. Onlar durdu diye, ben niye durayım? Onların beklentisi yok ki zaten" ifadelerini kullandı.

Propaganda yasağının başlayacağı 31 Ekim Cumartesi saat 18.00’e kadar meydanlarda olacağını ve halkla buluşacağını söyleyen Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Halkla buluşacağım, çünkü benim yüzde 44 ile 45 almam arasında çok büyük fark var ama CHP’nin 25 ile 26 arasında almasında bir fark yok. Aradaki motivasyon farkı bu. Onlar bu seçime nihayet bir parti olarak giriyorlar, iktidar ümidiyle, ’hükümet kuracağız’ diye girmiyorlar, var olanı muhafaza etmek için giriyorlar. Biz ise var olandan, onlardan, CHP’den yüzden 16 fazla olmamıza rağmen sahip olduğumuz şeyden mutmain değiliz, çünkü bizim tek parti iktidarı olma iddiamız var, onların iddiası yok. Aradaki temel fark bu."  

İkili görüşmelerde anlatılanlar

Başbakan Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Ankara’daki terör saldırısı sonrası yaptıkları görüşmenin ardından yaptığı açıklamalara karşı, "Devletle ilgili hiçbir şeyin paylaşılamayacağı bir muhalefet yapımız olduğunu anladık" yönündeki sözlerinin, "gelecekte bir koalisyon potansiyeline de gölge düşürüp düşürmediği" yönündeki soruyu da yanıtladı.

Devlet Bahçeli’nin de koalisyon görüşmelerine ilişkin "açıklarsam" tarzında benzer beyanları olduğunu hatırlatan Davutoğlu, "Vallahi neyi hesap ettiler bilmiyorum. Sayın Bahçeli ve Sayın Kılıçdaroğlu aralarında anlaştılar mı onu da bilmiyorum ama herhalde benim hakkımda bir şüphe uyandırabilecekleri düşüncesiyle her iki görüşmede de ’bazı şeyler konuşulduğunu ve bunu açıklayamayacaklarını’ söylediler" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, o günden bu yana "çıkın açıklayın" diye her yerde talepte bulunduğunu hatırlatarak, "Tekrar söylüyorum, ’çıkın açıklayın’. Hiç puslu hava oluşturmaya kalkmayın. Ben berrak zihinli, berrak gönüllü bir adamım, çıkın açıklayın. Ağzımdan çıkan hiçbir sözden pişman olmadım, hayatımda hiçbir sözü de yutmadım ama çıkmadılar, açıklamadılar, dikkat edin. Hiçbir şeyi açıklayamadılar. Mesele bir flu ortamda bir şey yapmak" diye konuştu.

"Kılıçdaroğlu için artık mütereddidim"

O gün CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na soruşturmanın sürmesi nedeniyle "şu mesele bu odada kalsın" dediğini, bunların da bir bölümünü zaten daha sonra savcılığın açıkladığına dikkati çeken Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bırakın hükümet başkanını, başbakanla anamuhalefet partisi başkanı kimliklerini, herhangi iki dost arasında, hatta birbirine hasım ama ahlaklı iki insan arasında, ’ya ben söyleyeyim de sen bunu dışarıda söyleme’ dense, bir sır paylaşılsa, Allah aşkına, ahlak bu sırrın dışarı söylenmemesini gerektirir. Bir de devlet sırrıysa şahsi sır da değil, nasıl paylaşırsınız. Ben şimdi üç ay önceki koalisyon görüşmesi yaptığım Kılıçdaroğlu’na güveniyordum, sır paylaşılabileceğini düşünüyordum ama şimdi mütereddidim. Ne zaman, ne şekilde kullanacak bir devlet sırrını, nasıl değerlendirecek? Yarın... Milli Güvenlik Kurulu’nda konuşulan her şey devlet sırrıdır. Koalisyon kurulsaydı da Mili Güvenlik Kurulu’nda olsaydı demek ki bir hafta sonra aklına estiğinde beni veya Milli Güvenlik Kurulu’nda Cumhurbaşkanı, başkan olduğu için ya da genelkurmay başkanımızı zora sokmak icab etse belki onu da açıklamayı düşünürdü. Şimdi ben artık Kılıçdaroğlu ile bir daha rahat konuşabilir miyim?"

"Bahçeli üzülür, ben üzülmem"

 Davutoğlu, hiçbir saklısının gizlisinin olmadığını, hiç çekincesiz şekilde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de istediğini açıklayabileceğini dile getirerek, şu ifadeleri kullandı:

"Bahçeli de açıklasın. O üzülür, ben üzülmem. Bahçeli’nin söylediği bazı sözler nedeniyle o üzülür, ben üzülmem. Benim tutumum, açık ve net. Şimdi demek ki, birileri onlara ’Davutoğlu ile ilgili şöyle bir şey yaparsanız, onun toplum nezdindeki dürüst ya da açık konuşan lider imajını sarsabilirsiniz’ dedi herhalde ama yok güçlendi imajım işte. Meydanlarda günlerdir söylüyorum, ’çık ne varsa söyle, ne varsa.’ Eğer yanlarında bir dinleme kaydıyla geldilerse onu da açsınlar, bunu da söylesinler. Bu kadar demek ki birbirimize güvenemeyecek durumdayız. Böyle devlet ahlakı olur mu? Dolayısıyla burada kaybeden Sayın Kılıçdaroğlu olur, Sayın Bahçeli olur. Ben hiçbir şey bu anlamda kaybetmem.

Eğer bana, bütün bunlardan, yaşananlardan sonra Sayın Bahçeli veya Sayın Kılıçdaroğlu, bir gün sır verirlerse o sır mezara kadar gider. Ayna duymasın diye, aynaya, kendime karşı bile o sırrı söylemem. Benim devlet anlayışım bu, benim dostluk anlayışım, sır saklama anlayışım bu. Nitekim zihnimde ve gönlümde tuttuğum o derece devlet sırları var ki önemli. Ben normalde teorik şeyler yazmayı seven bir insanım ama yazmıyorum. Ola ki, birisi şey olur diye. Soruyorlar, ’günlük yazıyor musun’ diye, yazmaya kalksam analiz yaparım, yanlış anlaşılır ileride diye yazmıyorum."

Davutoğlu, Habertürk TV, Show TV ve Bloomberg HT ortak yayınında, "Oslo görüşmeleri ve mutabakat" tartışmalarını değerlendirdi.

Oslo ile ilgili iddiaları "safsata" olarak nitelendiren Başbakan Davutoğlu, "İstihbarat örgütleri bu anlamda devlet menfaati için gereken adımları atar ama safsata, yok böyle bir şey" diye konuştu.

Davutoğlu, Abdulkadir Selvi’nin AK Parti’nin Afyonkarahisar kampından bahsettiği bir köşe yazısında, "Eski İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın o kampta çözüm sürecine ilişkin ’sorun PKK’dan kaynaklanıyor, Oslo’da anlaşmıştık oysa’ şeklinde sözler sarf ettiği ve HDP Sözcüsü Hakan Bilgin’in, (bölgesel yönetimlerin güçlendirilmesi konusunda hükümetle anlaşmıştık)" açıklamalarının hatırlatılması üzerine ise şunları söyledi:

"Ben bütün oturumlarda vardım; Efkan Ala’nın öyle bir şey dediğini hatırlamıyorum. Ama hani diyelim ki böyle bir söz... Görüşmeler sürünce tabi bazı konularda mutabık kalınabilir, bazı konularda anlaşmazlığa düşülebilir. Görüşmeyi niye yaparsınız, nihayet bir sorunu çözmek için. Biz, ’Oslo’da görüşme yapılmadı’ demiyoruz ki, ama bu şekilde anlatıldığı şekliyle bir görüşme yok."

"Silah bırakma üzerine anlaşılmıştı"

Programı yöneten gazetecilerin, "yani anlaşma yok" sözlerine, "hayır, hayır" diye karşılık veren Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Ama Türkiye’de, 2013 Mayıs’ında vardı. Silahların bırakılması, mutabık kalınan bir husustu, yapmadılar gereğini. Bölgesel yönetimler ise zaten biz eskiden beri... Türkiye’de yerel yönetimlerin güçlendirilmesini yeni savunmuyoruz ki, 2003 yılında Kamu Reformu Yasa Tasarısı çalışmalarına baktığınızda hep var. Bunu PKK veya HDP, şu bu istedi diye değil, Türkiye için doğru olan neyse onu yaparız. Böyle bir husus yok ama silah bırakma konusunda mutabakat vardı ve bunu ilan da ettiler. Kendileri niye bırakmadılar?"  

Paralel yapı ve terörle mücadele

Başbakan Davutoğlu, "Paralel yapı olarak adlandırılan cemaatle bir dönem sorun yaşanmamasına karşın mücadele içine girişilmesi ve çözüm sürecinin sonlanarak yeniden terörle mücadele noktasına gelinmiş olmasının AK Parti iktidarlarının yaptığı hatalardan mı kaynaklandığı" yönündeki soruya da yanıt verdi.

Siyasette de insan hayatında olduğu gibi hata yapılabileceğini, birisi "ben hiç yanlış değerlendirmedim" derse bunun doğru olmayacağını ifade eden Davutoğlu, "İnsanoğlu da hata yapar, siyasi hareketlerde de hata, eksik değerlendirmeler olabilir. Onları her zaman tartışabiliriz ama AK Parti ilkesel hata yapmamıştır" dedi.

"Ya onların ya devletin olmaması gerekiyordu"

Davutoğlu, hem paralel yapı hem de PKK ile mücadelenin başlamasında benzer yönler olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"AK Parti siyasi meşruiyet içinde iktidara gelen bir siyasi parti. İşte görüyorsunuz, gecemiz yok, gündüzümüz yok, halktan birer birer oy toplamaya çalışıyoruz. Bizim başka bir yerden güç alma şansımız var mı, arkamızda silahlı bir gücümüz yok; AK Parti olarak söylüyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri, devletin gücüdür. Dışarıdan irtibatlı, orada burada, Pensilvanya’da, şurada burada oturan birileri de yok. Nerede bizim gücümüz, Buca Meydanı’nda, Bergama Meydanı’nda, Şanlıurfa’da...

1 Kasım’da halk bize güç verirse o gücü kullanırız, meşruiyet çizgisi içinde. Vermezse bir dahaki seçime hazırlanırız. Başka güç kaynağımız yok bizim ama bunlar ise devletin normal meşru güçleri varken o güçleri by-pass ederek paralel yapılar kurarak kendi güç odaklarını oluşturmaya çalıştılar. Onu yapmadıkları dönemde bu paralel yapı, bizimle bir sıkıntıları yoktu ama onu yapmaya başlayınca bir yerde iki otorite olamayacağı için ya onların ya devletin olması gerekiyordu. Yani meşru hükümet seçilecek, ben başbakanım benden önce Sayın Erdoğan başbakan. O başbakan olarak hesabı verecek ama onlar esas politikayı belirleyecek. Hesabı biz vereceğiz, politikayı onlar belirleyecek. Buna izin veremezdik."

Terörle mücadelenin hiçbir zaman askıya alınmadığını ama PKK ve çözüm sürecinde de benzer durumun söz konusu olduğunu anlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Terörle mücadeleyi, çözüm sürecinde de durdurmadık biz. Başka bir düzlemde devam etti. Durdurmuş olsaydık çok kısa sürede, 2-3 ay içinde, mutlak alan hakimiyeti kazanacak şekilde bu kadar etkin bir operasyon sürdüremezdik. Her ihtimale hazırlıklıydık ama nihayet bir şans verildi, silahların bırakılması için. Onlar ise ne yaptı,  devletin meşru mahkemesi, meşru otoritesi varken, onlar gidip kendilerince insanları yargılamaya kalktılar, işkence yapmaya kalktılar, hesap sormaya kalktılar. ’Öz savunma birlikleri’ diye ne idüğü belirsiz bir yapı oluşturmaya kalktılar. O zaman dersin ki, bir bakarsın, iki bakarsın, sonra ’bir dakika burada hesap veren bir meşru güç var, ben hesap vereceğim sen orada başka yapılar kuracaksın olmaz.’ Yani şu anda onun için dikkat ederseniz, ’kamu düzeni’ dedim, ’devlet otoritesi’ demedim. Kamu düzeni hepimizin düzenidir. Onlar, kamu düzenindeki meşruiyetin, seçimler yoluyla gelen meşru iktidar yerine, kendileri otoriteler, küçük otoritecikler oluşturmaya çalıştılar.

Orada çatışma kaçınılmazdı. Çatışma orada başladı ve bu çatışmada da ikisi birden ayakta kalamaz. Dini cemaatse dini cemaatliğini bilecek. Hayır işi, eğitim işi yapacak. Bugün birçok cemaatin yaptığı gibi. Müslim, gayrimüslim yapıyor hayır işi, cemiyet işi. Kimseye karışan var mı? ’Sen niye şunu yapıyorsun’ diyen var mı, yok. Ama ’yargıyı ben yöneteceğim, yargıda Danıştay’a kimlerin seçileceğinin listesini ben vereceğim, bürokraside kim müsteşar olacak ben tanımlayacağım, KPSS sınavlarının sorularını çalıp geleceğin bürokrasisini ben belirleyeceğim’ dedin mi, ’bir dakika sen bu yetkiyi nereden alıyorsun’ diye adama sorarlar. Sorduk biz. Soru bu, soru, ’yetkiyi nereden alıyorsun?"

"Bu darbenin ta kendisidir"

Davutoğlu, bürokraside örgütlenerek siyasi otorite kullanmaya çalışmanın darbenin ta kendisi olduğunu belirtti.

Bunu fark ettikleri 17-25 Aralık girişimi sonrası söz konusu yapıya çok açık bir çağrıda bulunduğunu hatırlatan Davutoğlu, "Derhal bürokrasiden çekilsinler, eski yapmaya çalıştıkları şeyi yapsınlar diye çok net çağrıda bulundum. Onu yapsalardı, o an bile bunu deklare edip hesap vermedikleri bir gücü kullanmaya kalkmasalardı, farklı olurdu" dedi.

"Çözüm sürecine dönülecekse..."

Davutoğlu, PKK için de durumun farklı olmadığını, bir ülkede iki silahlı güç olamayacağı için onların da silah bırakması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

"Bir yerde nasıl iki bürokrasi olmazsa iki silahlı güç olmaz. Ya PKK olacak ya Türk Silahlı Kuvvetleri, yani ordu olacak, polis olacak. Polis adına da hesabı veren bizsek bir yerde iki silahlı yapı olmaz. Burada yapılacak şey, eğer çözüm süreci vesaire o mantığa döneceklerse silahlı bütün yapılar Türkiye’de tasfiye edilecek. Bu konuda kararlılığımızdan hiç şüphe edilmesin."

Terörle mücadelede en büyük gücü şehit anne babalarından, ailelerinden aldıklarını belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Her birinin ellerinden öpüyorum. Bakın dün bir şehidimizin evindeydim Gaziantep’te. Ne mübarek bir anneydi o anne. Öylesine bir ders verdi ki oradaki herkese. ’Benim evladım şehit’ dedi. ’Dünyanın en melek insanıydı ve ben onu bugünler için yetiştirdim’. Yine bir gün önce Trabzon’da şehit düşen oradaki kardeşimizin babası, annesi. Samet biri, Ömer biri. Samet aynı şekilde. Bu şehit ailelerinden biz güç alıyoruz ama birileri bu şehit ailelerini bize karşı kışkırtacaklarını düşündüler ama o aileler biliyorlar ki, biz bu mücadelede samimiyiz."

Davutoğlu, mücadelelerinin, ister paralel yapı isterse KCK gibi terörü kullanan yapılar olsun, hepsi tasfiye olana kadar süreceğini vurgulayarak, "Tabiri caizse ’bağırsakları temizlemek’ diye eski bir tabir vardır. Devlet bütün bu örgütlerden arınıncaya kadar bu mücadele sürmek zorunda. Başka türlü olmaz ya da birisi dini cemaat olarak kendi sathı mahalline çekilecek ve hiçbir şeye karışmayacak, diğeri de silahları gömecek, HDP ile aralarındaki bağ malum, ’ben HDP üzerinden siyasi mücadele yapıyorum’ diyecek. O siyasi mücadeleye de kimseye karışmaz o zaman."  

Ankara’daki terör saldırısı

Başbakan Davutoğlu, Ankara’daki terör saldırısında ikinci canlı bombanın kimliğine ilişkin soruya ise bu konuda savcılık açıklama yapmadan bir şey söylemesinin doğru olmayacağını belirtti.

Saldırının tam bir "kokteyl terör" olduğunun altını çizen Davutoğlu, şunları kaydetti:

"DAEŞ terör yapıyor, o terörün lojistiklerini hazırlayanlar arasında ciddi PKK irtibatlı şahıslar var. Bu elimizde olan veriler, hususlar. O terör olayıyla ilgili bilgi anlamında, ön alıcı birtakım kamuoyu algısı oluşturan tweet hesaplarında PKK ve DHKP-C’li birtakım bağlantılar var ve nihayet terör olayından sonra halkı paniğe sevk etmek için o terör olayını kullanarak, ’şu, şu mitinglerde yeni saldırılar olacak’ diye yayın yapan paralel tweetçiler var. Bunları birbirinden ayırt etmek mümkün değil. Hepsinin hedefi bir. Türkiye’de kaos oluşturmak, Türkiye’de bir güvensizlik hali oluşturmak. Bunlar tümüyle ortak bir çizgide buluşuyorlar ama bunların hepsiyle ya da topluca hesaplaşmayı da biliriz." 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.