Cumhurbaskani Erdogan’in Baskentray Açilis Töreni’nde yaptigi konusmanin metni
Sevgili Ankaralılar, değerli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri sevgiyle, saygıyla, en kalbi duygularımla selamlıyorum.
Ankara’da metro konforunda banliyö yolculuğu hizmeti verecek olan Başkentray’ımızın ülkemize, şehrimize hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum.
Bu projenin hayata geçirilmesinde emeği olan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Kayaş ile Sincan arasında çalışacak Başkentray’ı kullanacak tüm kardeşlerimize şimdiden hayırlı yolculuklar diliyorum.
Böylece İstanbul’daki Marmaray ve İzmir’deki Egeray’ın ardından şehir içi banliyö hizmetinde 3’üncü projemizi de hayata geçirmiş olduk. Tabi Kayaş-Sincan banliyö hattı oldukça eski bir hat. Ankara’nın diğer pek çok altyapısı ile birlikte ulaşım hizmetlerinin de çok sınırlı imkânlarla yürütüldüğü dönemlerde şehrin en uç iki noktası bu hatla birleşiyordu. Biz artık tamamı şehir içinde kalan bu altyapı üzerinde modern ulaşım ihtiyaçlarına uygun şekilde yepyeni bir ulaşım hattı kurduk. Toplam 156 kilometrelik yeni demiryolu döşeyerek, istasyonları her türlü ihtiyaca cevap verecek hale getirerek, alt ve üst geçitlerle güzergâh güvenliğini sağlayarak, diğer ulaşım ağlarıyla entegrasyonunu temin ederek, Ankara’ya gerçekten iftiharla anlatılacak bir banliyö hattı kazandırdık, hayırlı olsun.
Ankara’nın bir ucundan diğerini ifade eden Kayaş’tan Sincan’a 49 dakikada gidilebilmesini sağlayacak Başkentray altyapısı, aynı zamanda yüksek hızlı trenin Eryaman gar mesafesini de kısaltıyor.
İlk etapta 15 dakikada bir olacak trenlerin hareket aralığı gerekirse 5 dakikada bire kadar indirilebilecek, hem zamandan kazandıracak, hem de konforlu seyahat imkânı sağlayacak bu güzel hizmetin bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum. Şu anda bu muhteşem katılım bu projenin ne kadar önemli olduğunu da ortaya koyuyor.
Değerli kardeşlerim… Biz de Mamak’la, Ankara’yla, Sincan’la, Kayaş’la gurur duyuyoruz.
Geçtiğimiz 15 yılda ülkemizin her köşesi gibi Ankara’ya da şehircilik bakımından adeta çağ atlattık. Çevresi gecekondularla kuşatılmış, havası kirden, dereleri kokudan, sokakları pislikten geçilmeyen bir şehirden, Başkentlik sıfatına yakışan görüntüye kavuşan bir Ankara’ya geliyoruz, bak geldik demiyorum. Şimdi biliyorsunuz kentsel dönüşüm diyoruz, yerinden dönüşüm diyoruz, inşallah bu görülen bütün yerlerde bu yerinden dönüşümü gerçekleştireceğiz ve her taraf pırıl pırıl olacak, benim vatandaşım, kardeşim de modern bir hayatı buralarda yaşayacak.
Kayaş şehrin en ucundan olması hasebiyle Ankara’nın yaşadığı değişimden nispeten geç faydalanmaya başlayan bir semtimizdir. Buna rağmen şu Kayaş’ın tepelerinde kurulmuş derme çatma gecekonduların dili olsa da eski Ankara’yı bir anlatsa. Hemen tren yolumuzun yanı başında akan Hatip Çayı’nın dili olsa da buraların nereden geldiğini bir ifade etse. Şu anda gelişinin ve gidişinin her biri 4’er, 5’er şerit olan Samsun Yolunun görüntü hafızası olsa da bize o eski günleri bir gösterse. 1970’lerde yokluğun ve yoksulluğun bir yandan, terörün diğer yandan bir cendere gibi sıkıştırdığı Kayaş, Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin en somut ifadesidir.
Yazın tozdan-topraktan gözün gözü görmediği, kışın kardan-çamurdan geçilmeyen sokaklarda büyüyen nesil şimdi orta yaşın üzerinde bulunuyor değil mi? Gençlere o eski Türkiye’yi, o eski Ankara’yı anlatmak onlara gerçekten zor. Bugünün gençleri musluklardan haftalarca, aylarca su akmamasının ne demek olduğunu, çeşme ve tanker kuyruklarını bilmezler. Şimdi arıza veya bakım sebebiyle birkaç saatlik veya bilemediğiniz bir-iki günlük su kesintisi uygulandığında hayatımız nasıl felç oluyor değil mi? Gençler, odun kömürle tek odası ısınan evlerde soğuktan titreyerek kışı geçirmenin ne anlama geldiğini, tüp kuyruklarında gecelemenin nasıl bir şey olduğunu anlayamazlar. Anlattılar değil mi, büyüklerinizden bunları dinleyin. Doğalgazla ısınan, musluktan 24 saat kesintisiz sıcak su akan, çakmağı çakınca yanan ocağı bulunan bir evde yaşayana bunları anlatmak elbette mümkün değil. Bugünkü gençlerimiz metrosuyla, yaygın otobüs ve minibüs hatlarıyla, Başkentray’ıyla, artık neredeyse her evin kapısında bulunan otomobilleriyle ulaşım imkânı olan bir şehirde yaşıyorlar; nereden nereye. Hâlbuki sizlerin babalarınızın, ağabeylerinizin ömrü birkaç saatte bir gelen otobüs, yolcu bulursa çalışan minibüs, sınırlı seferi olan banliyö treni beklemekle geçmiştir. Otomobil derseniz, sadece zengine mahsus bir ayrıcalıktı. Hele hele uçağa binmek ancak rüyada görülebiliyordu. Biz çocukluğumuzda arkalarında bir buhar bulutu bırakarak gökyüzünde süzülen uçakları aşağıda gıptayla sırt üstü yatarak seyrediyorduk. Şimdi havayolunu halkın yolu haline getirdik. Pek çok yere uçakla gitmek, otobüsle gitmekten hem daha kolay, hem daha hesaplı hale geldi. Bütün bunların muhasebesini kendi içimizde sık sık yapmazsak nereden geldiğimizi unuturuz. Nereden geldiğimizi unuttuğumuzda ise nereye gideceğimizi de bilemeyiz. Türkiye’nin 1970’li, 90’lı yıllarını bilmeyene, hadi geçtik son 15 yılda yapılanların manasını, 2023 hedeflerinin önemini de anlatamayız. Bunun için tüm vatandaşlarımdan, özellikle de gençlerimizden şunu rica ediyorum: Gençler, Peygamber Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam nübüvvetinden bugüne medeniyetimizi lütfen çok iyi öğrenin.
Şimdiden leyle-i miracınızı da bu vesileyle tebrik ediyorum.
Gençler, Malazgirt’ten bu yana tarihimizi lütfen çok iyi öğrenin. Dedelerinin, babalarının yaşadıklarından bugüne yakın dönemi de lütfen iyi öğrenin. İşte o zaman kimin bu ülkeye ve millete hizmet ettiğini, kimin de sürekli takoz olduğunu daha iyi anlayacaksınız. Ülke ve millet olarak geleceğimizi, ancak bütün bunların analizini iyi yapabilen bir nesle emanet edebiliriz. Aksi takdirde hep birlikte yandık demektir. Ben gençlerimize güveniyorum. Gençler, bizi mahcup etmeyeceksiniz değil mi? Maşallah. Şimdi önümüzde 2019 var. Gençler, 2019’a iyi hazırlanmaya var mıyız? Hanım kardeşlerim, hazırlanmaya var mıyız? Maşallah. Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Sizin bu heyecanınız, sizin bu aşkınız, sizin inşallah bu hedeflere ulaşmadaki cesaretiniz Allah’ın izniyle bu ülkeyi o aşkı, heyecanı olmayan, hizmet aşkı olmayanlara bırakmayacaktır.
Kardeşlerim, bin yıldır insanlığım kadim tarihi boyunca hep cazibe merkezi olmuş bir coğrafyada yaşıyoruz. Ama bu topraklarda yaşamanın bir bedeli var, Türk milleti olarak bin yıldır bu bedeli hep ödedik, bugün de ödüyoruz. Terör örgütleriyle yürüttüğümüz mücadele, aslında bir bedel ödemedir. Fakat güney komşularımız Suriye ve Irak’ta yaşanan hadiseler sebebiyle üstlendiğimiz yükler, aldığımız riskler bir bedel ödemedir. Hamdolsun işte Fırat Kalkanı Harekâtını yaşadık, kısa sürede orayı hallettik. İnşallah böyle bir şey olduğunda önce ben yola çıkacağım, ondan sonra sizleri de beraber davet edeceğiz.
Şimdi buraya gelirken Afrin’i sordum ve Afrin’de son durum, 4123 teröristti etkisiz hale getirdik.
Değerli kardeşlerim; Kuzey Irak’ta 337 teröristi Zaho’da, Hakurk’ta etkisiz hale getirdik. Yurt içinde Cudi’de, Gabar’da, Tendürek’te, Beslerderesi’nde 337 teröristi etkisiz hale getirdik ve bu devam ediyor, devam edecek durma yok. Durmak yok… Ve bu heyecanla, bu aşkla öncelikle Silahlı Kuvvetlerimize, bunun yanında polisimize, jandarmamıza, güvenlik korucularımıza, hepsine şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.
Ve değerli kardeşlerim; biliyorsunuz sınırda Reyhanlı’da bir ziyaret yaptım ve bu ziyarette bizimle beraber olan sanatçılarımıza, sporcularımıza, yazarlarımıza yine şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum. Onlar bir şeyi kendileri için hedef aldılar, neydi o? Onlar dediler ki; biz askerimizin yanındayız, Mehmetçiğimizin yanındayız, bir moral değeri olarak orada oldular. Ama Bay Kemal bunu hazmedemedi. Ya Bay Kemal, vatan, millet meselesi olduğunda neyi bugüne kadar hazmetti ki. 15 Temmuz akşamı değerli kardeşlerim, Atatürk Havalimanı’na indiği zaman bakın hemen geldiler oradan tanklar filan kenara çekildiler, aldılar bunu bir arabaya, nereye kaçıp gitti? Bakırköy Belediye Başkanının evine gitti. Sonra bir televizyon programında filan kendilerine sorulunca, bana haber verseydiler ben de havaalanında beklerdim dedi. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı havalimanına gelirken açıklamasını bazı televizyon kanallarından yapınca on binler Atatürk Havalimanına, caddelere, meydanlara akın ettiler, öyle mi? Ve sen oradan kaçıp gittin, saat 23:15-23:16 ve ardından biz oraya geldik. Ve ertesi gün öğlen saatlerine kadar oradan bütün operasyonları ne yaptık? Takip ettik, organize ettik, yürüttük. Üzerimizde yine F16’lar vardı, helikopterler uçuyordu. Ama benim halkım bunlardan kaçmıyordu. Çünkü onlar F16’lardan kaçmadılar, onlar tanklardan, toplardan kaçmadılar, helikopterlerin attığı bombalardan kaçmadılar. Şehadet dediler, 251 şehit verdik. 2193 gazimiz oldu. Ve sonunda bu FETÖ denilen alçaklara hamdolsun ülkemizi kaptırmadık.
Kardeşlerim; şimdi onlar kaçtı, nereye kaçtı? Pensilvanya’ya. Nereye kaçtı? Avrupa’ya. Şimdi de toplamaya başladık; Kosova’dan 6 tanesini aldık, şimdi içerideler. Gabon’dan 3 tanesini aldık. Toplamda şu ana kadar 80 tane bu kaçağı aldık. İnşallah, o da olacak.
Kardeşleri; birileri sürekli olarak ülkemizde yaşayan Suriyeliler üzerinden milletimizi tahrik etmeye çalışıyor. Hâlbuki bugün Suriyeli dediğimiz, Iraklı dediğimiz, Libyalı, Cezayirli, Afganistanlı, Mısırlı dediğimiz, Batı Trakyalı dediğimiz, Gürcü dediğimiz, Kırımlı dediğimiz insanlar daha 1 asır önce sizin, benim gibi bu ülkenin vatandaşıydı. Aramıza nasıl ve ne şekilde oluştuğunu gayet iyi bildiğimiz sınırlar konuldu diye bu kardeşlerimizi el olarak mı göreceğiz? Asırlar boyunca birlikte yaşadığımız, komşu olduğumuz, akraba-hısım olduğumuz, sevincimizi ve üzüntümüzü paylaştığımız bu insanlara şimdi arkamızı dönmemiz mümkün mü? Unutulmamalıdır ki Anadolu’nun büyük bir bölümü şu veya bu şekilde bir başka şehirden, bir başka coğrafyadan kopup gelmiş insanlardan oluşuyor. Mesela Başkentimiz Ankara Büyük Millet Meclisi açıldığında burası 25-30 bin nüfuslu mütevazı bir Anadolu şehriydi ya. Bugün 5,5 milyon nüfusuyla devasa bir büyük şehir. Peki, bu 5,5 milyon nüfus nereden geldi? Yozgat’ından Çorum’una, Çankırı’sından Sivas’ına, Kayseri’sinden Kırşehir’ine, Erzurum’undan Konya’sına, Trabzon’una, ülkemizin dört bir yanından insanlar yaşadıkları yerleri bırakıp kendilerine bu şehirde bir gelecek hazırladılar. Eğer 1 asır önce olsaydı tıpkı Çanakkale Şehitliklerindeki mezar taşlarının üzerinde saydığımız gibi Ankara’daki Haleplileri, İdliblileri, Kerküklüleri, Musulluları, Filistinlileri, Üsküplüleri, Kırcaalilileri, Dedeağaçlıları da ifade edecektik. Türkiye olarak bugün kendi sınırlarımız içinde güven ve refah içinde yaşıyorsak, bunun gerisinde şu anda sınırlarımız dışında kalmış kardeşlerimizin de hakkı vardır, payı vardır, fedakârlığı vardır. Kardeşin kardeşe vefası öyle zamanla, mekânla sınırlı olamaz. Hep söylüyorum; devletimizin sınırları olabilir, ama biz gönüllerimize sınır koyamayız. Bu sebeple nerede bir kardeşimiz varsa ihtiyaç duyduğu her an onun yanında olmak boynumuzun borcudur. Yurtlarında can güvenlikleri kalmadığı için muhacir sıfatıyla bize gelen bu insanlara ensar olmaktan şeref duyuyoruz.
Kardeşlerim; Rabbim yurdumuzu yaşanmaz hale getirerek bizleri muhacir durumuna düşürmesin. Ensar olmak kolay, hamdolsun Türkiye’nin imkânları 3 milyon da olsa, 5 milyon da olsa kardeşleriyle ekmeğini, suyunu paylaşmaya müsaittir. Suriye’den ve Irak’tan ilk mülteci dalgası başladığında birileri sandılar ki Türkiye bunun altında ezilecek. Biz ise ezilmek bir yana, tüm dünyaya insanlık nedir öğretecek şekilde bu süreci yönettik, yönetiyoruz. Sırf kendi konforları bozulmasın diye Türkiye’ye yardım vaat edenler sözlerini tutmamış olsalar da, biz Suriye topraklarını bu insanlar için güvenli hale getirene kadar kendilerini misafir etmeyi sürdüreceğiz. İşte Fırat Kalkanı bölgesine 160 bin Suriyeli geri döndü. Afrin’de kontrol altına aldığımız bölgeleri patlayıcılardan ve terörist artıklarından tamamen temizledikten sonra oraya da yüzbinlerce Suriyeli kardeşimizin döneceği görülüyor. İnşallah İdlib, Tel Rifat, Münbiç, Ayn El Arab, Tel Abyad, Resulayn, Kamışlı taraflarını da güvenli hale getirecek ve tüm Suriyelilerin evlerine, yuvalarına kavuşmalarını sağlayacağız.
Hatırlayın, bülbülü altın kafese koymuşlar, ne demiş? O kadar, ille de vatanım demiş. Bu kardeşlerimizin gerekli şartlar oluştuğunda vatanlarına döneceklerinden şüphem yoktur. Bununla birlikte kendilerine ülkemizde bir gelecek kurmak isteyenlere de elbette bu imkânı tanıyacağız.
Kardeşlerim, Suriye’deki gelişmeler ülkemiz ve bölgemizle birlikte tüm dünya çapında bir güvenlik krizine yol açmıştır. Askeri güçlerine güvenen kimi ülkelerin Suriye’yi adeta bir bilek güreşi sahasına çevirmelerinden fevkalade rahatsızlık duyuyoruz. Suriye’deki rejim 1 milyona yakın insanın ölümüne yol açmış olması sebebiyle bizim gözümüzde zaten kapkara bir sicile sahiptir. Suriye krizi Dera’da rejimin hışmına uğrayan çocuklarına sahip çıkan ailelere yapılan saldırıyla başlamıştı. İnşallah Duma’da kimyasal saldırıyla katledilen masum çocuklar için harekete geçeceğini umduğumuz mahşeri vicdan bu krizi sona erdirecektir.
Dün akşam Sayın Trump’la görüştüm, bugün Sayın Putin’le görüşmem var, kendileriyle görüşeceğim ve birlikte bu kimyasal katliamı nasıl durdururuz, bunu kendileriyle tekrar konuşacağım. Türkiye olarak en başından beri tek gayemiz; Suriyeli kardeşlerimizin güvenliği ve geleceği olmuştur. Suriye topraklarında yürüttüğümüz operasyonların amacı da; rejimin baskısına ve katliamlarına maruz kalmış milyonlarca insana kendi evlerinde güvenli bir gelecek sağlamaktır. Suriye toprakları herkes için güvenli hale gelene kadar oradaki varlığımızı ve faaliyetlerimizi sürdüreceğiz.
Açık konuşmak gerekirse; Suriye’de DEAŞ’la tek samimi ve netice alıcı mücadeleyi Türkiye yürütmüştür. Bizim dışımızdaki herkes DEAŞ’ı Suriye toprakları üzerindeki farklı emeklerini gerçekleştirmenin bir bahanesi, bir aracı olarak kullanmıştır. PYD gibi eli kanlı bir terör örgütü DEAŞ bahanesiyle Suriye’yi bölmek için sahaya sürülmüş, silahlandırılmış, desteklenmiş ve bölgeye bela olarak ne yazık ki gönderilmiştir. Ülkemizin PYD’ye yönelik olarak operasyonlarını adeta kendi gövdelerini ortaya koyarak engellemeye çalışanların derdinin Suriye olmadığı, terör örgütleriyle mücadele olmadığı gayet açıktır.
Değerli kardeşlerim; bakıyorsunuz birçok Batılı dostların bayrakları bunların tanklarının üzerinde görülüyor. PYD’li teröristleri kurtarabileceklerini sanıyorlarsa çok yanılıyorlar. Biz PYD’li teröristlerin her birini öyle veya böyle imha edeceğiz. Elbette müttefiklerimizin askerlerine silah doğrultmak gibi bir düşüncemiz asla olamaz. Bununla birlikte, bu ülkelerin askerlerinin PYD’li teröristlerle çok da yan yana durmamalarını bir dost olarak kendilerine tavsiye ediyoruz.
Buradan bir kez daha açıkça söylüyorum; sınırlarımız boyunca ne DEAŞ’lı, ne PYD’li, ne de bir başka isim altında tek bir teröristin bile varlığını kendimize yönelik tehdit olarak görüyor, gereğini yapmayı da bekamızın bir şartı olarak kabul ediyoruz.
Biz artık Suriye ve Irak’ta oynanan bu tiyatronun bir kenara bırakılmasını, yüzlerdeki maskelerin indirilmesini, herkesin gerçek niyeti ve çehresiyle sahada kendisini göstermesini istiyoruz. Bu tiyatro yüzünden dünya yakın tarihinin ne büyük tehdidiyle karşı karşıyadır. Kimsenin Akdeniz’i ve Suriye topraklarını siyasi ve askeri güç mücadelelerinin ateşinde yakmaya hakkı yoktur. Kimyasal ve konvansiyonel silahlarla kendi vatandaşlarına saldıran rejimi korumak ne kadar yanlışsa, aynı şekilde terör örgütleri üzerinden Suriye’yi bölmeye çalışmak da o kadar yanlıştır. Biz bunların hepsine de karşıyız. Ne Amerika’yla olan müttefikliğimizden, ne de Rusya’yla enerjiden güvenliğe kadar geniş bir alanda kurduğumuz stratejik ilişkilerimizden, ne de İran’la bölge sorunlarının çözümünde birlikte çalışmaktan vazgeçmek gibi bir niyetimiz yoktur. Bizim Rusya, İran ve Çin gibi ülkelerle kurduğumuz ilişkiler, Batıyla olan ilişkilerimizin alternatifi değil, tam tersine tamamlayıcısıdır, ama bu durum her iki tarafın da başka alanlardaki yanlışlarını ifade etmemize engel değildir. Katil Esed rejimini destekleyenler yanlış yapıyorlar. PYD terör örgütünü destekleyenler de yanlış yapıyorlar. Biz her iki yanlışla da sonuna kadar mücadele edeceğiz.
Suriye’de bulunduğu yere güven, huzur ve refah getiren tek ülke biziz, Türkiye’dir. Bizim dışımızda Suriye sahasında etkin olan güçlerin bulunduğu her yerde zulüm vardır, huzursuzluk vardır, yıkım vardır. Türkiye’nin teröristlerden temizleyerek kontrol altına aldığı şehirlerin görüntüleriyle, diğer güçlerin operasyonlarının ardından ortaya çıkan görüntüleri televizyonlarda gördünüz değil mi? Nasıl oraları ne hale getirdiler gördünüz. Suriye’yi yıkmak için gelenlere karşı Suriye halkının yanında yer almak, tarihi ve insani bir görevimizdir. Kardeşlerim, bu görevimizi imkân bulduğumuz her yerde ve her durumda yerine getirmekten çekinmeyeceğiz. Suriye’ye hem gönüller yapmaya, hem şehirleri imar etmeye gittik, bunu başarana kadar da orada kalacağız.
Kardeşlerim; Türkiye’yi demokrasi ve ekonomide sınır atlatırken, onurumuza, haysiyetimize, istiklalimize, istikbalimize yönelik hiçbir saldırıya eyvallah etmeyerek ecdadın emanetine de sahip çıkacağız. Bugün buradan bir şey söylüyorum, burası önemli; ekonomide aktif rol oynayanlar, finans sektörünün içinde olanlar, eğer Suriye’deki bu gelişmeleri kalkıp bahane ederek buradan ülkemize ekonomik terör estirmeye çalışıyorsanız yanlış yaparsınız. Bunları da gayet iyi biliyoruz, yeri geldiğinde bunun hesabını verirsiniz, bunun bedelini ödersiniz. Ve Hükümetimiz bu konuda kararlı bir şekilde yoluna devam etmektedir. Döviz kurlarındaki artışın makul, mantıklı, işin kitabına uygun hiçbir izahı yoktur.
Türkiye’nin son birkaç ayda yaşadığı hadiselere baktığımızda karşımıza şöyle bir manzara çıkıyor: Ülkemizin 2017 yılı büyümesi tüm uluslararası tahminleri alt-üst ederek yüzde 7,4 olarak açıklandı, ihracatımız 36 milyar dolar dan 160 milyar dolara, tüm zamanların rekorunu kırdı. Turizmde yeni sezonun çok parlak geçeceğine dair pek çok veri, pek emare var.
Rusya ve İran’la bölgemiz açısından çok önemli bir zirve gerçekleştirdik. Mersin Akkuyu’da 22 milyar dolarlık bir nükleer güç santralinin temelini attık. Bu birilerini rahatsız ediyor.
İhracatımıza 6 milyar dolarlık katkı yapacak, ithalatımızı 12 milyar dolar azaltacak, 135 milyar liralık yatırım teşvik belgelerini sahiplerine teslim ettik. Böylece olumsuz değerlendirmelerin en önemli bahanesi olan cari açığın düşürülmesine yönelik çok ciddi bir adım atmış olduk.
Yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. Neredeyse her gün savunma sanayinde gerçekten çok önemli başarıların haberlerini alıyoruz.
Terör eylemlerinden zarar gören yerlerden sadece Diyarbakır Sur’u 2 milyar lirayı aşan bir yatırımla yeniden hayata döndürdük, yani 2 katrilyon.
Çanakkale’de kendi alanında dünyanın en büyük eseri olan 1915 Çanakkale Köprüsünün kule kazıklarını denize çaktık. Velhasıl yola devam ediyoruz.
Şimdi Keçiören-Atatürk Kültür Merkezi metrosunu Kızılay’a uzatıyoruz, bunun da inşaatı başladı.
Değerli kardeşlerim; bitmedi, Kuyubaşı’ndan Esenboğa Havalimanı, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, buraya kadar uzatmak için bu yıl ihale yapıyoruz, sonra bunu Çubuk’a uzatacağız.
Tabi burada yine bir şeyi söylüyorum, o da, Sayın Başbakan burada, Sayın Bakan burada ve tüm arkadaşlarımız burada, artık çok daha fazla sabrımız kalmadı, İstanbul’un dev Kanal İstanbul’un ihalesini yapmamız olmazsa olmaz hale geldi, işte son Boğaz’daki kaza bunun ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Daha bekleyemeyiz, bu ihalenin süratle yapılması lazım. Durmak yok... Tamam.
Evet, küresel ekonomide de kırılganlığa yol açacak ciddi herhangi bir gelişmenin haberini elhamdülillah almadık. Hiç endişe etmeyin, sağda-solda konuşulanlara da bakmayın, Türkiye emin adımlarla yoluna devam ediyor. Bizi döviz kuru-möviz kuru üzerinden terbiye edemezler, onlar kendi başlarının çaresine baksın, biz yolumuza kararlı bir şekilde devam ediyoruz.
Ve Başkentray Ankara’mıza, tüm Ankaralılara hayırlı olsun diyoruz, ya Allah, bismillah.
Gençler; önce şu 4 tane unsurumuzu, özelliğimizi unutmuyoruz değil mi, Rabia’mızı unutmuyoruz değil mi? Neydi onlar?
Tek millet… Çok daha gür, duymadım. Neydi onlar? Tek millet… Tek bayrak… Tek vatan… Tek devlet… Bunu Ankara duyar mı? Bayanlar gençler sizlerden daha gür sedayla sesleniyor.
Evet, bütün bunları başarabilmek için ne yapacağız? Bir olacağız… İri olacağız… Diri olacağız… Kardeş olacağız… Hep birlikte Türkiye olacağız… Tamam.
Birbirimizi Allah için seveceğiz, mal, mülk, makam, mevki değil, Allah için.
Ve şimdi Başkentray ne zamana kadar ücretsiz olsun?
BİR VATANDAŞ- Bir ay…
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Çok da insaflısın ya.
Değerli arkadaşlar; 23 Nisan milli bayram, 23 Nisan dahil ücretsiz hizmet verecek, tamam.
Şimdiden Recep, Şaban, Ramazan, inşallah tüm milletimiz için, İslam dünyası için hayırlara vesile olsun diyor, Rabbimden inşallah Ramazan Bayramına bizleri kavuşturmayı da hep beraber temenni edelim ve kurdelemizi de böyle keselim inşallah.
Bismillahirrahmanirrahim.