Yükleniyor...

Çözüm süreci en önemli proje

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Ne MHP çözüm süreci üzerinden Türkiye bölünecek diye bir kara propaganda yönetsin ne de HDP çözüm sürecini kendi lehine çevirmeye çalışsın. Çözüm süreci Türkiye’nin en önemli projesidir ve ne surette olursa olsun nihayette başarıya ulaşacaktır" dedi.

Davutoğlu, Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirilen Haber Türk Televizyonu canlı yayınında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın grup toplantısında "Seni başkan yaptırmayacağız" sözlerinin hatırlatılması ve izleme heyetine dair son durumun sorulması üzerine Başbakan Davutoğlu, "Bugün, Çözüm Süreciyle ilgili bazı engellerle karşı karşıya kalınıyorsa, bunun birinci mesulü HDP’dir veya onların yanlış yaklaşımıdır. Bizzat da söylüyorum Demirtaş’ın bizatihi kendisidir" diye konuştu.

Kobani olaylarında şiddete yönelinmeseydi, 1 Ekim’de çıkarılan  genelgeyle kurulan Çözüm Süreci Kuruluyla süreci yılbaşına kadar tamamlama niyetinde olduklarını aktaran Davutoğlu, böylece seçim anaforuna girilmeden Çözüm Sürecinde mesafe alınmış ve silahsızlanmaya giden yolun açılmış olunacağını ifade etti.

Ancak 6-7 Ekim olaylarının yaşandığını anlatan Davutoğlu, tekrar süreci rayına oturtmanın bir kaç ayı aldığını aktardı.

İzleme heyeti tartışmalarının o zamanlarda olduğunu, yeni şeyler olmadığını vurgulayan Davutoğlu, öncelikle silahsızlanma iradesini görmek istediklerini belirterek, "Silahsızlanmanın olmadığı yerde, herhangi bir şey tartışmak mümkün değil" dedi.

6-7 Ekim olaylarından sonra Özgürlüklerin Korunması ve İç Güvenlik Reform Paketini hazırlamak zorunda kaldıklarına dikkati çeken Davutoğlu, kamu düzeninin sağlamanın bu olaylarla geciktiğini ifade etti.

Aralık’ta sürecin tekrar rayına oturtulduğunu ve görüşmelerin tekrar başladığını anımsatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir yere kadar gelindi. Geçen hafta Demirtaş’ın tam da nevruza doğru güzel bir şeylerle Dolmabahçe’de açıklanan çerçevede silahsızlanma yönünde yeni bir adım atılacağı konuşulurken, Demirtaş bu açıklamasıyla açıkça süreci sabote etti. Bir kere de 6-7 Ekim olaylarında attığı tweetle sabote etti. Şimdi de bu şeyle. Demirtaş, seçim öncesindeki tutumlarıyla son 6-7 aylık tutumuyla, 6-7 Ekim olaylarından bu yana, esas niyetinin diğer HDP’lilerin de bazen görüşlerine aykırı bir şekilde, gelen mesajlara da aykırı bir şekilde, esas niyetin Çözüm Süreci değil, başka bir proje olduğunu ortaya koydu."

"Nedir bu proje?" şeklindeki soruya karşılık da Davutoğlu, 2002’de AK Parti iktidara giderken Genç Parti’nin, 2007’de de AK Parti’den ayrılan kişilerin, Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi’ni birleşerek Demokrat Parti’nin kurulduğunu, bunların hepsinin birer proje olduğunu ifade etti.

"Şimdi de bir Demirtaş projesi var ve HDP projesi var"

Meselenin AK Parti’nin önünü kesmek olduğunu ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

"2011’e giderken, bir başka proje ortaya atıldı, Kılıçdaroğlu projesi. Kasetlerle vesaireyle Kılıçdaroğlu getirildi. Gandi. Gandi’nin hayat hikayesini bilir mi? Bilmem. Nerede yaşadı, bilir mi? Bilmiyorum ama bir PR ile alternatif çıkarılmaya çalışıldı. Kaset senaryoları arkasından Kılıçdaroğlu’nun gelişiyle. Şimdi de bir Demirtaş projesi var ve HDP projesi var, AK Parti’nin önünde. CHP’den ümidi kestiler. MHP’nin zaten sadece engelleyici bir rolü var. Çözüm Süreci işte engelle. Bir kendisinin iktidara gelme değil de bir şeyleri engellemeye odaklı bir yaklaşımı var. Geriye bir ümit olarak ne kaldı? HDP diye bir proje geliştirmek bunu da Demirtaş’ın dillendirmesi. Şimdi bütün ümitler, içeride ve dışarıdaki çevrelerin ümidi buraya. Aynen Genç Parti’nin engellemeye çalışması daha sonra 2007 öncesindeki bir takım gizli pazarlıklarla yeni partilerin çıkması gibi, şimdi de Kılıçdaroğlu, şimdi de HDP üzerinden. Düşünülüyor ki ’HDP barajı aşarsa, AK Parti 300 civarına inecek ve aşağı’, söz konusu değil ama matematik o kadar hassas olacak ki AK Parti kendini güvende hissedemeyecek ve yeni senaryo oynayabiliriz. Senaryoyu onlar oynamaya çalışıyor da senaryoyu millet yazıyor bunu bilmiyorlar."

"Demirtaş süreci sabote etmiştir"

"Olursa diye bir ’b’ planınız, ’c’ planınız var mı? HDP barajı aşarsa" şeklindeki soruya karşılık Davutoğlu, "Kimin başkan olacağına, ne olacağına Demirtaş karar verecek değil. Demirtaş şu anda statükocuların yeni projesidir. Çok net söylüyorum ve iki hamlesiyle de çözüm sürecini sabote etmiştir. 6-7 Ekim olaylarını kışkırtan tweeti ile sonra da tam nevruzdan 3 gün önce güzel bir açıklamayla silahsızlanma yönünde adım atılacakken doğrudan cumhurbaşkanımızı hedef alan yaklaşımıyla iki kere sabote etmiştir. Kim adına sabote etmiştir? Onu Dimirtaş’ın son dönemde görüştüğü kişiler veya yaptığı çalışmalarla ilişkilendirebilirsiniz" dedi.

Herkes çözüme odaklanmışken ve tam da çözüm süreci konuşulurken 2,5-3 dakikalık grup toplantısı yapıp cumhurbaşkanına "hakaret ederek saldırılmasının" sebebinin ne olabileceğini soran Davutoğlu, "Çünkü birileri statüko adına hem çözüm sürecini durdurmak, hem cumhurbaşkanımızın meşruiyetini tartışmaya açmak, hem de bu tarafta, AK Parti tarafında kendince bir takım manipülasyonlara yönelmek. Bir taşla bir kaç kuş kendilerince..." değerlendirmesinde bulundu.

"Meclise giremezse şikayet etmeyecekler"

"Bu tutumuyla 7 Haziran’dan sonra eğer HDP, Demirtaş, Meclise giremezlerse şikayet etmeyecekler" diyen Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Aynen Genç Parti’nin, o zamanki Doğru Yol Partisinin şikayet etmeyip köşesine çekildiği gibi köşelerine çekilecekler. Ancak şuysa oyun, ’biz ne yaparsak yapalım Meclise gireriz. Girmezsek Meclise bu Meclisi illegal ilan edip şiddete yöneliriz. Onun için de şimdiden çözüm sürecini baltalayalım ki o zaman şiddete yönelmemizin bir gerekçesi olsun’ diye bugün çözüm sürecini baltalamışsa Demirtaş, bu ateşle oynamaktır. 8 Haziran günü, şu anda öyle HDP’yi biraz da abartarak yukarı çekme çabası var, kamuoyunda böyle bir beklenti oluşturup. ’Az kaldı. Hadi çıkıyor’ deyip daha çok kitleyi HDP lehine oy vermeye teşvik etme çabası var. AK Parti düşmanlığı üzerinden, Cumhurbaşkanımıza dönük tavır sebebiyle. Milletin verdiği iradeye razı olacaklar. Buna hazırlarsa hodri meydan. Seçime gidiyoruz, hakaret etmeden, tartışmadan, herkes kendi projesini ortaya koyar, Türkiye ile ilgili düşündüklerini, sonunda bir neticeye varırız."

"Çözüm süreci, silahsızlanma, bütün bunlar seçim sonrasına mı kaldı?" şeklindeki soruya karşılık Davutoğlu, "Hayır" yanıtını verdi.

"Millet çözüm sürecine sahip çıktı"

Davutoğlu, nevruzdan iki gün sonra çözüm süreci kurulunu toplayıp görevlendirmeler yapıldığını belirterek, herkesin çalışmasını sürdüreceğini söyledi.

Davutoğlu, çözüm sürecinin kimsenin malı olmadığını kaydederek, şöyle konuştu:

"HDP veya Demirtaş açıklama yaptı diye duracak değil. HDP dediğiniz yapı da tek parçalı bir yapı değil. Bizim tarafımızda irade güçlüdür. Bu konuda Cumhurbaşkanımızla aramızda bir görüş farkı olduğu kanaati üzerine yatırım yapmasın kimse. Cumhurbaşkanımız bugün de tekrar vurguladı, çözüm sürecine olan hem bağlılığını hem de bu işi tekrar başlatan bir konumunu. Bu millet çözüm sürecine sahip çıktı. Bize gelen kamuoyu anketleri çözüm sürecine desteğin yüzde 70’lerde olduğunu gösteriyor. Ne MHP çözüm süreci üzerinden Türkiye bölünecek diye bir kara propaganda yönetsin ne de HDP çözüm sürecini lehine çevirmeye çalışsın. Çözüm süreci Türkiye’nin en önemli projesidir ve ne surette olursa olsun niyayette başarıya ulaşacaktır. Bu konuda çabalarımız sürecek" diye konuştu.

"Sayın Cumhurbaşkanı’nın ’bir şeyden haberim yok’ dediği için nevruzda okunan Abdullah Öcalan mektubunda silahsızlanma tarihi, silah bırakma tarihinin son anda çıkarıldığı bilgisi doğru mu?" sorusuna Davutoğlu, "Onun için iki gün öne alıyorum ben. Sayın Cumhurbaşkanımızdan iki gün önce de Demirtaş’ın açıklamasına bakın. Sabote eden Demirtaş’tır. Sayın Cumhurbaşkanımızla bizim aramızda bu anlamda bir iletişim problemi yok" yanıtını verdi.

Bir ileşitim sıkıntısı olmadığını ve olmayacağını vurgulayan Davutoğlu, "Varsa eğer belli bir... Bu da giderilir. Her zaman oturup konuşuruz. Herhalde biz saatlerce bir araya geldiğimizde, burada kamuoyu önünde konuştuğumuz gibi... Çay içiyoruz, sohbet ediyoruz, bütün memleket meselelerini konuşuyoruz" dedi.

"İzleme heyetinin görüşmesi için Bakanlar Kurulu kararı gerekli olacak mı?" sorusu üzerine de Davutoğlu, "Hayır" karşılığını verdi.

Bu çalışmaların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde, 2014’te yasalaştığını anlatan Davutoğlu, terörün önlenmesi ve Çözüm Süreci ile ilgili bir yasa çıktığını hatırlattı.

Davutoğlu, bu yasanın Bakanlar Kurulu’na çözüm sürecini başarıya ulaştırmak için gerekli çalışmaların yapılması için görev verdiğini söyledi.

Bakanlar Kurulu’nun Çözüm Süreci Kurulu’na görev verdiğini dile getiren Davutoğlu, "Bizim yapımız açık ve berrak. Karşı tarafta ise bu anlamda... İşte bir açıklamayla ortalığı berhava edilebileceği konjonktür doğabiliyor" diye konuştu.

Davutoğlu, bunun sonrasında bir izleme heyeti kurulup kurulmayacağı sorusuna karşılık, "İzleme heyeti tabiri dahi bizim çok şey kullandığımız bir tabir olmadı. Dikkat ederseniz Yalçın Bey de... Daha netleşmiş ve nihayete ermiş, noktası konmuş bir husus değildi. Gelen düşünceler, Çözüm Süreci Kurulu’na gelip karar verecektik. O aşamada zaten Demirtaş’ın açıklaması, arkasından Cumhurbaşkanımızın açıklaması geldi" dedi.

Davutoğlu, sürecin bütünüyle ilgili değerlendirmeler yaptıklarını vurgulayarak, atılacak adımların ne olabileceğini konuştuklarını kaydetti. Bu çerçevede hem Milli İstihbarat Teşkilatı’nı hem de Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nı gerekli şekilde görevlendirdiklerini ifade ederek, "Bizim açımızdan süreç kendi doğası içinde seyretmektedir. İnşallah silahsızlanma taahhüdü, 2013’te Türkiye’yi terk edeceklerdi silahlı gruplar, şimdi ise taahhüt o değildir, taahhüt silahsızlanmadır. Silahsızlanmayla ilgili sağlam adımlar ve perspektif gördüğümüzde... Bunlar olmayacak şeyler değil. Her türlü adım silahsızlanma bağlamında atılır" dedi.

Son iki gündür Şırnak’ta, Dağlıca’da saldırı haberleri geldiğinin ifade edilmesi üzerine Davutoğlu, "Çözüm süreci akamete uğrarsa neler olabileceğini hepimizin dikkatlice takip etmesi lazım. Kimse ateşle oynamamalı Türkiye’de" diye konuştu.

Şehit annelerinin ve evlatları dağa çıkarıldığı için Ankara’ya gelen annelerin acısını bildiklerini vurgulayan Davutoğlu, herkesin şimdi soğukkanlılıkla, basiretle ve aklı selimle hareket etmesi gerektiğini bildirdi. Davutoğlu, "Kişisel düşüncelerimizi, hesaplarımızı bu kadar büyük bir meseleye kurban edersek, bedelini hepimiz öderiz. Sadece şu veya bu taraf değil" değerlendirmesinde bulundu.

Yemen’deki olaylar

"Yemen’de ne oluyor? Bir Sünni-Şii çatışmasına mı gidiyoruz?" sorusuna da Davutoğlu şu yanıtı verdi:

"Maalesef Arap Baharı dediğimiz olgu, eşit vatandaşlık ilkeleri çerçevesinde demokrasilerin Ortadoğu’da neşet etmesi için gençlerin talepleriyle başladı. Fakat öylesine ekseninden saptırıldı ve öylesine yanlış yerlere çekildi ki değişik yerlerde mezhep çatışmalarına döndü. Yemen’de yaşanan olaylar bu bakımdan çok acıdır, hatta Yemen iyi bir model olarak gösteriliyordu."

Bu başarılı geçişin dahi çatışma ve kaos ortamına dönüştürüldüğünü, burada bütün ilgili ülkelerin doğru tavır almaları gerektiğini belirten Davutoğlu, "Başta İran ve oradaki çatışan gruplara destek veren taraflar olarak herkesin, soğukkanlılıkla ve bu bölgenin yeteri kadar ateş çemberi içinde olduğunu bilerek davranması önem taşıyor" dedi.

"Paralel yapı" ile mücadele ve Fethullah Gülen’in iadesi konusunun gündemden düşüp düşmediğine ilişkin soru üzerine Başbakan Davutoğlu şöyle konuştu:

"Şu anda paralel yapıyla mücadele konusundaki en önemli gündem maddesi, KPSS ile yapılan şey. Bu da gösteriyor ki, paralel yapı Ankara’da birilerinin bir takım siyasi gerekçelerle ortaya attığı bir tez değil. O gencecik insanların geleceklerini karartan ve adaleti yok ederek, hani şimdi bu çevreler adalet, demokrasi diye çağrı yapan bu çevreler açısından söylüyorum; en büyük ahlaksızlık insanın geleceğini çalmaktır. Ben bir hoca olarak imtihan kağıtlarını okurken, bir taraftan o öğrenci perspektifinden bakarak, hiç bir zaman asistanlarıma hiç bir kağıt okutmadım, yüzlerce kağıdı bizzat okudum. Çünkü o anda o çocuğun geleceğiyle ilgili bir karar alacaksınız."

Davutoğlu, "Öyle bir şey ki; bir grup oturuyor, örgütleniyor, soruları çalıyor, dışarı aktarıyor ve kendi taraftarlarına bunları veriyor. İşte aynı anda birbirleriyle akraba ya da aynı çevreden 20 kişi yüzde yüz yapıyor. Bu bir bardak çalmak değil, onlar da suçtur. İnsanların geleceğini çalıyorsunuz. Bu başlı başına aslında böylesi yapılarla, bugün paralel yapıdır, yarın başkası çıkabilir. Teknoloji geliştikçe bu imkanlar da arttığı için, bu imkanları kötüye kullanan kim olursa olsun, ona karşı mücadele etmek zaruridir. Bütün bu hukuk süreci devam ediyor. Bu çetenin dışarıdaki unsurları kim olursa olsun, ister başındaki, ister diğerleri, bir şekilde bir gün bunun hesabını verecek" diye konuştu.

"Hukuk ne gerektiriyorsa o yapılacak"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 2010’da KPSS’ye giren yakın akrabaların memuriyetten el çektirilip çektirilmeyeceğine ilişkin soruya da, "Tabii hukuk ne gerektiriyorsa o yapılacak. Aksi taktirde nasıl çalışırlar, aynı yerde. Eğer bu ispat edilirse mahkeme karar verecek tabii buna biz karar veremeyiz. Ben buradan hükmedemem ama görünen vaka bu. Onun neticesinde sonuç ne olursa olsun, o uygulanır" diye konuştu.

KPSS sorularının bir çok kişinin hakkını gasp ettiği için bir zulüm olduğunu belirten Başbakan Davutoğlu, "Buna sessiz kalınırsa, adaletsizliğe tahammül edilirse, ondan sonra o ülkenin geleceğinden emin olamayız. Onun için, gereken neyse yapılacak. Ne ceza gerektiriyorsa da tereddütsüz bir şekilde verilecektir" şeklinde konuştu.

Emeklilere ikramiye konusu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun emeklilere vaat ettiği ikramiyeye ilişkin soru üzerine ise Davutoğlu, ekonomik paketlerle ilgili yapısal ve noktasal bir çok çalışma yaptıklarını belirterek, şöyle devam etti:

"Bu çerçevede Bakanlar Kurulu’nda ele aldığımız, üzerinde çalışmakta olduğumuz üretim ve istihdam paketi var çok önemli unsurlar ihtiva eden önümüzdeki günlerde açıklarız. Ayrıca emeklilerimiz de dahil olmak üzere çalışan kesimlerimize neler yapabileceğimiz hep gündemimizde. Fakat Kılıçdaroğlu’nun sorumsuzluğu, ’bekara hanım boşamak kolaydır’ diye bir söz vardır. Tabii hiç bir zaman iktidar olamayacak birisi için şimdiden böyle taahhütlerde bulunmak kolay. Biz ama taahhütte bulunduğumuz şeyi 8 Haziran sabahı yapmamız gerektiğini biliyoruz."

Kılıçdaroğlu’nun emeklilerin bu şekilde kandırılacağını zannettiğini ifade eden Davutoğlu, "Bakın biz iktidara geldiğimizde SSK işçisinin maaşı 257 liraydı, şimdi 1071 lira. Yüzde 40 ila yüzde 150’ler arasında reel olarak artışlar sağlandı" dedi.

Davutoğlu, ekonomik iyileştirmeleri yapmaya devam edeceklerini kaydederek, "Kılıçdaroğlu’nun hesabı şu; bütçede de böyle bir söz sarf edince söyledim, hatırlayacaksınız. Çünkü gözleri ışıl ışıl parlıyor, niye parlıyor biliyormusunuz; AK Parti, Merkez Bankası rezervleri hazinedeki kaynaklar, elhamdülillah zenginleşen bir ülkeyiz, gelecek ve bunu talan edecek. 1990’lı yıllarda SSK’nın başına geldiğinde o kadar zengin bir ülke yoktu, var olanı talan etti bitirdi. Borçsuz şekilde aldığı SSK’yı ağır borçlarla devretti. Şimdi aynı işi burada yapacak, onun için 4 yıl diyor" ifadelerini kullandı.

"1991 seçimlerine giderken, her eve 2 anahtar diye sözler verildi"

"Herkes verdiği sözün gereği konusunda düşünmeli halkımız da bunu hesap etmeli" diyen Başbakan Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

"1991 seçimlerine giderken, her eve 2 anahtar diye sözler verildi, aynen şimdi olduğu gibi. Emekliye iki maaş, ne oldu, anahtarı olanlar da anahtarlarını kaybettiler. Yazarkasası olan yazarkasasını kaybetti. Kılıçdaroğlu gelirse buradan emekli vatandaşlarımıza söylüyorum; yılda 2 ek maaş filan diyor ya, Allah muhafaza var olan maaşlarınız da kalmaz, aynen 2 anahtar diyenler gibi. Demokrasilerde noter millettir. Dolayısıyla notere gitmesi bile bir özgüven eksikliği, benim sözüme güvenmediğinizi biliyorum; ben bari gidip noterden bir belge alayım da bu güveni göstereyim. Biz halkın huzuruna çıktığımızda notere falan gideceğimizi söylemiyoruz, çünkü bizim sözümüz söz."

Başbakan Davutoğlu, Kılıçdaroğlu’nun kendisi için başarı ölçüsünün yüzde 35’e ulaşmak olduğunu ifade ettiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Düşünün bu kadar uçuk şeylerle bile ancak yüzde 35’e geleceğini söylüyor. Bazı anketler onların yaptırdığı anketlerde AK Parti yüzde 45’e düştü diye yüzde 48’lerden. Yani öyle bir şey yok da, bizim yüzde 45’e düşmemiz başarısızlık görülüyor, onun ise ulaşabileceği en yüksek yer yüzde 35. Ben seçimlerin önceden böyle tahmin yapılmasını çok doğru görmem. Ciddi bir maraton var, halkımızın ayağına gideceğiz, talep edeceğiz, destek isteyeceğiz. İnşallah geçen seçimlerin üstüne çıkmaktır temel hedefimiz, bizim başarı çıtası için. Nihai takdir, milletimizin. Şimdiden söylüyorum; Kılıçdaroğlu’ndan farklı olarak, biz geldiğimizde ithal bakan filan getirmeyeceğiz. Kimse kadromuz o kadro işi görecek."

"Ben de dışarıdan bakan olarak atandım ama başdanışmandım, elim taşın altındaydı, öyle geldim" diyen Davutoğlu, "Şimdi Kılıçdaroğlu sayın Kemal Derviş’i davet etmiş. Ben olsam şimdi onun ekonomi ekibi içinde ’ya biz bu işi bilmiyor muyuz?’ diye Kılıçdaroğlu’na önce bir sorardım. Halk şunu soracak; benim kaderimi benim oyuma o sırada Türkiye’de olmayan CHP’nin parçası olmayan birine nasıl tevdi ediyorsun? Dışarıdan bakan atamaya demiyorum bakın, ben atandığımda o zaman ki Dışişleri Bakanımız Sayın (Abdullah) Gül ve sayın Cumhurbaşkanımız o zaman Başbakandı onlarla birlikte her şeyimi ortaya koymuştum ya da sayın Efkan Ala dışarıdan atandığında müsteşar olarak sistemin içindeydi. Demek ki; Kılıçdaroğlu’nun kendi kadrolarına güveni yok" şeklinde konuştu.

Davutoğlu, "İlginç bir şekilde, dışarıdan bakan atama iktidar da olur ama ilk defa muhalefette dışarıdan bakan atanıyor. Yani olmayan bir makama sanal kabine, gölge kabine değil İngiltere’de olduğu gibi sanal kabine, bu kabine ne kadar sanalsa emeklilerimize söylüyorum; Kılıçdaroğlu’nun o iki emeklilik maaşı filan o kadar sanaldır" dedi.

Davutoğlu, Çankaya Köşkü’nün Başbakanlığa tahsis edilmesine ilişkin de, "Bir kere büyük bir onur, güzel işlerin bu tarihi mekanlarda olması beni cezbediyor. Bazı basın toplantılarının Ankara Palas’ta olması gibi bir yaşayan tarihin içerisinde olduğunuzu hissediyorsunuz. O bakımdan, Çankaya Köşkü’nde görev ifa etmek büyük onur verecek. Tabii o anlamda Beştepe’de yeni ve kendi mimarisiyle Türk siyasi tarihinin merkezlerinden birisi olacak, o konuda hiç şüphemiz yok. Çankaya’nın da hakkını vermeye çalışacağız, Cumhuriyetimizin burada yeşerdiği o özgürlük idealini yüceltmek ve Türkiye’yi bu anlamda çağdaş uygarlıklar seviyesine getirmek konusunda elimizden gelen çabayı göstereceğiz" diye konuştu.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.