Yükleniyor...

Cumhurbaskani Anadolu Imam Hatip Lisesi Açilis Töreni’nde yaptigi konusmanin tam metni

 

Açılışını yapmak üzere biraraya geldiğimiz İstanbul Recep Tayyip Erdoğan Anadolu İmam Hatip Lisesiyle biraz sonra gidip kurdelesini keseceğimiz Samiha Ayverdi Anadolu Lisesinin yeni binalarının şehrimize, ülkemize, milletimize, özellikle de öğrencilerimize hayırlı olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Heyecanlıyım, heyecanlı olduğum kadar da mutluyum. Zira okuluma Fener’den şöyle buraya doğru tırmandığım günleri hatırlıyorum. Evim Kasımpaşa’daydı. Kasımpaşa’dan bazen sandala, bazen motora binip Haliç’in ortasında da haczedilmiş gemilerin olduğu dönemdi, buraya geldiğim günleri hatırlıyorum. Ve ne meşakkatli günlerdi, fakat Rabbime hamdolsun ki şu anda Mesut Bey ve bazı kardeşlerimizin de gayretleriyle gerek mimari noktada, gerekse bütün hassasiyetiyle imam hatipler içerisinde öyle zannediyorum ki taçlandırılmış bir eser ortaya çıktı.

1951 yılından beri öğrenci yetiştiren, 1958 yılından beri de aynı yerde faaliyetini sürdüren İmam Hatip Lisemizin bu yeni binasının yapımında emeği geçen ve yine bu okulun bir evladı olan Mesut Toprak kardeşim başta olmak üzere herkese şükranlarımı sunuyorum.

İlk Müdürümüz Celaleddin Ökten Hocamızdan bugüne kadar okulumuzun çatısı altında görev yapmış olan tüm idarecilerimize, öğretmenlerimize, görevlilerimize, burayı evleri bilerek sahip çıkan tüm mezun ve öğrencilerimize teşekkür ediyorum.

Ölenlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları Cennet olsun. Onlar bize çok emek verdiler, bizi hiç yalnız koymadılar. Burada onlar zaman mefhumunu tanımadılar. Gece geç saatlere kadar burada yeni adıyla etüt, eski adıyla mütalaalarımızı yaptık. Ve sabah namazıyla birlikte hocalarımız bizimle birlikte mütalaalara geldiler ve biz yeni günün derslerine yine onlarla beraber hazırlandık. Aynı şekilde Samiha Ayverdi Anadolu Lisesinin Zeytinburnu’ndaki yeni binasının inşasını üstlenen Türkcell’i de huzurlarınızda tebrik ediyorum. Ülkemizin eğitim-öğretim altyapısının bugünkü seviyesine gelmesinde hayırsever kişi ve kuruluşlarımızın çok büyük katkıları var.

Bugün açılışını yaptığımız Anadolu İmam Hatip Lisemiz 45 milyon liralık, Anadolu Lisemiz de 15 milyon liralık bir yatırımla milli eğitimimizin hizmetine sunulmuştur, yani ikisi 60 milyon. Bundan sonra da hayırseverlerimizin benzer hizmetlerinin artarak süreceğine inanıyorum.

Kardeşlerim; İstanbul İmam Hatip Okulu, şu andaki ismiyle İstanbul Recep Tayyip Erdoğan Anadolu İmam Hatip Lisesi başlı başına bir ekoldür. Zira biz burada öğrenciyken İstanbul’da başka imam hatip yoktu. Sadece burasıydı, varsa yoksa burasıydı. Kurumsal olarak 66 yıllık, mevcut yerinde de 59 yıllık bir geçmişi olan böylesine köklü bir okulun mezunu ve mensubu olmakla iftihar ediyorum. Okulumuzun mezunlarına baktığımızda siyasetten bürokrasiye, iş dünyasından sivil toplum faaliyetlerine her alanda çok önemli başarılara imza atmış isimlerin olduğunu görüyoruz. Demek ki burada insanları başarıya yönlendiren bir ruh, bir maya, bir iklim var. Buradan belediye başkanları yetişti, buradan milletvekilleri yetişti, buradan bakanlar yetişti, buradan başbakanlar yetişti, buradan cumhurbaşkanları yetişti. Fakat söylemek istemezdim, ama bilmeyenler vardır, onun için söylemem gerekir diye düşünüyorum, nedir o? Bazı öğretmenlerimiz de bize şunu söylerlerdi: Ölü yıkayıcısı mı olacaksınız, niye buralara geldiniz? Ölü yıkamayı dahi aşağılayanlar olmuştu. Hâlbuki ilk adım atıldığı zaman, ölüleri yıkayacak gassal denilen, bunu yetiştirmek üzere bu okulların kurulması var idi. Fakat gün ola harman ola, devran değişti. Ve değiştiği gibi de buralardan işte hamdolsun bizler yetiştik. Buradan ilim adamları da yetişti, nice akademisyenler, profesörler yine yetişti. Yok yok, hepsi oldu. Ama baktılar ki bunlar farklı gidiyor, bu sefer ön kestiler, kapatalım dediler, kapattılar. Ve Türkiye genelindeki öğrenci potansiyelini 600 binden 60 bine düşürdüler. Neyle? O meşhur 28 Şubat’la. Ama şimdi hamdolsun ortası, lisesiyle 1 milyon 300 bin öğrencisi var. Fakat gençler, kemiyet değildir aslolan, keyfiyettir aslolan, şimdi siz keyfiyete talip olacaksınız. Buradan ilmiyle, irfanıyla, bu ülkenin geleceğine gerçekten hakim olacak bilgi donanımıyla yetişmenizi bekliyoruz. Buna hazır mısınız? ("Evet" sesleri) Buna var mısınız? ("Varız" sesleri) İşte ülkemizde uzun süre sadece çoğu da Batı ülkelerinin eğitim-öğretim sistemlerine göre kurulmuş olan az sayıdaki okulun marka değerinden söz edilir. Zamanla İstanbul İmam Hatip Okulunun da aralarında bulunduğu kimi eğitim-öğretim kurumları adeta dişleriyle, tırnaklarıyla kazıyarak çok farklı bir yere gelmişler ve kendi markalarını oluşturmuşlardır. Bu okulun İstanbul’un tüm renklerini içinde bulacağınız bir semtte faaliyet gösteriyor olması da ayrıca önemlidir. Dünyayı sadece kendi hayat biçimleri ve değer yargılarından ibaret sananlara ders verircesine 1951 yılından beri ilimle, irfanla, saygıyla, muhabbetle yoğrulmuş misyonunu devam ettiren bu okulun gönül dünyamdaki yeri ise bambaşkadır. Sürekli yol ayrımlarında tercihler yapmak zorunda kaldığımız ilk gençlik yıllarımızda imam hatipli olmanın verdiği şuur ve dirayetle hamdolsun hayatımıza sıratı müstakim üzere yön vermeye çalıştık. Milletimiz imam hatip okullarının işte bu özelliğini gördüğü, bildiği için tüm gücüyle, tüm kalbiyle onlara sahip çıktı. İcabında cebinden parasını koydu, icabında kalktı yurtlarda yediklerimize kendi tarlasından buraya baktık ununu hazırladı gönderdi, bahçesinden buraya meyve gönderdi, bahçesinden buraya patates gönderdi, onların gönderdiklerini biz burada yurtlarımızda yedik, onlarla büyüdük, onlarla yetiştik. Bunlar halkın nasıl sahiplendiğinin en güzel ifadeleriydi. Ülkemizin her köşesine serpilmiş olan imam hatip okullarının çok büyük bir bölümünün bizzat milletimiz tarafından inşa edilmiş olmasının sebebi işte budur. Biz şimdi yatakhanemizde en üst kat bizim yatakhanemizdi. O yatakhanemizde gece üstümüzü gelip örten o büyüklerimizi unutmamız mümkün değildi. Ve bunlar sıradan insanlar değildi. Ben emekli albay yurt müdürümüzü unutamam. Evlatlarına sahip çıkarcasına gelir dolaşır, çocuklar ne durumda diye bakardı. Aynı şekilde şu anda Kültür Turizm Bakanımız Numan Beyin babası Doktor İsmail Niyazi Kurtulmuş büyüğümüzü unutmamız mümkün değil. Babam beni ona teslim etmişti, çünkü samimi dostlukları vardı, ona teslim etmiş ve o da İlim Yayma’nın buradaki en önemli yöneticilerinden biriydi. Yusuf Türel büyüğümüzü unutamayız, üzerimizde büyük emeği var. Nazif Çelebi büyüğümüzü unutamayız, hep bunların emeği var. İsmini sayamayacağım daha birçok isimler. Ve onlar burada büyük mücadeleler verdiler. Milletimiz, halka rağmen halkçılık yapanlar tarafından unutturulmak, bozulmak, yok edilmek istenen değerlerini ihya ve inşa edebileceği bu okullara sahip çıkarak aslında kendisini yönetenlere ne istediğini, neyi talep ettiğini de göstermiştir. Biz tüm siyasi hayatımız boyunca milletimizin izinden gittiğimiz, milletimizin yolunu takip ettiğimiz için işte bugün buradayız. Milleti kendilerine hasım olarak görenlerin ise esameleri dahi okunmuyor.

Kardeşlerim, imam hatip okulları açıldığı günden beri yaşanan kadim bir tartışma var; bu okullar sadece din eğitimi veren kurumlar mı olmalıdır? Düşünebiliyor musunuz, biz burada okuduğumuz derslerle üniversiteye giremediğimiz için lise fark imtihanları adı altında gittik bir de liselerden burada okuduğumuz derslerin evet imtihanına girdik, 6 tane dersten de ben şahsen Eyüp Lisesinde imtihana girdim, o 6 dersi de verdim, ondan sonra üniversiteye girebildim, önünüz kapalı. Biz bunları okuduk. Ama benim diyen milletvekili, bakanların birçoğu bu derslerin burada okutulduğunu dahi bilmiyor. Burada fizik, kimya, matematik, bunların okutulduğundan haberi yok. Bu cahili cühelalarından arasından çıktık hamdolsun buralara geldik. Ya bir sor, bak, imam hatip okullarının müfredatı nedir, hiç haberleri yok.

Burada hem dünyevi, hem uhrevi bütün alanlara hitap eden ilimle mücehhez güçlü bir nesil olarak sizleri karşımda görüyorum. Tabii bütün bu soruların etrafında yapılan müzakerelerde dönem dönem farklı eğilimler öne çıkmıştır. İşin esasına baktığımızda ise karşımıza çıkan fotoğraf şudur: Biliyorsunuz imam hatip okullarıyla ilgili ilk adımlar tek parti döneminde atılmıştır. Tek parti CHP’sinin derdi bizim anladığımız ve hedeflediğimiz anlamda imam hatip okullarının açılması değil kendi ifadeleriyle demin söylediğim cenaze namazı kıldırmayı bilecek kadar dini bilgiye sahip kişilerin yetiştirilmesiydi. Cenaze yıkayacak insan yoktu, Türkiye o hale gelmişti, cenazelerimiz ortada kalıyordu. İşte onun için cenaze yıkayıcısı yetiştirilsin diye böyle bir adım atıldı. Çünkü bu topraklarda bin yıllık geçmişi olan köklü dini müesseselerin kapılarına kilit vuruldu, yerlerine de günümüz ihtiyaçlarına uygun kurumlar ihdas edilmeyince böyle bir tehlike ortaya çıktı. Milletimiz bırakınız Kur’an-ı Kerim eğitimini ve diğer dini bilgileri öğrenmeyi, cenazesinin ortadan kalacağından korkmaya başlamıştı. Tabii her dönemde olduğu gibi, o yıllarda da karanlıkta bir kibrit hükmündeki bu imkânı değerlendirmeyi kendine görev edinen, Allah rızasını her şeyin üzerinde tutan insanlar vardı. İmam hatip okullarının açılacağı duyulduğunda ülkemizin dört bir yanında ak sakallı gönül erleri yollara düşmüş, kapı-kapı dolaşarak insanları bu okulların inşasına ve ihyasına katkıda bulunmaya davet etmişlerdir. Şimdi Orta Asya’da bu tür insanlara aksakal derler. Şimdi ben Kazakistan Devlet Başkanına sen bizim bu bölgelerde Aksakalımızsın dediğimde çok hoşuna gidiyor. Çünkü hem ilmi siyaset, hem de belli bir beceri var ve yıllar yılı o Orta Asya kırsalında belli şeyleri görmüş, yetişmiş. Aksakalımızsın deyince onun da hoşuna gidiyor. Hatta ellerinden az-çok iş gelenler sırtlarında –ülkemi söylüyorum- çimento torbası taşıyarak, demir bükerek, duvar örerek, sıva yaparak, boya-badana yaparak bilfiil inşaatta çalışmışlardır. Çoluk çocuklarının nafakasını kazandıkları işlerinden, evlerinden ayırdıkları tüm zamanı imam hatiplerin yaşatılmasına vakfeden büyüklerimiz sayesinde okullarımız kök salmıştır.

Gençler, Celaleddin Ökten Hoca işte bunlardan biriydi. Okulumuza Müdür olarak atandığında imkânlar öylesine kıtmış ki aynı zamanda çok iyi bir alim olan Celaleddin Hocanın elinde süpürgeyle temizlik yapıp kürekle harç kardıktan sonra tahtanın başına geçip ders anlattığı olurmuş. Arapçayı, Farsçayı, Fransızcayı çok iyi bilen Hoca, imam hatip okullarında meslek derslerinin yanı sıra sosyolojiden felsefeye, fizikten kimyaya kadar diğer konuların da yer alması hususunda çok mücadele etmiştir. İşin ilginç yanı, Celaleddin Hoca sadece bu anlayışta değil aynı zamanda imam hatiplere Arapçanın ders olarak konmasına karşı çıkan, Kur’an-ı Kerim’in sadece Türkçe meal üzerinden öğretilmesini talep edenlerle de mücadele etmiştir. Sonuçta uzaktan bakıldığında en ele avuca sığmaz öğrencilerin okuduğu bir dönemde, yan evin bahçesinden okulun duvarlarına sarkan elma ağacından tek bir meyve koparmayacak ahlakta gençler yetiştiren bir okul ortaya çıkmıştır Vefa’da. Benzer mücadeleler daha sonraki yıllarda pek çok kişi tarafından verilmiş, kimi zaman sıkıntıya düşülmüşse de sonunda bugünkü noktaya gelinmiştir.

Bizleri 28 Şubatçıların kapılarına kilit vurmak için Türk mesleki eğitim sistemini çökertmeyi göze aldıkları dönemlerden artık önemli bir cazibe merkezi haline dönüşmüş imam hatiplere ulaştıran Rabbime hamdolsun.

Kardeşlerim, ülkemizde milletimizin değerlerine karşı ilk savaşı dediğim gibi tek parti zihniyeti açmışsa, ikincisini de aynı kafaya sahip 28 Şubatçılar yapmış. Sonunda bu millet, evet kendi küllerinden doğmak suretiyle ayağa kalkmıştır, işte şimdi gelinen nokta bu.

Öncelikle ben tekrar bu ülkede FETÖ dershaneleriyle, FETÖ okullarıyla bir nesli mahvetmeye, ümmeti parçalamaya, bölmeye gayret edenlere karşı işte siz dimdik ayakta duracaksınız.

Gençler, sizden yalnız az önce de söyledim; ilimde-irfanda süratle iyi yetişmelisiniz. İşte bu FETÖ gibi ahlaktan binasip, vatan haini ve şu anda ad işte bakın kaçacak delik arayan bütün izleyicileriyle beraber dünyanın değişik yerlerine dağılmış olan bu ihanet şebekelerine karşı siz bizim ümidimizsiniz. Çok çalışacaksınız, iyi yetişeceksiniz. Her alanda; hukuktan tut tüm mühendislik, mimarlık, sanat, müzik, aklınıza ne geliyorsa bütün alanlarda inşallah eğitim-öğretimde önemli yerlerde bu görevleri üsteleneceksiniz. Boş bırakacağınız bir alan olmamalı. Hele hele ilmi bu noktada tahsil ile birlikte de inşallah Allah’a kul, Resulüne ümmet olmak suretiyle bu vatana, bu millete hep birlikte hizmete devam edeceksiniz.

Ve bu kardeşiniz işte buraya girdiğinden beri inancının, davasının, değerlerinin, doğrularının peşinde koşmuş, bu uğurda her türlü mihnete, sıkıntıya, saldırıya göğüs germiştir. Hiçbir zafer mücadele edilmeden ve bedel ödenmeden kazanılmaz, bunu böyle bilesiniz. Ve bu mücadeleyi verdik, vermeye de devam edeceğiz. Yeni nesillerin de işte böyle bir mücadele şuuruyla yetişmelerini, hareket etmelerini bekliyoruz. Tarihine, kültürüne, değerlerine saygılı iyi insan yetiştirmek tüm eğitim-öğretim sistemimizin ortak amacıdır. Gönlümden geçen, yeni nesli merhum Mehmet Akif nasıl ifade ediyor Asım’ın Nesli’nde? Az önce İsmet Bey şöyle kenarından-köşesinden geçti. Ben bu okulun öğrencisiyken liseler arası şiir okuma yarışmasına gireceğim, rahmetli sonra profesör doktor olmuştu, Osman Öztürk Hocam dedi ki; sen şu şiiri okuyacaksın. Tabii bize buraya derse geliyordu. Edebiyat dersine, hitabet dersine geliyordu. Hangi şiiri okuyacağım Hocam? Dedi, şu şiiri. Tabii ben de o şiiri ezberledim. Ve o şiir aslında sizi tarif ediyor.

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; 

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. 

Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!... 

Boğamazsam da hiç olmazsa yanımdan kovarım. 

Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; 

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. 

Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale! 

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! 

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, 

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! 

Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım. 

Çiğnerim, çiğnenirim, Hakkı tutar kaldırırım! 

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...”

Evet, eğer bu okullarda böyle bir nesil yetiştirebilirsek, yetiştirebiliyorsak ne mutlu bize. Şayet bunu başaramıyorsak, şapkayı önümüze koyup uzun uzun düşünmemiz lazım.

Binalar güzel. İsmet Bey, sana söylüyorum. Zarf güzel, ama mazruf kötüyse ne işe yarar. Zarf da güzel, mazruf da güzel; ha işte işte mesele o, inşallah bunu başaracağız. Artık tüm gücümüzü, tüm imkânlarımızı inşallah bu yönde kullanmakta kararlıyız.

Şimdi gençler müfredattan genç kitaplarına kadar kapsamlı bir çalışma başlattık. Her ne kadar bazı sıkıntılar olsa da bu çalışmayı sürdürmek, eksikleri tamamlayarak en mükemmel şekilde amacına ulaşmak mecburiyetindeyiz. Genç nüfusumuz en büyük avantajımızdır, ama bir şartla; onlara gerekli eğitim-öğretimi verebilmemiz şartıyla. Dikkat ederseniz ülkemize ve milletimize yönelik sinsi emelleri olanların, ihanet içine girenlerin ilk hedef aldıkları yer hep eğitim-öğretim sistemimiz olmuştur. İşte FETÖ bunun bir adresidir, PKK bunun bir adresidir, diğer terör örgütleri bunun bir adresidir, bunlara fırsat vermeyeceğiz.

Ben bütün bu duygular içerisinde, çünkü Zeytinburnu’na da yetişmemiz lazım. Artık sadece Türkiye için değil inşallah tüm dünyaya örnek bir nesil için siz gençleri alnından öpüyorum, gözlerinizden öpüyorum, sizlere başarılar diliyorum.

Rabbim yar yardımcımız olsun. Annelere-babalara, evet mutluluklar diliyorum böyle bir evlatlarınız, nesil var, bu nesille iftihar edebilirsiniz.

Sağ olun, var olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.