Yükleniyor...

Bütün renkler TBMM’de temsil edilecek

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Halep, o güzel Halep, o güzel Şam, şimdi Tel Abyad, Kobani, Haseke, İdlip, Lazkiye huzur ve barışı kaybettiyse bunun arkasında kendi halkına zulmetmeye yönelen ve kendi otoritesini sürdürmek için halkı diz çöktürmeye çalışan zalim yöneticiler ve bir maşa gibi kullanılan, bir maşa gibi kullanılmakla birlikte kendileri de bir katliam makinesine dönüşen DAEŞ benzeri terör örgütlerinin ağır suçları, katliamları var. Hepsine hiçbir ayrım gözetmeden, ’Müslüman mısın, Hristiyan mısın, Sünni misin, Şii misin, Arap mısın, Türk müsün, Kürt müsün?’ demeden hepsini bu ramazan sofrasında kınıyoruz, lanet ediyoruz ve onların ezdiği mağdur ettiği kardeşlerimize de sahip çıkacağımızı ifade ediyoruz" dedi. 

Başbakan Davutoğlu, Sepetçiler Kasrı’nda dini azınlıklar ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerine verilen iftarda yaptığı konuşmada, davet nedeniyle İstanbul Müftülüğü’ne teşekkür etti. 

Kurulan sofrayı "Halil İbrahim sofrası" olarak nitelendiren Davutoğlu, "Bu sofra bir Halil İbrahim sofrası, bereket sofrası, rahmet ve mağfiret sofrası. Sadece bedeni veya fiziki anlamda bir gıda bereketi değil ruhi ve manevi anlamda bir muhabbet bereketi" ifadelerini kullandı. 

Davutoğlu, yılbaşında dini liderler ve cemaat öncülerine İstanbul’da verdikleri yemek için de "Halil İbrahim sofrası" nitelendirmesi yaptığını hatırlatarak, "Bu da bir İbrahimi sofra. Biraz önce sofrada sohbet ederken dahi Hazreti İbrahim’e yaptığımız atıf hepimizin üzerinde ittifak ettiği, o kadim geleneğin ulu önderine, ulu öncüsüne yaptığımız atıftı. Şanlıurfa deyince Hazreti İbrahim’i hatırlarız, Kudüs Halil-ür Rahman deyince Hazreti İbrahim’i hatırlarız ve onun tevhid akidesini, bize nihai ve mutlak bir var oluş hakikati olarak getiren vahyi tekrar tekrar tezekkür ederiz. Hazreti İbrahim’e ruhunun yolunda yürüyen bütün din mensuplarına selamlar olsun, muhabbetler olsun. Hazreti İbrahim’in, son nübüvvetinin ve tevhid akidesinin son temsilcisi mümessili Hazreti Peygambere salatü selam olsun" diye konuştu. 

"İstanbul kimseyi dışlamadı" 

İstanbul’un da "İbrahimi anlayışla" asırlarca her dinden topluluklara mekan olduğunu dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Kimin başı daralmışsa, kim, ’Acaba katından bana yardımcı gönderecek bir yardımcı var mı?’ diye sormuşsa Kuran’ın hükmüyle o yardımcılar hep İstanbul’dan çıktılar. Museviler için 1492’de, İstanbul, ’Gelin biz size yardımcı oluruz’ dedi. Yine Polonya’da savaşlar olduğunda, şimdi Polonezköy’de oturan Hristiyanların ataları için İstanbul seslendi, ’Başınız sıkışmışsa buyurun burası selam diyarıdır, burası barış diyarıdır, buraya gelen huzur bulur, merhamet bulur ve burada kimseye zulmedilmez’... Kimin başı sıkışmışsa en zor zamanlarda İstanbul’a yöneldi. Balkan Harbi’nde Müslümanlar fevç fevç İstanbul’a yürüdüklerine onlara ’buyur’ dedi. Daha sonra ne zaman kimin başı sıkışmışsa İstanbul bir ramazan sofrası gibi her zaman açık oldu. Bir mekanın açık olması demek, ramazan sofrası olması demek, o mekana gelenin kendisine orada maddi ve manevi rızıklara muhatap olması demektir. İstanbul hep bunu yaptı. İstanbul başşehir olması hasebiyle bütün bir ülke asırlarca kimseyi dışlamadı, kimseyi ötekileştirmedi, kadim geleneğin temsilcisi olan herkese ’Buyurun, burası barış diyarıdır, İbrahimi geleneğin mekanıdır’ diye seslendi." 

"Gelin her yeri İstanbul kılalım. Her yeri barış diyarı kılalım, her yeri mazlumların sığınacakları mekanlar kılalım" diyen Davutoğlu, herkesi zulme karşı çıkmaya ve onu lanetlemeye çağırdı. 

Başbakan Davutoğlu, insanların acılar karşısında "Bu benim tarafımın acısı mıdır?" diyerek bu acılara yaklaştığını ancak bunun insani bir yaklaşım değil etnik bir yaklaşım olduğunu aktararak, "(Müslümanlar acı çekiyorsa susulabilir, Hristiyanlar acı çekiyorsa susulabilir, Museviler acı çekiyorsa, Hindular acı çekiyorsa susulabilir) dediğiniz anda aslında bir adım sonra kendi acınızın da kapısını aralamış olursunuz. Bugün maalesef dünyada böyle bir anlayış egemen oldu. İnsana insan olarak bakılmıyor. Eğer bir Hristiyan bir yerde bir zulme uğramışsa sadece Hristiyanların sesi yükseliyor veya bir Müslüman uğramışsa sadece Müslümanların. İşte korkulacak şey budur" değerlendirmesinde bulundu. 

"İstanbul’u ve Türkiye’yi korumaya mecburuz" 

İstanbul’daki huzurun korunmasından herkesin mükellef olduğunu da vurgulayan Davutoğlu, "Hep beraber bütün bu ateş çemberinin içinde biraz önce zikredildiği gibi İstanbul’u ve Türkiye’yi bir gül bahçesi olarak korumaya mecburuz. Gül bahçesi, Hazreti Peygamberi gül ile anmamızın hikmeti de burada olsa gerek. Etrafa sadece güzel kokular saçan, nefret,öfke ve rövanş kokuları değil merhamet, affetme ve mağfiret kokuları saçan bir gül bahçesine İstanbul’u ve Türkiye’yi dönüştürmek zorundayız, sonra da diğer bölgeleri" ifadelerini kullandı.  

Davutoğlu, İstanbul’un kardeşleri olarak nitelendirdiği diğer şehirlerin durumlarına da dikkati çekerek, "Bakınız şimdi İstanbul’un kardeşleri ne durumda? Bağdat, İstanbul’un kardeşidir. Bunu hamasi bir niyetle söylemiyorum aksine Bağdat’taki medeniyet birikimi, İstanbul’a yansıdığı için İstanbul dersaadet olmuştur. Şam, İstanbul’un kardeşidir ama acaba şu anda Bağdat’ta böyle bir sofrada Müslümanların, Hristiyanların, Musevilerin bir araya gelmesi mümkün mü? Harun Reşid Bağdatında mümkündü. Bin 100- bin 200 sene önce ama çağdaş Bağdat’ta mümkün değilse o Bağdatlıların, Bağdat’ın etrafında yaşayanların herkesin sorması lazım, ’Nerede medeniyet diyarı Bağdat’a ne oldu? diye. Eğer Şam Emevi Camisi’yle dahi bütün bir geleneği temsil ediyorsa ve orada İpek Yolu’ndan gelen kervanlar selam ile emniyet içinde seyretmişse ve şimdi Şam’da bırakın Hristiyanları, Musevileri, farklı dine mensup olanları bir aşiretin iki kolu bile, bir mezhebin iki kanadı bile aynı sofrayı paylaşamıyorsa ’sorumlusu kimdir?’ diye sormak icap eder" diye konuştu. 

"Nefret tohumlarının ekilmemesi için gece gündüz çalışacağız" 

"Nasılsanız öyle idare edilirsiniz" hadisini hatırlatan Davutoğlu, "Şunu büyük bir teminat olarak hem sizlere hem de ülkemizde 78 milyon vatandaşımıza ve dünyaya seslenmek istiyorum. Bu ülkenin ve bu huzurun ağır sorumluluğu omuzlarımızdayken bu gül bahçesine nefret tohumlarının ekilmemesi için, bu mağfiret ve barış sofralarına zehir lokmaların sızmaması için gece gündüz çalışacağız ve her zaman bu sorumluluk içinde bu devleti idare etmeye çalışacağız" değerlendirmesini yaptı. 

Başbakan Davutoğlu, Ortadoğu’daki birçok devlet adamını geçmişte tanıdığını anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Şimdi hallerini gördüğümde gerçekten hayretle ve ’Allah’ım hiçbir şekilde bir daha bu duruma kimseyi düşürme’ diye niyaz ettiğim ve ürperdiğim değişimler yaşandı. Halep’i hatırladım biraz önce, Türk İslam Eserleri Müzesi’nde, Selçuklular Sergisi’ni açtıktan sonra Sultanahmet’in oraya indiğimde neşe içinde iftarı bekleyen kardeşlerimi gördüğümde. 2004 veya 2005’ti Halep’e bir ramazan günü gittiğimde Halep’in parklarında, bahçelerinde insanların nasıl ramazanı beklediklerini şimdi hatırlıyorum. O Halep’i yıkan her bombayı, o Halep’i yerle bir eden her uçağa, o Halep’i topa tutan her atışa, o Halep’i yakıp yıkan Esed’in zulmüne de DAEŞ’in zulmüne de Halep’te yetimlere ve dullara zulmeden her türlü zalime de buradan gerçekten Allah’tan önce onlara merhamet duasında bulunuyoruz ama aynı zamanda onları bu tarihin çok kötü örnekleri olarak lanetliyoruz, kınıyoruz. Halep, o güzel Halep, o güzel Şam, şimdi Tel Abyad, Kobani, Haseke, İdlip, Lazkiye huzur ve barışı kaybettiyse bunun arkasında kendi halkına zulmetmeye yönelen ve kendi otoritesini sürdürmek için halkı diz çöktürmeye çalışan zalim yöneticiler ve bir maşa gibi kullanılan bir maşa gibi kullanılmakla birlikte kendileri de bir katliam makinesine dönüşen DAEŞ benzeri terör örgütlerinin ağır suçları, katliamları var. Hepsine hiçbir ayrım gözetmeden, ’Müslüman mısın, Hristiyan mısın, Sünni misin, Şii misin, Arap mısın, Türk müsün, Kürt müsün?’ demeden hepsini bu ramazan sofrasında kınıyoruz, lanet ediyoruz ve onların ezdiği, mağdur ettiği kardeşlerimize de sahip çıkacağımızı ifade ediyoruz."

"TBMM’de olup da iftira edenlere sesleniyorum..." 

Suriyeli sığınmacılara Türkiye’nin kapılarını açtıkları için çok eleştiri aldıklarını anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti: 

"Türkmenleri kabul ettiğimizde Türkiye’de başka etnik grubu temsil ettiğini iddia eden siyasiler karşı çıktılar. Kürtleri kabul ettiğimizde diğer bir kanat karşı çıktı, Arapları kabul ettiğimizde başkaları ama bu mevkide oturan birisi, İstanbul’un bu mazisini bilen birisi İstanbul’a sığınanın herkesin merhametle karşılandığı geleneğin takipçisi olan bir devlet adamı olarak kim ne derse desin, nasıl eleştirirse eleştirsin Allah şahit ki kapımıza ve soframıza gelen hiçbir mazluma, ırkını, cinsiyetini, dinini, mezhebini sormayacağız. ’O geldi mi onunla birlikte insanlığın vicdanı da gelir’ deyip kabul edeceğiz. Endülüs’ün yıkılmasıyla birlikte oradaki katliamlardan kaçan Musevilere sormadığımız gibi. Orta ve doğu Avrupa’dan gelen Hristiyanlara sormadığımız gibi. Irak’tan gelen Kürtlere, Bulgaristan’dan gelen Türklere, Bosna’dan gelen Boşnaklara sormadığımız gibi. Bugün de sormayacağız. Şimdi Türkiye hakkında iftira edenler ve TBMM’de olup da iftira edenlere sesleniyorum: Kobani’den gelen kardeşlerimize biz açtık kapıyı. Ayırım gözetmedik. Hepsinin gözyaşını silmeye çalıştık. Ben gittim, geldikleri günden hemen sonra onların ellerini tuttum, yetimlerin başlarını okşadım. Bunu da bir lütuf gibi yapmadık bir vazife olarak yaptık. Böylesi barış sofrasından sesleniyorum. Hele hele bir ramazan gününde Türkiye’nin DAEŞ gibi bir terör örgütüyle iş birliği yaptığını iddia edenler, vicdanlarını kaybetmişlerdir. Gözleri kapanmış, kalpleri mühürlenmiştir. Türkiye hiçbir zaman, hiçbir zalimin yanında yer almadı, yer almayacak. Bunun da şahitleri Kobani’den gelen Kürt kardeşlerimizdir. Tel Abyad’dan gelen Arap kardeşlerimizdir, Bayırbucak’tan gelen Türkmen kardeşlerimizdir."

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Güney sınırımızda, Suriye sınırımızda ve Irak sınırımızda, hem oradaki insanlık dramlarının bitmesi için mültecileri, oradan gelen kardeşlerimizi en iyi şartlarda karşılamaya devam edeceğiz ama çok güçlü bir siyasi iradeyle eğer Türkiye’nin sınır güvenliğine bir halel gelecek olursa, eğer Türkiye kendisinin, bu huzur bahçesinin tehdit edildiği kanaatine varacak olursa her türlü ihtimale karşı da hazırlıklıdır ve bu hazırlık konusunda gerekli çalışmaların hepsi yapılmıştır" dedi. 

Davutoğlu, dini azınlıklar ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerine Sepetçiler Kasrı’nda verilen iftarda yaptığı konuşmada, hiç kimsenin İstanbul’u, Şanlıurfa’yı, Gaziantep’i, Diyarbakır’ı ya da Mardin’i, Bağdat ve Şam’ın benzeri kaderlere mahkum edemeyeceğini söyledi. 

Buna asla izin vermeyeceklerini ifade eden Davutoğlu, "Orada olduğu gibi ’şu mahalle Sünni mahallesi, şu mahalle Alevi mahallesi, şu mahalle Kürt mahallesi, şu mahalle Türk mahallesi, Arap mahallesi’ diye bölünmesine ve mahalleler üzerinden insanların ayrıştırılıp düşman kılınmasına izin vermeyeceğiz. O ateşin bulunduğu yerde sönmesi için ne gerekiyorsa yapacağız. O ateşin bize yansımaması için de bir demir duvar örmeyeceğiz belki ama kalplerimizden bir muhabbet duvarını sınırlarımıza öreceğiz ve o muhabbet diyarı Türkiye’ye muhabbeti pekiştirdiği gibi komşu diyarlara da muhabbet götürecek" diye konuştu. 

Davutoğlu, bu kadim şehirde, kadim geleneğin sofrasında, hep beraber, bir kez daha Bağdat ve Şam’ın da aynen İstanbul’un olduğu gibi caminin, kilisenin, sinagogun; ezanın, çanın, hazanın ve hepsinin bir arada, aynı sokakta yankılandığı bir atmosferin gerçekleşmesini diledi. 

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti: 

"Kim ve ne gerekçeyle olursa olsun, herhangi bir etnik kıyıma, kültürel kıyıma ki kültürel kıyımlar da yaşandı. Camiler, kiliseler, türbeler, manastırlar bombalanarak... O kültürel kıyıma karşı da hepimizin, insanlığın vicdanını ayağa kaldırma vaktidir. Biraz önce de değerli dini liderler, öncüler her biri barış çağrısında bulundu. Gelin hep beraber İstanbul’dan bu çağrıyı, ebedi, kadimden gelen ebediyete kadar yürüyecek bir çağrı olarak bütün dünyaya seslenelim. Hep beraber bu güzel ülkeyi, bu güzel şehri, çok kültürlü ve çok mezhepli, çok dinli karakteriyle koruyup güzel örnekler teşkil edelim. Biraz önce Diyanet İşleri Başkanımızın ifade ettiği gibi Avrupa’da aynen Musevilerin gettoları gibi bugün eğer Müslümanlar neredeyse gettolaştırılmaya sevk ediliyorsa, havaalanlarında ’Muhammed’ ismi görüldüğünde potansiyel suçlu gibi muamele görülüyorsa, Çin’de Müslüman olduğunuzda oruç tutmanız yasaklanıyorsa ve birçok şey bu arada, bu dönemde, bu şekilde olaylar yaşanıyorsa dünyada herkesin dönüp sadece İslam dünyasındaki aşırılıklara dikkat çekmesi de bir tür adaletsizliktir. İslam dünyasında biz bu aşırılıklarla mücadele edeceğiz ama bütün dünyadaki aşırılıklara karşı mücadele etme iradesini de muhataplarımızda görmek istiyoruz." 

"Kimse etraftaki ateşin Türkiye’ye sıçrayacağı konusunda bir kaygı içinde olmamalıdır"

Davutoğlu, son günlerde çıkan haberleri anımsatarak, "Güney sınırımızda, Suriye sınırımızda ve Irak sınırımızda, hem oradaki insanlık dramlarının bitmesi için mültecileri, oradan gelen kardeşlerimizi en iyi şartlarda karşılamaya devam edeceğiz ama çok güçlü bir siyasi iradeyle eğer Türkiye’nin sınır güvenliğine bir halel gelecek olursa, eğer Türkiye kendisinin, bu huzur bahçesinin tehdit edildiği kanaatine varacak olursa her türlü ihtimale karşı da hazırlıklıdır ve bu hazırlık konusunda gerekli çalışmaların hepsi yapılmıştır" diye konuştu. 

"Kimse etraftaki ateşin Türkiye’ye sıçrayacağı konusunda bir kaygı içinde olmamalıdır" diyen Davutoğlu, hükümet olarak şimdiki koalisyon çalışmaları içinde geçici nitelikte bir görev yürüttüklerini düşünenlerin olabileceğini kaydetti.

Davutoğlu, "Ama bir saniye dahi bu görevi yürütüyorsak, ülkemizin bir dakikasına mal olacak bir gelişme karşısında dahi sessiz kalmaz, gerekli her türlü tedbiri alırız. Devlet kurumları da bu tedbirlerin gereğini yapar. Hiç kimse Türkiye’nin bekasından, huzurundan daha üstün ve ali değildir. Bu açıdan da şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, milletimizin bir bütün olarak, diğer emniyet görevlilerimizin ve bütün devlet kurumlarımızın Türkiye’deki bu huzur ortamının devamı için her an ayakta, her an müteyakkız bir şekilde olduğu da bilinmelidir. Ve bu konuda da hiçbir ihmale mahal bırakılmayacaktır. Sınır boylarımızın ve ötesinin güvenliği için oradan gelebilecek riskleri azaltmak için alınması gereken tedbirleri alırız. Bu kadim geleneğimizin bütün Ortadoğu’da barış içinde devamı noktasında da diplomatik temaslarımızı, çabalarımızı sürdüreceğiz" değerlendirmesinde bulundu. 

Başbakan Davutoğlu, ikinci bir hususun altını çizmek istediğini anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Dini, kültürel, mezhebi, etnik çoğulculuk ve barış hepimizin koruyacağı bir husustur. Bu 16. yüzyıl Osmanlısı için de, 9-10. yüzyıl Bağdat’ı için de geçerliydi. Şimdi ise hem bu kadim gelenekten hareket ederek hem de modern, çağdaş siyaset anlayışının ve vatandaşlık bilincinin bir sonucu olarak, şunun altını da çizmek isterim ki; Türkiye’de vatandaşlar, bu toprakta aynı kaderi paylaşan bütün insanlar, hangi mezhebe, dine, etnisiteye mensup olurlarsa olsunlar, eşit vatandaşlık haklarını sahiptirler ve kimse kimseye göre ayrıcalıklı ya da ayrımcılığa tabi kılıcı bir noktada değildir. Bütün vatandaşlarımız çağdaş devlet geleneğini, modern devlet anlayışımızın içinde eşit vatandaşlar olarak dinlerini ve gereklerini yerine getirirler. Kültürlerini, dillerini, örflerini yaşarlar. O anlamda da 7 Haziran seçimleriyle birlikte bu yeni ortaya çıkan siyasi tablo çerçevesinde de bütün dini gruplara mensup vatandaşlarımızın kendilerini huzur içinde, güvenlik içinde hissetmelerini diliyorum. Son 12-13 yıl içinde AK Parti hükümetleri döneminde dini özgürlük alanlarının ne kadar genişlediği herkesin malumudur."

Suriye’deki olaylar olduğunda buradaki masa etrafındaki bütün dini cemaatleri Dışişleri Bakanı olarak tek tek ziyaret ettiğini hatırlatan Davutoğlu, "Onlara da ’herhangi bir dindaşınız, bir yerde sıkıntıyla karşılaşmışsa onları Türkiye’de ağırlamak ya da onlara yardımcı olmak bizim görevimizdir’ demiştim" dedi. 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, dini vakıfların mallarını tescili konusunda devrim mahiyetinde kararlar aldıklarını, şu ana kadar bin 29 taşınmazın cemaat vakıflarına tescil edildiğini, 21 taşınmaz malın da bedellerinin ödendiğini anlattı. 

Cami ve külliyelerde olduğu gibi Hristiyan ve Musevi geleneğine sahip dini mekanları da restore ettiklerini aktaran Davutoğlu, "Edirne Büyük Sinagog’tan, Hatay İskenderun Süryani Katolik Kilisesi’ne, Diyarbakır Sur Ermeni Protestan Kilisesi’nden Çanakkale Gökçeada Aya Marina Rum Ortodoks Kilisesi’ne, Balıkesir Ayvalık Cunda Adası Taksiyarhis Kilisesi’nden İstanbul Edirnekapı Aya Yorgi Kilisesi’ne kadar değişik yerlerde, dini mekanlarda restorasyon çalışmaları yaptık" diye konuştu. 

Davutoğlu, bunları Türkiye’nin kültürel geleneğinin parçaları olarak gördüklerini vurgulayarak, "Dini açıdan farklı geleneklerden gelmiş olsalar da herbiri İstanbulumuza, ülkemize çeşitlilik katmışlardır. İşte deva da burada. Birileri, İslam geleneği içinde türbeleri bidat görerek topa tutar, birileri manastırları topa tutar, birileri camilere saldırır Berlin’de, modern Avrupa’nın merkezinde, biz ise camileri restore ettiğimiz gibi kiliseleri de havraları da restore eder ve onları gelecek nesiller aktaracak büyük bir kültürel zenginlik olarak görürüz. Bütün dini cemaatlerimizin bu konudaki kararlılığımızdan hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğimizi bilmelerini rica ediyorum" ifadelerini kullandı. 

"Bütün renkler TBMM’de temsil edilecek" 

Koalisyon çalışmalarını, ramazanın da bereketiyle iyi niyetle sürdürdüklerini belirten Davutoğlu, "Önümüzdeki günlerde hem Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’nı seçeceğiz. Bu dönemde TBMM’de daha önce görülmeyecek ölçüde, Hristiyan ve değişik dini inançlara, Ezidi inançlara mensup milletvekillerinin mevcudiyeti bizi sevindirmektedir. Bütün renkler TBMM’de temsil edilecek. Orada inşallah Meclis Başkanı seçiminden sonra da Cumhurbaşkanımızın görevlendirmesiyle koalisyon çalışmalarını yürüteceğiz" değerlendirmesini yaptı. 

Başbakan Davutoğlu, bütün partilere seslenerek, şunları söyledi: 

"Gelin hep beraber, Türkiye’nin geleceği konusunda ortak ilkelerde buluşalım ama her gün yapılan açıklamalarla eğer birileri, ’AK Parti koalisyona çok istekli. Dolayısıyla kendi düşündüklerimizi dayatırız’ diye bir yaklaşımla bize gelirlerse, bilsinler ki biz gönül sohbeti ve müzakere anlamında her şeye açığız ama dayatmaya ya da emrivakilere kesinlikle taviz vermeyiz. Onun için bu ramazanın da bereketiyle ümit ederim ki en kısa sürede milletimize güven telkin edecek ve dışarıda veya içeride puslu havada bekleyen çevrelerin beklentilerini boşa çıkaracak bir hükümet kurma çalışmamız başarıya ulaşır. Bunun için elimizden gelen gayreti göstereceğiz ama ister hükümetimizi bu şekilde kuralım, isterse kurulamaması halinde tekrar, yeni bir seçime doğru gidelim, bütün bu senaryolarda bütün vatandaşlarımızın, hangi dini gelenekten gelirse gelsin tam bir emniyet ve huzur içinde olmalarını diliyorum. Çünkü her halükarda AK Parti, 12 yıllık bu dini özgürlükler anlamında sağladığı kazanımları, bundan sonra da koruyacak şekilde, hem muhtemel bir koalisyonda ya da ileride olabilecek bir seçim sonrası oluşacak herhangi bir hükümette her zaman aynı kararlılıkla yoluna devam edecektir." 

Kendilerinin olduğu yerde İstanbul’un kadim kültürünün yaşamaya devam edeceğini kaydeden Davutoğlu, "Bizim sorumluluk aldığımız bir Türkiye’de hiç kimse dini, mezhebi, etnik kimliği dolayısıyla herhangi bir şekilde tahkir edilmeyecek, herhangi bir ayrımcılığa tabi tutulmayacaktır. Allah, asırlarca böylesi bir kültürel zenginliğe beşiklik etmiş olan, mekan olmuş olan İstanbulumuzu, ülkemizi, İslam dünyasını ve bütün insanlığı herhangi bir felaketten herhangi bir zulümden, muhafaza eylesin. Kardeşliğimizi, dostluğumuzu, muhabbetimizi daim eylesin. Zulme, fitneye, fesada dönük hiçbir faaliyete de fırsat vermesin" şeklinde konuştu. 

İftara, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Mehmet Paçacı, İstanbul Müftüsü Rahmi Yaran, Süryani Ortodoks Kilisesi İstanbul ve Ankara Metropoliti Yusuf Çetin, Türkiye Ermenileri Patrikliği Genel Vekili Başpiskopos Aram Ateşyan, Türkiye Musevileri Hahambaşısı İsak Haleva, Fener Rum Patrikanesi’nden Peder Benjamin, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok ve AK Parti İstanbul İl Başkanı Selim Temurci de katıldı. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.