Cumhurbaskani Erdogan’in Ankara Devlet Protokol Iftari’nda yaptigi konusmanin tam metni
Genelkurmay Başkan ve kuvvet komutanları, değerli arkadaşlar; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Bugün 20. gününü geride bıraktığımız Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyorum. Kadir Gecenizi ve bayramınızı şimdiden kutluyorum.
Devletimizin en üst düzey yöneticileri olan sizlerle iftar sofrası etrafında bir araya gelmekten memnuniyet duyuyorum. Rabbimden birliğimizi, beraberliğimizi güçlendirmesini diliyorum.
Değerli dostlar; milletlerin tarihlerinde çok önemli karar dönemleri, yol ayrımları vardır. Dünyanın ve bölgemizin içinden geçtiği şu fırtınalı dönemde biz de böyle tercihle karşı karşıyayız. Çevremize baktığımızda son 10 yıldır kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasi, kimi zaman toplumsal zeminde, kimi zaman da hepsinde birden yürütülen bir dizi yeniden yapılandırma faaliyetlerine şahit oluyoruz. Maalesef bu faaliyetlerin hiçbirinde veya hiçbiri uygulandığı ülkelere huzur, güven, refah getirmemiştir. Tam tersine bu girişimler çok yıkıcı ve can acıtıcı çatışmaların fitilini ateşlemiştir. Bugün bölgemizde yaşanan çatışmaların ve ortaya çıkan büyük yıkımın da gerisinde aynı oyun vardır. Benzer bir niyetin ülkemiz için de geçerli olduğu açıkça görülmektedir. Özellikle son 4 yıldır neredeyse kesintisiz bir şekilde maruz kaldığımız saldırıların tesadüf olmadığını daha sonra yaşanan gelişmeler ortaya çıkarmıştır. Zirvesini 15 Temmuz darbe girişiminin oluşturduğu tüm bu saldırıları milletimizin desteğiyle ve buradaki heyetin gayretleriyle boşa çıkarmayı başardık. Ülkemizin bütünlüğü, milletimizin birliği, devletimizin bekası uğruna bugüne kadar yaptığınız tüm hizmetler için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar, siyasi, sosyal, ekonomik fay hatlarımıza yönelik saldırıların bundan sonra da devam edeceği açıktır. Zira kıskanılan bir ülkeyiz, kıskanılan bir milletiz. Bu sebeple ülkemizin güvenlik konseptinde köklü bir değişikliğe gitmemiz şart olmuştur. Saldırıları kendi sınırlarımız ve mahremiyet alanlarımız içinde karşılamanın ağır maliyetini yeteri kadar ödedik. Bundan sonra sorunlara doğrudan kaynağında müdahale edecek, çözümleri orada arayacağız. Fırat Kalkanı Harekâtı bu anlayışın ne kadar isabetli ve netice verici olduğunu bize göstermiştir. Bu vesileyle Silahlı Kuvvetlerimize şahsım, milletim adına ayrıca teşekkür ediyorum.
Türkiye’yi terör örgütleriyle kuşatmaya çalışanların oyunlarının ilk perdesini inşallah bozduk. Bu şimdi bir şeyi gösteriyor; bu millet demek ki isterse yapar. Öyleyse gecikme olmadan birçok şeyi yapmamız gerekiyor. Gecikirsek bunlar aleyhe tecelli eder, onun için gecikemeyiz. Adımları anında atmamız lazım. Şimdi bu oyunu tüm sınırlarımız boyunca işlemez hale getirmenin hazırlıklarını yapıyoruz.
Aynı şekilde ekonomide ülkemize uygulanan gizli kuşatmanın kırılışının işaretlerini almaya başladık. İşte büyüme oranımız bunun son örneğidir, ilk çeyrekte yüzde 5 büyüme bütün oyunları bozmuştur. OECD rakamlarına baktığınız zaman, dünyada şöyle biraz önümüzde Çin var, onun arkasında hemen Hindistan var, onun arkasında da yüzde 5’le iki Müslüman halkı olan ülke var; Türkiye ve Endonezya. Bu böyle devam edecek, ben buna inanıyorum. Bakın şimdi istihdam rakamları da açıklandı. Evet, yüzde 1 gibi bir düşüş istihdamda da söz konusu. Yani bunu işsizliği düşürmedeki 1 olarak açıklıyorum. Daha da aşağıya bu inecek. Hele hele şimdi mevsimsel bu noktada güçlenme var ki bununla beraber istihdamda artış ve işsizlikte de eksilmenin olduğunu göreceğiz.
Türkiye büyümeye devam edecek ve onlar Türkiye’nin kapıları kapandı zannettiği zamanda bize çok kapılar açıldı; yine bu böyle devam edecek. Çalışıyoruz, koşuyoruz, daha çok çalışacağız. Farklı birçok şeyler üreteceğiz. Yeter ki toplum kesimlerini etnik, mezhebi ve ideolojik farklılıkları kullanarak çatıştırmaya yönelik girişimlerde bu başarısızlığın devamını sağlayalım, bunu başarmamız lazım. Ve zaten büyük ölçüde de başarısız oldular. Bölücü örgütün çukur eylemlerinde, FETÖ meselesinde, DEAŞ konusunda milletimizin gösterdiği feraset gerçekten takdire şayandır. Bütün bu gelişmeler bize bundan sonra geleceğimizi güvence altına almaya yönelik politikalarımızı çok daha rahat, çok daha güçlü şekilde hayata geçirme imkânına sahip olduğumuzu gösteriyor.
Ne yazık ki gözleri olup görmeyen, kulakları olup duymayan ve gönülleri mühürlü olanlar var. Bugün Parlamentoda bakıyorum ki bir parlamenter konuşma yapıyor. Diyor ki; bu iktidar DEAŞ’ı terör örgütü olarak ilan edememiştir. El insaf, şu anda DEAŞ’a gerek Suriye’de, gerek topraklarımızda bu kadar can kaybı vermesinin dünyada örneği var mı? Bunu tek başaran ülke Türkiye olmuştur, bu iktidar olmuştur. Ve her zaman her yerde gerek şahsım, gerek Başbakanımız, bütün bakanlarımız DEAŞ’ın nasıl bir terör örgütü olduğunu hep biz açıkladık, anlattık, hala da anlatmaya devam ediyoruz. İşte buyurun bu akşam yine söylüyorum. Ama kulağı var duymuyor, ne yapacaksın? Bu gerçekleri göreceğiz, DEAŞ’a karşı bu mücadeleyi veren biziz. Ama onlarla kapı arkalarında koalisyon kuranları da biliyoruz. Bizim tek arzumuz var; yeter ki milletimizin desteğini kaybetmeyelim. Yeter ki yasama, yürütme ve yargı erkleri olarak uyumumuzu, dayanışmamızı ve hedeflerimize ulaşma kararlılığımızı koruyabilelim. Yeter ki eski hastalıkların bünyemize yeniden sirayet etmesine izin vermeyelim.
Bu konuda burada bulunan siz değerli arkadaşlarıma çok önemli görevler düşüyor. Her birbirimizin kendi alanımızda mümkün olan en üstün performansı ortaya koymamız gerekiyor. Türk milletinin yakın tarihimizde yıkıldı denilen, bir daha ayağa kalkamaz sanılan dönemlerde nasıl bir şahlanış ortaya koyduğunu çok iyi biliyoruz. Milletimiz 15 Temmuz’da en somut örneğini gördüğümüz şekilde bugün yine böyle bir şahlanış içindedir. Bu gücü, bu dinamizmi, bu imkânı değerlendirecek ve neticeye ulaştıracak olan ise, işte burada bulunan bizleriz. Bunu hep birlikte başaracağız. Ve bir taraftan hukuka saygı denilip ondan sonra hukuku çiğneme yoluna gitmek kimseye bir şey kazandırmaz. Bir taraftan yasalara uymalıyız deyip öbür taraftan yasaları birçok taraftan dolaşmak suretiyle ayaklar altına almak kimseye bir şey kazandırmaz.
Ve ben bu akşam buradan bir şeyi seslendirmek istiyorum; bu alanda, hukukta yasalarla ilgili birçok alanda adım atmak isteyenler Anayasanın 138. maddesini hiçbir zaman unutmasınlar, bu maddeyi onlara hatırlatıyorum ve onun için herkes konumunu iyi bilsin ve o konumunda oradan bir güç alarak bir yerlere baskı yapma yoluna da gitmesin. Çünkü o onlara hiçbir kazandırmaz, tam aksine kaybettirir. Ve bir başka şey daha söylüyorum; sorumluluğumuz sadece kendimize, sadece başında bulunduğumuz kuruma değildir. Bunlarla birlikte asıl gelecek nesillere karşı büyük bir sorumluluğumuz vardır.
Bakınız, Amerika’dayım, son ziyaretim ve PKK terör örgütü, FETÖ’cüler hep birlikte birleştiler, 40-50 metre mesafede şahsıma karşı orada gösteri yapıyorlar. Amerikan polisi hiçbir şey yapmıyor, dokunmuyor. Acaba benzer bir şey Türkiye’de yapılmış olsa tavır ne olur, düşünebiliyor musunuz? Ve hiçbir şey yapmadıkları gibi, onlara karşı müdahalede bulunan oradaki bizim soydaşlarımız, vatandaşlarımızdan 2 tanesini içeri almışlar dün. Böyle şey olabilir mi? Ha bir diğer taraftan da benim korumalarımdan 12 tanesi için tutuklama kararı çıkarmışlar. Bu nasıl bir yasadır, bu nasıl bir hukuktur? Bu korumalar beni korumayacaksa, niçin bunları ben yanımda Amerika’ya götürüyorum? Amerika’nın Hans’ıyla, George’uyla mı kendimi koruyacağım? Ve Amerika’nın liderleri ülkeme geldiği zaman bırakın Türk şoförünü, Türk polisini bile arabaya oturtmazlar. Ama biz oralara gittiğimizde, hayır diyor, illa biz kendi koruma polisimizi buraya oturtacağız. Benim polisim var, istemiyorum. Yok, biz diyor kimseye emanet edemeyiz; bir de böyle caka satıyorlar. Tabii bunun çeşitli siyasi, hukuki mücadelesini vereceğiz, ayrı mesele. Ama bu tür gerçekleri özellikle anlatmak istiyorum. Dünyada kanun denince, hukuk denince neyi-nasıl anladıklarını çok iyi bilmemiz lazım. Ve isimlerimizi tarihe altın harflerle yazdırmak da, suya yazılan yazı misali kaybolup gitmek de bizim elimizdedir. Gelin ülkemizin bu yeni Kurtuluş Savaşını hep birlikte verelim. Her birimiz kendi cephemizde milletimize zaferlerin en büyüğünü, en büyüklerini armağan edelim.
Onun için biliyorsunuz bizim 4 ilkemiz var; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet, bununla bütünleşeceğiz.
Zira bu ülkede 80 milyon tek millet şuuruyla hareket etmek durumundayız ve birbirimizi bu vatan için sevmeye mecburuz, birbirimizi Allah için sevmeye mecburuz. Biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdik, işte bu tek millet şuurudur.
İki, tek bayrak. Bizim bayrağımıza eş bir paçavra ortaya koyanlar, onu buyursunlar tepe tepe kendileri kullansınlar. Bizim bayrağımızın rengi şehidimizin kanının rengidir. Hilal bağımsızlığımızın ifadesidir, yıldızlar şehitlerimizin ta kendisidir.
Ve bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır; tek vatan ve 780 bin kilometrekarede tek vatan. Kimse bu vatan topraklarında operasyon düşünmesin. İşte bu operasyonları düşünenler bedellerini ağır ödüyorlar, ödemeye de devam edecekler. Cudi’de de öderler, Beslerderesi’nde de öderler, ta Kandil’de de öderler. Nereye giderlerse peşindeyiz. Kato’nun tepesinde de ödediler, onun mağaralarında da ödediler. Aydoğan Paşamız ve yanında şehitlerimiz oldu, ama:
“Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” derken işte o şehitlerimizin yoğrulduğu o topraklar bize vatan oldu ve bunu kararlılıkla da sürdüreceğiz.
Ve tek devlet; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka bu topraklarda bir devlet düşünmüyoruz, olamaz, buna tevessül edenler de bedelini ağır öderler.
Ve unutmayalım ki 2023 hedeflerine ulaşmış bir Türkiye için şu anda gündemimizde olan konuların hiçbiri de Allah’ın izniyle sorun teşkil etmeyecektir. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.
Bu duygularla bir kez daha iftar soframızı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum ve tekrar bayramınızı şimdiden tebrik ediyorum.
Kalın sağlıcakla.