Cumhurbaskani Erdogan’in 22. Dünya Petrol Kongresinde yaptigi konusmanin tam metni
Hükümet başkanları, saygıdeğer bakanlar, enerji camiasının kıymetli temsilcileri, değerli misafirler; sizleri en kalbi duygularımla, saygıyla selamlıyorum. Ülkemize ve güzel İstanbul’umuza hoş geldiniz.
Her 3 yılda bir düzenlenen Dünya Petrol Kongresinin 22’ncisine ev sahipliği yapıyor olmaktan memnuniyet duyuyoruz.
Petrol sektörünün olimpiyatları olarak da bilinen bu etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen başta Başbakanımız, Enerji Bakanımız olmak üzere herkese teşekkür ediyorum.
Enerji geleceğimize köprüler temasıyla düzenlenen bu kongrenin, enerji alanında küresel düzeyde bir işbirliğinin derinleştirilmesine katkı sağlamasını diliyorum.
Değerli misafirler, son 1-1,5 asırdır güçlü ülke olmanın yolu, enerji kaynaklarına sahip bulunmaktan veya bunlar üzerinde söz sahibi olmaktan geçiyor. Bununla birlikte, küresel çatışmaların merkezinde yer alan enerji kaynakları ve yolları üzerinde hakimiyet kurma çabalarının çoğu zaman iç çatışmalar, darbeler ve işgallerle sonuçlandığını görüyoruz. Var olduğu coğrafyalarda zenginliğin ve refahın kaynağı olması gereken petrol ve doğalgazı, ne yazık ki daha çok savaş, kan ve gözyaşıyla birlikte anmak zorunda kaldık. Biz Türkiye olarak en başından beri bu kaynakların insanlığın huzur ve refahına katsı sağlayacak şekilde kullanılması gerektiğini savunuyoruz.
Ülkemiz, jeopolitik konumu gereği büyük enerji üreticileriyle tüketici arasında doğal bir köprü durumundadır. Malum tedarik, transit, tüketici ve burada transit konumunda olan bir ülke olarak bugüne kadar elimizden geleni yapmaya gayret ettik. Enerji hinterlandının merkezinde yer almamız yanında, siyasi istikrarımız ve ekonomik gelişmişliğimiz de uluslararası enerji arenasında hatırı sayılır bir aktör konumundayız.
Son dönemde yapımı devam eden ve inşası planlanan yeni petrol ve doğalgaz boru hatları, Türkiye’nin enerji koridoru ve terminali rolünü pekiştirecektir. Azerbaycan petrolünün Akdeniz’e ulaşmasın sağlayan Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol hattı projesiyle yine Azerbaycan doğalgazının ülkemize ve Avrupa’ya sevkini mümkün kılan Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattı projesini başarıyla tamamladık.
Gündemimizdeki yeni projeler arasında ilk önceliğimiz, az önce de ifade edildiği gibi Güney Gaz Koridorudur. Güney Gaz Koridorunun ana unsuru olan Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı, yani kısa adıyla TANAP üzerinden ilk aşamada Türkiye’ye 6 milyar metreküp, Avrupa’ya 10 milyar metreküp gaz sevk edilecek. Hattın önümüzdeki yılın ortasında faaliyete geçmesiyle Azerbaycan yanında Hazar ve hatta ileride Ortadoğu Bölgesinden de ülkemize ve Avrupa’ya gaz taşınmasının önü açılacaktır. Bu hattın devamı niteliğindeki Trans-Adriyatik Doğalgaz Boru Hattı, TAP’ın da planlandığı şekilde tamamlanarak inşallah 2020 yılında devreye girmesini bekliyoruz. Bu konuda gerek dostum Sayın Aliyev’in, gerek Güney Gaz Koridorunda yer alacak diğer ülkelerin ve şirketlerin kararlılıklarının tam olduğunu memnuniyetle görüyoruz.
Bir başka önemli proje de, dünyanın en önemli gaz tedarikçilerinden Rusya Federasyonuyla yürüttüğümüz Türk Akım Projesidir. Ayrıca, ilgili tüm tarafların kazan-kazan anlayışıyla hareket etmesi halinde Doğu Akdeniz ve Irak Doğalgazı başta olmak üzere yeni projeleri değerlendirmeye de hazırız. Tüm bu çalışmalarımız sayesinde medeniyetlerin buluşma noktası olan Türkiye, artık enerji uzmanları tarafından enerjinin İpek Yolu olarak isimlendiriyor. Ülkemiz sahip olduğu imkanlarla enerjinin yıkım, gerginlik ve ihtilaf değil barış ve refah kaynağı haline dönüşmesi için gayret gösteriyor. Bu kongreyi ülkemizin enerjiye bakışını küresel düzeyde ifade etmesine vesile olması bakımından ayrıca önemli görüyorum.
Değerli misafirler; küresel ekonomilerin artan büyüme ivmesi, hızlı kentleşme ve nüfus artışına paralel olarak küresel enerji ihtiyacının 2050 yılına gelindiğinde günümüzün yaklaşık iki katı olması bekleniyor. Bu ihtiyacın karşılanması için son dönemde atılan adımlar enerjide dengelerin büyük oranda değişmesine yol açtı. Yeni teknolojilerin ortaya çıkışı ve sürekli artan inovasyon yatırımları daha önce ulaşılamayan alanlarda üretimi mümkün hale getirdi. Ayrıca, yeni enerji kaynaklarının keşfi daha önce net ithalatçı olan kimi ülkelerin enerji ihracatçısına dönüşmelerini sağladı. Amerika Birleşik Devletleri’nin başlattığı kaya gazı devrimi ve sıvılaştırılmış doğalgazın giderek ön plana çıkması gibi gelişmeler, enerji politikalarının gözden geçirilmesini zorunlu kıldı. Bunun yanında ekonomik büyümeye paralel olarak enerji talebi de batıdan doğuya kaymaya başladı. Çin, Hindistan, Afrika, Ortadoğu ve Güneydoğu Asya ekonomileri gösterdikleri büyüme ve kalkınma performansına paralel olarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye yöneldiler. Özellikle Türkiye gibi enerjide yüksek oranda dışa bağımlı ülkelerin ihtiyaçlarını ekonomik ve güvenli bir şekilde karşılayabilmeleri, sürdürülebilir büyüme için kritik öneme sahiptir. Bugün enerji talep artışında OECD ülkeleri arasında ilk sırada, dünyada ise Çin’in ardından ikinci sırada yer alıyor. Buna karşılık sınırlı hidrokarbon kaynaklarımız nedeniyle petrol ve doğalgazda dışa bağımlı bir ülkeyiz. Son 10 yılda enerji ve maden ithalatına yıllık ortalama 55 milyar dolar ödemiş olmamız bağımlılığımızın düzeyini göstermeye yetecektir. Dünyadaki petrol ve doğalgaz fiyatlarının son yıllarda düşmesi, elbette ülkemizin enerji ithalat kaleminde gerilemeye yol açmıştır. Ancak uzun dönemli enerji politikalarımızın çerçevesini doğrudan kontrol edemediğimiz bu tür konjonktürel gelişmelere göre çizemeyeceğimiz de bir gerçektir.
Türkiye’deki büyümenin sürdürülebilir olması için enerjide dışa bağımlılığın azaltılması ve yerli kaynakların en üst düzeyde kullanılması gerekiyor. Önümüzdeki 10 yıl içerisinde iki kat artacak olan enerji talebini karşılayabilmemizin yolu 2023 yılına kadar ilave 50 bin megavat kurulu ek gücü sisteme dahil etmemizden geçiyor. Bu talebin karşılanması için 6 ana başlık altında politikalar geliştiriyoruz. İlk olarak yerli enerji kaynaklarının ekonomiye kazandırılmasını hedefliyoruz. Bunu yenilenebilir enerji ve nükleer başta olmak üzere ulusal enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi çalışmaları izliyor. Enerji verimliliğinin teşvik edilmesi, daima vazgeçilmez bir önceliğimiz olmayı sürdürecektir. Kaynak ülke ve güzergah çeşitliliğinin artırılması konusunda önemli adımlar atıyoruz. Karadeniz ve Akdeniz’in hem transit konumları, hem de barındırdıkları potansiyel bakımından geleceğin enerji politikalarında sahip oldukları önemin gayet iyi farkındayız.
Son olarak, diğer alanlarda birlikte enerjide uluslararası yatırımların teşviki üzerinde hassasiyetle duruyoruz. Bu çerçevede yatırımcıların önünü açacak şeffaf, öngörülebilir ve hedef odaklı bir strateji geliştirdik. Böylece hem enerji, hem de maden yatırımlarında önemli bir atılım dönemini başlattık. Nitekim sadece son 1 yılda ülkemizde enerji sektöründe 6 milyar dolar yatırım yapıldı. Bu yatırımlar sayesinde güneş enerjisinden hidroelektrik enerjisine, rüzgar enerjisinden jeotermal enerjiye, biyokütleden termik santrallere kadar 6500 megavat kurulu gücü hizmete aldık. Elektrik enerjisindeki doğalgazın payını yüzde 10 azaltarak ithal doğalgazın dış ticaretimiz üzerindeki baskısını da hafiflettik. Yerli kaynaklardan elektrik üretimi rekor bir artışla yüzde 49,3’e ulaştı. Yerli kömürün elektrik üretimindeki payını da yüzde 23’e çıkardık. Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminde yüzde 31’lik artışla Avrupa başta olmak üzere birçok ülkeyi geride bıraktık. Türkiye bugün yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretilmesi noktasında yüzde 30’lara varan oranla Avrupa’nın pek çok ülkesinin ilerisindedir. Yenilenebilir enerjinin yanında yerli kömürün yeni nesil doğa dostu ileri teknolojiye sahip santrallerle ekonomiye kazandırılması için çalışıyoruz. Bin megavatlık kapasiteye sahip olacak Konya Karapınar Güneş Enerji Santrali Projesi, bu kararlılığımızın en son örneklerinden biridir. Rüzgar enerjisi alanında da benzer bir atılım içindeyiz. Bugün halen dünyanın en fazla kullanılan enerji kaynağı olan kömürü yüksek teknoloji sayesinde çevreye zarar vermeden milletimizin hizmetine sunmakta kararlıyız. Nükleer enerji konusunda da adımlarımızı hızlandırmaya başladık. Akkuyu ve Sinop nükleer güç santrallerinin devreye girmesiyle enerji ihtiyacımızın en az yüzde 10’luk kısmını buradan karşılayacağız. Rusya’yla birlikte yürüttüğümüz Akkuyu Projesini milli sermayemizi de katarak çok daha güçlendirdik. Sinop projesinde de inşaata en kısa sürede başlamak istiyoruz.
Son G-20 Toplantısında Japonya Başbakanı Sayın Abe’yle de bunu etraflıca görüştük. Hatta üçüncü bir nükleer güç santrali projesiyle ilgili çalışmalarımızı şimdiden başlatmış bulunuyoruz. Nükleer teknolojiden elektrik üretimi yanında ar-ge inovasyon ve ürün geliştirme sayesinde sanayi, tarım, uydu, haberleşme ve uzay çalışmaları gibi alanlarda da faydalanacağız.
Arz güvenliğine kalıcı bir çözüm getirmek amacıyla yıllık doğalgaz tüketiminin en az yüzde 20’sini depolayacak bir sistem kuruyoruz. Yeni dönemde hayata geçireceğimiz en göz alıcı yeniliklerden birisi de; enerji teknolojilerinin üretiminde yerlileştirme oranını artırmak olacaktır. Türkiye’yi bu alanda yüksek katma değerli teknolojilerin üretildiği bir enerji üssü haline getirmekte kararlıyız. Denizlerdeki hidrokarbon potansiyelimizin araştırması için geçtiğimiz aylarda denize indirdiğimiz sismik araştırma gemimiz Oruç Reis’i yüzde 90’ı aşan yerlilik oranıyla inşa ettiğimizi de burada belirtmek isterim.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız tarafından geçtiğimiz Nisan ayında milli enerji ve maden politikası strateji belgesini kamuoyuyla paylaştık. Bu belgede güvenli ve sürekli enerji arz sağlamanın yanı sıra, cari açığın azaltılması, enerji maliyetlerinin düşürülmesi ve istidam artışı gibi pek çok konuda yol haritalarımız belirlenmiştir. Tüm bu çalışmalarla amacımız, elektrik üretiminin en az üçte 2’sini yerli kaynaklarla karşılamaktır.
Değerli konuklar, Türkiye yakaladığı siyasi istikrar ve güçlü ekonomik altyapısı sayesinde enerjide ve diğer tüm alanlarda uzun dönemli programlarını hayata geçiriyor. Adil rekabet ortamı, yatırımları kolaylaştıran teşvik sistemi, gelişmiş ulaşım ağı, pazarlara kolay erişimi, siyasi istikrarı, güçlü ekonomisi ve eğitimli insan kaynağıyla Türkiye uluslararası yatırımcılar için cazip bir ülkedir. Kendimizi küresel enerji arz güvenliğine katkı sağlayacak, tüm tarafların faydasına sonuçlar doğuracak enerji projelerinin doğal partneri olarak görüyoruz.
Bugün hala enerjiye ulaşamayan yüzlerce milyon insanın mağduriyeti, enerjiye erişiminin yaygınlaştırılması konusunda yapılacak işbirliklerini daha da önemli hale getiriyor.
Yine aynı anlayışla hidrokarbon kaynakları bakımından son derece zengin olan bölgemizin güvenlik, istikrar ve huzurunun devamına büyük ehemmiyet veriyoruz. Bu bakımdan, Körfez Bölgelerinde yaşanan gerilimin bir an evvel giderilmesini istiyoruz. Katar’la ilgili gerginliğin ivedilikle aşılabilmesi için elimizden geleni yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Artık bölgede krizler istemiyoruz, bunları bir an önce aşalım istiyoruz. Diyalog, en ideal çözüm yolu diyoruz. Tüm tarafların meseleye sağduyuyla ve gerçekçi bir yaklaşımla bakarak diyalog kanallarını açık tutmaları gerekiyor. Dünyanın ve bölgemizin artık çatışmalara değil huzura, işbirliğine, birlik ve beraberliğe ihtiyacı var.
Diğer yandan, Libya’daki, Suriye’deki, Irak’taki, Ukrayna’daki, Yemen’deki krizler de enerji güvenliği için ciddi tehditler oluşturuyor. Suriye’de siyasi çözümün müzakere edilebilmesi için öncelikle sahadaki şartların düzeltilmesi gerekiyor. Bu amaçla gerek Cenevre sürecinde, gerek Astana toplantılarında aktif rol oynadık, oynuyoruz. Astana toplantılarıyla ateşkes rejiminin güçlendirilmesi yönünde kayda değer ilerleme sağlandı, Cenevre sürecinde de belli bir ivme yakalandığını görüyoruz. Amerika ve Rusya’nın Almanya’daki G-20 Toplantısına vardıkları netice, mutabakat, bu olumlu sürecin devamı niteliğindedir.
Irak’ta ise DEAŞ’la mücadelenin sonuna yaklaşıldığı, dün yapılan açıklamayla Musul’da artık neticeye varıldığı haberi gerçekten bizler için de bir mutluluk vesilesidir. Ancak, Musul’un geldiği noktada da tabi çok önemli, şu anda harabe bir Musul var, bu harabe Musul’un yeniden Musul halkına kazandırılmasının maliyetini acaba kimler karşılayacak? Bu dönemde ülkenin toprak bütünlüğünü gözetmenin önemi giderek artıyor. Irak toplumunun dışlanmış kesimlerinin siyasi ve iktisadi sisteme tekrar dahil edilmeleri, kalıcı barışın olmazsa olmaz şartıdır. Bağımsızlık referandumu gibi tek taraflı girişimlerden kaçınılması, milli güçlerin etkilerinin azaltılması ve PKK terör örgütünün varlığına son verilmesi gibi hususlar da bu ülkenin geleceğinde belirleyici olacaktır. Zaten yeterince sıkıntıyla boğuşan Irak’ın başına yeni sorunlar açacak her adım istikrarsızlığı körüklemekten başka işe yaramayacaktır. Uluslararası toplumun bu konulardaki görüşlerini Irak’taki taraflara yüksek sesle ifade etmesi yerinde olacaktır.
Değerli dostlar, küresel problemlerin çözümünde dünyanın önde gelen liderlerini, uzmanlarını ve kanaat önderlerini biraraya getiren İstanbul, bugün de petrol ve doğalgaz sektörünün önde gelen isimlerini ağırlıyor. Burada ele alınacak konuların küresel ölçekte enerji işbirliğinin gelişmesine, katkıda bulunacağına, farklı çıkarlara sahip katılımcıları ortak bir zeminde birleştireceğine inanıyorum.
Türkiye olarak, Avrasya enerji aksının önemli oyuncularından biri olduğumuzun bilinciyle bölgesel enerji arz güvenliğinin sağlanması için her türlü gayreti gösteriyoruz, göstereceğiz. Şu hususu özellikle vurgulamak isterim: Enerji hinterlandındaki terör örgütlerinin yol açtığı kaos ve karmaşa ülkelerimiz arasındaki işbirliğini zorunlu kılıyor. Enerji kaynaklarının güvenliği terör örgütlerinin tasfiyesine bağlıdır. Türkiye olarak biz terörle mücadelede çok büyük bedeller ödedik. Bizim verdiğimiz mücadele, kendi milli güvenliğimiz yanında dünyanın enerji güvenliğini de çok yakından ilgilendiriyor. Hiç kimse Türkiye’nin çevresinde olup bitenler karşısında tepkisiz kalmasını, kendisine yönelik saldırıları karşılıksız bırakmasını beklemesin. Ülkemizin ve milletimizin güvenliği konusunda sınırlarımız içinde ve dışında ne yapmamız gerekiyorsa, kimseden izin almadan yapmakta kararlıyız; bunun da bilinmesini istiyorum.
Müttefiklerimiz başta olmak üzere diğer devletlerden beklentimiz, terör örgütleri yerine bizim yanımızda yer almalarıdır.
Enerji güvenliğinden bahsederken Doğu Akdeniz’deki gelişmelere de kısaca değinmekte fayda var. Doğu Akdeniz’de geçtiğimiz hafta maalesef büyük bir fırsat kaçırıldı. Bizim ve Kıbrıs Türk tarafının tüm yapıcı yaklaşımına rağmen Rum tarafının olumsuz tavrı sebebiyle Adadaki anlaşmazlıkların bir kez daha çözümsüz kalmasından üzüntü duyuyoruz. Tarafların tutumları böylesine açıkça ortadayken kimi enerji şirketlerinin Rum Kesiminin atmakta olduğu sorumsuzca adımların bir parçası olmaları, kesinlikle anlayışla karşılanamaz. Adaletin, hakkaniyetin ve uluslararası hukukun gereği hidrokarbon kaynaklarının Adadaki tüm taraflara ait olmasını gerektiriyor. Kıbrıs’taki gelişmelere taraf olan herkesten beklentimiz; bölgedeki yeni gerginliklere yol açabilecek adımlardan kaçınmalarıdır. Aksi takdirde kendilerine sadece bölgede değil her yerde ve her alanda Türkiye gibi bir dostu kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabileceklerini hatırlatmak isterim.
Bu düşüncelerle enerji geleceğimize köprüler temasıyla düzenlenen bu kongrenin asırlardır kültürleri, medeniyetleri, kıtaları birleştiren İstanbul’un enerji alanında üstlendiği misyonun da sembolü olduğuna inanıyorum.
Kongrenin düzenlenmesinde emeği geçenlere bir kez daha teşekkürlerimi ifade ediyorum.
Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.