Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Fatih 6. Olagan Ilçe Kongresinde yaptigi konusma

 

Fatih’te AK Parti bayrağını dalgalandıran kıymetli yol ve dava arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Buradan Fatih’in tüm mahallelerindeki vatandaşlarıma selamlarımı yolluyorum.

Kuruluşundan bugüne kadar AK Parti Fatih Teşkilatımızda görev yapmış tüm kardeşlerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal etmiş olanlara Rabbimden rahmet niyaz ediyorum.

Kardeşlerim; dışarıda salonun beş misli bir katılım vardı. Onun için bugün Fatih bir başka, heyecan başka, coşku başka. Fevzipaşa Caddesinde bir dükkâna uğradım, oradan şöyle bir kahve içelim dedim, 40 yıl hatırı var ya, oraya uğradık, tam orada kahvemizi içerken maşallah dışarıda bir miting hazırlığı olmuş, ondan sonra bir selamlama yaptık ve oradan buraya geldik. Maşallah Fatih Belediyemizin de güzel bir senfoni orkestrası var. Onları bir dinledik, baktım Tuna Nehri’ni söylüyorlar, evet Tuna Nehri akacak inşallah, akacak. Ama buna hazır olmamız lazım. Buna hazır mıyız, mesele o. Ve bu coşkuyu, bu heyecanı 2019’a taşımamız lazım.

Kardeşlerim, eğer bu coşku, bu heyecan 2019’a bu şekilde taşınırsa inanın yerel seçimlerde de, hükümet sistemi-cumhurbaşkanlığı seçiminde de bambaşka bir neticeyle sandıklardan çıkarız. Şu ana kadar gittiğim her ilde, ilçelerde Allah’a hamdolsun bunu görüyorum, ama bunu devam ettirmemiz lazım. Yani sadece kongreyi yaptığımız gün olursa olmaz, bunun devamı lazım, kalıcılığı lazım. Bunu kim yapacak? Teşkilat teşkilat teşkilat. İşte ben karşımda şu anda bu teşkilatı görüyorum.

Bir siyasi hareketin, bir davanın eğer onu omuzlarında yüklenmiş teşkilatı varsa o neticeye ulaşır. Bütün mesele, böyle bir davayı yüklenmiş kadronun olmasıdır, teşkilatın olmasıdır. Ben karşımda bu teşkilatı görüyorum, ama yorulmak yok, tamam?

Kardeşlerim, işte biliyorsunuz son günlerde rejimin kimyasal silahla yaptığı bir saldırının ardından Amerika ve Rusya’nın başını çektiği bir restleşmeye şahit olduk. Bu sabah erken saatlerde Amerika, İngiltere ve Fransa tarafından füze ve uçaklarla rejim hedeflerine yönelik sınırlı olduğu açıklanan bir operasyon yapıldı. Onun için bu gece de uykusuz geçti zaten, hep bunu takip ettik. Rejimin daha önce de çeşitli defalar yaptığı bu tür saldırıların cevapsız bırakılması elbette düşünülemezdi. Bu bakımdan yapılan operasyonu doğru buluyoruz. Niye? O kimyasal silahlarla o yavruların düştüğü durumu herhalde tasvip etmemiz mümkün değil. Kimse bunun faili, bunun bedelini ödemesi lazım. Böylece rejim, son günlerde tırmandırdığı muhaliflere yönelik insanlık dışı, hak-hukuk tanımaz saldırılarının cevapsız kalmayacağını görmüş oldu.

Ancak kimyasal saldırıya gösterilen bu hassasiyetin, rejimin konvansiyonel silahlarla katlettiği yüzbinlerce masum Suriyeli için de sergilenmesi gerektiğine inanıyoruz. Olay sadece kimyasal değil. Kimyasallarla şehit edilenlerin sayısı bir miktar, ama konvansiyonel silahlarla bunların kat be kat fazlası insan şehit edildi.

Evvela 2011 yılında Dera’da başlayan hadiselerden beri katledilen yüzbinlerce masum çocuğun, kadının, sivilin hesabı sorulurdu, sormadılar. Maalesef Suriye’de oynanan oyun başkadır. Suriye’de yapılan iş, önce rejimin zulmüne sessiz kalmaz, ardından bir terör örgütünün el altından destekleyip sahaya sürülmesi, sonra da başka bir terör örgütüyle asıl projeyi hayata geçirmektir. Bunları kimse görmezden gelemez, ama biz bunları hep konuştuk, hep söyledik. Biz bu oyunu çoktan çözdük. Biz eğer hedef DEAŞ ise, biz DEAŞ’la zaten savaşıyoruz ya. Biz DEAŞ’a karşı mücadelemizi verdik, nerede? Fırat Kalkanı Harekâtında 3 bin DEAŞ’lıyı biz oralardan etkisiz hale getirerek attık. Maşallah maşallah. Münbiç’e gitme kararını verdiğimiz an önce ben, ardımdan da siz, beraber.

Suriye’de gerçekten ülke halkının güvenliği, huzuru, geleceği, hakları için bir adım atılacaksa, önce hem rejime, hem de DEAŞ’ından PYD’sine tüm terör örgütlerine karşı aynı ilkeli tavrın ortaya konması gerekir. Suriye halkı rejimin zulmüyle terör örgütleri arasında tercih yapmak zorunda bırakılmamalıdır. Türkiye olarak Suriye topraklarını tüm terör örgütlerinden temizleyerek güvenli ve yaşanabilir yerler haline getirmek istiyoruz; Türkiye’nin gayesi budur. Bunun için mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Sınırları içinde 7 yıldır 3,5 milyon Suriyeliyi misafir eden bir ülke olarak Suriye meselesine hakiki bir çözüm bulunmasını en çok biz isteriz. İşte ben şimdi Fatih’te girdiğim o kahveyi içtiğimiz yerde, ismini vermeyeyim propaganda olur, orada ders çalışan Suriyeli dersleri gördüm. Baktım hepsi ders çalışıyor, ama şakır şakır da Türkçe konuşuyorlar. Mutlu oldum, sevindim. Niye? Elhamdülillah, biz ensarız, onlar muhacir. Ve bu muhacir kardeşlerimiz şu anda Türkiye’de üniversite okuyorlar, Türkçeyi de gayet iyi. Ama bir tanesini gördüm ki o çok daha ilginçti, baktım ki hoca matematik dersi veriyor, kime? Yine Suriyeli bir kızımıza.

Şimdi bütün bunlarla beraber bir şeyi iyi kavramamız lazım; biz ensar olan bir toplumdan yıllar yılı Mekke’nin fethine hazırlanmış bir Peygamberi gördük; kolay bir şey değil. Ve Sevgililer Sevgilisi Peygamberimiz işte bir muhacir olarak Medine’ye, ama Medine’den de evet Mekke’ye dönüşü manidardır. O muhacir Sevgili Peygamberimiz ensarın içerisinden döndü ve Mekke’nin fethini evvel Allah kavgasız gürültüsüz bitirdi.

Şimdi birileri anlamıyor bu işi, bilmiyor, Bay Kemal bu işlerden anlamaz. Ama Bay Kemal galiba bugün Hatay’a gidiyor herhalde, değil mi, öyle bir durum var, öyle bir haber aldım, hayırlı yolculuklar. Biz dalga geçmeyiz, yeter ki gitsin ve takdir de ederiz. Yanına hangi sanatçıyı almış ona da bakmayız, yeter ki gitsinler, yeter ki teröristleri yanına almasın; mesele bu.

Şimdi adalet yürüyüşü, adalet kavramı çok güzel bir kavram. Ama adalet yürüyüşü yapayım derken yanına sen teröristleri alırsak, kusura bakma onun adı adalet olmaz, onun adı atalet olur; bunu birbirine karıştırmayacağız.

Ve şimdi biz yolculuğumuzu farklı yapıyoruz. Türkiye’nin Suriye’deki varlığı ile kendi projelerini bir tutanlar, her şeyden önce Suriye halkına haksızlık yaparlar. Suriye’de etkinlik yürüten unsurlar içinde kontrolü altındaki bölgeleri, güvenliği ve altyapısıyla yeniden yaşanabilir kılan tek güç Türkiye’dir. Bizim operasyon bölgelerimizde rejimin ve terör örgütleri eliyle sahada varlık gösterenlerin operasyon yürüttüğü yerlerin durumu mukayese edildiğinde bu gerçek daha iyi anlaşılacaktır. Gençler, ülkemize sığınan milyonlarca Suriyeliden ne rejimin, ne PYD’nin, ne de DEAŞ’ın hakim olduğu yerlere kimse geri dönmüyor. Ama Türkiye’nin bulunduğu her yere akın-akın geri dönüşler başladı. Nereye? Fırat Kalkanı Harekâtına, Cerablus, El Rai, El Bab, buraya 160 bin kişi şu ana kadar döndü. Allah’ın izniyle kısa bir zaman içerisinde onun daha fazlası Afrin’e dönecek, göreceksiniz. Çünkü biz niçin gidiyoruz? Biz gittiğimiz yere adaleti götürüyoruz. Biz gittiğimiz yere suhuleti getiriyoruz, biz gittiğimiz yere barışı götürüyoruz, bizim farkımız var.  İşte bu tek başına Suriye’deki gerçek durumu anlatmaya yeterlidir.

Bu sabah İngiltere Başbakanı Sayın Theresa May’le görüştüm, güzel bir görüşme oldu ve bu atılan adımın içeriğini kendileriyle görüştük. Tabii Rusya-Amerika arasındaki sıkıntının da bir an önce çok daha barışa yönelik bir çözüme kavuşmasında fayda olduğunu da kendileriyle işledim. Biraz sonra da Sayın Macron’la görüşeceğim, onunla görüşmem var. V bu arada arkadaşlarım Sayın Putin’le de irtibat halindeler, onunla da, Amerika’yla da ayrıca bu arada bugün, yarın görüşmelerimizi yapacağız. Çünkü bu bölgede üzerimizdeki görev, yük çok ağır. Niye? 911 kilometre bizim sınırımız var ve burada akrabalıklar var, bu bağlar var, sorumluluğumuz fazla. Bunu bir an önce ne yapmamız lazım? Aşmamız gerekiyor. Yani birileri gibi eli kolu bağlı duramayız, ne yapacağımızın planını, programını çok iyi yapmamız lazım. Biz kendimiz ve Suriyeli kardeşlerimiz için doğru bildiğimiz yolda ilerlemeyi sürdüreceğiz. Ne rejimin zulmüne rıza göstereceğiz, ne de PYD ve DEAŞ terör örgütlerine göz açtıracağız. Ah ah, 7 demiyorum, 5 yıl önce eğer Esed ile ilgili düşüncelerimize dünya kulak kabartsaydı, bugün bölge bu hale gelmeyecekti. Biz neler söyledik, ama maalesef bir kulaklarından girdi, öbür kulaklarından çıktı. Çünkü biz işin içindeydik, biz buranın yapısını, karakterini biliyorduk, ama dinlemediler.

Bakınız kardeşlerim; dün Dadık’ta, El Bab’da DEAŞ’ın başını biz bunun için ezdik. Halen Afrin’de PYD’yi açtığı çukurlara bunun için gömüyoruz. Münbiç’ten Haseke’ye kadar olan sınır boylarımızdaki tüm teröristlere de inşallah aynısını yapacağız.

Sahada bu şekilde yolumuza devam ederken, soruna Cenevre ve Astana süreçleri çerçevesinde çözüm bulunması gayretlerine destek vermeyi de sürdüreceğiz. Astana’da biz Türkiye, Rusya, İran orada garantörüz. Dayanışmamızı sürdüreceğiz. Cenevre’de aynı şekilde. Diğer yandan Suriye özelinde başlayan, ama hızla yayılma potansiyeline sahip bulunduğu görülen son kriz, dünyanın nasıl büyük bir tehdit altında olduğunu da ortaya koymuştur. Buradan şimdi tüm dünyaya bir çağrıda bulunuyorum; gelin kimyasalıyla, konvansiyoneliyle, kitle imha silahlarının her çeşidinin ve mevcut silahların geleceğini masaya yatıralım. Gelin Suriye’de yaşanan son krizi yeni nükleer ve konvansiyonel silahlanma projelerine dev kaynaklar aktarmanın değil bu imkânları tüm insanlığın hayrına kullanmanın vesilesi haline getirelim. Ben bu teklifi de yaptım ha. Neydi o teklif? Ben gerek Amerika’ya, gerek Batıya, gerek Rusya’ya şunu yaptım: Dedim ki; gelin, bu 3,5 milyon sadece bizde var dünyaya dağılmış olan mazlumlar var, biz burada bunlara konutlar yapalım, bu silahlanma yarışını bir kenara koyalım. Bu teröristleri buralardan defedelim. Bunlara şehirler oluşturalım ve güvenli bölgeler oluşturalım dedim. Ne zaman? Ta Sayın Obama döneminde. Çok güzel dediler, ama ne yazık ki çok güzel diyenler bu konuda adım atmadılar. Suudi Arabistan’a da yaptım bu teklifi, ama maalesef güzel diyenler bu güzel teklife olumlu yaklaşmadılar. Biz sabırlı gittik, gideceğiz. Bu başarılsaydı dünya herkes için daha güvenli, daha güzel, daha yaşanabilir bir yer haline dönüşecekti.

Şimdi kardeşlerim; istiklalini ve istikbalini güvence altında tutabilmek için Türkiye sürekli büyümek, gelişmek, ileriye gitmek, güçlü olmak zorundadır. Milletimiz Türkiye’ye hedeflerine ulaştırma görevini özellikle hem Hükümette, hem de büyük ölçüde belediyelerde kime verdi? Bize verdi. Belediyelerde bizim güçlü bir yerimiz var, konumumuz var. Bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmek için bugüne kadar çok önemli icraatlar gerçekleştirdik. Her seçimi milletimizin bize olan güveninin, itimadının bir göstergesi olarak görüyorum. İster milletvekili, ister belediye, ister cumhurbaşkanlığı seçimi, isterse halkoylaması olsun, her seçime bir imtihan nazarıyla baktım. En son imtihanımızı da ne zaman verdik? 16 Nisan’da verdik. Kardeşlerim, Fatih 16 Nisan halkoylamasında 51,4 oy oranıyla İstanbul ortalamasının üzerine çıktı, ama Türkiye ortalamasının ne yazık ki altında kaldı. Fatih’e bu yakışır mı? Fatih ismine bu yakışır mı? Soruyorum, yakışır mı? Peki, şimdi bunu inşallah ilk seçimde tersine çevirmeye var mıyız? Çünkü ben bu Fatih’in içinde doğmadım, ama Fatih’te herhalde bu salondakilerin çoğu kadar yaşadım. İmam hatip okulunu burada okudum, siyaseti burada yaptım ve siyasette Gençlik Kolları İl Başkanlığından tut ana kademeye kadar hepsini Fatih’te yaptım. Burada imam hatip okulunu okudum bitirdim. Bu ne demektir? Nereden bakarsan bak 20 yılım benim Fatih’te geçti. Onun için mahallelerini iyi bilirim. Ben sizlerle gurur duyuyorum, ama bizi mahcup etmeyin. 51,4 nedir ya? Şöyle 60’a, 70’e doğru yürümemiz lazım, buna var mıyız? Hazır mıyız? Maşallah, geliyorum şimdi dur, sizinle bir akitleşme yapacağız.

İnşallah 2019 seçimlerinde Fatih’te çok daha farklı bir manzarayla karşılaşacağız. Hem belediye başkanlığında, hem milletvekilliğinde, hem de cumhurbaşkanlığı seçiminde Fatih ilçemiz şöyle tarihe geçecek oranlarla şanına yakışanı Allah’ın izniyle yapacaktır. Bu ismi taşımak kolay değil ya, Fatih. Eğer isminiz Fatih ise, sizin de Fatih gibi neticeler elde etmeniz gerekir.

Şimdi şurada, arkamızdaki surlar nereye gidiyor? Fatih’in o şahi’yi devreye soktuğu yere gidiyor. Bu surlar onun şahididir. Şimdi Fatih’in sesini bir duyalım bakalım gençler, Fatih’in sesini bir duyalım.

Ana Kademe şöyle bir ayağa kalkın bakalım, Ana Kademeyi bir göreyim; Ana Kademe, 2019’a kadar kapı-kapı dolaşmaya var mıyız? Var mıyız? Buyurun.

Kadın Kolları, şöyle bir kalkın bakalım, maşallah Kadın Kolları Ana Kademeyi geçti; 2019’a kadar her eve girerek gönülleri kazanmaya hazır mıyız? Hazır mıyız? Biraz düşük mü oldu? Ses biraz düşük mü oldu Kadın Kollarından? Hazır mıyız? Ha böyle, böyle inşallah. Buyurun.

Şimdi gelelim gençlere, gençlerin startı iyi. Gençler; 2019’a kadar liselerden üniversitelere tüm gençlere ulaşmaya hazır mıyız? Gönüllerini almaya hazır mıyız? Asla gönül kırmayacağız, tamam.  

Fatih’te ayak basmadık yer, dokunmadık gönül, desteğini almadık vatandaşımızı bırakmamaya söz veriyor musunuz? Maşallah.

Kardeşlerim; Fatih demek, İstanbul’un kalbi demektir. Hani şairin bir tek taşına yekpare Acem mülkünü feda ettiği İstanbul var ya, orası neresi? Orası Fatih Fatih, Acem mülkü feda.

Gençler, Kadın Kolları, Ana Kademe; yahu buranın manevi sultanları var. Burada Fatih Sultan Mehmet Han var, burada Yavuz Sultan Selim Han var, burada Kanuni Sultan Süleyman var. Bu ne demek biliyor musunuz? Sorumluluğunuz o kadar büyük, o kadar büyük, onun için çok çalışacağız. Burada Sultan Abdülhamid-i Sani var, sorumluluğunuz o kadar büyük. Lafla olmuyor bu iş, onun için çok çalışacağız, çok koşacağız, çok didineceğiz, onlara layık olacağız, tamam? Durmak yok... Bu ilçenin kıymetini çok iyi bilmek zorundayız.

Şimdi gelirken o senfoni orkestrasını gördüm, maşallah Fatih Belediyemizin…

Burak nerede, Doktor Burak?

Değerli kardeşlerim; Tarihi Yarımada’nın içinde bulunduğu Fatih ilçesine hak ettiği hizmetleri getirmek, bizim ecdada olan sorumluluğumuzun da bir gereğidir.

Senfoni Orkestrasını gördüm. Maşallah Başkan, kaç yüz kişiden oluşuyor? Yok, bana başka rakam söylediler. Dedim kaç kişi var burada? Bana dediler ki, burada… Ha 3 bin kişi derse geliyor, bunlar dönerli. Benden bir söz istediler, biz Külliyeye gelebilir miyiz dediler. Ben de maestroya dedim ki; evet, biz sizi Külliyede ağırlarız, ama sizden 300 kişi istiyorum dedim. Ve bu gençler, bu çocuklar inşallah 300 kişiyle Külliyede gelip bir konser verecekler. Bu Fatih Belediyesinin inşallah gençleri olacak, onları orada ağırlayacağız, tamam? Onun için tebrik ediyorum.

Burası eskiden neydi? Sulukule’ydi. Sulukule’nin biliyorsunuz klarneti meşhurdur, davulu meşhurdur, ne ararsan bu noktada var. Ama şimdi o Sulukule’nin yerine bu işi çok daha edibane bir şekilde yapan, hakikaten bütün oradaki projeyle farklı bir şekilde inşa etmiş bir Fatih Belediyemiz var. Şu anda her yönüyle gayet güzel, hakikaten medeni bir Sulukule meydana geldi. Bu bizim için iftihar vesilesidir, işte AK Parti bu demektir. AK Parti, mezbelelikler bırakan değil mezbelelikleri ele alıp onları modern, insanca yaşayabileceğimiz hale getiren belediye demektir. Şimdi inşallah çok daha ilginçlerini yapıyoruz, yapacağız.

İlçe Belediyemiz eliyle son üç dönemde Fatih’e 631 trilyon liralık yatırım yaptık. Bakanlıklarımıza bağlı kurumlarımızın Büyükşehir Belediyemizin hizmetleriyle bu rakam milyarlarca değil dikkat edin, evet katrilyonu buldu. İlçe Belediyemiz eliyle aralarında medreselerin, tekkelerin, camilerin, sarnıçların, çeşmelerin bulunduğu 337 adet eseri restore ederek İstanbul’a ve dünyaya yeniden kazandırdık. Şimdi sırada bir kısmının projesi Anıtlar Kurulu tarafından da onaylanmış olan 850 eser daha var. Ayrıca ilçenin görüntüsünü güzelleştirmek için 2 bin binanın cephesi tarihi dokuya uygun şekilde yenilendi. Hem şehrimiz, hem de ülkemiz için başlı başına bir değer olan Kapalıçarşı’nın restorasyon çatısından başladı. İnşallah Mayıs ayında çatının restorasyonu bitiyor. Altyapı çalışmalarıyla birlikte diğer kısımların restorasyonu ve güçlendirilmesi de yapılıyor.

İstanbul’un en renkli semtlerinden biri olan, az önce anlattım, Sulukule halloldu zaten.

Osmanlı Türk mimarisinin örnek bir semti olarak yenilenen Ayvansaray’daki çalışmalar bitmek üzere. Süleymaniye’de KİPTAŞ’la birlikte 734 bina yenileniyor. Böylece sokak siluetinden mahalle dokusuna kadar tarihi Süleymaniye Mahallesi aslına uygun şekilde yeniden canlandırılıyor. İlçedeki yeşil alan ve park büyüklüğü 101 bin metrekareden 487 bin metrekareye çıkartıldı. Yapılan 15 ve inşa halinde olan 5 spor salonuyla Fatih’teki gençlerimize sağlıklı ortamlarda spor yapma imkânı temin edildi. Şimdi asıl önemli olan, Abdi İpekçi Kapalı Spor Salonunun olduğu bölge tamamıyla inşallah Basketbol Federasyonumuzun emrine amade olacak şekilde yıkıldı, yıkılıyor ve oradaki tüm antrenman salonlarıyla birlikte Federasyon merkezi orada inşa edilecek. Tabii bunun yapımıyla da gerçekten gençliğimiz çok büyük bir imkâna kavuşmuş olacak.

15 yıl önce sadece bir sosyal tesis varken, bugün bu sayı Fatih’te 9’a yükseldi.

Gençler, Sulukule Sanat Akademisiyle binlerce çocuğa ücretsiz müzik ve sanat eğitimi veriliyor. Var mıydı böyle geçmişte? Hani sanatseverler, şunlar-bunlar konuşuyorlar. Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri. Biz eserle konuşuyoruz eserle. Eminönü’nün yaklaşık yarısının yayalaştırılması, günde 2 milyon insanın ziyaret ettiği bu bölgeyi oldukça rahatlatmıştır.

Belediyemiz biri 1700, diğeri 600 kişilik Yenikapı Gösteri Sanatları ve Sulukule Kültür merkezleriyle ilçemize iki önemli proje kazandırmanın hazırlıkları içindedir. Ayrıca, ilçemize 6 yeni kütüphane yapılıyor.

Her merkezi yer gibi Fatih’in de en büyük sıkıntılarından biri nedir? Otopark. Belediyemiz tam otomatik katlı otoparklarla bu soruna çözüm bulmaya şu anda inşallah gayret ediyor. İlki faaliyete geçen bu otoparklardan üç tane daha yapılacak.

Ana hatlarıyla ifade ettiğimiz bu hizmetlerle birlikte Fatih’imiz çok daha farklı bir yere inşallah geliyor. İnşallah önümüzdeki dönemde yeni hizmetlerle, yeni projelerle İstanbul’u eserlerimizle tekrar ve tekrar fethetmeyi sürdüreceğiz.

Kardeşlerim; AK Parti’nin en önemli özelliği; geçmiş örneklerinin aksine hep yapmanın, ihya etmenin, inşa etmenin peşinde koşmasıdır. Bu anlayışın en önemli, en somut icraatlarını İstanbul’da görmek mümkündür. Her konuda olduğu gibi şehirlerimizin inşası ve ihyasında da öncelikler belirleyici olmuştur.

Bir dönem İstanbul’un kaçak inşaatlar, gecekondular tarafından kuşatılması, hatta her yer bununla istila edilmesinin sebebi; işte bu öncelik sıralamasının yapılamamasıdır. Türkiye’nin dört bir yanından İstanbul’a yönelen göçü önleyecek tedbirleri alamayanlar, bu şehre gelen insanları nizami bir şekilde iskân da edememişlerdir. İnsanımız zaten kendi imkânlarıyla öyle veya böyle başlarını sokacak ev yapıyorlardı. Hiç değilse aynı imkânlarla bu evlerin mahallesiyle, caddesiyle, sokağıyla, kamu tesisleriyle düzgün bir şekilde yapılmasını sağlamanın önünde hiçbir mani yoktu. Maalesef bizden önce İstanbul’da bu yapılmadı, çünkü iskân işi imkândan önce zihniyet işidir. Vizyon olmayınca proje de olmuyor. Sonuçta ortaya önce dev yerleşim yerlerinin kurulduğu, ardından altyapısının getirildiği, en son olarak da imarının yapıldığı şehirler çıkıyor. Hadi yeni kurulan yerleri bir kenara bıraktık, şehirlerimizin Fatih gibi kadim bölgelerine de sahip çıkamadık. Surlardaki gecekonduları hatırlıyorsunuz, cami bahçelerindeki, türbe kenarlarındaki nice tarihi eserin içindeki-dışındaki garabet yapıları, derme-çatma kulübeleri herhalde unutmadık. Yenisini doğru yapmayı bıraktık, eskisine sahip çıkamayan bir anlayış yüzünden İstanbul gibi bir cevheri tehlikeye attık.

Bakın şimdi ben burada belki çok iddialı geleceğim. Sayın Başkan sen buradasın, Büyükşehir Belediye Başkanımız farklı kongrelerde. Ama ben diyorum ki; üzerinde çalışmamız gereken çok önemli bir şey var, nedir bu? Surların dibinde tarihi olarak neler var? Hendekler var değil mi? Ve bu hendekler, içeriyi söylemiyorum, dışarıyı söylüyorum; bu hendeklerin içerisinde neydi, oralarda işte salatalık, soğan, şu-bu filan falan bunlar yetiştirilir. Ama öyle yazılar duydum ki, okudum ki vesaire ne dediler? İşte Osmanlı döneminde ordunun bütün gıda ihtiyacı buralardan karşılanıyordu. Ya kardeşim, doğrudur, yüzyıllarca önce oradan karşılanıyor olabilir. Artık şu anda böyle bir dönem var mı? Yok. Bizim şimdi orayı o surların mütemmimi olacak projelerle güçlendirmemiz lazım. Ve oralardaki görüntü kirliliğini ortadan kaldırmamız lazım. Artık çevre, peyzaj diye bir dönem var, oralara bir çevre, peyzaj düzenlemesi getirmek suretiyle oraları adeta İstanbul’u çocuklarına piknik alanları haline getirmek varken, oraları niçin hala öyle bir garabet olarak saklayalım? Ve bu konularda dahi bakıyorsunuz siyasetin içerisinde belli yerlere gelmiş olanların inadi tutumlarını aşmak mümkün olmadı ve bunun için de 15 yılımız geride kaldı, artık bunu aşmamız lazım, bunun üzerinde çalışıp hemen bu adımları atmamız lazım. İşte şurada bir Zeytinburnu’na iniyorsunuz, haftasonlarında oralarda tüm ailelerin çocuklarıyla beraber nasıl oralara akın ettiklerini görüyorsunuz. Nedir bu? İstanbul’un ihtiyacı ya, buna ihtiyaç var, bunu yapmamız lazım. Hele şimdi Fatih’in buna çok çok ihtiyacı var, bunları başarmamız lazım.

Hamdolsun 94 yılında Büyükşehir Belediye Başkanlığını ve bazı ilçelerdeki belediye başkanlıklarını aldığımız günden beri İstanbul’u yenisiyle ve eskisiyle tarihine, adına, şanına layık bir şehir haline getirmenin mücadelesi içindeyiz. Bu süreçte çok önemli, çok güzel, çok hayırlı işler başardık. Elbette eksiklerimiz olmuştur, hatta hatalarımız da olmuştur, fakat asla bunlarda ısrarcı olmadık, farkına vardığımız anda düzeltmenin yollarını aradık. Bugünkü İstanbul’un çeyrek asır öncesinden çöp dağlarını hatırlıyorsunuz, öyle mi? Hava kirliliğini hatırlıyorsunuz, öyle mi? Susuzlukları hatırlıyorsunuz, öyle mi? Onlardan bir şey kaldı mı? Bunları beraber aştık. Ama biz çok daha güzel İstanbul, hayat kalitesi çok daha yüksek bir şehir, işte bunu kimse inkâr edemez, bunu yapacağız.

Rabbime bize bu şehre, bu şehrin insanlarına hizmet etme imkânı verdiği için ne kadar hamd etsem azdır. İnşallah ömrümüz oldukça da ülkemizle birlikte İstanbul’umuza, Fatih’imize hizmet etmeyi sürdüreceğiz.

Şimdi kardeşlerim, hazır mısınız? Çok yoruldunuz biliyorum. Şöyle bir ayağa kalkalım bakalım, insanlar bazen oturarak da yoruluyor biliyorsunuz. Güçlü olalım yalnız, tamam?  

Rabia’yı biliyor musunuz? Bu sesle olmaz. Rabia’yı biliyor muyuz?) Böyle ya.

Tek millet… Olmadı, yakışmaz Fatih’e.

Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. İşte bu bizim unsurlarımız, zafere giden yolda unsurlarımız, tamam?

Peki, bunun için ne yapacağız? Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Birbirimizi Allah için seveceğiz, ayrılık gayrılık yok, dedikodu yok, Allah için sevmek var.

Kongremiz hayırlara vesile olsun.

Hepsinden öte şu ana kadar bu görevi yapan kardeşlerime teşekkür ediyorum. Görevi devralacak kardeşlerime şimdiden başarılar diliyorum. Kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.