Cumhurbaskani Erdogan’in 858 Muvazzaf Subay Adayinin Mezuniyet Töreni’nde yaptigi konusma
Öğrencilerimizin kıymetli aileleri, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum.
Bugün 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yeniden yapılandırılan Kara Harp Okulumuzun ilk mezunlarını veriyoruz. Ülkemizin 1834’lere kadar uzanan tarihiyle en köklü kurumları arasında yer alan Kara Harp Okulumuz maalesef 15 Temmuz darbe girişiminin önemli merkezleri arasındaydı. Milletimizle birlikte darbe girişimini engelledikten sonra bu şerefli kurumu kirleten darbecilerin tamamı hamdolsun tasfiye edildi. Ülkemizi ele geçirmek isteyenlerin işe Harp Okullarımızdan başladığını görüyoruz. Bu okullarda son 10 yılda görev yapmış tabur komutanı düzeyindeki yöneticilerin neredeyse tamamının darbecilerle birlikte olduğunun ortaya çıkması çok önemlidir. Bunun için biz önce eski sistemi tümüyle tasfiye ettik, ardından da tüm askeri eğitim kurumlarımızı Milli Savunma Üniversitesi adıyla tek çatı altında birleştirdik. Kara Harp Okulumuz da asli görevi olan subay yetiştirme odaklı olarak yeniden yapılandırılarak süratle eğitim-öğretim faaliyetlerine başladı. Hem eğitim kadroları, hem öğrencileri yenilenen okulumuzun tek bir gayesi vardır, o da; Türk Silahlı Kuvvetlerimize en iyi, en donanımlı, en kabiliyetli subayları yetiştirmektir. Harp okullarımıza bunun dışında bir misyon biçmeye kalkanlara kesinlikle izin vermeyeceğiz.
Müslüman aynı delikten iki defa ısırılmaz. Biz de aynı tecrübeleri tekrar tekrar yaşama yanlışına düşemeyiz. Bunun için diğer harp okulları gibi Kara Harp Okulumuz da milletimizin evlatlarının tamamına kapıları açık olacak şekilde öğrenci kabulü yapıyor. Hiçbir ideolojinin, hiçbir kesimin, hiçbir marjinal zihniyetin okullarımızı ele geçirmesine imkan vermeyecek, tamamen yerli, tamamen milli bir yapıyı buralara hakim kıldığımıza inanıyorum.
Türkiye’nin artık kaybedecek ne zamanı, ne de insanı vardır. Bunun için üniversite mezunları arasından alınan öğrencilerimize harp okullarında 4 yılda verilen askeri eğitimin daha fazlası 1 yıl içinde verilerek hepsi de vazifeye hazır hale getirilmişlerdir. Okulumuzun müfredatı içinde askeri derslerin oranı yüzde 18’den yüzde 60 düzeyine çıkartılmış. Diğer derslerin oranı yüzde 40 düzeyine çekilmiştir. Ayrıca, eğitim-öğretim süresi bir yıl artırılarak güçlü bir yabancı dil altyapısı oluşturulmuştur. Böylece harp okullarımızda aslında yıllar önce yapılması gereken reformları da kısa sürede hayata geçirmiş olduk. Artık bu okullarımızın eski sisteme dönmesi kesinlikle söz konusu değildir.
Milli Savunma Üniversitemizin ve bağlı tüm okullarımızın yeni yapılarıyla sürekli geliştirilmesi, güçlendirilmesi, ileriye doğru gitmesi için kendilerine her türlü desteği veriyorum, vermeyi de sürdüreceğim.
İşte bugün Kara Harp Okulumuzda yeni dönemin ilk meyveleri olan 858 teğmenimizi mezun ederek ülkemize ve milletimize hizmet için görev yerlerine gönderiyoruz. Mezun olan teğmenlerimizin her birini ayrı ayrı tebrik ediyor, alınlarından öpüyor, görev yerlerinde başarılar diliyorum. Teğmenlerimizin ailelerini de ülkelerine böyle hayırlı evlatlar yetiştirdikleri için ayrıca tebrik ediyorum.
Cumartesi günü de inşallah Balıkesir’de Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulumuzun mezuniyet törenine iştirak edecek, orada astsubaylarımız ve aileleriyle biraraya geleceğiz.
Değerli misafirler, tarih kitaplarını incelediğimizde Türk milleti için asker millet tanımı yapıldığını görürüz. Nasıl her milletin kabiliyetli olduğu bir alan varsa, bizim öne çıktığımız alan da askerliktir, savaştır, yürekle ve bilekle yapılan mücadeledir.
Önümüzdeki haftalarda tarih alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülünü takdim edeceğimiz Profesör Doktor İlber Ortaylı Hoca bu gerçeği anlatmak için şöyle bir hikaye aktarıyor. Bir savaş sırasında İtalyan kumandan askerlerine ateş emri verir, kimse ateş etmeyince kumandan; ateş ateş ateş diyerek ahenkli bir şekilde bağırmaya başlar. Bu sırada siperdeki askerlerden biri bu ne güzel ses diyerek ayağa kalkıp geriye bakmaya çalışınca vurulur ve yere düşer. İlber Hoca, her milletin belli alanlardaki kabiliyetini anlatan bu hikayesinin ardından bizim için yapılan asker millet tanımını teyit ediyor. Gerçekten de askerlikle ilgili mesleklerin milletimizin gönlünde daima ayrı bir yeri olmuştur. Kendi çocukluğumdan biliyorum. Akranlarımızın çoğunun hayali subay olup şu güzel üniformayı giymek, o kılıcı taşımaktı. 15 Temmuz darbe girişiminin yol açtığı tüm olumsuzluklara rağmen bu yıl harp okullarımıza girmek için 250 bin gencimizin müracaat etmiş olmasının gerisinde de işte bu duygu yatıyor.
Az önce değerli Genelkurmay Başkanım da ifade etti; milletimiz Peygamber Ocağı olarak nitelediği bu şanlı yuvaların şu veya bu kesime değil bizatihi kendisine ait olduğunu çok iyi biliyor. Dünyada, İslam dünyasında hiçbir ülkenin askerine Mehmetçik denmez. Ama dikkat edin, bizim askerimize Peygamberimizin ismiyle müsemma küçük Muhammed anlamına Mehmetçik adı verilmiştir. Tıpkı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm milletimizin ortak değeri olması gibi ordumuz da hepimizindir. Önümüzdeki yıl harp okullarımıza yapılan müracaat sayısının doğrusu ben katlanarak artacağına inanıyorum. Çünkü bu ordu darbecilerin, cuntacıların, vesayetçilerin ordusu değildir. Bu ordu, FETÖ’cülerin ordusu hiç değildir. Bu ordu şu veya bu yabancı kurumun ordusu hiç değildir. Bu ordu sadece ve sadece Türkiye’nin ordusudur, Türk milletinin ordusudur. Bu ordunun şerefli subayları, Türkiye’nin subaylarıdır, Türk milletinin subaylarıdır. Bu ordunun kahraman askerleri Türkiye’nin askerleridir, Türk milletinin askerleridir. Bu sancak tıpkı bayrağımız gibi, tıpkı ezanlarımız gibi gerektiğinde canımız pahasına korumamız gereken namusumuzdur. Ne diyor Harp Okulumuzun Marşında:
“Şahikalar üstünde meydan okur bu erler,
Yaklaşacak düşmana mezar olur bu yerler,
Bağlayamaz bir kuvvet bu kasırga milleti,
Tarihlere sorun ki bize “Ölmez Türk” derler.”
Evet, ordumuzun üniformasını giyen herkes ülkemize ve milletimize hizmet etme onurunu taşıyan birer ölmez Türk’tür. Vatanımızın korunmasını emanet ettiğimiz ordumuza kimsenin musallat olmasına, kem söz etmesine, hele hele tacize varan sataşmalarda bulunmasına izin vermeyiz.
Bu ordunun anayasada teyit edilmiş Başkomutanı olarak, her bir subayımızın, her bir askerimizin şerefini, onurunu, haysiyetini korumak şahsımın en başta gelen görevidir. Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılmış her saldırı, şahsıma yapılmış demektir. Ordumuzun içerisine sızmış darbeci ve cuntacı hainlerle mücadele etmek başkadır, ordumuzu zayıflatacak, askerimizi rencide edecek davranışlar içine girmek bambaşkadır. Hainlerle mücadeleyi sürdürüyoruz, sürdüreceğiz, ama hiç kimsenin bunu fırsat bilip ordumuzu, subaylarımızı, askerimizi yıpratmasına da müsaade etmeyeceğiz. Çünkü biz sizlere en önemli kutsallarımızı, ezanımızı, bayrağımızı, sancağımızı, sınırlarımızı emanet ediyoruz.
Şair ne diyor:
“Ey güzel sancağım, solmasın yüzün,
Biz henüz yaşarken, yeise bürünme.
Hicrana takati yok gönlümüzün,
Bu matem yüzüyle bize görünme.”
Evet, milletimizin hicrana takati olmadığı gibi, bayrağımızı ve sancağımızı, dolayısıyla onların korunmasını emanet ettiğimiz kahraman ordumuzu matem yüzüyle görmeye de tahammülü yoktur. Bizim ordumuz, bizim subayımız, bizim askerimiz daima başı dik bir şekilde görevinin başında olacaktır.
Değerli kardeşlerim; ülke ve millet olarak öyle bir dönemden geçiyoruz ki, ordumuza, ordumuzun gücüne, ordumuzun kabiliyetlerine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Türkiye kendi sınırları içinde tarihinin en büyük terörle mücadele operasyonlarını yürütüyor. Aynı şekilde sınırlarımızın Irak tarafında terör örgütüne çok ciddi darbeler vuruyoruz. Bununla kalmıyor, Suriye’de çok önemli operasyonlar gerçekleştiriyoruz. Katar’dan Somali’ye, Afganistan’dan Bosna’ya kadar pek çok yurt dışı misyon görevini başarıyla yerine getiren bir ordumuz var.
Açık konuşmak gerekirse, bugün Türkiye operasyonel kabiliyet ve tecrübe bakımından her halde dünyanın en güçlü birkaç ordusundan birine sahiptir. Günün 24 saati, yılın 365 günü kesintisiz operasyon yürütebilecek böyle güçlü bir ordumuz olmasaydı, inanın bana bizi bu coğrafyada bir gün yaşatmazlardı. Fırat Kalkanı Harekatında DEAŞ’ı birkaç ay içerisinde çökerten de, çukur eylemlerinde masumla haini hassasiyetle ayırıp bölücü terör örgütünü açtığı çukurlara gömen de bizim ordumuzdur. Başka ülkeler kendi güvenliklerini birtakım uluslararası kurumlara, başka birtakım devletlere havale edebilir, bizim Türkiye olarak böyle bir şansımız kesinlikle yoktur. Biz her ne yapacaksak kendimiz yapacağız.
Suriye krizi sırasında bir kez daha gördük ki, başımız gerçekten belaya girdiğinde ülkemize elini uzatacak ne bir uluslararası kurum, ne de kendi kardeşlerimiz dışında bir toplum yoktur. Dost ve kardeş toplumların maalesef askeri olarak bize katkı sağlayacak güçlü bir durumları olmadığını da gayet iyi biliyoruz. Hani iyi gün dostu derler ya, üyesi bulunduğumuz uluslararası kurumların böyle olduğunu gördük, yaşadık ve yaşıyoruz; onun için kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.
Türk Silahlı Kuvvetlerimizi her bakımdan geliştirmek, güçlendirmek, büyütmek mecburiyetindeyiz. Hamdolsun, şu anda artık savunma sanayimiz 15 sene öncesiyle asla mukayese edilemeyecek güce ulaşmıştır. Ve bizi kapılarında bekletenler, bize talep ettiğimiz silahları vermeyenler artık şunu görüyorlar: Türkiye, evet, o vermediğimiz silahları kendisi yapıyor; daha güçlüsünü yapmaya da devam ediyoruz, edeceğiz.
Özellikle gençlerimizin moralini, şevkini yükseltmenin, ülkemize, milletimize, devletimize bağlılıklarını daha da güçlendirmenin yollarını aramalıyız, çünkü Türkiye’nin dünü zordu, bugünü meşakkatli, yarını daha da sıkıntılı olabilir. Tüm bunların üstesinden gelebilmek için, önce kendimize güvenmemiz, tarihimize, kültürümüze, değerlerimize vakıf olmamız gerekiyor.
Anasınıfından başlayarak tüm eğitim müfredatımızı, gazetesinden televizyonuna ve internetine kadar tüm medyamızı bu doğrultuda seferber etmeliyiz. Bizim çocuklarımız Dede Korkut hikayelerindeki kahramanlar dururken, niye bir başka ülkenin kahramanlarıyla yatıp kalksınlar? Kendi medeniyet tarihimizin masalları dururken, niye başka bir kültürün örnekleriyle çocuklarımızı büyütelim? Kendi arı duru Türkçemiz dururken, niye başka dillerin kavramlarıyla, kalıplarıyla konuşalım? İnşallah önümüzdeki dönemde tüm bu hususlarda milletimizle birlikte yoğun bir gösterecek, eksiklerimizi tamamlayacak, hedeflerimize doğru kararlılıkla yürüyeceğiz. Onun için Milli Savunma Üniversitemizin Rektörü Profesör Doktor tarihçi olarak Erhan Hocamıza çok büyük görev düşüyor, bu düşünceyle zaten böyle bir göreve kendisini de getirdik. İnşallah bu süreçte ordumuz en büyük güven kaynağımız ve en önemli imkanımız olmayı sürdürecektir.
Değerli arkadaşlar; bugün okullarından mezun olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimizin saflarında göreve başlayacak olan teğmenlerimiz, aynı zamanda ordumuzu gelecekte yönetecek kurmay adaylarımızdır.
Önlerinde askerlik sanatını icra edecekleri uzun bir dönem var, ben şimdiden gazanız mübarek olsun diyorum. Bu şerefli üniformayı giymekle dahi gazilik unvanını hak etmiş oluyorsunuz, çünkü görev süreniz boyunca öyle ya da böyle mutlaka terörle mücadele operasyonlarında, yurt dışı misyonlarında sorumluluk üstleneceksiniz, aranızda belki payelerin en şereflisi olan şehitlik makamına ulaşacaklar çıkacak. Millet olarak coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızı, o gaza ruhumuzu yitirmeyişimize, her zaman mücadeleye hazır oluşumuza borçluyuz.
Suriye’de, Irak’ta, diğer ülkelerde, sınır boylarımızda, dağlarımızda ve ihtiyaç duyulan her yerde, istiklalimiz ve istikbalimiz için kahramanca görev yapan tüm askerlerimize şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Rabbim onları her türlü beladan, kazadan, ihanetten, saldırıdan muhafaza buyursun. Milletimiz dualarıyla ve sevgileriyle daima askerimizin, polisimizin, jandarmamızın, güvenlik korucularımızın yanındadır.
Devletimizin başı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanı sıfatıyla sizlere çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Kara Harp Okulu yönetimini ve ailelerimizi bir kez daha tebrik ediyorum.
Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.