Cumhurbaskani Erdogan’in Elektrik Santralleri Toplu Açilis Töreni’nde yaptigi konusmasinin tam metni
Sayın bakanlar, Enerji Bakanlığımızın kıymetli mensupları, saygıdeğer sektör temsilcileri, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne, bu gazi mekana hoş geldiniz.
Toplu açılış törenini icra ettiğimiz elektrik santrallerinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu projelerin ülkemize kazandırılmasında emeği geçen Sayın Bakan ve ekibiyle, yatırımcılarımız başta olmak üzere herkesi tebrik ediyorum.
Değerli misafirler; bugün burada 2017 senesinde kamu ve özel sektörümüzün inşa ettiği tesislerin toplu açılış törenini gerçekleştiriyoruz. Bu törenle yıl bitmeden, az önce değerli Bakanımız rakamları verdi, atalarımızın güzel bir ifadesi vardır, et tekraru et tekraru ahsen velev kane yüz seksen diye, ne kadar tekrar edersek o kadar gerçekten faziletlidir ve o kadar da iyi anlaşılır. 6 bin 90 megavat gücünde bin 583 tesisi resmen ülkemize kazandırmış oluyoruz. Bu tesislerin kurulu güç bakımından yaklaşık yüzde 78’lik kısmı lisanslı ve yüzde 22’lik kısmı ise kendi tüketimini karşılamaya yönelik olarak hayata geçirilen lisanssız elektrik santrallerinden oluşuyor. İnşallah yılsonuna kadar yaklaşık bin 191 adet toplam 2 bin 132 megavatlık elektrik üretim tesisini daha devreye alacağız. Bu santrallerin de hizmete girmesiyle sadece 2017 yılı içinde toplam 2 bin 774 adet ve 8 bin 222 megavatlık tesis ülkemize kazandırılmış olacak. Böylece 1 yılda devreye giren üretim santralleri açısından yeni bir rekora imza atıyoruz. Enerji, özellikle elektrik enerjisi alanındaki yatırımlarımıza inşallah bundan sonra da hız kesmeden devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlar; sizlerin de çok iyi bildiği gibi ülkelerin büyüme oranlarıyla enerji tüketimleri arasında, hatta hatta refah düzeyleriyle enerji tüketimleri arasında doğrudan bir ilişki vardır. Elektrik enerjisi tüketimi ne kadar fazlaysa o ülkenin refah düzeyi de o kadar yüksektir.
Türkiye son 15 senedir yılda ortalama yüzde 5.7 oranında bir büyüme kaydetti, bu da ülkemizin enerji talebini hızlı bir şekilde artırmıştır. 2002 yılında 132,3 milyar kilovat saat olan elektrik enerjisi tüketimimiz 2016 senesinde 278,3 milyar kilovat saate ulaştı. Sadece elektrik enerjisinde tüketim miktarımız iki kattan fazla yükseldi. Artan bu talebi karşılamak için son 15 yılda birçok yatırımı hayata geçirdik. Bir taraftan enerji altyapımızı yenilerken, diğer taraftan da yeni yatırımlarla toplam kurulu gücümüzü 32 bin megavattan 83 bin megavata çıkardık. Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminde yüzde 31’lik bir artış sağladık. Yerli kömürün elektrik üretimindeki payını ise yüzde 16’ya yükselttik. Elektrik üretiminde 10 bin 550 megavat olan yerli kömürün kurulu gücüne yakında 5 bin megavat daha ilave kapasite ekleyeceğiz.
Sadece ülkemizde değil bütün dünyada elektrik üretiminde kömür kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Az önce değerli Bakanım da ifade etti, birileri de bize tabii çok farklı bir şekilde akıllar veriyor. İçeriden akıl veren var, dışarıdan akıl veren var. Son yılların yükselen ekonomileri olan Çin ve Hindistan bu başarılarını önemli oranda elektrik üretiminde kömür kullanmaya, yani kendi kaynaklarını değerlendirmeye borçludurlar. Aynı şekilde Polonya yüzde 84, Almanya yüzde 42, İngiltere yüzde 39 ve Danimarka yüzde 34 oranında elektrik ihtiyacını kömürden karşılar. Avrupa’da halihazırda işletmede olan 682 kömür santraline ilaveten 30 yeni kömür santrali daha inşa ediliyor. Durum bu kadar açık bir şekilde ortadayken ülkemizde sayıları az, fakat sesleri çok çıkan belli kesimlerin enerji hamlelerimizi baltalamak için özel çaba harcadıklarını görüyoruz. Boşuna çaba harcamayın. Bu kervan gidiyor, böyle de gidecek. Çünkü bunların bu ülkede dikili taşları yok, bir dikili ağaçları yok, bu alanlarda attıkları en ufak bir adım yok. Bunlar sadece gelsinler işte bu tür gösteriydi, şuydu-buydu vesaire bu tür şeyleri yapıp kendilerine göre kendilerini tatmin etsinler. Biz bu ülkede karanlık bir köy görmek istemiyoruz. Bütün tesislerimizin makinelerinin takır takır çalıştığı bir Türkiye’yi yaşamak istiyoruz. Ve bütün kömür rezervlerimizi en batıdan en doğuya kullanmak durumundayız ve bunu da başaracağız. Onun için ben Enerji Bakanımıza, daha önce diğer bakanlarımıza da hep söyledim. İthal kömür kullananlar kusura bakmasınlar, dedim ki; arkadaşlar, kusura bakmayın, bak bizim cari açığımız fazla, eğer biz bu cari açığı indirmek istiyorsak bu kendi yerli kömür rezervimizi hayata geçirmek durumundayız. Bunu hayata geçirdiğimiz anda cari açığımızı da ciddi miktarda ne yaparız? Onu da azaltırız. Sağ olsunlar büyük oranda bu konuda mesafe aldık, almaya da devam ediyoruz. Birtakım marjinal örgütler Türkiye’nin farklı yerlerinde bu sabotaj girişimlerinin sancaktarlığını yapıyor. Milletimizin kafasında istifhamlar oluşturmaya çalışıyor. Bir dönem HES’lerin enerji ihtiyaçlarımızın karşılanması için değil bölücü terör örgütüyle mücadele için inşa edildiği yalanını ortaya attılar.
Değerli arkadaşlar, eğer hidroelektrik santraller bölücü örgütlerin hakikaten bu saldırılarında çok iyi bir engel teşkil ediyorsa, demek ki biz doğru yoldayız, o da öyle devam etsin. Çünkü hidroelektrik enerjide özellikle o barajlar bize çok farklı kazanımlar sağlıyor. İçme suyundan tut kullanıma, bütün onların yanında o barajların yapıldığı yerlerdeki çevre güzelliğine, bütün bunlara ciddi katkılar var. Ve bütün bunlarla beraber özellikle yine sulamada sağladığımız imkanlar, bunlar inkar edilemez gerçekler. Biz geldiğimiz zaman doğru dürüst zaten hidroelektrik santral de yoktu. Ama yoğun bir şekilde hidroelektrik santraller hamdolsun artmaya başladı, göletlerimiz artmaya başladı. Cumhuriyet tarihinin bunlar hep rekorlarıdır. Bütün bunlarla beraber, termik santrallerde yoğun bir hareketlenme başladı, öbür taraftan güneş enerjisinde, RES’lerde, rüzgar enerjisinde çok önemli adımlar atılmaya başlandı. Yani biz şu anda enerji dendiği zaman onun altyapısını oluşturan ne varsa, Türkiye artık bunları kullanır hale geldi.
Şimdi nükleere giriyoruz, tabi nükleer de birilerini rahatsız ediyor. Ya rahatsız olsanız da, olmasanız da biz nükleer enerjiyi de yapacağız. Çünkü derdimiz ne? Ya derdimiz paçalda biz bu enerjiyi kilovat saatte ne kadar daha ucuza halkımıza ulaştırırız, bunun derdi içindeyiz, bizim böyle derdimiz, ama bunların böyle bir derdi yok ki, böyle bir anlayışı da yok. Onun için biz onu da yapacağız. Bu safsatalarının tutmadığını görünce bunlar, ne yaptılar? Dümeni bu sefer çevreciliğe kırdılar. Ömürlerinde bunlar bir ağaç dikmemiş, bir fidana su vermemiş kişiler, birden başımıza ekoloji uzmanı kesildiler. Gezi olayları sırasında insanımızın canına kast eden, esnafın dükkanını yağmalayan, polisimize kurşun sıkan vandalları 3-5 ağaç için mücadele eden çevreci gençler diye pazarlamaya kalktılar. Baktılar bu etiket yurt dışındaki Türkiye düşmanı çevrelerde onlara prim kazandırıyor, işi terör örgütünün broşürüne çevirdikleri gazetelerinde eli kanlı teröristleri ekolojik kahramanlar olarak sunmaya kadar vardırdılar.
Aynı şekilde çukur eylemlerinde de bu kesimlerin benzer tavırlarına şahit olduk. Öyle ki, kim gerçekten samimi çevreci, kim bu işleri başka amaçlar için kullanan istismarcı, inanın ayırt edemez hale geldik. Eğer mesele gerçekten çevreyse, bu ülkenin orman varlığını yaklaşık 21 milyon hektardan 22,5 milyon hektara çıkartan bir iktidar partisinin lideri olarak, kimse kusura bakmasın, çevreci sıfatını ben bunlara bırakmam. İşte bu hassasiyetle gerçek manada çevreci olmayanları ifşa etmeyi de vazife bilirim.
Değerli kardeşlerim; ülkemizde bu tür istismarları yapanlar genellikle kendilerini sol ve sosyalist gibi sıfatlarla tanımlıyorlar. Kimileri liberal gibi görünseler de, hepsinin de yıldızını kazıyınca altından inanın bunlar çıkar. Halbuki Türk solunun tarlası, sözüm ona karşı oldukları emperyalistler tarafından çok önceden sürülmüştür. Bu gruplar tarihimizin önemli bir bölümünde Türkiye’nin büyümesini sabote etmenin, ülkemizi kaos ve çatışma ortamına sürüklemenin en kullanışlı araçları olmuştur. “Kahrolsun” dedikleri tüm güçlerin Türkiye karşıtı tüm çevrelerin bilerek ya da bilmeyerek taşeronluğunu yapmışlardır.
Dün darbecilere, vesayetçilere gönüllü hizmetkarlık edenler, bugün de Türkiye’nin enerji yatırımlarını baltalamak isteyenlere piyonluk yapıyor. Kimse aksini iddia etmesin, herkes kullanırken bu ülkede kömüre karşı çıkmak demek, Türkiye kendi kaynaklarını değerlendirmesin demek değil midir? Nükleer güç santrallerine karşı çıkmak, Türkiye enerjide dışa bağımlı olmaya devam etsin demek değil midir? Barajlara karşı çıkmak, her yıl milyarca dolarımızın dışarıya akıtılmasına aracılık etmek değil midir? İşte ben bu hafta sonu Doğu Karadeniz’de Artvin’deki tüm barajları tek tek gittim gezdim, gördüm. Ben dertliyim, arkadaşlarım dertli, yapacağız. Ne noktadayız, ne konumdayız, bunu göreceğiz. Ve hamdolsun, bütün o baralar yapılırken, bu barajlarla beraber yüzlerce, binlerce kilometre oralarda yollar yapılıyor. O dağların nasıl tünellerle aşıldığını, nasıl oraların yol haline getirildiğini şu anda işte içimizde bulunan müteahhit arkadaşlarım var, onlar bizzat yaşıyorlar. Ama onu yaşamayanlar o derdi bilmez, anlamaz. Ve bütün bunlarla beraber, işte bütün o dağların arasında şimdi barajlarımız var ve bütün bu barajlar hamdolsun ülkemin susuzluğunu gidermeye yarıyor.
Ülkemizin ekonomik bağımsızlığını savunan, böyle bir iddiası, hassasiyeti olan hiç kimsenin enerji yatırımlarına karşı çıkması mümkün değildir. Enerji politikalarımızda ve uygulamalarımızda eksik varsa, hata varsa, yanlış varsa bunları tartışmak başka bir şeydir, yapılan işlere külliyen karşı çıkıp engellemeye çalışmak bambaşka bir şeydir. Biz burada meselenin çevre olmadığını, ağaç olmadığını, ekolojik hassasiyet olmadığını çok iyi biliyoruz. Bunların derdi gerçekten çevre olsa, mesela Avrupa Birliği’nin 2024 ve sonrası için belirlediği emisyon kriterlerinin de altında bir teknolojiyle üretim yapacak olan Çayırhan Termik Santrali ihalesine karşı çıkmazlar, ama böyle bir dertleri yok. Ecdadımız ne diyor; “göz nereye bakarsa gönül oraya akar. Gönül nereye akarsa ayak oraya koşar”; olay bu. Bunların da gözleri husumete baktığı için gönülleri de kin ve nefrete akıyor.
Dostlarım; biz sadece enerjide değil, bugüne kadar ülkemiz ve milletimiz için hayata geçirdiğimiz tüm kritik projelerde hırsları akıllarının önüne geçmiş bu çevrelerin saldırılarına hep muhatap olduk, çünkü başarının çekemeyeni çok olur, meyve veren ağaç da taşlanır. Milletimiz de bunların karakterini artık çok iyi bildiği için, yaptıkları tezviratlara itibar etmiyor.
Biz büyük ve güçlü Türkiye yolunda yürümeye devam edeceğiz. Hedeflerimize ulaşmak için daha çok çalışacak, daha çok yatırım yapacak, daha çok üretecek, daha çok istihdam sağlayacak, daha çok ihraç edecek, velhasıl daha büyük adımlar atacağız. Sürdürülebilir büyümeyi temin için enerjide dışa bağımlılığımızı en aza indirmemiz, bunun için de yerli kaynakları daha fazla kullanmamız gerektiği açıktır. Allah’ın bize bir emaneti olan tabiata saygı duymadan sürdürülebilir büyümeden zaten söz edemeyiz. Biz bu ikisini birlikte yapacak anlayışa ve imkana sahip olduğumuza inanıyoruz. Yerli kaynakları harekete geçirme kararı aldığımızda, açıkçası bu derece başarılı bir ivme yakalayacağımızı ummuyorduk, ama hamdolsun çok iyi gidiyoruz. Mesela daha önce güneş enerjisindeki rakam 19 doların üzerindeydi, son ihalede güneşte kilovat saat başına 6,99 dolar fiyat verildi; bak nereden nereye. Aynı şekilde rüzgarda verilen 3,48 dolarlık teklif de yine bir rekordur.
Türkiye bugün yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminde yüzde 32’lik payla Fransa, Almanya, Belçika, Avusturalya, Güney Kore, Hindistan, Çin, Rusya ve Japonya gibi ülkelerin de önüne geçti. Yerli kaynakları harekete geçirme modeliyle sadece enerji maliyetlerini düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda enerji teknolojilerinin yerelleşmesi anlamında da ciddi bir devrime imza atıyoruz. Türkiye bu alanda teknoloji ihraç eden bir ülke konumuna gelme yolunda ilerliyor.
Önümüzdeki 10 yıl içerisinde 10 bin megavat güneş ve 10 bin megavat rüzgar enerjisini devreye almak istiyoruz. Buna hazır olan girişimcilerimizin şu anda aramızda olduğunu görüyorum, bundan dolayı da mutluyum. Bakanlığımızın yerli kömüre daha fazla teşvik sağlanması konusunda çalıştığını da biliyorum. Bu hususta önümüzdeki yılın ilk aylarında inşallah bir müjde açıklanacak, milli enerji ve maden politikası Türkiye’nin gelecek yıllardaki hedeflerine ulaşmasında önemli bir itici güç olacaktır.
Bizim temel meselemiz, siyasi, mali, ekonomik, diplomatik, adli, askeri, kültürel, her alanda milli ve yerli bir altyapıya sahip olmaktır. İnşallah bunu hep birlikte gerçekleştireceğimize inanıyorum. Bunun için yatırımcılarımızdan yeni projelerin haberlerini bekliyorum.
Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, açılışını yaptığımız elektrik enerji santralinin ülkemize kazandırılmasında emeği geçenlere bir kez daha teşekkür ediyorum, sizlere de sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.
Kalın sağlıcakla.