Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in 21 Kasim 2017 tarihinde TBMM Grup Toplantisi’nda yaptigi konusmasi

 

Değerli milletvekili arkadaşlarım, kıymetli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

AK Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısının partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Sizlere Meclis çalışmalarında, başarılı ve verimli bir hafta temenni ediyorum.

Dün yapılan seçimde milletvekillerimizin teveccühüyle önümüzdeki dönem için yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına getirilen Sayın İsmail Kahraman Beyefendiyi tebrik ediyorum.

Kasım 2019 seçimlerine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önünde çok yoğun ve çok önemli bir gündem vardır. Bu iki yıllık dönemi en iyi şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Meclisimizin Sayın İsmail Kahraman’ın Başkanlığında verimli ve huzurlu bir yasama dönemi geçireceğine inanıyorum.

Değerli kardeşlerim; geçtiğimiz hafta sonu Rize, Bayburt ve Gümüşhane ile buralardaki il kongrelerimizi başlattık. Önce illerimizin, ardından büyükşehirlerimizin kongrelerini yaparak önümüzdeki yılın sonbaharında gerçekleştirmeyi planladığımız Büyük Kongremizin hazırlıklarını tamamlamış olacağız. Böylece 2019 yılında yapılacak seçimlere teşkilatımızı güçlendirmiş, yenilemiş, tahkim etmiş olarak gireceğimize inanıyorum.

Bu vesileyle bir kez daha teşkilatlarımızda bugüne kadar görev almış tüm kardeşlerimize şükranlarımızı sunuyor, hizmetleri için teşekkür ediyorum. Yapılmakta olan kongrelerimizde yeni görev üstlenecek kardeşlerime Rabbimden muvaffakiyetler diliyorum.

Gerçekten gerek Rize, gerek Bayburt, gerek Gümüşhane, bütün buralardaki il kongrelerimiz adeta birbirleriyle yarış halinde muhteşemdi, heyecan yerindeydi ve gurur vericiydi. Rabbim bunları inşallah sahada da bütünüyle ev-ev, kapı-kapı dolaşmak suretiyle bu çalışmaların devamını bizlere nasip etsin diyorum ve buralardan da inanıyorum ki şu ana kadar yakaladığımız o performansı arazide de ortaya koyacağız.

AK Parti milletin partisi olarak doğmuş, bugüne de aynı anlayışla gelmiştir. Hizmet etme şerefine nail olduğumuz davanın büyüklüğü bize kendi şahsi hesaplarımızın peşinde koşma imkanı tanımıyor. Gerektiğinde 15 Temmuz’da olduğu gibi ölümün üzerine giderek, gerektiğinde 15 yıldır yaptığımız gibi gece-gündüz çalışarak, gerektiğinde tehditleri, tuzakları, kumpasları bozarak bu yolda yürümeye mecburuz. Kimse bizi milletvekili olmak, belediye başkanı olmak, teşkilatlarda görev almak için zorlamadı. Biz ülkemize, milletimize ve davamıza hizmet için bu görevlere kendimiz talip olduk. Milletimizin teveccühü ve desteğiyle elde ettiğimiz başarılar sayesinde hamdolsun ülkemizi bugünkü seviyeye getirdik. Şimdi de çok daha büyük mücadeleler için yine milletimizin desteğine, teveccühüne talibiz. Şunu unutmayın: Birileri içimizden veya dışımızdan ellerini ovuşturarak acaba şu anda AK Parti iktidarı nasıl olur da zayıf düşer, AK Parti iktidarı acaba ekonomide, dış politikada nasıl olur da zaafa düşer bunların beklentisi içerisinde de olabilir, bunu da özellikle hatırlatmak istiyorum. Fakat kim hangi beklenti içerisinde olursa olsun bizler üzerimize düşen görevin bilinci içerisinde Allah’ın izniyle hedeflerimize çok daha üst seviyede ulaşmış olacağız.

Bizim için her seçim sadece bir güven tazeleme değil onunla birlikte yeni bir yol açma, yeni bir vites yükseltmedir. Dünyada ve özellikle de bölgemizde öyle bir değişim süreci yaşanıyor ki eğer hedeflerimizin çıtasını ve çalışma tempomuzu sürekli yükseltmezsek, hem kendimizi, hem ülkemizi geriletiriz. Böyle bir vebalin altına giremeyiz.

Kardeşlerim; meseleye sadece parti meselesi olarak bakanlar AK Parti’yi de, Türkiye’yi de anlamıyor demektir. Biz meselenin partimizin geleceği değil memleketimizin mukadderatı olduğunu çok iyi biliyoruz. Sırf kendi çıkarları için ülkenin zarar görmesi pahasına partimize ve bize yüklenenlere milletimizin itibar etmeyişinin sebebi de budur.

Bakınız 17-25 Aralık’ta hukuk kisvesi altında ülkemizin tarihin en büyük tuzaklarından biri kuruldu. Bizim dik duruşumuz ve milletimizin feraseti sayesinde bu tuzak başarısız olunca, aynı tezgâhı götürdüler Amerika’da kurdular. Birileri hala FETÖ’nün ağzıyla bize itham etmeyi sürdürüyorsa, sebebi ancak aynı tuzakta onlara verilen rolü oynamaktır. Ana Muhalefet Partisi kendi resmi raporunda bölücü terör örgütünün eylemlerini halkın PKK ile iktidar arasında sıkışması olarak tarif edebiliyorsa, bu üstlenilmiş bir misyonun itirafıdır. Aynı çevreler hepimizin gözü önünde yaşanan 15 Temmuz ihanetine hala tiyatro, hala kontrollü darbe diyebiliyorsa, bu sözü onlara kimlerin söylettiğine bakmak gerekir.

Bunların NATO’da yaşanan şahsım ve Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’le ilgili skandal üzerine ilk defa milli bir tavır gösterebilecekleri ümidine kapılmıştık. Maalesef aradan 3 gün geçmeden gerçek tıynetleri ortaya çıktı ve bu hadiseyi de tıpkı 15 Temmuz gibi tezgâh diye yaftalamaya başladılar. Bugün ülkemizi dünyada sıkıntıya sokan ne kadar hadise varsa hepsinin de arkasında ya FETÖ, ya PKK, ya işte bu örneklerdeki gibi kifayetsiz muhterislerin parmağı bulunuyor. Biz FETÖ’yü vatanımızdan söküp attık, ama görüyoruz ki bu örgüt kendi ana vatanında rahatça faaliyetlerini sürdürüyor. Aynı şekilde PKK alelade bir terör örgütü olmaktan çıkıp Türkiye’ye saldırmak isteyen herkesin kullanımına açık bir pislik yuvasına dönüşmüştür.

Biz gerçek düşmanlarımızla baş ederiz, hamdolsun bu konuda hiçbir sıkıntımız yok. Bize asıl can acıtıcı darbeler düşmanlarımızdan değil onlarla birlikte hareket eden ve zahirde bizden görünen alçaklardan geliyor.

Gençler, meşhur sözdür; ağaca balta vurmuşlar, sapı bendendir demiş. Evet, devletimize ve milletimize yönelik saldırıların çoğunun gerisinde ya teşvik edici, ya kullanılan olarak bir şekilde ülkemizde bağlantılı çevreleri görmekten üzüntü duyuyoruz. Ama Türkiye bunlara rağmen bunları da ezip geçerek hedeflerine varabilecek güçte bir ülkedir. Çünkü bizim bir amacımız var, şimdilik kızılelmamız ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştırarak dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline gelmektir. Böylece istiklalimize ve istikbalimize çok daha sıkı bir şekilde sahip çıkma fırsatı elde edeceğimize inanıyorum. Hedefimize ulaşmak için ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız. Bizim önümüzü kapatmak isteyenlere en güzel cevabı ise yeni yöntemler, yeni imkanlar keşfederek vereceğiz, çünkü biz bir defa durmak yok yola devam dedik, milletimize bu şeklide söz verdik ve inşallah sözümüzden dönmeyeceğiz.

Ne diyor şair:

“Kalk yiğidim, yine dağ başını duman aldı,

Parçalandı bir kıtanın toprakları.

Aslan payını aslan olmayan aldı.

Dağları, taşları, akarsularıyla,

Şu tanıdık toprakta,

Bir büyük dünya parçası,

Fatih’ini aramakta.”

Evet, Türkiye Fatih’ini arayan coğrafyamızda gerektiğinde yüreği ve bileğiyle, gerektiğinde şefkati ve merhametiyle tarihinin ve kaderinin kendisine yüklediği sorumlulukları yerine getirmeyi sürdürecektir, hiç endişeniz olmasın.

Kardeşlerim; geçtiğimiz hafta Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Soçi şehriyle Kuveyt ve Katar’ı kapsayan önemli bir yurt dışı seyahatimiz oldu. Yarın sabah önce İSEDAK 33. Bakanlar Toplantısına İstanbul’da katılacak, hemen ardından da tekrar Soçi’ye giderek Türkiye-Rusya-İran üçlü zirvesini gerçekleştireceğiz. Ve gerek dün, gerek evvelsi gün dışişleri bakanları üçlü olarak toplandılar, genelkurmay başkanları üçlü olarak toplandılar, hazırlıkları yaptılar, yarın da bizler liderler olarak biraraya geleceğiz. Yarınki toplantıda bölgemizin geleceği bakımından çok önemli görüşmeler yapacağız. Suriye ve Irak’ta ülkemizi de yakından ilgilendiren gelişmeler bizi kendi çözümlerimizi üretebileceğimiz yöntemler geliştirmeye zorladı. Kimi konularda hala anlaşmazlıklarız olsa da, Rusya’yla kurduğumuz yakın ilişkiden elde ettiğimiz neticeler oldukça önemli. İran’ın da bu süreçte ülkemizin hassasiyetlerini gözeten bir tutum içine girmesinden memnuniyet duyuyoruz.

Merkezi Irak Yönetimiyle de uzun zamandır olamadığı kadar müspet bir noktaya gelmiş durumdayız. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi çok hayati bir yanlışa saplamamış olsaydı onlarla da gayet güzel ilişkilerimizi sürdürüyor olacaktık. Ancak her şe rağmen, geçtiğimiz hafta yaşanan depremin ardından insani vazifemizi yapmayı, bölgeye ilk intikal eden ülke olmayı da ihmal etmedik.

Fransa’yla da yakın diyalog içindeyiz. Almanya, Hollanda’da, Belçika gibi ülkeler aslında bizim en rahat işbirliği yapacağımız yerler olmasına karşın, maalesef bir süredir ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının pençesine düşmüş durumdalar. Buna rağmen hepsiyle de hem ikili, hem de Avrupa Birliği çerçevesindeki ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz.

Uzun bir süre ülkemizin güvenilir bir müttefiki olarak görülen Amerika’nın bölgemizde izlediği politikanın yanlışlığı konusundaki endişelerimizi her fırsatta kendileriyle ve kamuoyuyla paylaşıyoruz. DEAŞ’ın ortaya çıkış ve ortadan kayboluş süreci baştan sona muammalarla ve soru işaretleriyle dolu. Hadi DEAŞ’ı temizlediğinizi söylüyordunuz, peki hala silah yüklü tırlar niçin kuzey Suriye’ye veya Suriye’ye geliyor, hala bu niye devam ediyor? Siz bu silahlanmayı kuzey Suriye’de veya Suriye’de hangi ülkeye karşı yapıyorsunuz, niçin yapıyorsunuz? Bunları izah etmeleri lazım, anlatmaları gerekiyor. Dert başka, neyin ne olduğunu biliyoruz, ona göre de adımlarımızı atacağız. Kimse Türkiye’nin kendi bekasını ilgilendiren bu senaryolar karşısında eli kolu bağlı oturmasını bekleyemez.

Fırat Kalkanı Harekatında ülkemizin elde ettiği başarı esasen DEAŞ balonunun söndüren ilk hamledir. Yıllardır adeta yenilmez bir canavar gibi takdim edilen DEAŞ’ın sahada sergilenen tüm kirli ayak oyunlarına rağmen aslında ne kadar kof bir yapı olduğunu tüm dünyaya gösteren Türkiye olmuştur. Ve bizim Cerablus, Rai, Bab, bütün buralardaki operasyonlarımızda 2 bin kilometrekarelik alanda 3 bine yakın DEAŞ’lının etkisiz hale getirilmesi sıradan bir olay olmamıştır. Artık DEAŞ Suriye ve Irak’tan neredeyse tamamen kazanıp atılmıştır, fakat hala bu ülkelerin haritalarına baktığımızda farklı güçlerin hakimiyetini gösteren farklı renkleri görürüz.

Her iki ülkede de ne toprak bütünlüğü, ne de barış ve huzur konusunda kat edilmiş en küçük bir mesafe yoktur. Pek çok yerde bir terör örgütü gitmiş, yerine bir başka terör örgütü gelmiştir. Elinde yüzbinlerce vatandaşının kanı olan Esed rejimi hala yerli yerinde durmaktadır. Buna karşılık vatanlarını sevmekten ve demokrasi talebinden başka suçları olmayan Suriyeli muhalifler neredeyse terörist durumuna düşürülmüştür. Velhasıl çok şey söylenmiş, çok toplantı yapılmış, çok silah kullanılmış, çok fedakârlık talep edilmiş, ama hiçbir netice ortaya konamamıştır. Öyleyse bu coğrafyada bunca kan niçin dökülmüştür? Bunca acı niye çekilmiştir? Bunca yıkım niye yaşanmıştır. Akan kan kimin kanıdır? Bu ölenler kimdir? Bunun üzerinde durmayacak mıyız? Bizim derdimiz budur. Demek ki mesele terör değildir, demek ki mesele demokrasinin getirilmesi değildir, demek ki mesele mazlumların, mağdurların haklarının korunması da değildir. Evet, geldiğimiz noktada zaten bildiğimiz bir gerçeğin artık inkârı mümkün olmayan teyidini görüyoruz. Bu gerçek, bölgemizin terör örgütleri bahanesiyle tıpkı geçen asırda olduğu gibi yeni bir dizayna tabi tutulmaya çalışıldığıdır.

Körfez’deki ve Kuzey Afrika’daki gelişmelerin hiçbiri Irak ve Suriye’deki olaylardan bağımsız değildir. Hatta Güney Asya’daki hadiseleri de bu sürecin dışında görmüyoruz, hepsi de aynı oyunun birer parçasıdır. Biz ne kendimizin, ne de öz kardeşlerimiz mesafesindeki komşularımızın böyle bir muameleye tabi tutulmasına izin vermeyeceğiz.

Şunu unutmayacağız: Bir tarafta 350 kilometre Irak sınırı, bir diğer tarafta 911 kilometre Suriye sınırıyla bu iki ülkeye en yakın komşu, sınırdaş biziz, diğerlerinin burayla yakın-uzak bir alakası yok. Türkiye’yi küçümseyenlere, NATO toplantılarındaki gibi terbiyesizlikler, diziler, raporlar, gizli-açık pek çok mesaj aracılığıyla tehdit edenlere mesajımız şudur: Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.

Değerli kardeşlerim; bugüne kadar ellerindeki tüm imkânları kullandılar, ama bizim bu 4 güçlü temelimize zerre kadar zarar veremediler, bizim Rabia’mız bu. Biz 80 milyonu tek millet olarak gördük, çünkü biz yaratılanı Yaratandan ötürü sevdik. Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Gürcü’sü, Abhaza’sı, Boşnak’ı, Roman’ı. Arnavut’u, biz hiçbirini birbirinden ayırmadık ve bizim değerlerimizde asla kavmiyetçilik yoktur. Bir kavmin mensubu olabilirsin, bununla iftihar etmek de hakkındır, ama bir kavmin diğer bir kavme üstün olduğunu iddia etmek, bunun peşinde koşmak, işte o bizde yoktur.

İkincisi; tek bayrak, bizim bayrağımız şehidimizin kanının rengidir, hilalimiz bağımsızlığımızın ifadesidir, yıldız şehidimizin ta kendisidir. Bu kadar güzel bir bayrak olur mu?

Ve bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Evet değerli kardeşlerim; tarladan vatan olmaz, eğer onun uğrunda ölenler varsa, o şehit kanlarıyla yoğrulmuşsa işte o vatan olur. Ve 780 bin kilometrekareyle bizim böyle bir vatanımız var.

Dört; tek devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka bir devlet bu topraklarda söz konusu olamaz. ("Antalya seninle gurur duyuyor" sesleri) Antalya, çok çalışacağız ha, daha fazla çalışacağız, ona göre. Ve kardeşlerim; onlar saldırdıkça biz saflarımızı daha da sıklaştırdık. Onlar üzerimize geldikçe biz ileriye doğru daha kararlı adımlar attık.

“Yaşamaz ölümü göze almayan,

Zafer göz yummadan koşana gider.

Bayrağa kanının alı çalmayanın,

Gözyaşı boşana boşana gider.

Hamdolsun bizim göz yummadan zafere koşan bir milletimiz var, bundan hiç endişeniz olmasın. Hamdolsun böyle bir milletin evladı olmaktan, böyle bir millete hizmet vermekten şeref duyuyoruz, gurur duyuyoruz.

Kardeşlerim; Türkiye 2010’dan, özellikle de 2013’ten itibaren bölgemizle ilgili senaryolar gereği belirli bir istikamete doğru itilmeye çalışıldığında birileri kendi dünyalarında teslimiyet bayrağını çekmişti. Biz bu oyunu en başından itibaren gördük ve milletimizle birlikte mücadele etme kararı aldık. Hiçbir ahlakı ve kuralı olmayan bir oyunda ayakta kalmak öyle kolay olmadı, ama başardık. Her şeyi denediler, ama Türkiye’yi teslim alamadılar. Türk milletinin mücadele azmini kıramadılar. Şimdi işi ülkemizi uluslararası alanda itibarsızlaştırmaya, istikrarsızlaştırmaya, ithama, lekelemeye, köşeye sıkıştırmaya ve böylece kendi istedikleri yöne itmeye çalışıyorlar. Geçtiğimiz günlerde de ifade ettim, ülkemize yönelik saldırılar aptalların değil ancak alçakların işi olabilecek mahiyettedir.

Kardeşlerim; biz bu mesajların anlamını ve işlerin ne yöne evrilmek istendiğinin gayet iyi farkındayız. Daha önce yapıldığında hiçbir sorun teşkil etmeyen işlerin konu biz olduğumuzda bir anda krize dönüşmesinin sebebini elbette biliyoruz. Ülkemize yönelik sinsi tehditlerin gerisindeki siyasi ve ekonomik amaçlar apaçık ortadadır. Tabii bu işleri yapanlar sanıyorlar ki her şey kağıt üzerinde olduğu gibi yürüyecek. Öyle olmayacak, öyle olmayacağının onlarca mesajını son birkaç yılda verdik. Anlamadıysalar buradan bir kez daha tekrarlayayım; Türkiye öyle sizin oyuncak gibi oynadığınız ülkelerden biri değildir.

Kardeşlerim, gençler; bizim dostluğumuz ne kadar hasbiyse, husumetimiz de o kadar şedittir, bu da böyle bilinmeli. Samimi olarak dostlarımızın sayısını çoğaltmanın, düşmanlarımızın sayısını azaltmanın peşindeyiz. Ama bu asla bizi can evimizden vurmaya kalkanları öylece oturup seyredeceğimiz anlamına gelmiyor. Türkiye ve Türk milleti krizlere, çatışmalara, saldırılara, hatta ihanetlere karşı şerbetlidir. Biz bunların hepsini de göğüsler, Allah’ın izniyle hepsinin de üstesinden geliriz. Peki, bugün bize yaptıklarına yarın kendileri maruz kalanlar aynı mukavemeti gösterebilecekler mi? Hiç sanmıyorum. Güç zehirlemesiyle hareket edenlerin sonu mutlaka hüsran olacaktır. Nitekim kullandıkları malzemeler giderek azalıyor. Bu uğurda FETÖ gibi, PKK gibi 40 yıllık emeklerinin ürünü örgütleri dahi harcamayı göze aldılar, ama yine de neticeye ulaşamadılar.

Kendi bütünlüğünü korumakta zorlanan Avrupa Birliği kendince her fırsatta bize parmak sallıyor. En son fonlarda kesintiye gitmişler. Siz önce kendi içinizdeki teröristleri bir temizleyin, kendi ülkelerinizde hükümetlerinizi bir kurun. Bize sürekli hukukun üstünlüğünden bahseden bir başka ülkenin hukuku kendi siyasi amaçları uğruna nasıl ayaklar altına aldığını görüyoruz. Diğer yöntemlerden de sonuç alamayacaklar. Yeter ki biz bir olalım, iri olalım, diri olalım, kardeş olalım, hep birlikte Türkiye olalım.

Kardeşlerim, bunu başardığımızda Akif’in deyimiyle;

“Cehennem olsan gelen göğsümüzde söndürürüz.

Bu yol ki Hakk yoludur dönme bilmez yürürüz.”

Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Bu duygularla bir kez daha sizlere Meclis çalışmalarında başarılı, verimli bir hafta temenni ediyorum. Ve farklı şehirlerden gelen kardeşlerime hayırlı yolculuklar diliyorum.

Kalın sağlıcakla.

 

----- / -----

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.