Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in 20 Subat 2018 tarihinde TBMM Grup Toplantisi’nda yaptigi konusmasi

 

… Meclis çalışmalarında başarılı ve verimli bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

Bugün 32. gününe giren Zeytin Dalı Harekatında görev alan tüm güvenlik güçlerimize Rabbimden muvaffakiyetler niyaz ediyorum.

Bu sabah itibarıyla şu ana kadar 1715 teröristi etkisiz hale getirdiğimiz bu operasyonda 32 de şehidimiz var. Harekat hem güvenlik güçlerimizin hayatını riske atmamak, hem sivillere hassasiyetiyle hareket ettiğimiz için yavaş ilerliyor görülebilir. Ama şu gerçeği kimsenin unutmaması lazım: Biz oraya önümüze geleni yakıp yıkmak için gitmedik, biz orayı halen ülkemizde yaşayan yüzbinlerce bölge halkı güvenli ve yaşanılabilir bölge olabilmesi için, bu hale getirmek için girmiş bulunuyoruz. Dolayısıyla adım attığımız her yerin bundan sonra güvenli olarak kalması bizim için çok önemli. Aynı şekilde sahada belirli hazırlıkların da yapılması zaman alıyor. Önümüzdeki günlerde çok daha hızlı bir şekilde Afrin şehir merkezinin kuşatmasına geçilecektir. Böylece Gerekirse inşallah hep birlikte gideceğiz, sabır. Böylece hem şehre ve bölgeye dışarıdan gelen yardımların önü kesilecek, hem de terör örgütünün kimseyle pazarlık yapabilme imkanı kalmayacaktır.

Türkiye’yi güneyinde oluşturacakları terör koridoruyla çevrelemeye, esir almaya kalkanlara bu işin öyle kolay olmadığını göstermekte kararlıyız. Türkiye’nin ve Türk milletinin kırmızı çizgilerini yok sayanlara, gerekiyorsa alınlarının ortasına çizgileri nakşederek var olduğumuzu göstermek boynumuzun borcudur.

Birileri Osmanlı tokadının ne olduğunu soruyormuş. Bu soruyu soranlar bizim tarihçilerimize itibar etmezler de en azından Batılı tarihçilerin yazdıkları Osmanlı tarihiyle ilgili kitapları okusunlar. Dedelerinden veya onların babalarından Birinci Dünya Savaşında, Çanakkale’de, Kut’ül Amare’de veya diğer cephelerde savaşmış olanlar varsa onlara sorsunlar Osmanlı tokadının ne olduğunu. Daha da merak ediyorlarsa buyursunlar Afrin’e gelsinler. Gençler, bu tokadın hak edenden başka kimseye atılmadığını da sorup soruşturup öğrensinler.

Bu aziz milletin geçmişinde ne sömürge lekesi, ne de soykırım ayıbı vardır. Kendini savunurken bile vicdanını ve ahlakını kaybetmeyen bir millete aksi yönde ithamlarda bulunmak bühtandır. Şu anda da Zeytin Dalı Harekatımızı gölgelemek için pek çok yalanı, pek çok iftirayı ardı ardına ortaya atıyorlar. Hamdolsun, gerek Anadolu Ajansımız, gerek Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğümüz, gerekse diğer medya kuruluşlarımızın hepsi de bu yalanları süratle ortaya çıkartarak iftiracıları hakikatlerle terbiye ediyorlar. Bizi kendileriyle karıştıranların riyakarlıklarını ifşa etmeyi de bu büyük mücadelenin bir parçası olarak görüyor ve önemsiyoruz. Tüm vatandaşlarımızdan, tüm dostlarımızdan ülkemize yönelik bu tür iftiraları tespit edip doğruları ortaya koyarak etkisiz hale getirmelerini bekliyoruz.

Kardeşlerim; Türkiye askeri operasyonları daima en son ihtimal olarak, adeta mücbir sebep olarak görmüş ve kullanmıştır. Yıllarca Suriye’deki terör örgütlerinden ülkemize yönelen tehditlerin ülkenin kendi dinamikleri ve uluslararası koalisyonun gücüyle önlenmesini bekledik. Battık ki bu tehditler azalacağı yerde sürekli artıyor ve sınırlarımızı aşıp topraklarımızın içinde bize zarar veriyor, artık harekete geçmekten başka çare görmedik, göremedik.

Fırat Kalkanı Harekatından sonra teröristlerden arındırdığımız bölge hem bizim, hem oranın asli sahipleri için huzur ve güven ikliminin hakim olduğu yer haline geldi. Dikkat ederseniz, bu harekattan sonra ülkemizin içindeki DEAŞ kaynaklı saldırılar da adeta ortadan kalktı. Afrin’de de aynısı olacaktır, İdlib’de de aynısı olacaktır, Münbiç’te de aynısı olacaktır, Tel Abyad’dan Kamışlı’ya kadar sınırlarımız boyunca her yerde aynısı olacaktır.

Değerli kardeşlerim; hem oralardaki kardeşlerimizin geleceği, hem de kendi güvenliğimiz için tek bir terörist kalmayıncaya kadar şu veya bu şehirle sınırlı olmaksızın bölgenin tamamındaki mücadelemiz sürecektir. Türkiye’nin bulunduğu hiçbir yerde zulüm olmaz, baskı olmaz, korku, sefalet olmaz.

Gençler; bizim olduğumuz yerde eman vardır, bizim olduğumuz yerde güven vardır, bizim olduğumuz yerde adalet vardır. Suriyeli kardeşlerimiz bunu bildikleri için ülkemize evet hep kucak açmışlardır. Ülkemizin varlığından sadece terör örgütleri ve onları destekleyen güçler hoşnutsuzdur. Yoksa bölge halkının ülkemizle ilgili en küçük bir sıkıntısı, sorunu, tepkisi söz konusu değildir. Tabii sahadaki varlığımızı etkin bir şekilde sürdürürken diplomasinin imkanlarını da asla ihmal etmiyoruz. Geçmişte ülkemize ne kadar yalan söylenmiş, verilen sözler ne kadar tutulmamış olsa da, muhataplarımızla diyaloğu hiçbir zaman kesmemeye özen gösterdik. Bize terör örgütlerine silah vermiyoruz dedikleri anda bile silah teslimatlarının yapıldığını belgelediğimiz halde büyük bir pişkinlikle iddialarını sürdürdüklerini görmekten elbette üzüntü duyuyoruz.

Kardeşlerim, sevgili gençler; biz bütün video kayıtlarıyla beraber bu tespitlerimizi kendilerine tek-tek gösterdik. Bunlar kimin askeri? Bunlar Batıdan geldi, bunlar Suriyeli değil, bunlar bizim askerimiz değil, bunlar işte sizin askerleriniz, bak sizin bayrağınız, bak sizin kokartlarınız, hala yok diyorsunuz, işte buyur sizin zırhlı taşıyıcılarınız, sizin tanklarınız, sizin toplarınız, bunlar buraya zembille inmedi, havadan zembille inmedi. İşte bunlar buraya evet 5 bin tırla taşındı, 2 bin kargo uçakla buraya geldi ve şimdi burada bunlar kime karşı kullanılıyor, önemli olan bu. Biz bunları biliyoruz, bunları görüyoruz, onun için de madem ki stratejik ortağız, sizi de uyarıyoruz. Bunları tespit edip yüzlerine vurduğumuz yanlışları karşısında bize; 3-5 gün içinde çözeceğiz, 3-5 hafta çözeceğiz dedikleri halde hala aynı işleri yaptıklarını görmekten dolayı üzüntünün ötesinde öfkeliyiz. Buna rağmen diyalog yollarını kapatmayı da asla düşünmüyoruz.

Geçtiğimiz günlerde pek çok muhatapla çeşitli seviyelerde görüşmeler yapıldı, yapılıyor. Önümüzdeki dönemde de bu görüşmeler sürecektir. Aynı şekilde sahadaki operasyonlarımızı da kesintisiz devam ettireceğiz. Öte yandan sadece belli bir kesimle değil Suriye meselesinin tüm taraflarıyla kesintisiz iletişim halinde olmaya çalışıyoruz. Mesela dün Bakanlar Kurulumuz devam ederken Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin ve İran Cumhurbaşkanı Sayın Ruhani ile bir telefon görüşmem oldu. Kendileriyle hem Suriye’yi, hem de diğer ikili meselelerimizi konuştuk. Diğer ülkelerin liderleriyle de her fırsatta bizzat görüşüyorum. Sözün gücünü en iyi biz biliriz. Sahadaki varlığımızla sözümüzün gücünü birleştirerek hem kendimiz, hem de kardeşlerimiz için en iyisini, en güzelini, en doğrusunu başarmanın çabası içindeyiz.

Değerli arkadaşlar; Türkiye her hal ve şart altında çok yönlü bir politika izlemek mecburiyetindedir. Çünkü biz yıllarca birlikte yaşadığımız güneyimizdeki komşularımızla, kardeşlerimizle hala çok yakın ilişkilere ve bunun gerektirdiği sorumluluklara da sahibiz; bu bakımdan Ortadoğuluyuz. Aradan 1 asır geçmiş olmasına rağmen bugün Kuzey Afrika’yı boydan boya geçen herkes bizden oralarda bir parçaya rastlar. Dolayısıyla biz aynı zamanda Kuzey Afrikalıyız. Aynı zamanda Orta Afrikalıyız, işte hafta başı inşallah oralara şöyle bir 4 ülkeyi kapsayacak yine bir seyahate çıkıyoruz.

Değerli arkadaşlar; Kafkasya’dan başlayıp yukarıda Sibirya’ya, doğuda Japon Denizine, aşağıda Hindistan’a kadar olan geniş coğrafyada ecdadımız yıllarca hüküm sürmüştür. Demek ki biz diğer hususiyetlerimizin yanı sıra tarihi olarak da Orta Asyalıyız, Güney Asyalıyız. Kimi zaman Doğu Avrupa üzerinden, kimi zaman Balkanlar üzerinden ulaştığımız, hep daha ilerisine gitmeyi hedeflediğimiz Avrupa da bizim yurdumuz olmuştur. Bu da bizim aynı zamanda Avrupalı olduğumuzu da gösterir. Dünyada böylesine geniş bir sahada varlık göstermiş, temel atmış, eser ve iz bırakmış bir başka millet yoktur. Şöyle tarihe baktığımız zaman yaklaşık 18 milyon kilometrekarelik bir alanda hükmetmiş bir ecdada sahibiz. Onun bize yüklediği bir miras var, sorumluluk var. Bu sorumlulukla hareket ediyoruz.

Üstelik bunları söylerken milattan önceki tarihlerden de bahsetmiyorum, daha birkaç asır öncesini konuşuyorum. Bugün bizi her kim neresi olursa olsun “sizin burada ne işiniz var” diye eleştiriyorsa, bilin ki bizim orada olmamız şarttır. Kardeşlerim, zaten bizim olmamamız gereken hiçbir yerde de biz bulunmayız.

Son dönemde Avrupa ülkelerinde giderek artan İslam ve Türk düşmanlığı dalgasının gerisinde bu kıtada yaşayan ve sayıları 5 milyonu geçen kardeşlerimizin yükselişinden duyulan korku vardır. Halbuki bizim vatandaşlarımız yaşadıkları ülkelerin maddi, beşeri ve kültürel zenginliğine katkıda bulunmaktan başka bir şey yapmamışlardır. Buna rağmen düşman oklarının onlara yöneliyor olması, Avrupa değerlerinin içinin hızla boşaldığına işaret ediyor. 60-70 yıldır Avrupa’da yaşayan bu kardeşlerimizin güvenliği, huzuru, esenliği ve haklarının korunması, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bizim namusumuzdur. Biz bu kardeşlerimizi Avrupa’ya gönderirken kendilerini gittikleri ülkelere emanet etmiştik. Bu emanete gerektiği gibi sahip çıkılmasını sağlamak, ülkemizin en başta gelen görevidir. Türkiye tarih olarak Avrupalı olduğuna göre, bu vatandaşlarımızın Avrupa’da herkese tanınan çalışma, eğitim, kültür, ibadet haklarını kullanmalarından daha tabii bir şey olamaz. Fakat gel gör ki, gün geçmiyor oradaki kardeşlerimizin ibadet haneleri kundaklanmasın, gön geçmiyor ki oradaki kardeşlerimizin okulları kundaklanmasın, gün geçmiyor ki oradaki kardeşlerimizden şehit edilenler olmasın. Avrupa’daki ve dünyanın her köşesindeki vatandaşlarımız müsterih olsun, arkalarında tüm gücüyle, imkanlarıyla, kurumlarıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti vardır ve olacaktır.

Gençler; suçlu dahi olsa kendi vatandaşları için dünyayı ayağa kaldıran hiç kimsenin de Türkiye’nin bu hassasiyetinden rahatsız olmasını kabul edemeyiz.

Kardeşlerim; dün faşizm ve komünizm gibi ideolojilerle sınanan dünya, bugün terörizm imtihanındadır. Açık konuşmak gerekir ki; istisnalar hariç, dünya bu imtihanı başarıyla veremiyor. Demokrasinin safında olduğunu iddia eden ülkelerin son çeyrek asırdır terör yöntemlerini kullanan örgütler ve gruplar karşısında sergiledikleri ikircikli politika artık gizlenemez hale gelmiştir. Eğer bir ülkede üstelik de resmen terör örgütü olarak tanınan bir yapının mensupları sırf kendileri gibi düşünmüyor, davranmıyor diye masum insanlara şiddet uygulayabiliyorsa, orada sözün bittiği yere gelinmiştir; pek çok Avrupa ülkesinde bölücü terör örgütü yandaşlarının yaptıkları işte budur.

Meşru bir ülkenin askerleri, diplomatları, sivil görünümlü görevlileri terör örgütlerinin kamplarında görüntü vermekte, onları destekleyen açıklamalar yapmakta mazur görmüyorsa vay dünyanın haline. Terör örgütünün adını eğip bükerek açıkça itiraf ettikleri gibi, onlar üzerinde imaj çalışması yaparak gerçekleri gizlediklerini sananlar sadece kendilerini kandırıyorlar. Nitekim ne terör örgütü asıl kimliğini inkar ediyor, ne de en başta Türkiye olmak üzere diğer ülkeler bu gerçeği her seferinde ortaya sermekten geri duruyor. Artık adeta bir orta oyununa, tiyatro müsameresine dönen bu rezilliği bitirmek yerine, daha ileriyle taşıyanlar kimseye değil, sadece kendi itibarlarına darbe vurduklarını bilmelidirler. Bu gidişle dünya üzerinde böylesine ikiyüzlü, yalancı, düzenbaz bir ülkeye güvenip de yol yürüyecek, ortak politika izleyecek devlet kalır mı bilemiyoruz.  Daha bize söylediklerinin yankısı dinmeden, arkalarını dönüp bambaşka sözler edenlere bizim vereceğimiz değer de işte bu kadar olur.

Türkiye olarak sınırlarımız boyunca ve sınırlarımız içinde başımıza musallat edilen terör örgütleriyle öyle veya böyle baş eder, hepsinin de hakkından Allah’ın izniyle geliriz.

Kardeşlerim; palazlandırılan, cesaretlendirilen, teçhiz edilen bu terör örgütleri faaliyetlerini başka yerlere doğru genişlettiğinde işin rengi çok değişecektir. Kendilerine suni bir güvenlik ve refah dünyası kuranlar, terör örgütlerinin saldırılarına muhatap olduklarında aslında bir sırça sarayda oturduklarını çok çabuk anlayacaklardır.

Geçtiğimiz yıllarda DEAŞ’ın Irak ve Suriye’deki yapılarıyla irtibatlı gördüğümüz 60 binin üzerinde yabancıya ülkemize giriş yasağı koyduk, 6 binin üzerinde yabancıyı da sınır dışı ettik. Bu ne demektir biliyor musunuz? Çoğunluğu özellikle bu suni güvenlik ve refah dünyası içinde yaşayan ülkelerde olmak üzere bu kadar potansiyel DEAŞ’lı yaşıyor, faaliyet gösteriyor demektir. Buna bir de PKK’lısından ırkçı terör örgütlerine kadar diğer tehlikeli yapıları ekleyin, işte o zaman karşımıza adeta patlamaya hazır bir bombanın çıktığını görürüz. Kim bu tehlikenin en erken farkına varırsa, o en az zararla bu işten çıkan olacaktır. Zaten bu tehlikenin farkına varan ülkenin ilk yapacağı iş, gelip Türkiye’yle işbirliği yollarını aramak olacaktır. Bu durumun en kötü tarafı ise, kimi ülkelerin gerçek tehdidin farkına varamayıp, meseleyi gene ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı gibi sığ korkulara bağlamaya çalışmasıdır. Biz ikaz görevimizi şimdiden yerine getiriyor, müttefiklerimizi, dostlarımızı işbirliği yaptığımız ve yapmadığımız tüm ülkeleri bu büyük tehdit konusunda uyarıyoruz. Bugün terörizme yüz vermeyin, kucak açmayın ki yarın kendinize korku içinde saklanacak yer aramayın. Yaşadığımız tecrübeler ışığında daha bundan fazla ne denebilir, onu da bilmiyoruz.

Türkiye’nin terörle mücadelesi artarak sürecek ve Allah’ın izniyle mutlaka ve mutlaka zafer neticelenecektir. Gençler; bu mücadelede şimdiye kadar çok şehit verdik, gerek Mehmetçiklerimiz, gerek Özgür Suriye Ordusu olarak çok şehit verdik. Fırat Kalkanı Harekatında 72 şehit vermiştik, Zeytin Dalı Harekatında 32 şehidimiz var, ama 60’ı aşkın da Özgür Suriye Ordusundan şehidimiz var. 3 şehidimiz İdlib’de, ayrıca gazilerimiz mevut. Şehitlerimizin ve gazilerimizin her biri birer şeref levhası olarak kalbimizdeki yerlerini koruyorlar.

0Sağ olasınız. Allah yar, yardımcımız olsun. Rabbim cennetinde buluştursun inşallah.

Kardeşlerim;

“Şüheda gövdesi bir baksana, dağlar, taşlar,

O rüku olmasa dünyada eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,

Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor.”

Evet, şehitlerimiz bir hilal uğruna onlar evvel Allah cennete uğurlandı.

Şimdi bizim Rabia’mızı biliyorsunuz, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyerek çıktığımız yolda hilalimiz için batmayı göze almış daha nice güneşlerimiz var. Milletimizdeki bu azim, bu kararlılık, bu cesaret, bu dirayet olduğu müddetçe, Allah’ın yardımıyla bu ülkenin bileğini bükecek bir terör örgütü tanımıyoruz. Buna niyetlenenlerin hepsi de birer birer toprağa gömülüyor, gömülmeye de devam edecektir. Karıncayı bile incitmek bize yakışmaz, ama söz konusu olan istiklalimiz ve istikbalimiz olduğunda kimseyi de gözümüz görmez.

Kardeşlerim; bütün bu güvenlik ve diplomasi meseleleriyle uğraşırken, ülkemizin ve milletimizin sıkıntılarını, beklentilerini de asla ihmal etmiyoruz. Çalışacak işi, karnını doyuracak aşı, her şeyin daha iyi gideceğine dair umudu, evladına gösterecek güzel bir geleceği olmayan insanları sadece güvenlik politikalarıyla ülkelerine bağlayamazsınız. Bunların hepsi de birbiriyle iç içe olan, biri diğerini destekleyen hususlardır. Türkiye’nin 2014’e kadar yakaladığı güçlü büyüme performansı, ardı ardına yaşadığımız kimi hadiselerle bir parça gölgelenir gibi olmuştu.

Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin bir parçası olarak ortaya çıkan ekonomimiz üzerinde estirilen olumsuzluk havası, ihracatta, turizmde, istihdamda, finansta, evet, farklı sonuçlar doğurmuştu. Geçtiğimiz yıl bu olumsuz havayı dağıttığımız, yeniden geleceğimize güvenle bakılmasını sağladığımız bir dönem oldu. 2017’de büyüme oranımızın yüzde 7,5’lar düzeyinde olacağının anlaşılması, ihracatta 157 milyar doları geride bırakmamız, turizmde yeniden 32 milyon turist, 26,5 milyar dolar turizm geliri seviyesine yükselmemiz tüm dünyaya çok ciddi mesajlar vermiştir.

Bu dönemdeki en önemli başarılarımızdan biri de istihdamdaki kırılmanın önüne süratle geçerek ibreyi yukarıya doğru çevirmemiz olmuştur. Türkiye tarihinde ilk defa 28,6 milyon kişilik istihdam seviyesine ulaşmıştır. 2007’den 2017’ye kadar 10 yıllık dönemde iş gücümüze 9,5 milyon kişi ilave olurken, istihdamda 8,3 milyonluk bir artış sağladık. Başlattığımız istihdam seferberliğiyle yaklaşık 1 yıllık dönemde 1,5 milyon kişiyi ilaveten istihdam içerisine almış bulunuyoruz. Şimdi hedefimiz, yeni bir seferberlikle bu sayıyı katlayarak artırmak ve işsizlik oranını yeniden tek haneli rakamlara indirmektir. İlk kampanyada +1 demiştik, şimdi +2 diyerek çok daha iddialı bir kampanya başlattık. İstihdamın desteklenmesine yönelik teşviklerin süresi de buna uygun şekilde uzatılmış ve yeni programlarla, evet, genişletilmiştir.

Tabi biz bu işleri kendi kafamıza göre yapmıyoruz, işverenlerimizin, esnaflarımızın, sanatkarlarımızın, sendikalarımızın, çalışanlarımızın ve elbette işsizlerimizin seslerine kulak vererek yol haritamızı belirliyoruz. Özellikle stratejik olarak belirlediğimiz sektörlerde gerçekten çok ciddi desteklerle hem işverenlerimizin, hem çalışanlarımızın önünü de açıyoruz.

Mesela stratejik olarak belirlediğimiz imalat ve bilişim sektörlerinde sigorta ve prim desteklerinin tutarı 2 bin liranın üzerine kadar çıkabiliyor, diğer sektörlerde de 833 liraya kadar sigorta ve prim desteği uygulanabiliyor. İstihdamın tabanını genişletebilmek için teşviklerde kadınlara ve gençlere öncelik veriyoruz. Asgari ücret desteğiyle yeni istihdam alanı açanların üzerindeki yükü devlet olarak kendileriyle paylaşıyoruz. Hatta az sayıda eleman çalıştıran esnaflarımıza yönelik olarak başlattığımız “bir senden, bir benden” uygulamasıyla işe yeni alınanların maaşını,  sigortasını ve vergilerini bir ay devletin, bir kendilerinin ödemesini sağlıyoruz. İşbaşı eğitimleri ve meslek edindirme kursları gibi bu tür uygulamalarla gençlerimizi hayatları boyunca sürdürebilecekleri meslek sahibi yapıyoruz. Engellilere yönelik hibe programlarıyla bu kardeşlerimizin topluma yük olan değil, destek veren kişiler haline dönüşmesini temin ediyoruz. Allah’ın izniyle yakında ülkemizde işsizlik değil, çalışacak eleman bulma sorunu yaşanmaya başlayacaktır.

Tabi istihdamın merkezinde devlet değil, özel sektör yer alıyor. Devlet teşvik eden, düzenleyen, denetleyen konumunda bu süreci takip edip kolaylaştırıyor. Özel sektör istihdam imkanını artırmak için, ekonomi yönetiminden adalete, gümrükten maliyeye, çevre ve şehircilikten enerjiye kadar ilgili tüm bakanlıklarımızda reform programları üzerinde çalışıyor, çalışılıyor. Şirket kuruluş işlemleri, icra iflas işlemleri, inşaat, altyapı, tapu izinleri, finansman meseleleri, vergi ödemeleri gibi tüm hususlarda yürütülen hazırlıkların bir kısmı Meclise geldi, bir kısmı da geliyor. İş yapmak, ticaret yapmak, üretmek, istihdam etmek isteyenleri öyle kapı-kapı dolaştırarak yoran, bezdiren, adeta burnundan getiren tüm işlemleri tek çatı altında toplamaya gayret ediyoruz. Bir başka ifadeyle, girişimci müracaatını bir yere yapacak, orası diğer kurumlarda olan sorgulamaları ve bilgi akışlarını doğrudan kendisi sağlayacak, böylece işadamlarımızın daha işin başında 40 kapı dolaşıp enerjilerinin tükenmesine yol açan süreçleri ve süreleri de azaltıyoruz. Aynı şekilde mevcut durumda istismarlara yol açan kimi uygulamalar daha adil ve sürdürülebilir bir zemine oturtuluyor.

Hem yerli, hem uluslararası yatırımcılar için ülkemizi yeteri kadar cazip hale getirmezsek, büyümemizde, ihracatımızda, istihdamda ve diğer alanlarda 2023 hedeflerimize ulaşamayız. AK Parti kurulduğu günden beri bu ülke ve bu millet için tuğla üstüne tuğla koyan herkesin yanında olmuştur, bundan sonra da olmaya devam edecektir.

Kardeşlerim; hepsi de masum olan çocuklarımız Rabbimizin bize emanetidir. Canımızdan birer parça olan bu masumların sadece yaşatılması, yetiştirilmesi değil, her türlü tehdit ve tehlikeden korunması da bizleri sorumluluğundadır. Son günlerde ardı ardına karşımıza çıkan çocuklara yönelik alçakça saldırılarla ilgili haberler bizi bu sorumluluklarımız konusunda düşünmeye, kendimizi sığaya çekmeye yöneltmelidir. Her ne kadar genellikle istismar sözüyle ifade ediliyorsa da, çocuklara yönelik bu alçaklıklar istismar değil alenen izmihlaldir, toplumumuzu çöküşe götürecek birer dinamittir, alçaklıktır. Böyle bir duruma asla kayıtsız kalamayız, göz yumamayız. Dün Bakanlar Kurulu Toplantımızda bu konuyu etraflıca ele aldık. Gerek Adana’da, gerek Antalya’da cereyan eden olaylar gerçekten bizler için onulmaz yaralar açmıştır. İnsanı yaratılmışların en şereflisi olarak gören bir medeniyetin mensupları olarak çocuklar konusundaki hassasiyetimizi mutlaka eğitimden yasaların uygulanışına kadar her düzeyde ortaya koymak mecburiyetindeyiz. Dün Beştepe’deki başkanlığımda toplanan Bakanlar Kurulunda bu meseleyi detaylı bir şekilde ele aldık. Gerek kanunların kendilerinde, gerek uygulamada olan boşlukların giderilmesi, gerek ailelerden okula kadar tüm kanalları kullanarak bu konudaki bilincin artırılması hususunda bir çalışma başlattık. Konuyla ilgili 6 bakan arkadaşımız hemen çalışmaya başladılar. Bu heyetimiz çok kısa bir süre içinde yaptıkları değerlendirmeler ışığında geliştirecekleri çözüm tekliflerini Sayın Başbakan ve şahsıma getireceklerdir. Ardından meseleyi ilk Bakanlar Kurulunda tekrar görüşüp idari tedbirleri ve yasal düzenlemeleri derhal hayata geçireceğiz.

Değerli kardeşlerim; burada caydırıcı olması bakımından en ağır cezai müeyyideler neyse, bu cezai müeyyideler de kesinlikle alınacaktır, bunun adımlarını da atacağız.

Aynı şekilde bu tür konuların beklemeye, uzatmaya, uzun uzun toplantılarla sürdürülmeye tahammülü yoktur. Hızlı ve etkin çözümler peşinde olmalıyız. Mesela bu tür suçları işleyenlerin kesinlikle infaz sistemindeki tüm indirimlerin, tüm kolaylıkların dışında tutulması da şarttır. Milletimizin gözünde bir çocuğun bedeninde ve ruhunda açılan yaralar bir insanı taammüden öldürmekle aynıdır; bu böyle bilinsin. Dolayısıyla bu tür suçlara verilen cezaların ve infazının da hissiyatımıza uygun olması gerekir. İnşallah en kısa sürede bu meseleyi hem inancımızın gerekleriyle, hem milletimizin değerleri ve beklentileriyle mütenasip bir şekilde çözüme kavuşturacağız.

Kardeşlerim; sözlerimi tamamlamadan önce bugün 26. yıldönümüne ulaştığımız Hocalı katliamında şehit edilen tüm Azerbaycanlı kardeşlerimizi rahmetle, tazimle yad ediyorum. Dağlık Karabağ’daki Hocalı şehrinde çocuk, kadın, yaşlı demeden vahşice katledilen masumlara Allah’tan rahmet, Azerbaycanlı kardeşlerimize de başsağlığı ve sabır diliyorum. Şayet dünyada vahşi bir katliam arayan varsa, işte o Hocalı’dır. Son dönem insanlık tarihinin en büyük zulümlerinden beri bundan 26 yıl önce Hocalı’da yaşanmıştır. Dünyada her fırsatta demokrasiden, insan hak ve hürriyetlerinden bahsedip Hocalı katliamının faillerine yönelik yaptırımlar talep eden veya uygulayan herhangi bir ülke duydunuz mu? Duyamazsınız, çünkü bunların gözleri, kulakları ve vicdanları söz konusu olan Müslümansa, hele hele bir de Türk ise kapanır, görmez, duymaz, hissetmez. Ama herkes unutsa da biz unutmayacağız, unutturmayacağız. Hocalı katliamını da, kardeşlerimize karşı işlenen diğer tüm insanlık suçlarını da hep hatırlayacak ve hatırlatacağız.

Bu duygularla bir kez daha sizlere Meclis çalışmalarında başarılar diliyorum, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.