Cumhurbaskani Erdogan, Fatih 6. Olagan Ilçe kongresine katildi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fatih Spor Kompleksi’nde düzenlenen AK Parti Fatih 6. Olağan İlçe Kongresi’ne gelirken Fevzi Paşa Caddesi’nde bir dükkanda kahve içtiği sırada dışarıda bir miting hazırlığı olduğunu gördüğünü dile getirerek, partililere şöyle seslendi:
"Orada bir selamlama yaptık, buraya geldik. Fatih Belediyesi’nin de bir senfoni orkestrası var. Onları dinledik. Baktım, Tuna Nehri’ni söylüyorlar. Evet, Tuna Nehri akacak inşallah, akacak. Ama buna hazır olmamız lazım. Buna hazır mıyız mesele o. Bu coşkuyu, bu heyecanı 2019’a taşımamız lazım. Eğer bu coşku, bu heyecan 2019’a bu şekilde taşınırsa, inanın yerel seçimlerde de hükümet sistemi, cumhurbaşkanlığı seçiminde de bambaşka bir neticeyle sandıklardan çıkarız. Şu ana kadar gittiğim her ilde, ilçelerde Allah’a hamdolsun bunu görüyorum. Ama bunu devam ettirmemiz lazım. Sadece kongreyi yaptığımız gün olursa, olmaz. Bunun devamı, kalıcılığı lazım. Bunu kim yapacak? Teşkilat, teşkilat, teşkilat. Ben şu anda karşımda bu teşkilatı görüyorum. Bir siyasi hareketin, bir davanın eğer onu omuzlarında yüklenmiş teşkilatı varsa, o neticeye ulaşır. Bütün mesele böyle bir davayı yüklenmiş kadronun, teşkilatın olmasıdır. Ben karşımda bu teşkilatı görüyorum ama yorulmak yok."
Son günlerde rejimin kimyasal silahla yaptığı saldırı sonrası ABD ve Rusya’nın başını çektiği bir restleşmeye şahit olunduğuna değinen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu sabah erken saatlerde Amerika, İngiltere ve Fransa tarafından füze ve uçaklarla rejim hedeflerine yönelik sınırlı olduğu açıklanan bir operasyon yapıldı. Onun için bu gece de uykusuz geçti zaten, hep bunu takip ettik. Rejimin daha önce de çeşitli defalar yaptığı bu tür saldırıların cevapsız bırakılması elbette düşünülemezdi. Bu bakımdan yapılan operasyonu doğru buluyoruz. Niye? O kimyasal silahlarla o yavruların düştüğü durumu herhalde tasvip etmemiz mümkün değil. Kimse bunun faili, bunun bedelini ödemesi lazım. Böylece rejim, son günlerde tırmandırdığı muhaliflere yönelik insanlık dışı hak, hukuk tanımaz saldırılarının cevapsız kalmayacağını görmüş oldu. Ancak kimyasal saldırıya gösterilen bu hassasiyetin, rejimin konvansiyonel silahlarla katlettiği 100 binlerce masum Suriyeli için de sergilenmesi gerektiğine inanıyoruz.
Olay sadece kimyasal değil. Kimyasallarla şehit edilenlerin sayısı bir miktar, ama konvansiyonel silahlarla bunların katbekat fazlası insan şehit edildi. Evvela 2011’de Dera’da başlayan hadiselerden beri katledilen 100 binlerce masum çocuğun, kadının, sivilin hesabı sorulurdu, sormadılar. Maalesef Suriye’de oynanan oyun başkadır. Suriye’de yapılan iş, önce rejimin zulmüne sessiz kalmak, ardından bir terör örgütünün el altından destekleyip sahaya sürülmesi, sonra da başka bir terör örgütüyle asıl projeyi hayata geçirmektir. Bunları kimse görmezden gelemez ama biz bunları hep konuştuk, hep söyledik. Biz bu oyunu çoktan çözdük. Eğer hedef DEAŞ’sa biz DEAŞ’la zaten savaşıyoruz ya. Biz DEAŞ’a karşı mücadelemizi verdik. Nerede? Fırat Kalkanı Harekatı’nda 3 bin DEAŞ’lıyı biz oralardan etkisiz hale getirerek attık."
Erdoğan, tezahüratlar üzerine, "Münbiç’e gitme kararını verdiğimiz an, önce ben, ardından da siz, beraber..." dedi.
"SURİYE MESELESİNE HAKİKİ BİR ÇÖZÜM BULUNMASINI EN ÇOK BİZ İSTERİZ"
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’de ülke halkının güvenliği, huzuru, geleceği, hakları için bir adım atılacaksa, önce hem rejime hem de DEAŞ’tan PYD’ye ve tüm terör örgütlerine aynı ilkeli tavrın ortaya konulması ve Suriye halkının, rejimin zulmüyle terör örgütleri arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaması gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin Suriye topraklarını tüm terör örgütlerinden temizleyerek güvenli ve yaşanabilir yerler haline getirmek istediğini ifade eden Erdoğan, "Türkiye’nin gayesi budur. Bunun için mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Sınırları içinde 7 yıldır 3,5 milyon Suriyeli’yi misafir eden bir ülke olarak Suriye meselesine hakiki bir çözüm bulunmasını en çok biz isteriz." dedi.
Erdoğan, kahve içtiği yerde ders çalışan Suriyeli gençler gördüğünü ve bu gençlerin Türkçe konuştuğunu anlattı. Erdoğan, "Mutlu oldum, sevindim. Niye? Elhamdülillah biz ensarız onlar muhacir ve bu muhacir kardeşlerimiz şu anda Türkiye’de üniversite okuyorlar. Bir tanesini gördüm ki o çok daha ilginçti. Baktım ki hoca, matematik dersi veriyor Suriyeli bir kızımıza. Bütün bunlarla beraber bir şeyi iyi kavramamız lazım. Biz, ensar olan bir toplumdan yıllar yılı Mekke’nin fethine hazırlanmış bir Peygamberi gördük. Kolay bir şey değil. Sevgililer Sevgilisi Peygamberimizin bir muhacir olarak Medine’ye ama Medine’den de Mekke’ye dönüşü manidardır. O muhacir Sevgili Peygamberimiz ensarın içerisinden döndü ve Mekke’nin fethini kavgasız gürültüsüz bitirdi." diye konuştu.
"TÜRKİYE’NİN BULUNDUĞU HER YERE AKIN AKIN GERİ DÖNÜŞLER BAŞLADI."
Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün Hatay’a gittiğine değinirken, "Hayırlı yolculuklar. Biz, dalga geçmeyiz, yeter ki gitsin. Takdir de ederiz. Yanına hangi sanatçıyı almış ona da bakmayız, yeter ki gitsin, yeter ki teröristleri yanına almasın, mesele bu. Adalet çok güzel bir kavram, ama ’Adalet yürüyüşü yapayım’ derken yanına teröristleri alırsan, kusura bakma onun adı adalet olmaz, onun adı atalet olur. Onu birbirine karıştırmayacağız." ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Suriye’deki varlığıyla kendi projelerini bir tutanların her şeyden önce Suriye halkına haksızlık yapacağını belirten Erdoğan, "Suriye’de etkinlik yürüten unsurlar içinde kontrolü altındaki bölgeleri, güvenliği ve altyapısıyla yeniden yaşanabilir kılan tek güç Türkiye’dir. Bizim operasyon bölgelerimizde rejimin ve terör örgütleri eliyle sahada varlık gösterenlerin operasyon yürüttüğü yerlerin durumu mukayese edildiğinde bu gerçek daha iyi anlaşılacaktır. Ülkemize sığınan milyonlarca Suriyeli’den ne rejimin ne PYD’nin ne de DEAŞ’ın hakim olduğu yerlere kimse geri dönmüyor. Ama Türkiye’nin bulunduğu her yere akın akın geri dönüşler başladı. Nereye? Cerablus, El Rai, El Bab, buraya 160 bin kişi şu ana kadar döndü. Allah’ın izniyle kısa bir zaman içerisinde onun daha fazlası Afrin’e dönecek. Göreceksiniz."
Bunun tek başına Suriye’deki gerçek durum anlatmaya yeterli olduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bu sabah İngiltere Başbakanı Theresa May’la telefonla görüştüm. Güzel bir görüşme oldu ve bu atılan adımın içeriğini kendileriyle görüştük. Tabii Rusya ve Amerika arasındaki sıkıntının da bir an önce çok daha barışa yönelik bir çözüme kavuşmasında fayda olduğunu da kendileriyle işledim. Biraz sonra Sayın Macron’la görüşeceğim. Bu arada arkadaşlarım Sayın Putin ile de irtibat halindeler. Onunla da Amerika’yla da ayrıca bu arada bugün, yarın görüşmelerimizi yapacağız. Çünkü bu bölgede üzerimizdeki görev, yük çok ağır. Niye? 911 kilometre bizim sınırımız var. Burada akrabalıklar var, bu bağlar var. Sorumluluğumuz fazla. Bunu bir an önce aşmamız gerekiyor. Yani biz birileri gibi eli kolu bağlı duramayız. Ne yapacağımızın planı, programını çok iyi yapmamız lazım. Biz kendimiz ve Suriyeli kardeşlerimiz için doğru bildiğimiz yolda ilerlemeyi sürdüreceğiz. Ne rejimin zulmüne rıza göstereceğiz ne de PYD ve DEAŞ terör örgütlerine göz açtıracağız. 7 demiyorum, 5 yıl önce eğer şu Esed ile ilgili düşüncelerimize dünya kulak kabartsaydı bugün bölge bu hale gelmeyecekti. Biz neler söyledik ama maalesef bir kulaklarından girdi öbüründen çıktı. Çünkü, biz işin içindeydik. Biz buranın yapısını karakterini biliyorduk. Ama dinlemediler."
Dün Dabık’ta, El-Bab’da DEAŞ’ın başının bunun için ezildiğini ifade eden Erdoğan, halen Afrin’de PYD’yi açtıkları çukurlara bunun için gömdüklerini, Münbiç’ten Haseke’ye kadar olan sınır boylarındaki tüm teröristlere de inşallah aynısı yapacaklarını kaydetti.
Sahada bu şekilde yola devam ederken soruna Cenevre ve Astana süreçleri çerçevesinde çözüm bulunması gayretleriyle destek vermeyi de sürdüreceklerini vurgulayan Erdoğan, "Astana’da, biz Türkiye, Rusya, İran garantörüz. Dayanışmamızı sürdüreceğiz. Cenevre’de aynı şekilde. Diğer yandan Suriye özelinde başlayan ama hızla yayılma potansiyeline sahip bulunduğu görülen son kriz dünyanın nasıl büyük bir tehdit altında olduğunu da ortaya koymuştur." diye konuştu.
Erdoğan, dünyaya çağrıda bulunduğunu belirterek, "Gelin, kimyasalıyla konvansiyoneliyle kitle imha silahlarının her çeşidinin ve mevcut silahların geleceğini masaya yatıralım. Gelin, Suriye’de yaşanan son krizi, yeni nükleer ve konvansiyonel silahlanma projelerine dev kaynaklar artırmanın değil, bu imkanları tüm insanlığın hayrına kullanmanın vesilesi haline getirelim. Ben bu teklifi de yaptım ha. Neydi o teklif? Ben gerek Amerika’ya gerek batıya, gerek Rusya’ya şunu da yaptım. Dedim ki, ’Gelin bu 3,5 milyon sadece bizde var. Dünyaya dağılmış olan mazlumlar var. Biz burada bunlara konutlar yapalım. Bu silahlanma yarışını bir kenara koyalım. Bu teröristleri buralardan defedelim. Bunlara şehirler oluşturalım. Güvenli bölgeler oluşturalım.’ dedim. Ne zaman? Sayın Obama döneminde. Çok güzel dediler. Ama ne yazık çok güzel diyenler bu konuda adım atmadılar." şeklinde konuştu.
Erdoğan, bu teklifi Suudi Arabistan’a da yaptığını, maalesef güzel diyenlerin bu teklife olumlu yaklaşmadığını söyledi.
Sabırlı gittiklerini dile getiren Erdoğan, "Bu başarılsaydı dünya herkes için daha güvenli, daha güzel, daha yaşanabilir bir yer haline dönüşecekti." dedi.
"TÜRKİYE İLERİYE GİTMEK ZORUNDA"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, istiklalini ve istikbalini güvence altında tutabilmek için Türkiye’nin sürekli büyümek, gelişmek, ileriye gitmek ve güçlü olmak zorunda olduğunu vurgulayarak, milletin Türkiye’yi hedeflerine ulaştırma görevini özellikle hem hükümette hem de büyük ölçüde belediyelerde büyük ölçüde kendi partisine verdiğini anlattı.
Belediyelerde güçlü bir konumda olduklarını ifade eden Erdoğan, bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmek için bugüne kadar çok önemli icraatlar gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Erdoğan, her seçimi milletin kendilerine olan güveninin, itimadının bir göstergesi olarak gördüğünü, ister milletvekili, ister belediye, ister Cumhurbaşkanlığı seçimi, isterse halk oylaması olsun her seçime bir imtihan nazarıyla baktığını, en son imtihanı da 16 Nisan’da verdiklerini söyledi.
Fatih’in 16 Nisan halk oylamasında yüzde 51,4 oy oranıyla İstanbul ortalamasının üzerine çıktığını ancak Türkiye ortalamasının ne yazık ki altında kaldığını belirten Erdoğan, "Fatih’e bu yakışır mı? Fatih ismine bu yakışır mı? Bunu inşallah ilk seçimde tersine çevirmeye var mıyız? Çünkü ben Fatih’in içinde doğmadım ama Fatih’te herhalde bu salondakilerin çoğu kadar yaşadım. İmam hatip okulunu burada okudum, siyaseti burada yaptım. Siyasette, gençlik kolları il başkanlığından tut, ana kademeye kadar hepsini Fatih’te yaptım. Nereden bakarsan bak 20 yılım Fatih’te geçti. Onun için mahallelerini iyi bilirim." diye konuştu.
"YÜZDE 60’A, 70’E DOĞRU YÜRÜMENİZ LAZIM"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, katılımcıların "Fatih seninle gurur duyuyor." sözleri üzerine "Ben sizlerle gurur duyuyorum. Ama bizi mahcup etmeyin. 51,4 nedir ya. Şöyle 60’a, 70’e doğru yürümemiz lazım. Buna var mıyız? Hazır mıyız? İnşallah 2019 seçimlerinde Fatih’te çok daha farklı bir manzarayla karşılaşacağız. Hem belediye başkanlığında hem milletvekilliğinde hem de Cumhurbaşkanlığı seçiminde Fatih ilçemiz şöyle tarihe geçecek oranlarla şanına yakışanı Allah’ın izniyle yapacaktır. Bu ismi taşımak kolay değil ya. İsminiz Fatih ise sizin de Fatih gibi neticeler elde etmeniz gerekir." şeklinde konuştu.
Katılımcılar arasındaki ana kademeye "2019’a kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız?", kadın kollarına da "2019’a kadar her eve girerek gönülleri kazanmaya hazır mıyız?", gençlere de "2019’a kadar liselerden üniversitelere, tüm gençlere ulaşmaya, gönüllerini almaya hazır mıyız?" diye seslenen Erdoğan, Fatih’te ayak basmadık yer, dokunmadık gönül, desteğini almadık vatandaş bırakılmayacağını dile getirdi.
Erdoğan, herkesin sorumluluğunun büyük olduğunu, onun için çok çalışılması, koşulması gerektiğini söyledi.
Erdoğan, partisinin Fatih 6. Olağan İlçe Kongresi’ndeki konuşmasında, ilçeye gelirken gördüğü senfoni orkestrasına dikkati çekerek, Tarihi Yarımada’nın içinde bulunduğu Fatih ilçesine hak ettiği hizmetleri vermenin ecdada sorumluluğun gereği olduğunu ifade etti.
Senfoni orkestrasının Külliye’ye gelmek istediğini aktaran Erdoğan, "Maestroya, ’Biz, sizi külliyede ağırlarız ama sizden 300 kişi istiyorum.’ dedim. Bu çocuklar, 300 kişi ile birlikte gelip, Külliye’de bir konser verecekler. Bunlar Fatih Belediyesi’nin gençleri olacak. Onları orada ağırlayacağız. Burası eskiden neydi? Sulukule’ydi. Sulukule’nin bilirsiniz, klarneti, davulu meşhurdur. Şimdi o Sulukule’nin yerine bu işi çok daha edibane bir şekilde yapan bir Fatih Belediyemiz var. Şu anda her yönüyle medeni bir Sulukule meydana geldi. Bu bizim için iftihar meselesidir." diye konuştu.
AK Parti’nin mezbelelikler bırakan değil, mezbelelikleri ele alıp, onları modern, insanca yaşanabilecek hale getiren belediye olduğunu aktaran Erdoğan, şimdi çok daha ilginçlerini yaptıkları ve yapacaklarını söyledi.
"GENÇLİĞİMİZ ÇOK BÜYÜK BİR İMKANA KAVUŞMUŞ OLACAK"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilçe belediyesi eliyle son 3 dönemde Fatih’e 631 trilyon liralık yatırım yapıldığına vurgu yaparak, şöyle konuştu:
"Bakanlıklarımıza bağlı kurumlarımızın, Büyükşehir Belediyemizin hizmetleriyle bu rakam milyarı değil, katrilyonu buldu. İlçe belediyemiz eliyle aralarında medreselerin, tekkelerin camilerin, sarnıçların da bulunduğu 337 adet eseri restore ederek, İstanbul’a ve dünyaya yeniden kazandırdık. Şimdi sırada 850 eser daha var. Ayrıca ilçenin görüntüsünü güzelleştirmek için 2 bin binanın cephesi tarihi dokuya uygun şekilde yenilendi. Hem ülkemiz hem de şehrimiz için başlı başına bir değer olan Kapalıçarşı’da restorasyon, çatısından başladı. Mayıs ayında çarşının restorasyonu bitiyor. Alt yapı çalışmalarıyla birlikte diğer kısımlarının restorasyonu ve güçlendirilmesi de yapılıyor. İstanbul’un en renkli semtlerinden biri olan Sulukule halloldu zaten. Osmanlı-Türk mimarisinin örnek bir semti olarak yenilenen Ayvansaray’daki çalışmalar bitmek üzere. Süleymaniye’de 734 bina yenileniyor. Böylece sokak siluetinden mahalle dokusuna kadar tarihi Süleymaniye Mahallesi aslına uygun şekilde yeniden canlandırılıyor. İlçedeki yeşil alan ve park büyüklüğü 120 bin metrekareden, 487 bin metrekareye çıkartıldı. Yapılan 15 ve inşa halinde olan 5 spor salonu ile Fatih’teki gençlerimize sağlıklı ortamlarda spor yapma imkanı temin edildi. Şimdi asıl önemli olan, Abdi İpekçi Kapalı Spor Salonu’nun olduğu bölge, tamamıyla Basketbol Federasyonumuzun emrine amade olacak şekilde yıkılıyor. Oradaki tüm antrenman salonlarıyla birlikte federasyon merkezi inşa edilecek. Böylece gençliğimiz çok büyük bir imkana kavuşmuş olacak."
"BİZ ESERLE KONUŞUYORUZ"
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, 15 yıl önce sadece bir sosyal tesis varken bugün bu sayının Fatih’te 9’a yükseldiğini belirterek, "Gençler, Sulukule Sanat Akademisi ile binlerce çocuğa ücretsiz müzik ve sanat eğitimi veriliyor. Var mıydı geçmişte böyle? Hani sanatseverler şunlar, bunlar konuşuyorlar, ’Eşek ölür kalır semeri insan ölür kalır eseri.’ Biz eserle konuşuyoruz, eserlerle. Eminönü’nün yaklaşık yarısının yayalaştırılması, günde 2 milyon insanın ziyaret ettiği bu bölgeyi oldukça rahatlatmıştır. Belediyemiz, biri bin 700 diğeri 600 kişilik Yenikapı Gösteri Sanatları ve Sulukule Kültür Merkezleri ile ilçemize iki önemli proje kazandırmanın hazırlıkları içindedir. Ayrıca ilçemize 6 yeni kütüphane yapılıyor. Her merkezi yer gibi Fatih’in de en büyük sıkıntılarından biri otopark. Belediyemiz tam otomatik katlı otoparklarla bu soruna çözüm bulmaya gayret ediyor." şeklinde konuştu.
İlki faaliyete geçen bu otoparklardan iki tane daha yapılacağını dile getiren Erdoğan, ana hatlarıyla ifade ettiği bu hizmetlerle birlikte Fatih’in çok daha farklı bir yere geleceğini, yeni dönemde yeni hizmetlerle ve projelerle İstanbul’u tekrar tekrar fethetmeyi sürdüreceklerini kaydetti.
"İSKAN İŞİ İMKANDAN ÖNCE ZİHNİYET İŞİDİR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin en önemli özelliğinin hep yapmanın, ihya etmenin ve inşa etmenin peşinde koşması olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
"Bu anlayışın en somut icraatlarını İstanbul’da görmek mümkündür. Her konuda olduğu gibi şehirlerimizin ihyası ve inşasında da öncelikler belirleyici olmuştur. Bir dönem İstanbul’un kaçak inşaatlar, gecekondular tarafından kuşatılması hatta her yerin bununla istila edilmesi bu öncelik sıralamasının yapılamamasındandır. Türkiye’nin dört bir yanından göçü önleyecek tedbirleri alamayanlar, bu şehre gelen insanları nizami bir şekilde iskan da edememişlerdir. İnsanımız zaten kendi imkanıyla öyle ya da böyle başlarını sokacak ev yapıyorlardı. Hiç değilse, aynı imkanlarla bu evlerin mahallesi, caddesiyle, sokağıyla, kamu tesisleriyle düzgün bir şekilde yapılmasını sağlamının önünde hiçbir mani yoktu. Bizden önce İstanbul’da bu yapılmadı. Çünkü iskan işi, imkandan önce zihniyet işidir. Vizyon olmayınca proje de olmuyor. Sonuçta ortaya önce dev yerleşim yerlerinin kurulduğu, ardından alt yapısının getirildiği en son olarak da imarının yapıldığı şehirler çıkıyor. Hadi yeni kurulan yerleri bir kenara bıraktık, Fatih gibi kadim bölgelere de sahip çıkamadık. Surlardaki gecekonduları, cami bahçeleri ve türbe kenarlarındaki tarihi eserlerin içindeki, dışındaki garabet yapıları, derme çatma kulübeleri herhalde unutmadık. Yenisini, doğru yapmayı bıraktık, eskiye sahip çıkamayan bir anlayış yüzünden İstanbul gibi bir cevheri tehlikeye attık. Üzerinde çalışmamız gereken çok önemli bir konu var. Surların dibinde tarihi olarak neler var? Hendekler var. Bu hendeklerin içerisinde salatalık şu bu yetiştiriliyor. Öyle yazılar okudum ki, ’Osmanlı döneminde, ordunun bütün gıda ihtiyacı buradan karşılanıyordu.’ deniyor. Yüzyıllarca önce oradan karşılanıyor olabilir, artık şu anda böyle bir dönem var mı? Yok. Bizim şimdi o surları mütemmim olacak projelerle güçlendirmemiz ve oradaki görüntü kirliliğini ortadan kaldırmamız lazım. Oralara bir çevre, peyzaj düzenlemesi getirmek suretiyle, İstanbul’un çocuklarına piknik alanı haline getirmek varken, oraları neden hala öyle bir garabet olarak saklayalım? Bu konularda dahi siyasetin içinde belli yerlere gelmiş olanların inadi tutumlarını aşmak mümkün olmadı. Bunun için de 15 yılımız geride kaldı, Artık bunu aşmamız lazım. Bunun üzerinde çalışıp, hemen bu adımları atmamız lazım. Zeytinburnu’nda hafta sonlarında ailelerin çocuklarıyla nasıl oralara akın ettiğini görüyorsunuz. Nedir bu İstanbul’un ihtiyacı? Bunu yapmamız lazım. Hele Fatih’in buna çok çok ihtiyacı var. Bunları başarmamız lazım."
“İSTANBUL’UMUZA, FATİH’İMİZE HİZMET ETMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Başkanlığını ve bazı ilçelerdeki belediye başkanlıklarını aldıkları günden bu yana İstanbul’u yenisiyle ve eskisiyle, tarihine, adına, şanına layık bir şehir haline getirmenin mücadelesini verdiklerini anlattı.
Bu süreçte çok önemli, çok hayırlı işler başardıklarını kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:
"Elbette eksiklerimiz olmuştur, hatta hatalarımız da olmuştur fakat asla bunlarda ısrarcı olmadık, farkına vardığımız anda düzeltmenin yollarını aradık. Bugünkü İstanbul’un çeyrek asır öncesinden çöp dağlarını hatırlıyorsunuz, öyle mi? Hava kirliliğini hatırlıyorsunuz, öyle mi? Susuzlukları hatırlıyorsunuz, öyle mi? Onlardan bir şey kaldı mı? Bunları beraber aştık ama biz çok daha güzel İstanbul, hayat kalitesi çok daha yüksek bir şehir...İşte bunu kimse inkar edemez, bunu yapacağız. Rabbime bize bu şehre, bu şehrin insanlarına hizmet etme imkanını verdiği için ne kadar hamdetsem azdır. İnşallah ömrümüz oldukça da ülkemizle birlikte İstanbul’umuza, Fatih’imize hizmet etmeyi sürdüreceğiz."
Salondakilerle Rabia işareti yapıp, "Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet" sloganını söyleyen Erdoğan, "İşte bu bizim unsurlarımız, zafere giden yolda unsurlarımız. Peki bunun için ne yapacağız? Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Birbirimizi Allah için seveceğiz. Ayrılık gayrılık yok, dedikodu yok, Allah için sevmek var." ifadelerini kullandı.
Kongrenin hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, bugüne kadar görev alanlara teşekkür edip, görevi devralanlara başarılar dileyerek konuşmasını tamamladı.