Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Ankara Il Teskilati Iftar Programi’nda yaptigi konusmanin tam metni

 

Değerli kardeşlerim, hanımefendiler, beyefendiler, tüm şehitlerimizin varisleri, gazilerimiz; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

Bugün 18. gününü geride bıraktığımız, artık yavaş yavaş sonuna doğru yaklaştığımız Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyorum. Bizleri sağlıkla, afiyetle Ramazan’a ulaştıran Rabbimden, aynı şekilde bayrama da kavuşturmasını diliyorum.

Değerli kardeşlerim, Ankaralı olmak, Ankara’da görev yapmak, Ankara’da yaşamak, bir bakıma ülkenin yükünü sırtlanmak demektir. Hatta daha da ötesine geçerek söylüyorum, ülkemizle birlikte bölgemizdeki ve dünyadaki tüm mazlumların, mağdurların, tüm kardeşlerimizin sorumluluğunu üstlenmek demektir, çünkü Ankara Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkentidir. Bu şehir tabiatı ve tarihiyle görkemli olmayabilir, ama sahip olduğu misyonla gerçekten büyüktür, hem de çok büyüktür.

Anadolu’nun ortasından yükselen umut ve cesaret ışığının dalgaları önce 81 vilayetiyle ülkemize, ardından bölgemize ve en nihayet dünyanın tamamına ulaşmaktadır. Bu ışık öyle bir anda yükselmiş değildir, arkasında şehitlerimizin kanı, gazilerimizin fedakarlığı, siyasetçinden bürokratına, işçisinden memuruna, çiftçisinden esnafına koskoca bir milletin emeği, alın teri vardır.

Üstelik Ankara her zaman umut kapısı da değildi, hasta bebeklerine doktor, ilaç bulabilmek için Zap Suyu’nu geçmeye çalışan bir anne-babanın hikayesini anlatan şiir bunun en çarpıcı örneğidir.

O şiirde şair şöyle diyor:

“Şavata’dan Angara’ya ses gitmiyır.

Biz gitme kuvvetimiz hiç yetmiyır.

Malımız yog, yolumuz yog.

Angara’ya ses verecek dilimiz yog.

Ganadımız, golumuz yog.

Bu ne biçim memlekettir hoy babo?”

Evet, bir zamanlar Ankara’ya işte böyle sitemler edildi. Hatta Aşık Veysel gibi pek çok vatandaşımız kılığından kıyafetinden dolayı Ankara’nın Ulus ve Kızılay gibi merkezi semtlerine alınmazdı.

Hele merhum Karakoç’un bir İsyanlı Sükut şiiri vardır ki, milletimizin gönül dünyasındaki devlet, dolayısıyla Ankara imajını çok veciz bir şekilde ifade ediyor.

“Gitmişti makama arz-ı hâl için,

’Bey’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Bir azar yedi ki oldu o biçim.

’Şey’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı,

Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı.

Bir baktı konağa alttan yukarı,

’Vay’ dedi, yutkundu, eğdi başını.”

Neler çekmişler bu millet ya, neler. Türkiye, devlet-millet ilişkilerinde faturanın da hep Ankara’ya kesildiği işte böyle sıkıntılı dönemler geçirmiştir. Biz 14 yılda ülkemizin tamamında yaptığımız yatırımlar, hayata geçirdiğimiz hizmetlerle cumhurla Cumhuriyeti buluşturduk, milletimizin Ankara’ya bakışını da değiştirdik. Tabi bu süreçte Ankara da kendini değiştirdi. Gecekonduların kuşatmasındaki köhne Ankara’dan, modern bir Başkentin doğuşuna hep birlikte şahitlik ettik. Eksikler yok mu? Elbette var. Hatalar, yanlışlar yok mu? Elbette var. Ama bunları düzeltilmesi için çalışmak, mücadele etmek başka bir şeydir, yapılan güzel işleri görmezden gelmek başka bir şeydir. İşte şimdi Altındağ girdik, Altındağ ilçesindeki yapılaşmaları görünce gerçekten iftihar etmemek mümkün değil. Adaletli olacak, her ikisini de birden yapacağız.

Değerli kardeşlerim, Ankara’ya abide eserler bakımından şöyle bir baktığımızda, Cumhuriyetin ilk dönemiyle AK Parti dönemi arasında adeta koskoca bir boşluk olduğunu görüyoruz. Esasen aynı boşluğu ülkemizin her yerinde ve her alanda görmek mümkündür. Bu çarpıklık milletle, milletin değerleriyle, tarihiyle, kültürüyle uğraşmaktan ülkeye hizmet getirmeye fırsat bulamayanların eseridir. Hamdolsun, artık bu dönem geride kalmıştır. Milletimiz devletiyle, devletinin Başkenti Ankara’yla öyle bir kaynaşmıştır ki, bu uğurda 15 Temmuz’da olduğu gibi canını ortaya koymaktan çekinmemiştir.

İşte şehitlerimiz, 249 şehit, 2193 gazi, evet, bir bakıyorsun Parlamento bombalanmış, öbür tarafta Genelkurmay bombalanmış, Cumhurbaşkanlığı bombalanmış, Özel Hareket bombalanmış, Özel Kuvvetler bombalanmış ve buralardan, evet, yüzlerce şehit var ve binlerce gazi var. Ve o gece tankların altına kendini atan milletimle iftihar ediyorum, bombalardan yılmayan milletimle iftihar ediyorum.

Hani İstiklal Marşı’mızda diyor ya:

“Arkadaş, yurduma alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın,

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.”

İşte bu millet bunu yaptı, göğsünü siper etti ve tankların üzerine gitti, iman öyle bir şey. “İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür, imansız olan paslı yürek sinede yüktür.” Bir tarafta imanlı, aziz bir millet vardı, öbür tarafta imanını kaybetmiş bir saldırganlar çetesi vardı. Ankara 15 Temmuz darbe girişiminde gösterdiği büyük kahramanlıkla “Gazi” sıfatını ziyadesiyle hak etmiş bir şehrimizdir.

Tankların, savaş uçaklarının, helikopterlerin, namluların karşısına yiğitçe dikilen Ankaralılardan 90’ı sivil, 56’sı polis, 3’ü asker olmak üzere tam 149 kardeşimiz şehit oldu. O gece yaralanarak gazilik şerifine nail olan Ankaralıların sayısı 1222.

Bu vesileyle, 15 Temmuz’da ve terörle mücadelede verdiğimiz tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Tedavileri süren gazilerimize Rabbimden acil şifalar niyaz ediyorum.

15 Temmuz gösterdi ki, Ankara Türkiye’nin istiklal ve istikbal mücadelesini sadece yöneten değil, gerektiğinde safların en önünde bizzat yer alacak dirayete ve cesarete sahip bir şehirdir.

AK Parti Teşkilatı olarak, Hükümet olarak bizlere düşen, bu şehri layık olduğu hizmetlere inşallah daha da artırarak ulaştırmaktır. Mimariden çevreye, kültür-sanattan eğitime, her alanda Ankara’yı uluslararası düzeyde bir marka şehir haline getirmekte kararlıyız. Bunun için milletimizin gönlündeki yerimizi daha da güçlendirmeliyiz. İşte kentsel dönüşüm-değişim dediğimiz projelerimizi süratle bitirmek durumundayız. Onun için de gecekondular, kaçak yapılaşma, bütün bunları bir an önce bizim yapacağımız kentsel dönüşüm, değişimle halletmemiz lazım. 2019 seçimlerine kadar kapısını çalmadık ev, sıkmadık el, tebessüm etmedik yüz bırakmayacak şekilde bir programla çalışmalarımızı sürdürmeliyiz.

Kardeşlerim, benim sizlerden ricam şudur: AK Partili olmak gurur abidesi olmak değildir. İktidar gücünü gururlanma sürecine katkıda bulunsun diye kullanmamalıyız, tam aksine tevazu ehli olmak suretiyle vatandaşlarımıza yaklaşmalıyız, bunu yapmak durumundayız, aksi takdirde Rabbimin bize verdiği bu nimeti süratle kaybederiz. Ve bu bakımdan da tüm il, ilçe teşkilatlarımız kapı-kapı ana kademe, kadın kolları, gençlik kolları dolaşmak durumundayız.

Bu parti hamdolsun şu 14-15 yıllık süre içerisinde yatırımlarıyla, her şeyiyle belli mesajları verdi, veriyor; ama yeterli mi? Değil, daha çok çalışmamız lazım, daha çok yatırımlar yapmamız lazım. İstiyoruz ki caddelerde ilerlerken, caddelerin sağında, solunda bu çarpık yapılaşmalar olmasın, bu çirkin görüntüler olmasın. Bir an önce belediyelerimiz buralardaki bu yapılaşmayı çok daha modern, insanca yaşanabilir hale dönüştürsün. Bu dönüşümleri gördüğümüz zaman iftihar ediyoruz. Ve istiyoruz ki, bu millete yakışan neyse işte AK Parti onu yapıyor, yaptı denilsin.

Fakat bir şey söyleyeceğim, belediyeler için bir şey söyleyeceğim, belediyelerde hesizmet gerektir, ama yeterli değildir. Yeterli olan nedir? Yeterli olan gönüllere girmektir, bunu anlayacağız. Eğer gönülleri alamıyorsak kaybederiz, onu niçin de ev-ev dolaşacağız, kapı-kapı dolaşacağız ve vatandaşımızla bu gönül birlikteliğini sağlayacağız.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun. "Amin." Bir kez daha Ramazan-ı Şerefinizi tebrik ediyorum. Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.