Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in DEIK Genel Kurulunda yaptigi konusma

 

… sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulumuz DEİK’in Genel Kurulunun ülkemiz, milletimiz, işadamlarımız ve siz değerli üyelerimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum.

Kuruluşundan bu yana DEİK’in faaliyetlerine katkıda bulunan tüm arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi sunuyorum.

Türk özel sektörüne dış ekonomik ilişkileri yürütmek imkanları araştırmak, ihracatı artırmak, bu hususlarda yardımcı olmak üzere kurulan Konseyimizin çalışmalarını yakından takip ediyorum.

Kurucu 101 kuruluşu, 135 ikili ekonomik konseyi, 5 sektörel iş konseyi, 2 özel amaçlı iş konseyiyle DEİK, gerçekten çok önemli hizmetlere imza atıyor. Biz de yurt dışında gittiğimiz her yerde işadamlarımızın DEİK çatısı altında gerçekleştirdikleri faaliyetlere tüm gücümüzle destek oluyoruz. Gerek kurumsal düzeyde, gerekse de şirket bazında bize bildirilen sorunların çözümü için muhataplarımız nezdinde her türlü gayreti gösteriyoruz. Ülkemizde işadamlarımızın meseleleriyle bu kadar yakından ilgilenen ve yurt dışı temaslarında kendilerini bu kadar önde tutan bilmiyorum bundan önce böyle bir cumhurbaşkanı oldu mu olmadı mı, yaptığım tespitlere göre yok.

Üstelik işadamlarımız arasında asla ayrımcılık da yapmadık. Biz isimlerle, bu isimlerin meşrepleriyle, fikirleriyle, kökenleriyle, siyasi duruşlarıyla ilgilenmiyoruz, onların sadece Türk işadamı olması bizim için yeter sebeptir. Bizim için önemli olan, önümüze getirilen konunun ülkemiz için, milletimiz için, devletimiz için taşıdığı ehemmiyettir, gerisine teferruat gözüyle bakıyoruz.

İş dünyamızla yakın işbirliği halinde geçirdiğimiz 15 yılda kat ettiğimiz mesafe ortadadır. Buradaki her bir arkadaşımın yaptıkları işlerin hacmi şirketlerinin değeri 15 yıl öncesine göre onlarca kat artmıştır. Girişimcilerimiz ve yatırımcılarımız için dün ulaşılmaz gibi gözüken hedefler, hamdolsun bugün sadece zaman ve planlama meselesi haline dönüşmüştür. Nitekim, ihracatımızın 36 milyar dolardan 160 milyar dolara çıkmasını bu gelişmenin, bu özgüvenin neticesi olarak görüyorum. Ama bizim hedeflerimiz çok daha büyük, Türkiye’yi 1 trilyon dolar dış ticaret, 2 trilyon dolar milli gelir düzeyine çıkartma hedefimiz var. Bu konuda iş dünyamızla, eskilerin dediği gibi kavilleştik, inşallah durmadan, yorulmadan, bıkmadan çalışacak ve 2023 hedeflerimize ulaşacağız.

Değerli arkadaşlar; Türkiye tarihinin her döneminde cazibe odağı olmuş, önemini hiç yitirmemiş, öyle bir coğrafyanın tam kalbinde yer almıştır, yer alıyor. Sadece Avrupa ile Asya ve Afrika kıtalarını değil, aynı zamanda farklı medeniyetleri, farklı kültürleri ve elbette farklı ekonomileri de birleştiren bir konumda bulunuyoruz. Bu bakımdan ülkemizin ekonomik potansiyeli sadece kendi pazarımızla sınırlı değildir, Türkiye merkezli bir ticari girişim, birkaç saatlik uçuşla 30 trilyon dolar milli gelire sahip, 1,6 milyar insana ulaşma imkanını elde edebiliyor. Böyle bir ülkede yatırım yapmak kadar cazip bir şey olabilir mi?

Nitekim, sadece 2006 yılından 2017 yılı sonuna kadar Türkiye’ye 180 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım gelmiştir. Ama bu da bize yetmiyor, çünkü hedeflerimiz büyük. Yatırımları daha çok artırmamız gerekiyor, kendi kaynaklarımızı sonuna kadar kullanacak, bunun yanında uluslararası yatırımcıları da ülkemize daha çok çekeceğiz.

Bu yönde geçtiğimiz haftalarda bildiğiniz gibi çok önemli bir adım attık, proje bazlı teşvik sistemimizi yatırım bedeli 135 milyar lira olan 23 projeyle balattık. İhracatımızda 6.3 milyar dolarlık artış, ithalatımızda 12.3 milyar dolarlık azalışa yol açmasını beklediğimiz bu yatırımlar sayesinde, 34 bini doğrudan, 134 bini de dolaylı istihdam artışı sağlayacağız.

Biliyorsunuz 2023 hedeflerimize ulaşmak için Türkiye’nin mevcut büyüklüğünü yaklaşık 2 kat daha artırmamız gerekiyor. Türkiye’nin bu hedefine ulaşabilmesi için aşması gereken teknik ve psikolojik birtakım engeller var. Yurt içinde ve yurt dışında ekonomimizle ilgili değerlendirme yapan kimi çevrelerin önümüze çıkardığı soru işaretlerini etkisiz hale getirmenin yolu, teknoloji ve sermaye konusunda yeni yaklaşımlar geliştirmekten geçiyor. Yüksek teknoloji yatırımları bunların başında geliyor. Bu yatırımlar aynı zamanda yüksek teknolojiye dayalı ürünlerin ithalatını azaltarak, cari açığımızın iyileşmesine de önemli katkı sağlayacaktır. Akkuyu Nükleer Güç Santralinden yenilenebilir enerji kaynaklarına, yerli otomobilden savunma sanayine kadar pek çok alanda başlattığımız hamlelerin gerisinde işte bu anlayış vardır.

Yüksek teknoloji yatırımlarının çok büyük sermaye, çok ciddi kapasite ve bunlarla birlikte yeni ihraçta bağlantıları kurmak demek olduğunu elbette biliyoruz. Proje bazlı yatırım teşvik sistemini bu ihtiyacı karşılamak üzere geliştirdik. Özellikle 100 milyon doları aşan büyük projeler için uygulayacağımız bu teşvik sistemiyle yatırımcılara gerçekten cazip imkanlar sağlıyoruz. Gümrük vergisi muafiyetinden makine, teçhizat ve inşaat harcamalarının KDV istisnasına, Kurumlar Vergisi indirimlerine, personel desteğine, finansman katkısına, hatta kamu arazilerinin ücretsiz devrine kadar gerçekten çok önemli teşviklerle yatırımcıların karşısına çıkıyoruz.

Sizler aracılığıyla tüm girişimcilerimizi, tüm uluslararası yatırımcıları bu teşviklerden faydalanmak üzere Ekonomi Bakanlığımızla temasa geçmeye davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar; Türkiye, hem siyasette, hem de ekonomide kendisine bir adım yaklaşana bırakınız 3-5 adımı, adeta koşarak giden bir ülkedir. Bugüne kadar ülkemizle yol yürüyüp de bundan pişman olan kimse yoktur. Özellikle yatırımcıların memnuniyetini gittiğimiz her yerde bizzat kendilerinden dinliyor ve görüyoruz. Buna karşılık, son günlerde birileri ısrarla Türkiye’deki kimi firmaların ve işadamlarının varlıklarını yurt dışına çıkardığı yönünde tezviratlar üretiyor.

Biz bugüne kadar hep ülkemizde yapılan yatırımlar kadar, kendi işadamlarımızın yurt dışında gerçekleştirdiği yatırımlarla da iftihar ettik. Bugün yurt dışında yaklaşık 233 milyar dolar varlığı olan bir ülke durumundayız. Afrika’dan Balkanlar’a kadar gittiğimiz her yerde işadamlarımızın yatırımlarını izliyor, destekliyor, teşvik ediyoruz. Küresel düzeyde iş yapan, bunun için dünyanın dört bir yanında yatırıma girişen ticari markalarımızın her birine bayrak taşıyıcı kurulularımız gözüyle bakıyoruz. Ekonomik büyüklüğümüz arttıkça, küresel düzeydeki yatırım trafiğimiz de elbette hızlanacaktır, bu konuda en küçük bir sorun yoktur.

Ancak, her kim işini, ticaretini, yatırımlarını büyütmek, geliştirmek, yaygınlaştırmak için değil de, para kaçırmak için böyle bir yola tevessül ediyorsa, kimse kusura bakmasın, onu da affetmeyiz. Sadece bizim değil, 81 milyon vatandaşımızın eli böyle bir yola tevessül edenlerin hem bu dünyada, hem de öteki dünyada yakasında olacaktır. Bu ülkenin ve milletin imkanlarıyla büyüyüp gelişen herkese yakışan, kazancını da aynı yolda kullanmaktır. Bir kez daha söylüyorum, bu sözlerim yurt dışında yatırım yapanlara değil, yurt dışına varlık kaçıranlar varsa onlaradır. Böyle bir davranışın hiçbir makul, geçerli izahı olamaz, çünkü Türkiye’de hiç kimsenin çözülemeyecek bir sorunu yoktur.

Cumhurbaşkanı olarak şahsen muttali olduğum her meselede kimliğine bakmaksızın işadamlarımızın önünü açmanın hep gayreti içinde bulundum. Başbakanımız zaten iş dünyasıyla çok yakın ilişkileri olan bir arkadaşımız, Ekonomi Bakanımız bizzat iş dünyasının içinden gelen bir arkadaşımız, aynı şekilde diğer bakan ve bürokrat arkadaşlarımız daima iş dünyamıza destek olmayı şiar edinmiş bir kadrodur. Yatırım Destek Ajansını sadece bunun için Başbakanlığım döneminde kurduk. Eğer bir şikayet varsa, Yatırım Destek Ajansı vasıtasıyla da bunların direkt bana ulaşması mümkündür. Sistemde eksiklikler, aksaklıklar, hatta yanlışlar elbette olabilir. Önemli olan, bu tür sıkıntıların doğru kanallar üzerinden muhataplarına iletilmesidir. Şayet buna rağmen netice alamayan arkadaşlarımız varsa, işte ben buradayım.

Çok toplantılara katılıyorum, illa makamda olması şart değil, katıldığım toplantılarda dahi bu tür şikayeti olanlar şurada kapıda ayakta beni yakalasalar, orada bile kendilerini dinler, gereğini yaparız. Herhalde Türkiye’nin en kolay, en rahat ulaşılabilir cumhurbaşkanı Türkiye Cumhurbaşkanlığı tarihinde ben oldum.  Çünkü hemen her gün farklı kesimlerin kamuya açık programlarına katılıyor, bu vesileyle çok sayıda kişiyle görüşme, konuşma imkanı buluyorum.

DEİK ve çeşitli işadamları derneklerimiz başta olmak üzere, iş dünyamızın temsilcisi durumundaki kuruluşlarla da sık sık biraraya geliyorum. Sektörel bazda daha dar kapsamlı görüşmeleri de ihmal etmiyorum. Daha geçen gün TÜRSAB çatısı altında temsil edilen turizmcilerimiz geldiler, kendileriyle oldukça verimli bir görüşme yaptık. Hülasaten bu ülkede işadamlarımızın dertlerini cumhurbaşkanı düzeyine kadar her kademede anlatma, çözüm arama imkanları var. Tabi bizim işimiz yanlışlara siper olmak değil, doğru yapılan işleri desteklemektir. Eğer desteklemiyorsam bu vatanıma da, milletime de ihanettir, bunu yapamam. Doğru iş için destek isteyen herkesin sonuna kadar yanında oldum ve olmaya da devam edeceğim. Bütün bunlara rağmen ülkesini ve devletini karalayarak yurt dışına gidenler çıkabiliyorsa, orada başka problem var demektir.

Değerli arkadaşlar; iş yapmak, para kazanmak, tesis ve imkan sahibi olmak, belli bir noktaya kadar kişisel ihtiyaçlar içindir. Bu aşama geçildikten sonra atılan her adımın ise ülkeye ve millete karşı sorumluluk boyutu vardır. Sadece kazanmak, daha çok kazanmak, daha da çok kazanmak gibi bir fasit dairenin içine giren işadamı, işte bu sorumluluğunun fakında değil demektir.

Yanlış anlaşılmasın ama, burada mesele kazanmak değil, kazanılan parayla ne yapıldığıdır, bunun üzerinde durmamız lazım. Ülkenin yatırıma ihtiyacı olduğu bir dönemde işadamı parasını yastık edip üstünde uyumayı veya bu anlama gelecek alanlara yönelmeyi tercih ediyorsa, sorumluluklarının farkında olup-olmadığını öncelikle bir düşünmesi lazım. Hele hele parasını alıp yurt dışına gidene zaten diyecek bir sözümüz kalmıyor. Dünyanın hangi büyük ekonomisini incelerseniz inceleyin, geresinde en kritik dönemde ülkesinde en doğru alanlarda yatırım yapan insanların hikayelerini görürsünüz. Bugün hepsi dünya çapında yıldız olan otomotiv, elektronik, beyaz eşya, gıda, tekstil, finans, petrokimya, medya, metal, turizm markalarının her biri hep böyle dönemde ülkesine ve milletine katkıda bulunmak idealiyle yola çıkan girişimciler tarafından kuruluştur.

Ben hep söyledim, söylüyorum, örneğin otomotiv sanayinde Türkiye’nin bugüne kadar yerli ve milli otomobilini üretememesi, kusura bakmayın, girişimcilerimizin bu noktadaki hassasiyetinin ne noktada olduğunu çok açık, net göstermektedir. İnşallah şimdi artık imza safhasına geldik, arkadaşlarımız imzalarını atacak ve süratle de ortak şirket kurularak yola çıkılacaktır; hayırlı olur inşallah.

Ülkemiz tarihinde de bir yanda fırsatları değerlendirip işini büyütmüş girişimcilerimiz varken, bir yanda da maalesef önü kesilmiş, cesareti kırılmış girişimcilerimizin hikayeleri de mevcuttur. Biz tarihimizden ibret almayı, yönetim anlayışımızın merkezine oturtmuş bir siyasi kadroyuz. Bunları gördükten sonra, hiçbir işadamımıza art niyetli yaklaşmamız söz konusu olamaz. Ülkemizin içinden geçtiği sürecin nezaketi tabi ki bizi çok dikkatli hareket etmeye mecbur bırakıyor. Son 4-5 yılda yaşadığımız hadiselerden sonra, herhalde kimse bu dikkatli hareket tarzını bize çok görmez.

Bununla birlikte, iş dünyasına bakışımızdaki temel mantığı, yani ön açma, destek olma anlayışını asla kaybetmedik ve kesinlikle de kaybetmeyeceğiz. Zaman zaman kulağımıza birilerinin olağanüstü hal uygulamasını bahane ederek iş dünyasını yatırım şevkini kırmaya çalıştığı yönünde şikayetler geliyor.

Buradaki arkadaşlarımız başta olmak üzere, tüm iş dünyamıza sesleniyorum; Allah aşkına, olağanüstü halin terörle mücadele dışında kullanılması bugüne kadar kesinlikle olmuş mudur? (Alkışlar)

Değerli arkadaşlar; 15 yıl önce biz geldiğimiz Türkiye’de olağanüstü hal vardı. Şöyle 20 yıl öncesine doğru gidin, grevlerin olduğu sanayideki o günleri hatırlıyor muyuz? Acaba bu kadar grev niye oluyordu? Ve bu grevler karşısında Türk sanayinin ne konuma geldiğini herhalde hatırlıyoruz. Ama o günden bugüne eğer bu olağanüstü hal olmamış olsaydı, bak işte burada kısa bir süre önce Bursa’da bu tür yollara tevessül etmek isteyenler oldu. Biz nereden istifade ettik, olağanüstü halden. Ve biz oradaki yatırımcılarımızın önüne kesmek isteyenlere neyle müdahale ettik? Olağanüstü halle, anında hemen oradaki grevi-mirevi durdurduk.

Arkadaşlar; bakın bu terörle mücadele için kullanılmış bir yoldur, bu bizim girişimcilerimiz, işadamlarımız için kullanılmış bir yol değil ki. Ama bizim karşımıza hele hele işadamlarımız çıkıp da dernekleriyle vesaire, olağanüstü hal kalkması gerekir diyorsa bu bizi üzer. Türkiye’deki olağanüstü hal demokrasi mücadelesini mi engelliyor? Hak ve özgürlükleri mi engelliyor? Sadece PKK’yı, DEAŞ’ı ve bunun yanında FETÖ gibi terör örgütlerini engelliyor, başka bir şey değil. Ve biz bu mücadelemizi 7’nci kez değil, 8 gerekiyorsa 8, 9 gerekiyorsa 9, 10 gerekiyorsa 10, ülkemizin huzuru için bunu yapmaya devam edeceğiz, çünkü ülkemizin huzuru için buna ihtiyacımız var.

Nerede ve ne sebeple olursa olsun her kim işadamlarımızı bu tür bahanelerle sıkıştırıyor, tehdit ediyor, yönlendiriyorsa, lütfen en yakınındaki yetkiliden başlamak üzere, gerekiyorsa şahsıma kadar bu durumu bildirsin. Kim yapıyor, haksız ve mesnetsiz yere böyle bir davranışın içine giren hiç kimsenin adı, sanı, unvanı ne olursa olsun, kusura bakmasınlar, gözünün yaşına bakmayız, çünkü biz bundan çok ders aldık. Bu ülke bunun bedelini çok ağır ödedi, hala biz bu bedelleri ödemek istemiyoruz. Türkiye bir hukuk devletidir, hukukun dışında iş yapmaya kalkan veya elindeki yetkileri ve sahip olduğu ilişkileri kumpas kurmak için kullananlardan hesap sormak, bu ülkenin yöneticileri olarak bizlerin boynunun borcudur. Bizim bu rakamlarda bulunmamızın bir sebebi de, ülkemizi ve milletimizi işte bu tür alçaklardan, bu tür tefecilerden korumaktır. Geçmişte FETÖ bu yöntemi kullanarak çok kişinin başını yaktı, aynı yanlışın tekrarlanmasına kesinlikle müsaade edemeyiz. Şayet böyle bir gafletin içine düşersek, tarih de, milletimiz de bizi affetmez.

Bu konudaki hassasiyetimi işte burada sizlerle en samimi şekilde paylaşıyorum, yeter ki sizler gönül huzuru içinde yatırımlarınızı yapın, çarkları çevirin, istihdamı artırın, ihracatı yükseltin, biz ilgili arkadaşlarımızla birlikte üzerimize düşenleri yaparız.

Değerli arkadaşlar; biliyorsunuz 24 Haziran tarihinde bir erken seçime gidiyoruz, aslında 19 Kasım erken seçim tarihimizdi. Şimdi ise buna gitmek, benim için eğer koltuk hırsı olsaydı burada bayağı kalacaktık, yani 17-18 ay daha bu makamda kalma imkanımız vardı. Fakat bakıyorum ki, Ana Muhalefet ısrarla hodri meydan diyor, ikide bir hodri meydan diyor. Ve bu arada da bildiğiniz gibi Sayın Bahçeli’nin açıklamasından sonra arkadaşlarımı topladım, kendileriyle değerlendirmeyi yaptım, tabi arkadaşlarımın kanaatini de aldıktan sonra dedik ki, biz artık bu adımı atalım. Madem Ana Muhalefet hodri meydan diyor, bizim de ona söyleyeceğimiz tek şey var, buyur meydan. Ve arkadaşlarımla değerlendirmelerimizi yaptık, yaptıktan sonra biz de kararımızı bu noktada verdik. Zaten Sayın Bahçeli’yle ertesi gün bir görüşmemiz olacaktı ve bu vesileyle bu görüşmeyi de yapma fırsatını yakaladık. Ve bu görüşmemizde 24 Haziran’ın gerek yaz mevsimi, gerek okulların tatile girmesi, gerek bayram ertesi, bütün bu şartları da göz önünde bulundurarak 24 Haziran bu konuda en uygun tarih olacağını orada birlikte kararlaştırdık ve ardından da kamuoyuna bir basın toplantısıyla 24 Haziran’da seçimi yapacağımızı açıkladık.

Tabi seçim sözü bir defa ağızlardan çıktıktan sonra artık bunun önünü almak gerçekten zor. Ve şimdi uyum yasalarıyla ilgili gerek görevlendirdiğim arkadaşlar, gerek Sayın Bahçeli’nin görevlendirdiği arkadaşlar müşterek çalışmaları yürütüyorlar.

MHP Genel Başkanının bu teklifi tabi ki bizim için de önemliydi ve şu anda da oluşan, temeli atılan cumhur ittifakının bir yerde yol haritasının hassas bir şekilde çalışması anlamına geliyordu, yoksa 1,5 yıllık bir Cumhurbaşkanlığı ve Hükümet süremiz var. Ama bakın biz o kadar bu işte koltuğa hevesli de değiliz; niye? Millet var burada, gideriz millete, millet devam ederse devam ederiz, yok başka bir tercih düşünüyoruz derse eyvallah, ona da saygı duyarız.

Ama burada bir şey var, seçimin ardından devreye girecek yeni yönetim sistemimizle önümüzdeki sorunları çok daha hızlı ve kararlı bir şekilde çözme imkanına kavuşacağımızdan şüpheniz olmasın. Şu anda sizleri rahatsız eden pek çok husus seçimin ardından yeni yönetim mimarimizi hayata geçirmemizle kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Yürütmenin tüm yetkilerinin cumhurbaşkanına geçecek olması, bize mevcut sistemde çok dağınık ve açıkçası verimsiz bir şekilde yürütülen işleri derli-toplu ve etkin şekilde gerçekleştirme fırsatı sağlayacaktır. Seçimlerin ardından inşallah sizlerle çeşitli vesilelerle biraraya gelmeye devam edecek, sorunları ve çözüm yollarını konuşacak, ardından da mutabık kaldığımız hususları hemen kolları sıvayıp hayata geçireceğiz.

Tabi burada inşallah belli sayıda kabineden bir oluşacak inşallah hükümet, biliyorsunuz Parlamentodan değil; çünkü Parlamentodan gelirse ne olacak? Parlamento üyeliğinden istifade edecek. Dışarıdan bu kabineye üyeler almamız mümkün olacak. Tabi burada iş dünyamızın içindeki pehlivanları da göreceğiz bakalım, hadi gel sen bu kabinede görev al dediğimiz zaman, bakalım görev alabilecekler mi, bunları da göreceğiz. Olur ya, ben burada çok kazanıyorum, ben oraya gelemem filan diyenler de çıkabilir, bakacağız. Çünkü iş hayatının içerisinde olan arkadaşlardan böyle bir kabinede istifade etmeyi, milletimiz bize tekrar yürü derse memnuniyetle bizler istifade etmeyi de görev telakki ederiz.

Bugün Türkiye her alanda 20 yıl öncesinin Türkiye’siyle mukayese kabul edilemeyecek bir yerdir. Her ne kadar özellikle gençlerimize eski Türkiye’yi anlatmakta zorlanıyorsak da, orta yaş ve üzeri kuşak bu sözümün anlamını çok iyi takdir edecektir. İnşallah yarının Türkiye’si de bugünden çok daha ileri bir noktada olacaktır.

Bugünlere siz değerli girişimcilerimizle, işadamlarımızla birlikte geldik, bundan sonra da yine işadamlarımızla birlikte yolumuza devam edeceğiz. Ülkemizin gelişmesine, büyümesine, milletimizin refahına yaptığınız katkılar için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.

İnşallah bu akşam NTV ortak yayınında etraflıca zaten 24 Haziran seçimleriyle ilgili konuları ele alacağız, değerlendireceğiz, saat 20:00’de inşallah o programımız da başlayacak ve bir yerde bu start, bununla mesajlarımızı vereceğiz.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulumuz DEİK’in Genel Kurulunun bir kez daha sizler ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.