Bu yarayi kapatacagiz
Başbakan Ahmet Davutoğlu, TRT Haber ve Spor Yayınları Dairesi Başkanı Nasuhi Güngör’ün moderatörlüğünde gerçekleşen özel yayına katıldı.
Gazeteci Mehmet Barlas’ın, "Uzun vadeli çözümsüzlüğe terk etmek için komite şey edersiniz. Bizim alıştığımız modelde Kürt realitesinin barışçıl bir çözüme bağlanmasında merkezde Beşir Atalay vardı. Hep onunla konuşurduk. Şimdi bir komiteden bahsediyorsunuz, kim 1 numara burada" sorusu üzerine Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Çok net bir iş bölümü var yani daha önceki dönemde de durum farklı değildi. Biz toplandığımızda bütün bu konuları sayın Başbakanımıza arz ederdik. Beşir Bey görevi yürütürken de toplanırdık yine benzer bir yapı vardı. Şimdi bütün bu arkadaşların koordinasyonunu yani günlük iletişim anlamında da sürecin gidişatıyla ilgili her an durumu kontrol altında tutabilmek anlamında da Bakanlar Kurulu toplantılarını haftada bire aldık yani 15 günde bir olan Bakanlar Kurulu... Bunun dışında bu süreci bizzat yönetmek üzere bir komisyona devretmek değil... Yani bir komisyona devredilmesi şöyle olurdu; şu arkadaşlar bir komisyon kursunlar arada sırada rapor sunsunlar değil... Hem kriz yönetimi olacaksa, bir kriz çıkacaksa anında müdahale anlamında hem de bütün aktörlerin son gelişmeleri de doğrudan anlamaları ve buna göre yön vermeleri için bir görev dağılımı çerçevesinde, en geç 15 günde bir olmak üzere bir araya gelerek sadece çözüm sürecini konuşacağız."
"Kamu düzeni olmadan çözüm süreci olmaz"
Başbakan Davutoğlu, kamu düzeninin sağlanması ve korunmasına vurgu yaparak, "Kamu düzeni olmadan çözüm süreci olmaz" dedi.
Kaçırılan vatandaşlar olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Bölgede hala yol kesmeler, birtakım asayiş sıkıntıları var. Kamu düzeninin sağlanması... Bizim için kamu düzeni çözüm sürecinin alternatifi değil; çözüm süreci kamu düzeni ile birlikte sağlanır. Çözüm süreci adına kamu düzeni ihlallerine göz yumalım demek mümkün değil. Bunu da çözüm sürecinin diğer partnerleri olanların yakından bilmesi lazım. Kamu düzensizliğine izin vermeyiz. Ne şekilde olursa olsun, kim yaparsa yapsın. İster provokatif nitelikte olsun, ister planlı nitelikte olsun."
Davutoğlu, 2015 seçimlerine ve ondan sonraki döneme de sirayet edecek şekilde kamu düzeni ihdas edileceğini ifade ederek, şunları kaydetti:
"Bununla ilgili görevli arkadaşımız var; İçişleri Bakanımız, MİT Müsteşarımız. O masanın etrafında herhangi bir kamu düzeni sıkıntısı olduğunda konuşacağız. Nasıl giderilir, nasıl olur? İşte malum geçende bir heykel tartışması vesaire... Bir anda çözüm sürecini riske eden kamu düzeni problemleri çıkabiliyor. Buna mahal bırakmayacağız. Kararlı bir şekilde herkes bilmeli ki, biz çözüm sürecini kamu düzeni ihlallerine imkan sağlamak, ona zemin olsun diye yürütmüyoruz. Kalıcı kamu düzeni için... Nedir ikinci alan, demokratikleşme yönünde atılacak bütün adımlarla tahkim edilen bir süreç. Bu sürecin işleyiş nitelikleri itibariyle kimisi başbakan yardımcılarımızın uhdesinde olan konular, kimisi diğer alanlarda."
Başbakan Davutoğlu, toplumsal psikolojinin çözüm sürecine desteğinin sürmesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
"Akil adamları önümüzdeki dönemde çok daha aktif bir şekilde değerlendirmeyi düşünüyoruz. Hep beraber onları da sürecin aktif özneleri haline getirip, en kısa sürede silahların tümüyle devre dışı kalacağı, silahların bırakılacağı ve Türkiye’nin sınırları içinde herhangi bir şiddet eylemine zemin teşkil edecek yapıların, unsurların bir anlamda bu nitelikten uzaklaşacağı bir noktayı hedefliyoruz."
"Akil adamlar dışında başka somut bir şeyler açıklayacak mısınız önümüzdeki günlerde?" sorusu üzerine ise Başbakan Davutoğlu, şu cevabı verdi:
"Tabii tabii... Şu anda adım adım salı günü ciddi bir envanter çalışması yaptık. Neredeyiz? Şu anda atılması gereken adımlar ne? Bu konuda zaten MİT Müsteşarımızın yürüttüğü çalışmalar var, bunlar herkesçe malum... Diğer alanda Adalet Bakanlığımızın yürüttüğü çalışmalar var, yasal düzenlemeler itibariyle. Şimdi şöyle bir şey oldu, yol haritası var mı? Biz geçmişte bir taraftan çatışmasızlık ortamını sürdürmek, bir taraftan da olabilecek krizleri engellemek için bir çalışma yürütüyoruz. Şu yeni dönemi isimlendirmek gerekirse ben ’süreç yönetimi’ diyorum, komisyona havale değil, süreç yönetimi... Sürecin kendisinin bütün ilgili şeylerle birlikte yönetilmesi, o bakımdan kesinlikle bir komisyona devri değil... Şu anda zihnimizde ay ay ilk değerlendirme sonrasında ve bunu da yeni bu zeminde daha aktif bir eylem planına, adım adım yürüyen bir çalışmaya dönüştürmeye kararlıyız."
"Bu yarayı kapatacağız"
Bunu ilgili bütün birimlerle, kamuyla paylaşma noktasına geldiklerinde hepsini paylaşacaklarını anlatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Mecliste yapılacak çalışmalar var. Bence hani derenin yarısını geçtik dediğimiz yer, son altı maddelik yasamız aslında bir çerçeve oluşturdu. Bu konuda çalışacak olan bütün öznelere, kurumlara teminat sağladı, yasal bir teminat. Bu çok önemli bir adımdı. Bu devrim mahiyetindeki adımdan sonra kimsenin mazereti yok. Yani kimse ’acaba biz şu adımı atarsak ileride ne olur?’ diye düşünmeyecek. Biz zaten düşünmüyorduk, yani sayın Cumhurbaşkanımız başbakanken o da çözüm süreci için emin olun herhangi bir kaygı içinde hareket etmedi, tek kaygısı vardı. Bizim de şimdi tek kaygımız var. O zaman da tek kaygımız vardı bu yarayı kapatmak ve bu yarayı kapatacağız."
"Bu ülkede ne Diyarbakır hapishanelerinde yaşanan zulümler bir daha yaşanacak, ne dış veya iç provokasyonlarla gençlerin daha hayatlarının baharlarında dağlara götürüldüğü, kullanıldığı süreçler yaşanacak" diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle devam ettirdi:
"Dikkat ediniz bu çok önemli, etrafımız ateş çemberiyken biz bunu yapıyoruz. Etrafımız ateş çemberi. Irak’ta bir mezhep ve etnik çatışma var, Suriye’de var, Ukrayna’da var ve biz bunun ortasında 30 yıllık bir meseleyi çözme iradesi gösteriyoruz ve adım adım bunu çözme noktasına geliyoruz. Normalleştikçe siyasette bunun bir de siyasal alanı var. Parlamento ile ilişkiler bağlamında... Başbakan Yardımcımız Sayın Akdoğan parlamento ile ilişkilerle görevli başbakan yardımcısı o, o görevi yürütecek. Sayın Bülent Arınç, Hükümet Sözcümüz ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanımız olarak belli bir şekilde bu ilgisini sürdürecek ama ben herhangi bir başka konuyu öne almaksızın sık aralıklarla bütün arkadaşlarımı toplayıp, sürecin tıkandığı bir yer varsa o damarları açmak için düşünsel veya siyasal operasyonlar yapmak, tıkanmadığı yerde yeni vizyonla yaratıcı çözümlerle somut konuları konuştuk, bunları da paylaşacağız kamuoyuyla yavaş yavaş."
TRT Haber ve Spor Yayınları Dairesi Başkanı Nasuhi Güngör’ün moderatörlüğünde gerçekleşen özel yayına katılan Davutoğlu, gazeteci Mehmet Barlas’ın, "Sayın Erdoğan’ın söylemiyle AK Parti için tuzluk kalmadı mı başka?" sorusu üzerine, şunları kaydetti:
"Benim ismim telaffuz edildiği gün zihnimde kurduğum, kurguladığım birinci kritik aşama tamamlandı. Şu anda işleyen bir Bakanlar Kurulu var. İşleyen bir grup var. Bugün ne kadar iyi işlediğini müzakerelerde de gördünüz. Hiç kimsenin kalbi kırık değil. İşleyen bir parti MYK’sı var, MKYK’sı var. Dolayısıyla yapı oturdu. Şimdi yapacağımız ne 2015 seçimlerine kadar, işte demokrasi orada kendini gösteriyor. Ben şöyle diyebilirdim arkadaşlara, nasıl olsa bunu kurduk, bizim büyük kongreyi içeride bir türbülans olmasın diye genel seçimlerin sonrasına alalım. Yani 2015 Haziran’ından sonraya, buna da bir engel yok."
Başbakan Davutoğlu, evvelsi gece yaklaşık 6 saat süren MYK’da bütün belde, ilçe, il kongrelerinin seçimlere kadar bitirilmesi talimatını verdiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yani önümüzdeki 22 Şubat’a kadar AK Parti’nin bütün kongreleri tamamlanacak. Seçime hazırlanan ve yeni bir genel başkan için siyasi bir risktir. Neden risktir? Çünkü bütün teşkilat bir kaynayacak, demokrasi burada başlıyor. Ama ben seçilmiş teşkilatlarla seçimlere gitmeyi demokrasinin bir gereği görürüm. ’Nasıl olsa teşkilat var. Herkesi bir ümit içinde bekleteyim, seçimleri kazanayım, sonra teşkilata şeker veririz’ demedik. Hemen kongrelere başlıyoruz, kongre takvimi 15 Eylül’den itibaren işlemeye başlıyor. Yani delege vesaire..."
İl kongrelerine 1 Aralık’ta başlayacaklarını ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Şimdi önümüzdeki 8 ayda ne yapacağımızı sorduğunuz için geliyorum. Benim önümüzdeki 8 aydaki en önemli hedeflerimden biri, Türkiye’nin genel siyasetini yönetmek kadar AK Parti’nin o 12 yıllık başarı hikayesini teminat altına alacak şekilde AK Parti’yi tahkim etmek. Kadrolarımızı tahkim etmek ve yeni bir heyecan oluşturmak. Biz 12 yılda bu kadar başarıya imza attıysak, yorulma nedir bilmediysek tabiri caizse bunu o heyecandan duyuyoruz. Biz heyecanlanıyoruz kitleyi heyecanlandırıyoruz, kitleyi heyecanlı görüyoruz biz heyecanlanıyoruz."
"Ben baş danışmanken biraz daha Ankara’da planlama yaptığımız için bazen Sayın Başbakanımızın bu kadar dış politika gündemi varken acaba Anadolu ziyaretlerini biraz şey mi yapsak falan dediğim olurdu" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Sonra ben de ziyaretlere katıldığımda ve siyasete girdiğimde gördüm ki siyasetçinin enerjisi halkın arasında. O heyecanlandıkça halkı heyecanlandırıyor. Halkı heyecanlı gördükçe o heyecanlanıyor. Şimdi bizim meselemiz AK Parti’de bu yeni heyecanı... Yeni Türkiye yeni bir heyecanla kurulacak. Başarının getirdiği yorgunluğa iznimiz yok. Hani İbni Haldun’un Asabiyye Teorisi gibi ’belki devlet kurulduktan 3 nesil sonra konforizme girer’ biz de 3 seçim kazandık bir siyasi kadro olarak konforizme izin vermememiz lazım. Ben şu anda o kitleleri, tabanımızı, AK Parti’yi gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine tekrar heyecanlandırmayı önemli bir şey olarak görüyorum, hedef yani 8 ay içinde."
Çözüm süreci
Başbakan Davutoğlu, "Bize uyku haram dediniz çözüm süreci nihayete erinceye kadar. Ben iki şey sormak istiyorum. Bundan muradınız ne? Gerçekte nihayete ermeden muradınız ne ve siz niye çözüm süreciyle anılıyorsunuz? Dışişleri Bakanlığı sürecini de alırsak, sürecin neresindeydiniz, bundan sonra neler olacak?" sorusu üzerine, şu yanıtı verdi:
"Aslında bir önceki soruda AK Parti ile ilgili söylediklerim, partimizin genel kongresi, büyük kongre hazırlıkları ve kongresi bu parti programıydı. Hükümet programına baktığımızda tabii şu ana kadar süregiden çalışmalar dışında zaten kongre konuşmasında da hükümet programında da öne çıkardığımız ana başlıklar, bir tanesi çözüm süreci... Çözüm süreci ilk başladığı andan itibaren belli aşamaları vardı, biz bu aşamaları katettikçe önümüze yeni ufuklar açıldı. Ama esas itibariyle baktığınızda şuna dikkatinizi çekmek isterim. Türkiye demokratikleşmesini yaparken AK Parti döneminde sadece Kürt sorununu çözmek kastıyla yapmadı. Bu halk, bu demokrasiyi en geniş anlamıyla hak ettiği için yaptı. Fakat bu arada zemin o kadar hazırlandı ki sağlanan imkanlarla. Kürtçe yayından Kürtçe siyaset ve propaganda yapabilme hakkına, birçok bölgede gerçek bir özgürlük havası esmesine kadar zemin hazırlanmıştı."
Bölgesel konjonktürün yani Türkiye’nin etrafındaki siyasal istikrarsızlığın 2011 ile 2013 başı arasında yine bir gerilim döneminin yaşanmasına yol açtığını anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"2012 sonu 2013 başında çözüm süreci ilan edildiğinde hepimiz tek bir şeye odaklandık, öncelikle çatışma ortamının durması, şehit cenazelerinin ve şu veya bu şekilde bu çatışmalarda hayatını kaybeden gençlerin hayatlarını kaybetmemesi için bir durgunluğa, sükunete ihtiyaç vardı bunu sağladık. Bu sükunet ortamı bugüne kadar da sürdü. Onun kritik bir aşaması da Diyarbakır’da geçen sene 18 Mart 2013’te yaptığım konuşmadan sonra bu çözüm sürecinin muhtevası üzerine bir mülakatta şunu zikretmiştim. Bu öyle bir şey ki hızlı akan bir derede, nehirde karşıdan karşıya geçmek gibi... Yarıya kadar geldiğiniz inancına kapıldığınız anda karşıya geçmeye çalışırsınız. Ama oraya gelmemişseniz, akıntı varsa hep aklınız geride olur, geriye dönmede... Şunu bugün geldiğimiz nokta itibariyle söylüyorum, biz yarıyı geçtik artık."
Başbakan Davutoğlu, bundan sonra çözüm sürecinin bütün aktörleri açısından karşı kıyıya bir an önce ulaşmanın var olduğunu anlatarak, sözlerini şöyle devam ettirdi:
"Bir an önce diyorum çünkü çok çok ciddi bir bölgesel istikrarsızlık ortamında yaşıyoruz. Her türlü provokasyon olabilir. Türkiye’nin siyasetteki, uluslararası alandaki yükselişini çekemeyen, bu yükselişi bir anlamda geçen sene olduğu gibi Gezi olayları ve 17 Aralık operasyonuyla durdurmak isteyenler, başka güçler çıkabilir. Beklenmedik olaylar yaşanabilir, onun için şimdi bizim birinci hedefimiz ırmağın karşı kıyısına geçmek. Irmağın karşı kıyısına geçmek ne demek? O da şu demek, Türkiye’nin her kesiminde Türk-Kürt ayrımı olmaksızın bütün vatandaşların aidiyet hissi bağlamında kendini bu toprağa, ülkeye, devlete ait hissetmeleri, bir vatandaşlık bağıyla bu devlete bağlanmaları ve herhangi bir ayrımcılığın ortadan kalktığı özgürlük ortamının sağlanması, bu bizim vazifemiz. Buna bağlı olarak sadece çatışmanın bitmesi değil, silahların tümüyle devreden çıkması..."
Davutoğlu, dün ilk çözüm süreciyle ilgili oluşturdukları yeni mekanizmanın toplantısını yaptıklarını ve daha önce bir kriz yönetimi gibi yürüdüğü için, noktasal kriz yönetimlerini de beraberinde getirdiği için belli mekanizmalar olduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:
"Terörle Mücadele Yüksek Kurulu gibi... Başbakan Yardımcımız Sayın Atalay’ın koordinasyonunda yürüyen çalışmalar gibi. Ben bütün bu tabloyu da görerek bütün koordinasyonu doğrudan benim başkanlığımda yürüyecek bir mekanizmaya bağlamaya karar verdim. Yani eskiden farklı problem alanlarında farklı toplantılar yürürken, şimdi 15 günde bir en geç, ihtiyaç oldukça daha sık olmak üzere bu çözüm süreciyle ilgili oluşan mekanizmanın bütün aktörleri toplanacağız."
Dün ilk toplantıyı yaptıklarını anımsatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Başbakan Yardımcılarımız, İçişleri Bakanımız, Dışişleri Bakanımız Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte olduğu için gelemedi. MİT ve Başbakanlık Müsteşarımız, bu konuyla birinci derecede ilgili arkadaşların katıldığı toplantıda bundan sonraki atılabilecek adımları gözden geçirdik. Bu da aslında siyasi bakımdan 2014 seçimleri bağlamında önemli bir risk unsuru. Yani biz çözüm sürecini öyle veya böyle seçim takviminden bağımsız olarak nihayete erdirmeyi düşünüyoruz."
Başbakan Davutoğlu, nihayetin, ülkede sadece anlık çatışmaların durması değil, kalıcı bir şekilde silahların devre dışı kalması ve toplumsal hayatın her yönüyle normalleşmesi olduğunu dile getirdi.
"IŞİD’le mücadelede PKK’ya silah verilmesi" konusuna ilişkin değerlendirmesi sorulan Davutoğlu, gerek Irak’ta gerekse Suriye’de işleyen ve muhatap alınabilecek devlet yapıları bulunsaydı, Türkiye sınırları içerisindeki bir sorunu çözerken, sınırların gerçek bir referans noktası olabileceğini dile getirerek, "Ama böyle değil. Şu anda maalesef sınırlarımızın ötesinde gerçek anlamda bir etnik ve mezhebi çatışma ortamı var" ifadelerini kullandı.
Davutoğlu, bu ortamın oluşmaması için çok çaba sarf ettiklerini vurgulayarak, dış politika alanı itibariyle özellikle 2011 başlarından itibaren olanları gördükleri için öncelikle Suriye rejimine "Kendini reforme et, bu çatışma ortamına Suriye’yi kurban etme"; daha sonra reforme etmediği ve zulmü artırdığı zaman "Bütün kayıtlar zamanla ortaya çıkar" dediklerini aktardı.
Bazen WikiLeaks gibi organizasyonların bulunmasının, kimin ne dediğinin ortaya çıkması açısından iyi olduğunu belirten Davutoğlu, bütün müttefiklere "Eğer ılımlı muhalefet desteklenmezse, buraya düzen gelmez" dediklerini, İran ve Rusya gibi ülkelere "Ilımlı muhalefet çökerse, zannetmeyin ki rejim kazanır. Radikalleşme artacak, bölgede kontrol edilemez bir noktaya gelinecek" dediklerini ve Cenevre-2’de Suriye’de geçici bir hükümet kurulması için neredeyse yalvardıklarını anlattı.
Davutoğlu, bütün uyarılara rağmen bunların yapılmadığını ve bölgede ciddi bir IŞİD tehdidi oluştuğunu, buna bağlı olarak Sünni-Şii çatışmasının ortaya çıktığını söyledi.
Irak’ta Nuri el-Maliki’ye mezhepçi politikaların radikalleşmeye yol açacağı ve Irak’ı parçalayacağı uyarısında bulunduklarını hatırlatan Davutoğlu, şöyle konuştu:
"İlgili taraflara bunları söyledik ama başta ABD olmak üzere oradan çekilirken mezhepçi yapılanmalara veya mezhep taassubuna yol açabilecek güvenlik yapılanmasına hep dikkati çektik. Bu uyarılarımız yeterince kaale alınmadı ama sonunda herkes toplanıp Maliki’ye ’Git’ demek zorunda kaldı. Çünkü IŞİD gibi bir tehdidin ortaya çıkmasını teşkil eden ortam, tamamıyla o otoritelerin aldığı yanlış kararlarla ilgili. Bizi ilgilendiren tarafı şu: Türkiye, etnik ve mezhep temelli bir ülke değil. Ne Suriye’de olduğu gibi yüzde 12’lik bir mezhep grubu bütün sistemi kontrol ediyor ve geri kalan halk da buna tepki gösteriyor ne de Irak’ta olduğu gibi. Biz, hiçbir etnik ve mezhep referanslı politikayı siyasetimizin ve devletimizin temeli alamayız. Çözüm süreci işte burada önemli. Eğer çözüm sürecinde tutup 1980’li, 1990’lı yıllardaki hata tekrar edilip, iç tehdit kavramıyla Kürtler ve barışçıl Kürt hareketler dahi tehdit olarak tanımlansaydı, Kürtçe serbest bırakılmasaydı, Kürtler bu ülkenin eşit vatandaşları, bu ülkenin istiklali için dedeleri kan dökmüş, can vermiş vatandaşları olarak o ayrımcı politikalara, ret politikalarına muhatap olsalardı, şu anda Türkiye içinde çok ciddi başka problem yaşardık."
Davutoğlu, ilk defa Erbil’e gidip Mesut Barzani ile görüştüğünde büyük yaygaralar koparıldığını ifade ederek, şöyle devam etti:
"Biz o zaman gördüğümüz için içerideki Kürt vatandaşlarımızla dışarıdaki Kürt kardeşlerimizin, dostlarımızın her biriyle ilişkilerimizi iyi tutmaya çalıştık. Şimdi neticelerini görüyor herkes. Eğer biz, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle, Kürdistan demekten bile çekiniliyor idi, Irak anayasasında geçen ifadesi olduğu için, ’Acaba böyle desek ne olur?’ refleksler, korkular, dürtüler, böyle bir problem olsaydı bölgesel yönetimle, Allah aşkına çözüm sürecini yönetebilir miydik? Mesut Barzani, bütün bu Gezi türbülansları içinde, Sayın Başbakan’ın misafiri olarak Diyarbakır’a gelmemiş olsaydı veya Diyarbakır’a gelmesini tehdit gibi görseydik... Ben Van’da Neçirvan Barzani’yi aradım ne ülke bölündü... Aksine biz şunu kabul etmek durumundayız. Bu sınırlar bizim irademizle çizilmedi. Bizim devletimiz küçülürken, Osmanlı Devleti ve yine bizim devletimiz olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti doğarken, bu sınırlar o şartlarda askerimizin geldiği yer olarak Lozan Anlaşması’yla çizildi. Bu sınırlar artık bizim sınırlarımızdır. Ama şunu bilmek zorundayız. Bu sınırların ötesindeki insanlarla bu sınırın içindekiler akraba. Bu sınırlar da kalubelada çizilip de öyle gelmedi. O zaman yapacağımız şey ne? O akrabalık ilişkilerini düşmanlık gibi görmeyeceğiz, tehdit gibi görmeyeceğiz. Biz bunu sağlarken, diğer ülkelerde aynı şehir içindeki insanlar birbirini tehdit gibi gördü ve radikalleşme arttı. O kadar acı bir şey ki, bunu biraz da sitem olarak yani iyi niyetlilere sitem, kötü niyetli çevrelere de bir uyarı olarak zikretmek isterim.
Türkiye, IŞİD benzeri yapılar ortaya çıkmasın diye neredeyse 3 yıl hem Irak hem Suriye nezdinde, 3-4 yıl politika yaptı, bütün dünyaya bunu anlatmaya çalıştı. Şimdi Türkiye içinde birileri, Türkiye’yi IŞİD’le yan yana zikretme çabası içinde. Niye biliyor musunuz? MİT tırlarına yapılan operasyon, 17 Aralık, 13 Ocak... Bütün bunlar bir şey içindi. Türkiye içinde bir türbülans yaratmak içindi. Eğer onların istediği olsaydı ve ’dönemin başbakanı’ diye Sayın Başbakanımızın anıldığı iddianameler hayata geçirilmiş olsaydı, MİT Müsteşarımız ve başta güvenlik birimlerimiz, TSK hatta, dünyada terörü destekleyen kurum ya da kişiler olarak lanse edilseydi, Türkiye o etnik ve mezhebi çatışmanın bir parçası haline gelmez miydi? Türkiye’yi koruma hattının içine alarak onun dışında tuttuk. Herkes şimdi elini vicdanına koysun, bunu samimiyetle söylüyorum, bize en muhalif olana sesleniyorum. Bütün bir ateş çemberi varken etrafımızda, bu ülke çözüm sürecini nasıl işletebilir? Çözüm süreciyle birlikte yaylalar şenlendi, dağlar şenlendi. Bunu sağlayan bir otorite, bir siyasi iktidar Allah aşkına bunu riske edecek radikal eğilimlere toleransla bakabilir mi? Makul mu bu?"
Suriye’deki PYD yapılanmasının Suriye ılımlı muhalefetinin içine girmesini ve onun bir parçası olmasını istediklerini dile getiren Davutoğlu, PYD’nin Suriye muhalefetinin içinde yer alması halinde Cenevre Konferansı’na gitmiş olabileceğini söyledi. Davutoğlu, "Ama maalesef o sırada rejimin biraz gücünün artması sebebiyle yanlış bir tercihte bulundular. Mamafih şimdi de isteriz ki bütün bu Kürt, Türkmen, Arap unsurlar Suriye’de ortak bir tavır içine girsinler. O bakımdan Selahattin Demirtaş’ın söylediği ve diğer şeyler için, öncelikle bu tercihleri netleştirmeliler, Suriye temelinde söylüyorum, Irak temelinde de" ifadelerini kullandı.
"Diğer ülkeler için de örnek olur"
"Yeni Türkiye" tanımlaması yaparken, vatandaşın özne olduğu, sembollerin tabulaştırılmasını engelleyen Türkiye’yi kastettiğine değinen Davutoğlu, 12 yıldır, "daha önce oluşturulan bir fetret"i yok etmeye çalıştıklarını ancak bir anda karşılarına "yeni bir fetret arayışı içinde olan bir topluluk" çıktığını söyledi.
Başbakan Davutoğlu, bunun tam da çözüm süreciyle belli bir mesafe alınan noktada kendini gösterdiğini ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Eğer çözüm süreci, Türkiye’deki bir etnik yarayı kapatma teşebbüsüyse, geçen sene yaşadığımız Gezi ve 17 Aralık, 25 Aralık olayları, bu yarayı daha da açabilmek ve başka yaraları da bunun beraberinde açarak, Türkiye’nin o ’Yeni Türkiye’ arayışını ve yürüyüşünü durdurma çabasıydı. Bunu durdurduktan sonra reaktif bir tutum takınmadığımızı, aksine vizyoner ve aktif bir pozisyon içinde olduğumuzu göstererek, ’Yeni Türkiye’ tabirini onun içine oturttuk. Eski vesayetlerin tümüyle ortadan kalktığı, eski anlayışların tümüyle terk edildiği ve yeni bir inşa faaliyetinin başladığı bir dönem. ’Şeytan taşlamaktan tavaf etmeye vakit bulamamak’ diye bir şey vardır. Biz, 12 yıldır bir taraftan tavaf etmeye çalışıyoruz, bir taraftan şeytan taşlıyoruz. Bir taraftan negatif unsurların etkisini kırmaya çalışıyoruz, bu bazen 367 olayı gibi kendini gösteriyor, bazen darbe teşebbüsleri şeklinde, bazen parti kapatma şeklinde. Düşünün, 12 yıl içinde kaç deprem yaşadık. Şimdi ise bütün bu depremleri aşarak, sağlamlaşmış bir bünyeyle ve aşılanmış bir bünyeyle bu binayı yeniden inşa edeceğiz. Heyecan verici olan o.
Bu yeni binayı inşa ettiğimizde o zaman zaten diğer ülkeler için bir model olma hedefiyle değil, ama etnik ve mezhebi sorunları, buna Alevi meselesi de dahil olmak üzere çözerek, yeni bir inşayı başarılı bir şekilde tamamlamış bir ülke, başkaları tarafından da mutlaka tecrübesinden istifade edilen bir ülke olur. Bu topraklardaki çatışmaların, Suriye ve Irak bağlamında, Yemen’de, Lübnan’da, hatta Mısır’da kısmen temelinde etnik ve mezhebi dini boyut var. Buna bizkendi içimizde çözüm bulduğumuzda, ki inşallah bulacağız, bu diğer ülkeler için de örnek olur."
"Aşılı bir şekilde başlıyoruz"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Kürt sorununu, çözüm süreciyle çözen bir Türkiye’nin, kendi içselleştirdiği siyasetini dışarıya da taşıyacağını vurgulayarak, Irak ve Suriye’deki Kürtlerin dönüp baktıkları yerin Türkiye olacağına işaret etti.
Gezi olayları ile PKK’nın çekilmesinin yavaşlaması arasında bir tür ilişki olduğunu kaydeden Davutoğlu, "Mayıs 2013’ü söylüyorum, IMF ile borç defteri kapanıyor, büyük yatırımlar yapılıyor. Bir anda haziranla birlikte sanki büyük travmalar yaşayan, büyük ekonomik krizler yaşayan bir ülke tablosu çıkarılmaya çalışılıyor. Onları aşabilmek için 30 Eylül’de yeni bir demokrasi paketi açıklıyoruz ve paket içinde bekleyen birçok soruna cevap teşkil edecek adımlar atıyoruz, Mor Gabriel’den tutun diğer meselelere kadar. Barzani, Diyarbakır’a geliyor, kasım ayı. Tekrar çözüm süreciyle ilgili bir ivme kazanılıyor. Arkasından 17 Aralık şeyleri. Yani bunların bir tesadüf olduğunu kimse iddia edemez" diye konuştu.
Davutoğlu, şimdi "aşılı bir şekilde" başladıklarını ifade ederek, "Herhalde Türkiye’deki çözüm sürecinden hissedar olacak, hisseyab olacak bütün aktörler, şu anda bunun kıymetini çok daha iyi anladılar. Türkiye’de buna destek verecek olan halk kitleleri, benzer sorunların çözülemediği Suriye ve Irak’ta neler olduğunu görüyor" dedi.
Son Çözüm Yasası’nın parlamentonun neredeyse yüzde 85’inin desteğiyle geçtiğini ve kimsenin artık çözüm sürecine aleni bir şekilde karşı çıkamadığını belirten Davutoğlu, görevlerinin, bunu en kısa sürede istenen noktaya getirmek olduğunu ve bir sürprizle karşılaşmak istemediklerini söyledi.