Cumhurbaskani Erdogan’in 24 Ekim 2017 tarihinde TBMM Grup Toplantisi’nda yaptigi konusmasi
Değerli milletvekili arkadaşlarım, kıymetli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri el kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
AK Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısının partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Sizlere Meclis çalışmalarında başarılı ve verimli bir hafta temenni ediyorum.
Bizim de geçtiğimiz hafta her zaman olduğu gibi, hatta her zamankinden daha yoğun bir mesaimiz oldu. Geçtiğimiz haftaya önce Milli Güvenlik Kurulumuzun, hemen ardından da Bakanlar Kurulumuzun Toplantısıyla başladık. Bu toplantılarda iç ve dış güvenlik konularının yanı sıra, olağanüstü halin 5’inci kez uzatılması kararını aldık. Aslında Bakanlar Kurulundaki gündemimiz çok daha yoğundu, ancak Meclisteki gensoru oylaması sebebiyle biraz erken bitirmek zorunda kaldık.
Salı günü Polonya’ya günübirlik resmi ziyaretimiz oldu. Önceki hafta Ukrayna ve Sırbistan’a yaptığımız ziyaret, hele hele Sırbistan’da Novi Pazar’a, Sancak’a yaptığımız ziyaret bambaşka özellikler arz eden, hakikaten duygu dolu bir ziyaret idi ve tamamlayıcı mahiyette bir ziyareti yaşadık. Polonya programımız da başarılı ve verimli geçti.
Çarşamba günü 40. defa muhtarlarımızla birlikteydik.
Perşembe günü Nijerya Cumhurbaşkanı Sayın Muhammadu Buhari’nin resmi ziyaretini birlikte gerçekleştirdik.
Cuma günü İstanbul’da çok önemli bir zirveye, D-8 Zirvesine ev sahipliği yaptık. Rahmetli Erbakan Hocamızın öncülüğünde kurulan D-8 oluşumu, aradan geçen 20 yıllık sürede maalesef arzu ettiğimiz güce ve etkinliğe ulaşmadı, ulaşamadı. Bu toplantıda D-8’in hem üyesi, bunun yanında da üye sayılarını artırmaktan öte, bundan böyle oybirliği kararı değil, nitelikli veyahut da oyçokluğuyla karar alma tavsiyesinde bulunduk ve bunların çalışmasını da istişareler yoluyla yapalım kararına vardık. Şayet bu tekliflerimiz kabul edilirse, Dönem Başkanlığını üstlendiğimiz D-8’in hızla küresel ölçekte söz sahibi, etki sahibi bir yapı haline geleceğine inanıyorum.
Cumartesi günü İbn Üniversitesinin Uluslararası Medeniyetler Şûrası ile Esenler Belediyemizin Uluslararası Şehir ve Sivil Toplum Zirvesi toplantılarına iştirak ederek görüşlerimizi katılımcılarla paylaştık.
Pazar günü İstanbul’daki ilçe teşkilatlarımız ve belediye başkanlarımızla bir istişare toplantısı yaptık. Aynı gün gençlik kollarımızın 2023 Gençlik Şûrasına katılarak yaklaşık 7 bin gencin katıldığı bir toplantıyı orada gerçekleştirdik. Gençlerimizin heyecanlarını, vizyonlarına, enerjilerini bir kez daha görmek suretiyle adeta biz de bir sinerji depoladık.
Dün de anısına yapılan 6 bölümlük bir televizyon programının tanıtım toplantısı vesilesiyle Bosna’nın büyük lideri, komutanı, devlet ve fikir adamı Aliya İzzetbegoviç’i 14. ölüm yıl dönümünde rahmet ve hasretle yad ettik.
Tabi tüm hafta boyunca ayrıca pek çok yabancı ve yerli ismi kabul ettiğimiz görüşmeler Külliyede gerçekleştirdik. Görüldüğü gibi, ülkemiz ve milletimiz için her günümüzü, her saatimizi, her dakikamızı en güzel, en verimli şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz.
Kardeşlerim, Türkiye’nin içeride ve dışarıda terör örgütleriyle, onları gizli-açık destekleyen güçlerle mücadele ettiği bir dönemde asıl hedeflerimizden, asıl vizyonumuzdan da asla taviz vermememiz gerekiyor; ekonomi bunların başında geliyor.
Yılın ilk 6 ayında elde ettiğimiz yüzde 5,1 oranında büyüme hem bize moral vermiş, hem de uluslararası alanda ülkemize olan bakışı olumlu yönde değiştirmiştir. Şu anda toplam milli gelirimiz bakımından dünyanın 17’nci ekonomisiyiz, şöyle küçük bir sıçrayışla, küçük bir hamleyle kısa sürede 15’inciliğe yükselemememiz için hiçbir sebep yoktur. Ardından da asıl hedefimiz olan ilk 10’a doğru çalışmaya devam edeceğiz.
İhracatımızdaki artış düzenli olarak sürüyor. Geçtiğimiz yıl 142,5 milyar dolarda kalan ihracatımız, bu yıl en son Eylül ayı itibarıyla yıllık bazda 153 milyar doları aştı. İstihdamda geçtiğimiz yıla göre 1 milyon 120 bin kişilik artışla tarihimizin en yüksek istihdam sayısı olan 29 milyona yaklaştık. Ancak, gençlerimiz ve kadınlarımız arasında çok daha hızlı şekilde gözlenen istihdama katılım düzeyinin yüksekliği sebebiyle henüz tek haneli oranlara ulaşamadık. İnşallah en kısa sürede bu hedefi de hayata geçirecek ve yakalayacağız.
Turizmde geçtiğimiz yıldaki kayıplarımızı önemli ölçüde telafi etmeye başladığımız bir sezon geçiriyoruz ve hedefleri turizmde de yakalayacağımıza kesinlikle inanıyorum.
Aynı şekilde inşaat sektörü, beyaz eşya satışları, açılıp kapanan şirket sayısı gibi tüm veriler ekonomide olumlu yönde bir seyre işaret ediyor. Bankaların tüm direnişine rağmen; ki bugün inşallah bunlarla ilgili çalışmalarımızı da olgunlaştıracağız, getirdiğimiz yeni sistemle reel sektörün kredi kullanma şartlarını kolaylaştırdık ve kredi hacmini genişlettik. Her kesime yönelik geniş bir teşvik paketiyle bu rahatlamayı destekledik. Böylece piyasanın en büyük şikâyeti olan nakit sıkışıklığının giderilmesi yönünde önemli bir adım atmış bulunuyoruz.
Bu arada, Merkez Bankasındaki döviz ve altın varlıklarından oluşan rezervimiz de uzun bir aradan sonra 117 milyar dolar seviyesine çıkmış bulunuyor. Rezervlerimizi inşallah en kısa sürede daha önce ulaştığımız 135 milyar doların üzerine çıkartacağız.
Kamu maliyesi politikasından elbette taviz vermeyeceğiz, ama bunu büyümemizi engelleyecek, milletimizi huzursuz edecek bir şekilde de asla yapmayacağız.
Ekonominin her alanında yerli ve milli bir anlayışla daha fazla üretim, daha istihdam, daha fazla ihracat, daha yüksek teknoloji için çalışmayı sürdüreceğiz. Ülkemizi hedeflerine ulaştırana kadar bize durmak, dinlemek yok.
Değerli arkadaşlar, 2019 hazırlıkları çerçevesinde üzerinde dikkatle durmamız gereken hususlardan biri de reform sürecini kesintisiz devam ettirmektir. Bu konu önümüzde önemli bir fırsat vardır. Bilindiği gibi 2019 Kasım’ında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde yeni sisteme geçişi sağlayacak uyum yasalarının çıkartılması gerekiyor. 16 Nisan’da başardığımız yönetim sistemi değişikliğini önümüzdeki dönemde yönetim reformuyla taçlandırmalıyız. Uyum yasalarını sadece anayasa ve kanunlardaki eski sisteme dair yenisiyle değiştirilmesi olarak anlar ve uygularsak, bu fırsatı heba etmiş oluruz. Tam tersine, uyum yasalarını aynı zamanda köklü bir yönetim reformu haline dönüştürerek ülkemize tarihi bir katkı daha yapabileceğimize inanıyorum.
Şu gerçeği kabul etmeliyiz: Geçtiğimiz 15 yılda yaptığımız tüm reformlara rağmen hala obez bir devlet yönetimine sahibiz. Dikkat ediniz, devletin büyük olması farklıdır, güçlü olması farklıdır, Obez olması, hantal olması, verimsiz olması daha farklıdır. Bizim devletimiz elbette büyük olacaktır, güçlü olacaktır, ama hantallığın, kaynak ve zaman israfının, daha pek çok hastalığın sebebi olan obezlikten devletimizi kurtarmamızın şart olduğu da bir gerçektir. Ancak bu şekilde devlet yönetimini daha sağlıklı, daha etkin, daha hızlı, daha verimli hale getirebiliriz.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş için gereken uyum yasalarını hazırlarken, işte bu bakış açısıyla hareket etmeliyiz. Yoksa sadece Başbakanlığın ve Bakanlar Kurulunun adını Cumhurbaşkanlığı, şu veya bu mevzuatın Cumhurbaşkanlığı kararnamesi olarak değiştirilmesi tek başına bizi bir yere götürmez. Bu rutin bir işlemdir, bize lazım olan ise reform mahiyetindeki düzenlemelerdir. AK Parti’nin 15 yılda Türkiye’de böylesine köklü bir değişime imza atmasının gerisinde hiçbir zaman kaybetmediği o reformcu ruhu vardır. Yapısal dönüşümlere imza atma amacı taşımayan, sadece günü kurtarmaya yönelik hiçbir adım bizim yol haritamız olamaz. Artık üzerine ciddiyetle inmemiz gerektiğine inandığım uyum yasalarıyla ilgili çalışmalarımızı işte bu yaklaşımla yürütmeli ve hayata geçirmeliyiz. Unutmayınız, fırsatın kazası olmaz. Onun için önümüzdeki bu yönetim reformu fırsatını çok iyi kullanmalıyız.
Kardeşlerim, tabii bu reform çabalarında bizi en çok uğraştıracak engel yine Ana Muhalefet Partisi olacaktır. AK Parti olarak iktidara geldiğimiz günden beri Ana Muhalefet diye karşımıza çıkan anlayışın çapsızlığından, tembelliğinden, sığlığından şikayet ettik, hala da ediyoruz. Ana Muhalefet Partisi’nin bu hali bizim için ne kadar büyük bir şanssa, ülkemiz için o kadar büyük bir şanssızlıktır. Her zaman ifade ediyorum; seçimlerden projelere kadar her konuda biz Ana Muhalefetle değil kendi kendimizle yarışıyoruz. (“Gençlik sesinle gurur duyuyor sesleri) Gençler, biz de sizlerle gurur duyuyoruz.
Kardeşlerim, öyle ki rehavete kapılmamak için başarı çıtasını sürekli yükseltiyoruz. İşte en son Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu çıtayı yüzde 50’nin üzerine kadar çıkardık. Biz çalışmalarımızı önümüzdeki seçimleri değil ülkemizin yarım asırlık, 1 asırlık geleceğini yürüterek düşünüyoruz. Bunun için de gerekirse gece-gündüz çalışma pahasına ülkemize ve milletimize karşı sorumluluklarımızı yerine getirmek mecburiyetindeyiz. Ancak öyle hadiselerle karşılaşıyoruz ki ne kadar üzerinde konuşmak istemesek, ne kadar karşımızdakilerin cehaletine veya art niyetine bağlasak da milletimizle paylaşmadan olmuyor.
Müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesiyle ilgili hadise bunlardan biridir. CHP’lilerin bu konuda yürüttükleri muhalefet tarzı ve üslubu milletten, milletin değerlerinden, tarihinden, kültüründen ne kadar kopuk olduklarını bir kez daha ortaya sermiştir. Memleketin ve milletin hayrına her konuda olduğu gibi bu hususta da Anayasa Mahkemesine gitmeleri bizi şaşırtmadı. Kimilerinin uzmanlık alanı ülkeye hizmettir, kimilerinin uzmanlık alanı da mahkeme kapılarını aşındırmaktır. (“Bir Şarkısın Sen” şarkısı söyleniyor) Maşallah. Gençler, teşekkür ediyorum.
Anayasa Mahkemesini olur olmaz sebeplerle meşgul etmek de, CHP’nin ihtisas alanı haline dönüştü. Haklarıdır, elbette saygı duyarız. Ama bu meseleyi tartışma biçimlerine asla saygı duymadık, duymayacağız. Böyle bir konuyu çocuk gelinlerden çok eşliliğe kadar akla, mantığa, hakikatlere aykırı zeminlere çekenleri milletimize teşhir etmek boynumuzun borcudur. Türkiye’de laiklik kavramıyla ilgili olumsuz bir algı varsa, bunun en büyük sebebi ana muhalefet partisinin ta tek parti döneminden beri kavramı yanlış yere oturtma çabasıdır. Bu bir eseri cehalettir. Laikliği, milletin değerlerine, tarihine, kültürüne karşı bir kalkan haline getirmeye çalışırsanız, elbette hoşnutsuzluk ortaya çıkar. Halbuki devletin dini inançlar karşısındaki tarafsızlığı anlamına laiklik bizim de kabul ettiğimiz ve uygulanması gerektiğine inandığımız bir kavramdır. Ve devletin her inanç grubuna eşit mesafede olduğunu savunduğunuz anda, -ki laiklik budur- orada zaten bir sorun da yok.
Olur olmaz her konuyu laiklik üzerinden eleştiren, kendisinden başka herkesi bu kavram üzerinden hizaya sokmaya çalışan CHP anlayışının miadı artık dolmuştur. Milletimizin 15 yıllık AK Parti iktidarının uygulamalarına bakarak, CHP’nin bu husustaki riyakarlığını gördüğüne inanıyorum. Ana Muhalefet Partisinin milleti laiklikle aldattığı, hatta böldüğü o karanlık devirler sona ermiştir. Darbelerin, cuntaların, vesayet girişimlerinin kılıfı haline dönüştürülen bu kavramı, AK Parti olarak yerli yerine oturttuğumuzu düşünüyorum. Türkiye’nin geleceğinde, özellikle de Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde kimse bu tür istismarlar üzerinden kendisine alan açamayacaktır.
Ben burada tekrar müftülerin nikah kıyma meselesini anlatacak değilim, zira akıl sahibi olan herkes bu işin ne kadar doğru olduğunu gayet iyi biliyor, anlıyor. Köy muhtarlarına varıncaya kadar herkes nikah kıyabiliyor değil mi? Eğer bu Meclise müftü olarak değil tapu kadastro müdürü olarak gelseydi bunların söyleyeceği bir şey yoktu. Ama böyle gelince; tapu kadastro müdürleri de hakaret telakki etmesin ha, fakat bunlar ne yazık ki din ile bağlantılı olan bir konu olduğu zaman hop oturup hop kalkıyorlar, sıkıntı burada. İlkokul mezunu bir muhtar, saygım çok, hepsiyle toplanıyorum zaten, nikah kıyabilir, ama üniversite mezunu, ilahiyat mezunu bir müftü efendi bu kafaya göre nikah kıyamaz; bunun mukayesesi mümkün mü? Ve bu milletin kültür değerleri, bu milletin medeniyet mantığı bunlarla uyuşmuyor, uyuşmadığı için de hiçbir zaman milletimizi bunlar yanlarına alamıyorlar. Varsın bunlar yine böyle devam etsinler, biz de yolumuza bu inançla devam edeceğiz. Belki de CHP’nin bambaşka gayelerle sürekli gündemde tuttuğu laiklik tartışmasının ülkemize en hayırlı neticesi işte bu olmuştur.
Değerli arkadaşlar, Türkiye terör örgütleriyle mücadelesinde ve bölgesel krizlerin çözümünde mesafe kat ettikçe, birtakım mahfillerde ülkemize yönelik hırsın, kinin, tepkinin dozunun arttığını görüyoruz. İşte vize krizinden köpekle aramaya, örtülü ambargoların kapsamlarının genişletilmesinden teröristlere özel himaye sağlanmasına kadar pek çok örneğini gördüğümüz bu tavır, bizim doğru yolda olduğumuzun ispatıdır. Örneğin, işte stratejik ortağımız Amerika, defaatle görüşmemize rağmen bakın Suriye’de dikkat edin terör örgütü PKK’nın düşük çocuğu olan PYD ve YPG’yle birlikte ne yapıyor? Rakka operasyonunu yapıyor. PKK değil diyorlar. Peki, Rakka’daki bölücü terör örgütünün dev posterlerinin asılmasını, ey Amerika, sen neyle izah edeceksin? Biz söyledik inanmadın, artık televizyon ekranlarında, kamera çekimlerinde bütün gerçekler ortada; neyle izah edeceksin? Biz gerçeklerle konuşuyoruz. Ve 3500’ü aşkın tır bölgeye silah taşıyor. Ve bu silahlar Rakka’da mı kullanıldı, DEAŞ’a karşı mı kullanıldı? Bunların nerede nasıl stoklandığı, bunları biliyoruz ha, bunu da iyi bilin.
Şu anda İdlib’deki operasyon büyük ölçüde hamdolsun neticelendi. Şu anda Afrin konumuz var önümüzde, bunların hepsi bizim için birer tehdittir ve biz ülkemiz için tehdit oluşturacak her alanda kararlıyız, bunu herkesin bilmesini istiyoruz. Buralardan taviz veremeyiz. İşte daha önce de söyledik, bir gece ansızın gelebiliriz, bir gece ansızın vurabiliriz. Bütün bunlar olurken, böyle bir ortamda eğer sırtımız sıvazlansaydı, eğer bizi yere-göğe koyamaz hale gelseydiler, asıl o zaman şapkayı önümüze koyup ne yapıyoruz biz diye düşünmemiz lazımdı. Demek ki, isabetli bir güzergâhta yürüyoruz.
Almanya’da terör örgütü mensupları gösteri düzenliyor, Alman polisi resmi sosyal medya hesabından bu akşam sizin için görevdeyiz diye mesaj yayınlıyor. Fransa’da devlet televizyonu binasına bölücü terör örgütünün başının posterinin posteri asılıyor, Fransız polisi onları izliyor. Hani PKK Avrupa Birliği üyeleri olarak terör örgütüydü. Neyi izliyorsun, neyi seyrediyorsun, niye indirmiyorsun; bu soruyu sormak bizim hakkımız değil mi? Bu nasıl dostluktur?
Gençler, FETÖ’yle irtibatı ve belki iltisağı sebebiyle birisini gözaltına alıyorsunuz, kendisini istemeye yüzleri tutmadığı için olsa gerek, diplomatik dokunulmazlığı var diye telefonuna sahip çıkıyorlar. Böyle bir şey de yok ha, böyle bir şey de yok. Belki yutarlar diye buradan giriyorlar. Öyle yok ya, kime neyi yutturuyorsunuz? Ajanlık faaliyeti sebebiyle yakayı ele vermiş isimler konusunda, sivil toplum kuruluşu temsilcisiydi, medya mensubuydu, iyi insandı, güzel vatandaştı gibi güzellemelerle hedef saptırılmaya çalışılıyor. İşte buyurun, Başkonsoloslukta çıkanla o STK mensubuydu dedikleri o Türkiye’nin Soroz’u durumunda olan kişinin havası çıktı meydana, bağlantılar çıkıyor meydana. Ya siz kime neyi yutturuyorsunuz ya, kime neyi yutturuyorsunuz?
Ve Taksim olaylarının arkasına bakıyorsunuz aynı kişi var. Bakıyorsunuz belli yerlere ciddi manada kaynak aktarımının arkasında bunları görüyorsunuz. Neyi yutturuyorsunuz? Bu milleti içeriden vurmaya gayret edenlere karşı milletçe, beraber dik duracağız, kararlı duracağız ve gereken hesabı da soracağız. Tabii ki burada özellikle yargı makamlarının hukuk çerçevesi içerisindeki hassasiyeti en büyük güvencemizdir. Ve bu işin de hep takipçisi olacağız.
Irak’ta bizzat kendi ismiyle, Suriye’de ise PYD, YPG, SDG gibi isimlerle bölücü terör örgütünü destekliyor, silahlandırıyorlar. Güya operasyon yaptıkları ve bölücü terör örgütünün kontrolüne bıraktıkları bölgede oraya sevk ettikleri silah yüklü tır sayısı kadar dahi DEAŞ’lı terörist şu anda yok. Her terörist için bir tır silah gönderdikleri yalanına bizi inandırmaya çalışacak kadar da pişkince bir tavır içindeler. Rakka’da suçüstü yakalanınca da hemen terörist başı saygıdeğer görmeye değer bir şahsiyet değildir açıklamasıyla kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. Şu ifadeye bak ya, saygıdeğer bir kişi değilmiş, lafa bak. Ya bu sizin gibi bir ülkeye yakışır mı? Hani siz demokrasinin beşiğiydiniz ya, sizin gücünüz, Tayyip Erdoğan’ın 13 tane korumasını, ki bunlar Amerika’yı çoğu zaten görmemiş, onlar için gözaltı kararı çıkarmaya yeter. Bir diğer taraftan bakıyorsunuz çok daha enteresan, bir bankamızın 6 kere Amerika’ya girip-çıkan görevlisini 7. kez girişinde gözaltına almaya yeter. Öbür taraftan bakıyorsunuz bir başka vatandaşımızı aynı şekilde gözaltına almaya yeter. Ve ondan sonra da evet köşeye sıkıştırarak şunları şunları söylemen halinde şu kadar, şunları şunları söylemen halinde bu kadar demek suretiyle de evet itirafçı durumuna düşürmenin gayreti içerisine girerler. Takipçisiyiz, bu işler bittiği zaman da ha biz dünyayı ayağa kaldırmasını da biliriz, bunların hepsini de açıklayacağız, açıklayacağız.
Buradan Irak ve Suriye’deki tüm kardeşlerimize seslenmek istiyorum. Bugüne kadar bölgede Batılı emperyalistlerin sözüne kanarak harekete geçmiş olup da hüsrana uğramayan kimse yoktur. Günübirlik kazanımlar uğruna binlerce yıllık kardeşlikleri, kader birlikteliklerini yıkanlar büyük bir yanlış içindedir. Yarın her şey bitip her şey bittiği anda herkes evine dönünce bu kadim coğrafyada Türkler, Araplar, Kürtler ve diğer gruplar olarak baş-başa kaldığımızda acılarımızı da, sevinçlerimizi de yine birlikte paylaşmak zorundayız.
Soruyorum buradan; Kuzey Irak’taki bölgesel yönetim Türkmenlerin ve Arapların haklarını maalesef ellerinden alarak elde ettiği kazanımlarla huzura ve refaha ereceğini mi sanıyor. Aynı şekilde mezhepçilik fitnesini körükleyerek kardeşi kardeşe düşman edenler bu şekilde kendileri için parlak bir gelecek inşa edebileceklerini mi düşünüyorlar? Bölgede Türkiye gibi bir ülkeyi karşısına alan hangi girişimin başarıya ulaşma şansı olabilir? Bizim etnik ve inanç yapıları bakımından dünyanın en karmaşık coğrafyaları olan Balkanlar’da, Ortadoğu’da ve Kafkasya’da asırlık yönetim tecrübelerimiz var. Hangi girişimden ne tür felaketler çıkacağını asırlar boyunca bizzat yaşayarak öğrendik. Her zerresi terle, kanla, gözyaşıyla örülmüş bu büyük birikimin ışığında diyoruz ki; Irak’ta ve Suriye’de kurulmaya çalışılan terör yapılarından ve ayrılıkçı hareketlerden coğrafyamıza hayır gelmez. Biz birbirimizle uğraştıkça, biz birbirimize zulüm ettikçe ağıtlar hem Türkçe, Arapça, Kürtçe olacaktır. Zafer çığlıklarının hangi dillerde olacağını ise ben milletimin takdirine bırakıyorum. Bakınız Suriye’nin yüzde 25’i PYD-YPG terör örgütünün, yüzde 10’u DEAŞ terör örgütünün şu anda kontrolünde. Kendisini o toprakların sahibi sanan rejimin kontrol sahası, Rusya’nın güçlü desteğine rağmen ülkenin yarısını bile bulmuyor. Bize göre gerçek Suriye sevdalıları olan ılımlı muhalifler ise ülkenin yüzde 20’sine yakın bir alanda şu anda söz sahibi. Böyle bir Suriye kimin işine yarar? Böyle bir paramparça olmuş bir ülke kime fayda sağlar? Suriye halkına olmadığı kesin. Bu ülkenin en büyük komşusu ve halkının öz kardeşi Türkiye olarak biz de karşımızdaki manzaradan memnun değiliz. İşte şu anda Deyrizor’da bakın petrol kuyularını kimler işgal etmiş durumda? Bölücü terör örgütü PKK. Kim sayesinde? Takdirinize bırakıyorum. Sevinç naralarının yükseldiği yerlere baktığımızda; dün DEAŞ’ın, bugün PYD-YPG’nin hakim olduğu bölgeler olduğunu görüyoruz. Bir de ülke dışından gelen sevinç naraları var ki işin o tarafı daha da üzüntü verici. Irak’ın ve Suriye’nin harap olmasını, gözyaşıyla ve tarifsiz bir yürek acısıyla izleyenler ile ellerini ovuşturarak takip edenler öyle ayan beyan ortada ki aslında anlatmaya dahi gerek yok.
Biz işte bu kötü manzarayı kökenin ve meşrebine bakmaksızın tüm bölge insanlarının hayrına olacak şekilde değiştirmek için mücadele ediyoruz. Bölgemizde yaşayan tüm kardeşlerimizin bizim bu niyetimizi bildiklerine ve kalpleriyle bizi desteklediklerine eminiz.
Rabbime tüm kardeşlerimizi basiretsiz yönetimlerin, kana susamış terör örgütlerinin, ruhunu ve bedenini kiraya vermiş kadroların elinden kurtarması için dua ediyorum.
Bu duygularla bir kez daha Meclis’imizin yeni yasama yılının hayırlı olmasını diliyorum. Grubumuza ve tüm milletvekillerine çalışmalarında başarılar diliyorum.
Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Kalın sağlıcakla.