Çözüm sürecinin sahibi milletimiz
AK Parti Genel Merkezi’nden yapılan yayında Atalay gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. İzinsiz IŞİD gösterileri sonrasında çözüm sürecinin alacağı durum ile ilgili önemli değerlendirmeler yapan Atalay şöyle konuştu:
Çözüm süreci nasıl bir hal alacak? Atılan adımlar, bölge halkına verilen güvenle halkın da güveninin kazanılması konusunda ciddi başarıya sebebiyet verdi. Ta ki Kobani eylemlerine kadar. Sonrasında PKK’nın Dağlıca’ya saldırması sonucu TSK’nın da PKK’yı vurması ne anlama geliyor? Çözüm sürecinin gidişatını nasıl görüyorsunuz?
Çözüm süreci başlayalı yaklaşık iki yıl oldu. İlk defa Türkiye kendi önemli sorununu, böyle 30 yıllık terör sorununu bitirme ve iç barışı sağlama yolunda ciddi yol aldı. Bu coğrafyada yürütülen en önemli proje budur. Çünkü sadece içini değil Kürt nüfusunun bulunduğu Irak’ı, Suriye’yi, İran’ı da ilgilendiren bir konudur.
Çözüm sürecinin sahibi milletimiz
Biz başından beri Ak Parti hükümeti olarak önce on iki yıllık süreçte, daha önce değişik vatandaş kesimlerine yapılan yanlışlıkları düzeltme, çözüm süreci ile irtibatlı olarak Kürt vatandaşlarımıza devletin yaptığı bazı haksızlıkları, yanlışları düzeltme, onların ana dilleri ile ilgili vd konularda kendi tabii hakları ile ilgili çok adımlar attık. Sonra da daha ileri bir adım olarak bunu bitirme yönünde örgütün yöneticileri ile ve siyasi kesimle görüşmelere başladık. Halkın da büyük bir desteğini kazandık. Şu anda ’Çözüm sürecinin sahibi kim?’ derlerse, ben ’Milletimiz’ diyorum. Doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle milletimizin çözüm sürecinin başarıya ulaşmasını destekliyor.
Kimse çözüm sürecinden geri adım atamaz
Kimse geri adım atma lüksüne sahip değil. Kolay kolay kimse geri adım atamaz. Çünkü vatandaşımız büyük tepki gösterir. Gelecekte bunun hesabını sorar. İlk defa bu kadar ileri mesafe alındı. Son adım olarak da Haziran ayında meclisten önemli bir yasa çıkardık. Çözüm sürecinin o bir anlamda anayasasıdır. O yasanın gereğini de yeni hükümetimiz ciddi şekilde uyguluyor. Çalışma planı çıkarıldı. Bu da yayınlandı.
Bütün bunlar olurken Kobani’de, Suriye’nin kuzeyinde bu olaylar başladı. Tabi, biz hükümet olarak çözüm sürecini Kobani olaylarından ayırıyoruz. Kobani ile ilgili olaylardan ayırıyoruz. Çözüm süreci sınırımızın dışındaki gelişmelerden hemen bu şekilde etkilenmez, etkilenmemeli. Çözüm süreci Türkiye’nin kendi içerisinde parlamentodan yasayla çıkardığı -ki yüzde 80 oranında destek sağlanmıştır- çok emek verilen ve çok umut bağlanan süreç
Asıl zararı HDP gördü
Dolayısıyla HDP çok büyük bir yanlış yapmıştır. İnsanları sokağa çağırmıştır. Türkiye’de 6 Ekim’den itibaren büyük bir şiddet, vandalizm, kargaşa yaşanmıştır ve şu anda onun sıkıntısını yaşıyoruz. Devlet malları, vatandaş zarar görmüştür ama asıl zararı HDP’nin kendisi görmüştür. Parti olarak siyaset yapmak yerine vatandaşı sokağa çağırdılar. Bunun sıkıntısını yaşıyorlar. ’Böyle yapmamalıydık’ şeklinde açıklamalar yapıyorlar.
’Kobani düşerse çözüm süreci biter’ açıklaması şantajdır
Biz, ’Kobani düşerse çözüm süreci biter’ açıklamasını şantaj olarak kabul ediyoruz. O açıklamaları kendi içerisinde tutarsızlık olarak görüyorum. Orada çok seslilik var. Bizde öyle değil. Devlet olarak hükümet bunu önüne proje olarak aldı ve ciddi şekilde yürütüyor. Tek sesiz. O tür açıklamaları, şu sıralarda çözüm süreci ile ilgili ileri tehdit olarak da görmüyorum.
Bölgede kimse zaafa düşmesin
Dağlıca’da örgüt mensuplarının belli yerlere ateş açılması sonunda TSK cevap verdi ve o bölgeyi havadan taradı. Burada son günlerdeki tartışmalar yaşanıyor. Buradaki önemli bir hususu açıklamak isterim.
Çözüm süreci güvenlik ile ilgili konuların bir kenara konulduğu süreç değildir. Yani bir yandan çözüm süreci yürüyecek bir yandan da ülkemizin her köşesinde güvenlik sağlanacak. Eğer bölgede çözüm süreci bahane edilerek kimi zaaflar oluştuysa, örgütün değişik faaliyetleri vs oldu ve bunlara müdahale edilmediyse, bu müdahale etmeyenlerin suçudur. Güvenlik birimlerinin veya kamu yöneticilerinin suçudur.
Çözüm süreci bizim için değerli ve bu konuda kararlıyız. Ama ülkemizin hiçbir köşesinde de güvenliği bozdurmayız. İstanbul’da nasıl müdahale ediyorsam, bölgede de ederim. Hiç kimse çözüm sürecini bahane ederek oralarda zaafa düşemez. Güvenlik birimlerimiz var. Ben şu anda güvenlik birimlerimizin yaptığını çok doğru buluyorum. Eğer orada şiddet ve terör olayı varsa tabi ki müdahale edilecektir. Çözüm süreci bütün bunların olmamasıdır. Ama herkes buna riayet edilecektir.
Çözüm süreci var diye terör mensupları oralarda yasa dışı faaliyetlerde bulunacak ve güvenlik birimleri bunlara müdahale etmeyecek, bu yanlıştır. Böyle devlet olmaz. Bu algıyı oluşturanlar çok büyük yanlış yaptılar. Hep uyardık. Kimse bahane üretmesin. Oralarda biri yol kesiyorsa, para topluyorsa, hukuk dışı eylem yapıyorsa müdahale edilir. Ne olursa olsun müdahale edilmeyecek diye bir şey yok, bu çözüm sürecinin şartı değildir. Bunların olmaması çözüm sürecidir.
Örgütün çözüm sürecini feda edeceğini zannetmiyorum
Ben örgütün de çözüm sürecini feda edici bir tutum içerisine girebileceğini asla zannetmiyorum. Çünkü bu halkın büyük bir tepkisine neden olur.
Tek taraflı bu yolda yürünmez. Biz hükümet olarak çok tutarlıyız. Süreci çok önemli görüyorum. Güvenliğimizle ilgili hiçbir zaafa meydan vermeyeceğiz.
Çözüm sürecinde görüşmeler sağlam şekilde devam ediyor, kendi rayında yürüyor. Çözüm sürecine sahip çıkmak lazım.
Çözüm sürecinin herkese yüklediği sorumluluklar vardır. O sorumlulukların yerine getirilmesi gerekir. Getirilmezse bu süreç tıkanır. Çözüm sürecinin yol haritası büyük oranda ortaya çıkmış, karşılıklı değişilmiş, inceleniyor ve kesinleşince ona göre adımlar atılacak.
Türkiye Cumhuriyeti bir yandan bu köklü, kronik sorunlarını çözmeye çalışırken bir yandan da güvenliğini sağlama yönünde sağlam adımlar atmakta. Haklıdır, aksi takdirde devlet olmaz. Dolayısıyla bu çalışmaların hepsi birlikte yürüyecektir. Çözüm sürecinin halkla birlikte yürüyeceğini düşünüyorum.
Atalay, HSYK seçimlerini değerlendirdi ve Türkiye’yi tehdit eden en şiddetli unsurun bu yapı olduğunu vurguladı. Konuyla ilgili olarak Atalay şunları söyledi:
Paralel yapı çözüm sürecinden rahatsız oluyor
Paralel yapı, çözüm sürecinin, Türkiye’nin başarısızlığa ulaşması veya ekonominin iyi gitmesi vd konularda en büyük rahatsızlığı paralel yapı duyuyor. Her şey kötüye gitsin istiyor. Ortada böyle bir olgu var.
Uluslararası alanda da Türkiye aleyhine en büyük kampanyayı onlar yürütüyor. Hatta diğer lobilerle, İsrail çalışmaları vd ile irtibat içerisinde. Bu çalışmaları en faz bunlar yürütüyor. Bunlar gizli değil, çok açık ve elde veriler var. Bunların MGK’ya gelmesi, ele alınması ve belgelendirilmesi çok normaldir.
Yani bu yapı doğrusu kimlerle, nerelerle irtibat içerisinde olduğuna dair pek çok şey söylenebilir. Ama devlet ile ilgili her konuda sorunların derinleşmesini en çok bunlar istiyor. Çözülmesini değil.
Mesela çözüm sürecinin en başından beri, bu çözüm sürecine karşı o kadar bahaneler ürettiler hatta çözüm süreci yürürken bölgedeki güvenlik zaafı, örgüt mensuplarının yasa dışı faaliyetlerine müdahale etmeme ve bunu çözüm süreci ile irtibatlama şeklinde yorumlar yapıldı.
En şiddetli tahribatı paralel yapı unsurları yapıyor
Şu anda, bütün tespitlerimizle söyleyebiliyoruz ki, Türkiye aleyhinde içeride ve dışarıda, yürütülen politikalar aleyhinde en şiddetli tahribatı paralel yapı unsurları yapıyor. İçeride medyaları ile, dışarıda bağlantılarıyla Türkiye aleyhinde fevkalade en yıpratıcı politikayı bunlar yürütüyor. Türkiye’nin ulusal güvenliği ile ilgili en olumsuz çalışmayı paralel yapı yürütüyor. Dolayısıyla biz zaten bunun ulusal bir güvenlik sorunu haline geldiğini söylemiştik. Son iki Güvenlik Kurulu toplantısında da gündeme geldi.
Bundan sonra da bunun bu şekilde değerlendirilmesi çok önemli. Devletimiz, milletimiz, ulusal güvenliğimiz aleyhine çalışmalar yaparak odak alınması ve gerekli tedbirlerin ön görülmesi kaçınılmazdır. Milli Güvenlik Kurulu’nda bu şekilde değerlendirilecektir.
Paralel yapı bundan sonra iflah olmaz
Toplumda adalet kurumlarına güven yüksek değil. Gerek HSYK’nın gerek idari yargının en önemli çabası şu olmalı; "Tekrar güvenli adaleti nasıl sağlarız?" Her vatandaşımız hiç tereddüt etmeden ’Adaletin kestiği parmak acımaz’ diyebilir mi? Herkes, ’Herhangi bir durumda adalete gidersem adalet yerini bulur, güvenilirdir’ diyebilir mi? Bunu sağladığında HSYK görevini yapmış olur. HSYK’dan başka hiçbir şey beklemiyoruz.
Paralel yapının kazanması demek yargının bir kesiminin eline geçmesi demekti. Şu anda o yargının bir kesiminin eline geçmekten kurtuldu. Yargı, adalet mensupları vicdanlarını kullanarak, yargının bir anlamda bir grubun eline geçmekten kurtardılar. Şimdi her kesimden üyelerin olduğu bir yelpaze var.
Orada iktidar yanlıları yok. Birlik bir koalisyon var. Ben şahsen yargı içerisinde seçimi yanlış buluyorum. Yargı içerisinde seçim yargıya zarar verir, veriyor da. Bölünmelere sebep olabilir. Yargıda eğer paralel yapı burada çoğunluğu ele geçirseydi, insanların yargıdan umudu kesilirdi. İnsanları güven kaybına uğratan, paralel yapı ağırlıklı HSYK olmuştur. Dolayısıyla bizim HSYK’dan beklediğimiz, adaletli olmasıdır. Bu sonuç çok hayırlı olmuştur.
HSYK seçimleri öncesinde paralel yapı şantaj yaptı, tehdit etti. Ama bunlar geri tepti. Ben bundan sonra paralel yapının yargı içerisinde iflah olacağını sanmıyorum. Zaten emniyet baştan sona yenileniyor. Yargı içerisinde de barınamayacak. Türkiye’de de yeni unsurlar kazanması mümkün olmaz.