Cumhurbaskani Erdogan’in Ankara Sanayi Odasi Ödül Töreni’nde yaptigi konusma
Cumhurbaşkanlığı Külliye’sine, milletin evine, bu gazi mekana hoş geldiniz.
Ankara Sanayi Odamızın artık bir gelenek haline getirmiş olduğu kuruluş yılı sayısı kadar ödül verme töreninde sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum.
İhracat, vergi, araştırma-geliştirme, katma değer üretme ve istihdam dallarında ödül alan 54 şirketimizi ve onların değerli yöneticilerini tebrik ediyorum.
Toplantımızın açılışında da ifade edildiği gibi, Ankara sadece bir idari Başkent değildir. Ankara, aynı zamanda ülkemizde sanayinin ve ticaretin merkez şehirlerinden biri haline gelmiştir. Dünyada Ankara gibi sonradan başkent ilan edilmiş şehirler genellikle sadece bürokratik kuruluşlardan ve onların destek unsurlarından ibarettir. Ankara ise en başından itibaren sanayide, ticarette, tarımda, eğitimde, kültür ve sanatta, velhasıl her alanda iddia sahibi bir şehir olduğunu ispat etmiştir. Halen il sınırları içinde faaliyet gösteren 13 organize sanayi bölgesi üretimin her alanında Türkiye’ye ve dünyaya hizmet veriyor. Bunlardan üçü de doğrudan Ankara Sanayi Odamız tarafından kurulmuştur. Başkentimizin öne çıkan sanayi kuruluşlarına baktığımızda, savunma sanayi, otomotiv ve enerji şirketlerinin özellikle dikkatimizi çektiğini görüyoruz. Demek ki Ankara, hepsi de geleceğin sektörü olan bu alanlarda iyi bir damar yakalamış durumda, hele hele savunma sanayi noktasında. Önümüzdeki dönemde bu potansiyeli daha da geliştirerek Ankara’nın sanayinin ve ticaretin de başkenti olma vasfını inşallah güçlendireceğinize özellikle inanıyorum. Bir kez daha başkent sanayimizin bugünlere gelmesinde emeği, katkısı, alın teri olan herkesi saygıyla, kaybettiklerimizi de rahmetle yad ediyorum.
Değerli misafirler; Türkiye’nin bir istiklal ve istikbal davası vardır. Bu davada hudutlarımızın güvenliği ne kadar önemliyse, ekonomimizin güçlenmesi, gelişmesi de o derece ehemmiyete sahiptir. Çünkü güçlü bir ekonomik zemine oturmayan özgürlük mücadelelerinin kalıcı zaferlere ulaşma imkanı da yoktur. Bugün kahraman güvenlik güçlerimiz sınırlarımızın içinde ve dışında yakın tarihimizin en büyük mücadelelerinden birini yürütüyor.
Bir yandan bölücü terör örgütüyle, diğer yandan FETÖ ihanet çetesiyle aynı şekilde irili-ufaklı daha pek çok terör oluşumuyla mücadele ediyoruz. Sınırlarımız boyunca oluşturulmak istenen milli birliğimizi, toprak bütünlüğümüzü alenen tehdit eden terör koridoruna ilk hançeri Fırat Kalkanı Harekatıyla vurmuştuk.
Şimdi bazı yazar-çizer vesaireler özellikle bizim bu operasyonlarımızı Kürtlere karşı yapılmış operasyonlar olarak ilan edip hedeften saptırma gayreti içerisine giriyorlar. Önce şunu çok açık söylüyorum: Bizim Kürt vatandaşlarımızla bir sorunumuz yoktur. Ve olay Kürt Koridoru meselesi de değildir. Olay terör koridorunu bizim yok etme meselesidir. Ve böyle bir anlayışı, böyle bir yazıyı yazan da eğer kalkıp gerçekten bu ülkede az-çok mürekkep yalamış, hele hele askerin içinde de görev almış birileri olursa bu bizi ciddi manada üzer. Dolayısıyla Kürt koridoru nedir, terör koridoru nedir, herhalde bunu ben burada anlatacak değilim, bunu kendilerinin anlaması lazım.
Değerli kardeşlerim; bakınız şu anda kuzeyinde Suriye’nin bize karşı yönelmiş kaç yıldır devam eden tacizler var. İşte bugün yine Hatay’da, oradaki enerji santralimizin olduğu yere attıkları havanla bir şehidimiz var. Tabii ki böyle bir mücadele içerisinde şehidimiz de olacak, gazilerimiz de olacak ve bu karşılıksız da kalmayacak, bunun bedelini tabii çok çok ağır ödüyorlar, ödeyecekler. Ama biz bu yoldan geri duramayız. Ve bu konudaki kararlılığımız ortadadır. Ve ne dedik? Afrin hallolacaktır, Afrin’den geri adım atmak yok. Biz bunu Rus dostlarımızla da konuştuk, mutabakatımız var, diğer koalisyon güçleriyle de konuştuk, Amerika’yla da konuştuk. Ama biz Amerika’yı bir şeye ikna edemedik. Neydi o? Biz kendilerine dedik ki; siz DEAŞ terör örgütüyle mücadeleyi niçin bir terör örgütüyle yapıyorsunuz? Niçin PYD, YPG gibi, PKK gibi terör örgütüyle yapıyorsunuz. Gelin bunu stratejik ortağınız olan Türkiye’yle beraber yapın, beraber yapalım, biz buna varız. Onları bir kenara koyalım, terörü güçlendirmeyelim. Dediler ki; bizim generallerimiz bize Türkiye’nin bu işe tahsis ettiği ekip veya ordu yeterli değil. Dedim, bakın yanlış söylüyorsunuz, sizin generalleriniz size yanlış söylüyor. Bunları ikili görüşmede de, heyetler arası görüşmede de Sayın Trump’a söyledim, fakat dinlemediler. Siz bilirsiniz dedik, siz yolunuza, biz yolumuza.
Değerli arkadaşlar, sizler bu ülkede çok çok önemli bir unsursunuz, önemli bir güçsünüz. Dolayısıyla 5 bin tır silah getirdi Amerika bu bölgeye. Zırhlı taşıyıcılardan tutunuz mühimmatına varıncaya kadar. Ve bütün bunlar nereye dağıtıldı? İşte bu terör örgütlerine dağıtıldı Ve bugün Suriye’nin kuzeyinde 20 kadar Amerika’nın üssü var, bunları bütün halkımın bilmesi lazım, bilmesi lazım ki ülkemde neler dönüyor, neler oluyor, bunu bizim haberimiz yoktu, biz bilmiyorduk deme lüksüne kimse sahip olmasın.
Ve şu anda 2 bin kadar uçakla da, kargo uçağıyla da ayrıca bu bölgeye silah taşınmıştır. Bütün bunlar söylendiği zaman, bir de bize maalesef doğru konuşmuyorlar. Ya bunların biz hepsini biliyoruz. Bize bu noktada hiç olmazsa dürüst davranın ve şu ana kadar bu dürüstlüğü göremedik. Biz de Rusya’yla yaptığımız görüşme çerçevesinde şu anda yolumuza devam ediyoruz ve Afrin’de Mehmet’imiz, Mehmetçiğimiz, görevini ifade ediyor, ifa etmeye de devam edecek.
Tabi buradan tüm dünyaya, milletin evinden ilan ediyorum; ülkemizin hiç kimsenin bir karış toprağında gözü yoktur, olmamıştır. Türkiye’nin b operasyonlardaki temel amacı, milli güvenliği yanında Suriye’nin toprak bütünlüğüyle Suriye halkının can ve mal emniyetine de katkıda bulunmaktadır.
Hepimizin gözü önünde Suriye topraklarının bir kısmı üzerinde bölgemizle, bölge halklarının tarihi, kültürel ve sosyolojik gerçekleriyle uzaktan-yakından ilgisi olmayan bir yapı inşa edilmeye çalışılıyor. Bu yapı Türkiye için ne kadar büyük bir tehditse, Suriye için de, Irak için de, İran için de, daha da genişletirsek tüm bölgemiz için de aynı derecede hayati bir tehdittir. Şu anda 3,5 milyon bizde Suriyeli var. İşte biz diyoruz ki, kuzey Suriye’de, nasıl Cerablus’ta, Rai’de, Bab’da, 2 bin kilometrekarelik alan şu anda kontrolümüzdeyse, Cerablus’a 100 bin insan yerleştiyse, geri döndüyse, oranın kendi halkı oraya döndüyse, aynısı Afrin’de de olacak, aynısı inşallah İdlib’de de olacak, dolayısıyla bizdeki Suriyeli kardeşlerimiz kendi topraklarına, kendi vatanlarına, kendi evlerine dönme imkanını da böylece bulacaklar.
Biz kendimizle birlikte bölgemizdeki tüm kardeşlerimizin güvenliğini, huzurunu ve geleceğini de savunuyoruz. Halen ülkemizde hayatlarını sürdüren 3 milyonun üzerindeki 3,5 milyon Suriyeli misafirimizin kendi yurtlarına, evlerine dönebilmelerinin bizim sağlayacağımız huzur ve güven iklimiyle mümkün olduğunu biliyoruz, Fırat Kalkanı Harekatında bunu bizzat yaşayarak gördük. İdlib’de ve Afrin’de de aynı huzur ve güven iklimini tesis ettiğimizde yüzbinlerce Suriyeli kardeşimiz kendi yurtlarında, kendi evlerinde hayatlarını sürdürme imkanına kavuşacaktır.
Bu açık gerçeğe rağmen, yaptığı meşru operasyonlar sebebiyle Türkiye’yi eleştirenlerin hiçbirinin derdi Suriye halkının sıkıntılarının çözümü ve geleceği değildir. Yaklaşık 6 milyonu ülke dışında olmak üzere, 13 milyon Suriyelinin çektiği acılar başkalarının umurunda olmayabilir, ama bizim umurumuzdadır, çünkü bunların hepsi de Arap’ıyla, Türkmen’iyle, Kürt’üyle bizim kardeşimizdir, tarih bunun şahididir.
Türkiye, Afrin’de az önce de ifade ettiğim gibi Kürtlere karşı değil, oradaki terör örgütüne karşı mücadele etmektedir. Afrin’de yüzde 55 Arap var, yüzde 35 civarında Kürt var, diğeri Türkmen; kimse kalkıp da bu böyledir diyemez, ama orada bir terör örgütü var. Çok yakında görülecektir ki, terör örgütünün baskısı ortadan kalktığında bize en büyük teşekkür Afrin’deki Kürt kardeşlerimizden gelecektir, Arap kardeşlerimizden gelecektir, Türkmen kardeşlerimden gelecektir.
Buyurun şu anda ülkemizdeki PKK gibi, Suriye’deki PYD de Kürtler için değil, bölge üzerinde çok farklı emelleri, projeleri, planları olan güçler için savaşıyor, kan döküyor, can alıyorlar. Bu hain projenin nihai hedefinin Türkiye olduğunu görmemek, anlamamak için, kusura bakmayın, aptal olmak gerekir. Bu ülkede kimse saf değil, aptal da değil. Zihnini ve ruhunu emperyalist güçlere kiraya vermiş bir avuç hain dışında herhangi görüşte, hangi meşrepten, hangi kökenden olursa olsun tüm Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşları gerçekleri görüyor, biliyor. Bunun için de Afrin operasyonumuza vatandaşlarımızın tamamı çok güçlü destek veriyor. Camilerimizde edilen dualardan, operasyona giden askerlerimizi yolda durdurup alınlarından öpmeye kadar gerçekten gözyaşlarıyla takip ettiğimiz nice güzel hadiseye şahit oluyoruz.
Diyor ya, bizim nereye gidiyorsunuz sualine cevap, Kızılelmaya gidiyoruz; mesele bu. Evet, bizim bir Kızılelmamız var, bunu yaklaşık bir ay kadar önce de yine Külliye’de yapığım bir konuşmada açıklamıştım, biz o hedefe doğru gidiyoruz.
Buradan kahraman askerlerimizi Mehmet Akif Ersoy’un duasıyla selamlıyorum:
“Millet için etti mi ordum sefer,
Kükremiş aslan kesilir her nefer,
Döktüğü kandan göğe vursun zafer,
Toprağa bir damlası boş akmasın.
Amin desin hep birden yiğitler,
Allahu ekber gökten şehitler.
Amin! Amin! Allahu ekber! Allahu ekber!”
El Bab’dan İdlib’e ve Afrin’e kadar bilinen, bilinmeyen pek çok yerde istiklalimiz ve istikbalimiz için ölürsen şehit, dönersem gaziyim diyerek kahramanca mücadele eden tüm askerlerimize Rabbimden kolaylıklar ve zaferler diliyorum. Rabbim Mehmet’imize dayanma gücü versin. Rabbim Mehmet’imizin işini asan eylesin.
Sürekli Başbakanımız, Genelkurmay Başkanımız, kuvvet komutanlarımız iletişim halindeyiz ve her an gelişmeleri yerinde takip ediyoruz.
Değerli misafirler; Afrin operasyonu tıpkı Fırat Kalkanı gibi hedeflerine ulaştığında sona erecektir. Bazıları diyor ki, bunu diyen de enteresan Amerika, ne diyor? Süre belli olmalı, fazla uzun olmamalı. Peki, o zaman ben de Amerika’ya soruyorum, ya Afganistan’da sizin süreniz belli oldu mu, ne zaman bitecek o? Biz iktidara gelmeden önce siz Irak’a girdiniz ya, Irak’ta bitti mi bu süre? Hala Irak’tasınız. Şimdi kalkıp buraya da girdiniz, koalisyon güçleriyle buradasınız. Bunun süresi olur mu ya? Böyle bir savaş matematik bir olay değil ki, nasıl böyle bir şeyi sorarsın? Bunları anlamak mümkün değil. Ne zaman iş biterse bizim orada durmaya da zaten merakımız yok, çekilmesini biliriz, bunun için de birilerinden icazet almak gibi bir derdimiz de yok, bunu da bilmeniz lazım.
Ve bölgenin gerçek sahibi olan kardeşlerimizin huzur ve güven içinde yaşayabilecekleri bir yer haline getirilmesi konusunda gereken çalışmalara başlanacaktır. Kendi sınırlarına dayanan 3-5 mülteci karşısında dehşete kapılıp ortalığı ayağa kaldıranlardan, bu coğrafyada alçakça öldürülen bir milyon insan için de birazcık hassasiyet göstermelerini istiyoruz, insaf ya. Uluslararası sistem bu bölgede ve dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanmakta olan bu zulümlere gözünü kapatmaya devam ederse, kendi meşruiyet zeminini ortadan kaldıracaktır. İşte bunun için biz dünya 5’ten büyüktür diyerek tüm ülkeleri ve kuruluşları ikaz etmeye, kendilerini derleyip toparlamaya davet ediyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni bölücü terör örgütü Afrin’de kendisine tabi olmayanları vahşice infaz ederken toplantıya çağırmayanların şimdi böyle bir girişimde bulunmaya asla hakları yoktur.
Türkiye olarak bizim hiçbir yeri işgal etmek gibi bir amacımız da değerli kardeşlerim, yoktur. Bizim tek gayemiz var, o da gönülleri fethetmektir. Bizim ecdadımız bu işi böyle yapmış, biz de böyle yapacağız. Ecdadımızdan böyle gördük, evlatlarımıza miras bırakacağımız anlayış da gençler, budur.
Kendi geçmişleri sömürge ve zulümle örülü olanlardan, gönüllerin fethi gibi bir inceliği anlamalarını beklemek belki biraz zorlama olacak. Ama en azından her fırsatta dünyaya telkin ettikleri demokrasi, insan hakları, özgürlükler gibi değerler üzerinde bir anlayış birliği oluşturabileceğimizi ümit ediyoruz.
Dün DEAŞ için seferberlik ilan edenlerden, bugün bölücü örgüt konusunda sadece hakkaniyetli bir yaklaşım talep ediyoruz. Terör örgütleri karşısında ilkeli bir tutum sergilemeyenlerin çok uzak olmayan bir gelecekte bunun acısını bizzat çekmek zorunda kalacağını bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Sınırlarımız boyunca bir terör koridoru oluşturmak için getirilen az önce ifade ettiğim gibi 5 bin tır ve 2 bin uçak dolusu silah bugün sadece bize karşı kullanılıyor olabilir. Ya biz parayla bunlardan bu silahları istedik vermediler, ama terör örgütüne ücretsiz olarak bu silahları veriyor. Peki, biz nasıl oluyor da stratejik ortak olabiliyoruz, nasıl oluyor da biz stratejik müttefik oluyoruz, model ortak oluyoruz; bunu anlamak mümkün değil.
Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, yarın bu silahlar onları gönderen ülkelere de dönecektir. Dün Reyhanlı’yı hedef alan roketlerin yarın hangi Avrupa veya Amerikan şehrini vuracağını kimse bilmez, terörün karakteri böyledir. Biz Allah’ın izni ve milletimizin ferasetiyle bu terör dalgasının da üstesinden geliriz.
Sınırlarımız içindeki ve dışındaki teröristleri birer birer etkisiz hale getirme konusunda çok büyük tecrübe sahibiyiz. Suni bir güven ve refah duvarı içinde yaşayan ülkelerin benzer şoklara aynı derecede dayanaklı olup olamayacaklarını ise hep birlikte göreceğiz.
Türkiye olarak tıpkı DEAŞ meselesinde olduğu gibi, uluslararası camiaya gereken her türlü bilgi desteğini vermeye, mücadeleye katkı sunmaya devam edeceğiz.
Suriye’de DEAŞ’a en büyük darbeyi Türkiye vurmuştur. Irak’ta DEAŞ’la mücadelede Türkiye’nin oradaki üslerinde eğittiği güçler en ön saflarda yer almışlardır. Şu ana kadar DEAŞ’la bağlantısını tespit ettiğimiz 56 bin kişiye ülkemize giriş yasağı koyduk. 6 bine yakın kişiyi de sınır dışı edip ilgili ülkeleri bilgilendirdik. Buna rağmen sınır dışı ettiğimiz veya DEAŞ’la bağlantısı konusunda ikazda bulunduğumuz isimlerden bazılarının Avrupa’da ellerini kollarını sallayarak eylem yapabildiklerini gördük. Demek ki terörle mücadele konusunda diğer ülkelerin hassasiyeti bizimki kadar değil. Bizi asıl üzen ise, ortadaki bu gerçeklere rağmen bazı çevrelerin hala ülkemizi terör örgütleriyle irtibatlı göstermeye çalışıyor olmasıdır. İnşallah endişelerimiz gerçekleşmez. Dünyayı daha huzurlu ve güvenli bir yer haline getirmek için kendi inisiyatiflerimiz yanında bölgesel ve küresel tüm oluşumlara katkı vermeye hazır olduğumuzu da bir kez daha belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, geniş bir cephede işte bu şekilde fiili mücadele yürütürken ekonomiyi de asla ihmal etmiyoruz, etmeyeceğiz. Ekonomideki hedeflerimize ulaşmak için gereken her türlü tedbiri alıyor, her türlü adımı atıyoruz. Türkiye’nin geçmişte yaşadığı büyük krizlere baktığımızda hepsinde de siyasi istikrarsızlıkla birlikte ekonomik zayıflığın rol oynadığını görüyoruz. 3-5 milyar dolarlık manipülasyonlarla ekonomisi alt-üst edilebilen bir ülkenin siyasi ve diplomatik bakımdan etkin güç haline gelebilmesi elbette mümkün değil. Kredi derecelendirme kuruluşlarının yaptıkları açıklamalara filan sakın ha aldanmayın. Bunlar tamamen adeta birer siyaset kurumu gibidir. Bunlar kendilerine göre siyasi kararlar vermek suretiyle Türkiye’yi çökerteceklerini zannediyorlar. Onlar ne denli aleyhte açıklamalar yaptıysa, işte büyüme açıklandı 11,1. Dünyada 1 numara neresi? Türkiye. Ne oldu, hani kredi derecelendirme kuruluşları özür dilediler mi? Yok, bunlarda yüz yok ki özür dilesinler, yok.
Geçtiğimiz 15 yılda demokrasimizle birlikte ekonomimizi de ayağa kaldırmanın mücadelesini verdik. Attığımız her adımda önümüze akıl almaz engeller çıkartıldı. Hani Nasrettin Hoca’nın o meşhur parayı veren düdüğü çalar hikayesi var ya, işte onu biz bizzat yaşadık. Ülkemize hibe bile değil kredi veren, yani faizle borç veren kuruluşların seçilmiş hükümeti bir kenara bırakıp devleti yönetmeye kalktıklarını gördük. Hani o benim meşhur bir Davos hikayem var ya, orada IMF’in başındaki adam gelmiş bize akıl veriyor. Ya sen paranı alıyor musun dedim, alıyorsun. Sen paranı almak için adamlarını gönder. Siyaset dersen, ha bu ülkeyi yöneten benim, ülkeyi siz yönetemezsiniz dedim. Ondan sonra o da siyasete soyundu, ama pek dayanamadı gönderdiler. Ve 2013 bizim IMF’le işimiz bitti, bütün borç, 23,5 milyar dolar ödendi ve Türkiye yoluna şimdi kararlı bir şekilde devam ediyor. Bir de daha sonra bizden 5 milyar dolar da borç istediler ha. Arkadaşlar verelim mi dediler? Verin dedim. Baktılar ki Türkiye kararlı, sonra vazgeçtiler. Elhamdülillah, Rabbim bizlere bunu da gösterdi.
Mesela 2013 yılında milli gelirimiz 950 milyar dolara kadar çıkmıştı, bu rakamı biraz daha yukarı çektiğimizde gelişmekte olan ülkeler sınıfından gelişmiş ülkeler sınıfına geçme yolunun çoğunu da kat etmiş olacağız. İşte tam bu noktada Türkiye tarihinin en büyük saldırı dalgalarıyla karşı karşıya kaldı, 2013. Neydi o? Bu zincir, bu hadiseler zinciri işte bugüne kadar geldi. Buna rağmen darbe girişimi gibi bir felaketi yaşadığımız 2016 yılını dahi 863 milyar dolarlık milli gelirle ve 2.9 büyüme oranıyla kapattık, bütün bunlara rağmen. 2017 yılının ilk 3 çeyreğinde yüzde 7,4’lük büyüme oranına ulaştığımızı düşündüğümüzde milli gelirimiz de buna uygun bir artışla inşallah yeniden bizi hedeflerimize yaklaştıran bir seviyeye gelecektir. İhracat 36 milyar dolardı 16 yıl önce, şimdi 158 milyar doları aştık, bak nereden nereye geldik. Turizm elhamdülillah yeniden toparlandı.
Şimdi istihdam, geçenlerde burada yaptığımız toplantıda istihdam konusunda işte karşımda yatırımcılar. Dedik ki; gelin şu istihdamda her bir şu anda girişimcimiz, yatırımcımız bir defa bu sayıyı, bu oranı ikiye çıkarıversin; burada bir sıkıntı var mı? Şöyle bir sesinizi duyuyum, ikiye ne diyorsunuz? Bundan bir şey çıkmaz, bu güçlü bir ses değil. Demek iki kişiyi bile istihdam etmekten çekiniyorsunuz öyle mi? O zaman şöyle güçlü bir duyayım sesinizi ya. İkiye ne diyorsunuz? ("Evet" sesleri) Ha, yani bu iki, iki kat demektir ha, iki kişi değil. Bak işi bilenler oradan sinyali veriyor. Bunu yaptığımız anda Türkiye işsizlikte tek haneli rakama ne yapacaktır? İnecektir. Zaten işsizlikte tek haneli rakama indiğimizde ülkemiz bir barış ülkesi olur mu? Hiç sesiniz çıkmıyor. Bir sevgi ülkesi olur mu? ("Olur" sesleri) Mesele bu ya. Ondan sonra birileri de bunun istismarını yapamaz ve bu dayanışmayı yapacağız. Ya bu sizin aynı zamanda hayrınız olacak ya, yani işsiz insanlara iş vermek, iş yerinizin kapısını o insanlara açmak, ya bu dünyada bundan daha güzel ne olabilir be?
Türkiye bölgesel ve küresel krizlerin arasında ekonomisi için kendine korunaklı bir alan oluşturmayı başarmıştır sizlerle beraber. Bu sayede en ağır saldırıların bile üstesinden kısa sürede gelebiliyor, hemen toparlanıp 2023 hedeflerimize odaklanabiliyoruz. 15 Temmuz bunun en çarpıcı örneğidir. Darbe gecesi sabaha kadar tankların, helikopterlerin, uçakların, silahların karşısında aslanlar gibi mücadele eden vatandaşlarımız ilk iş gününden itibaren de döviz bürolarına akın etmişlerdir. Birkaç ay içinde 20 milyar dolara yakın dövizi ne yaptı? Kendi parasına çevirdi. Bu millet asil bir millet, bu millet karakterli bir millet. Ve kendi parasını belirleyici bir para konumuna getirmek çok önemli bir şey. Şimdi bakın yerli ve milli parayla artık uluslararası ticarete başladık, bu çok önemli. Savunma sanayinde bunun adımlarını attık, enerji sektöründe bunun adımlarını attık ve atıyoruz. Şimdi ülke adı vermeyeceğim, inşallah yakın bir zamanda onu da duyacaksınız ve ciddi manada yoğun bir şekilde bu rakamlar devreye giriyor. Ve TL uluslararası bir para birimi olarak devrede olacak, aynı şekilde o ülkelerin parası da. Bakın şu anda Rusya’dan bir kredi aldık, ama Rus Rublesiyle aldık S400’lerle alakalı olarak. Şimdi aramızdaki bu güven, ekonomik güven bizi ne yapıyor? Farklı yerlere de taşıyor. İnşallah bu süreç çok daha güçlü bir şekilde ilerleyecek.
Bugünlerde de tüm dünyanın gündeminde ilk sırada yer alan tarihi bir operasyonu hamdolsun inşallah başarıyla yürütürken bunun ekonomimize en küçük olumsuz bir yansıması olmayacaktır evvel Allah. Zira biz şu anda ekonomide güçlü olduğumuz bir dönemde bu adımı atmış bulunuyoruz. Herkes Türkiye’nin güvenlik konusundaki hassasiyetleri için demokrasisinden taviz vermediği gibi, ekonomisini de aynı titizlikle koruma iradesine sahip bir ülke olduğunu biliyor.
Ankara Sanayi Odasının bu toplantısı vesilesiyle girdiğimiz tüm mücadelelerde desteklerini yanımızda bulduğumuz iş dünyamıza teşekkür borcumu bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Ülkesini seven, milletine aşkla, sevgiyle, samimiyetle hizmet eden, 2023 hedeflerimize gönülden bağlı, kendi geleceğini devletinin geleceğinden ayrı görmeyen işadamlarımızla birlikte inşallah daha nice zaferlere birlikte yürüyeceğiz. İşadamlarımızla birlikte dünyayı karış karış geziyor, her ülkenin potansiyelini en azami derecede kullanabileceğimiz yolları, yöntemleri araştırıyor, güçlü bağlantılar kuruyoruz. İşadamlarımızın kazancının ülkemizin kazancı olduğunu bildiğimiz için bu konuda ileri-geri konuşan hiç kimseye de aldırmıyoruz. Siyaset diplomasisini ekonomi diplomasisiyle taçlandırmaya devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlar; bugün vereceğimiz ödüller 2017’nin ödülleri, dolayısıyla firmalarımızın 2016 performansını da ne yapıyor, yansıtıyor. Ülkemizin en zor yılında böyle bir gayret ortaya koyan firmalarımızın 2017’yi çok daha iyi şartlarda tamamladıklarına inanıyorum. İçinde bulunduğumuz yıl sizlerden daha fazla gayret, daha fazla yatırım, daha fazla istihdam, daha fazla ihracat, daha fazla atılım bekliyorum. Bırakınız durmayı, yavaşlamaya dahi tahammülümüzün olmadığı bir dönemden geçiyoruz.
Milletler ihtiyaçları olduğu dönemlerde kendileri için fedakarlık yapanları, en ön safta mücadele edenleri asla unutmaz, bunu böyle bilelim. Biz de ülkesi ve milleti için daha çok üretecek olan hiçbir sanayicimizi, daha çok koşturacak olan hiçbir ticaret erbabımızı unutmayacağız.
İş dünyasını nasıl yakından takip ettiğimi buradaki arkadaşlarımın birçoğu çok iyi bilir. 2018 yılında gözüm yine her birinizin üzerinde olacaktır. Aldığım her güzel haber gibi, her üzüntü verici gelişme de zihnimde ve kalbimde yerini alacaktır. Ben sizlere güveniyorum.
Bu vesileyle, evet, bildiğiniz gibi az önce de çığ altında kalarak şehit olan Mehmetlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabırlar diliyorum ve milletimizin başı sağ olsun diyorum. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.
Bu duygularla bir kez daha Ankara Sanayi Odamızın 54. Yıl Ödüllerini kazanan firmalarımızı, işadamlarımızı tebrik ediyorum, sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.