Cumhurbaskani Erdogan’in, G20 Liderler Zirvesinin ardindan yaptigi basin toplantisinin tam metni
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Değerli basın mensupları; öncelikle sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
G-20 zirvelerinin 12’ncisini bu yıl Almanya’nın Hamburg şehrinde gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bu zirvede de G-20 ülkeleri olarak kapsamlı bir gündemle çalışmalarımıza devam ettik. Küresel ekonomik koordinasyonun sağlanması için geniş istişarelerde bulunduk. Karşı karşıya olduğumuz riskleri bertaraf etmek ve ekonomilerimizin dayanıklılıklarını artırmak için politika tekliflerini masaya yatırdık. Mevcut küresel ekonomik görünüme baktığımızda, 2008 krizinin büyüme üzerindeki olumsuz etkilerinin azaldığı bir döneme girdiğimizi görüyoruz. Bunda dünya ticaretinde ve yatırımlarda gözlenen iyileşme eğilimi önemli bir rol oynamıştır.
Bununla birlikte, ekonomik ve siyasi gelişmelerden kaynaklanan aşağı yönlü risklerin küresel ekonomik istikrarı tehlikeye attığı konusunda üye ülkeler olarak hemfikiriz. Küresel ekonominin gelecekte güçlü, sürdürülebilir, dengeli ve kapsayıcı olabilmesi için para ve maliye politikalarında gereken adımları atma konusunda mutabık kaldık.
Ayrıca, yapısal reformları uygulamama iradesini devam ettireceğimizi de vurguladık. Şayet kararlı olursak 2014 yılında ilan ettiğimiz yüzde 2’lik ilave büyüme hedefimize 2018 yılında değilse bile 2020 sonrasında erişebileceğimize inanıyoruz.
Toplantı gündeminin önemli konu başlıklarından biri de finans sektörüydü. G-20 olarak finans sektörünün krizlere karşı dayanıklılığını artırmak amacıyla kat ettiğimiz mesafeyi değerlendirdik. Zirvede uluslararası finansal mimariyi de masaya yatırdık. Bu kapsamda küresel finansal güvenlik ağlarını daha etkili ve esnek hale getirmek için elimizden geleni yapma konusunda görüş birliğine vardık. Özelikle güçlü kota tabanlı yeterli finansal kaynağa ve daha etkili borç verme araçlarına sahip bir IMF yapısının tesisi konusundaki çalışmalara desteğimizi belirttik.
Değerli basın mensubu arkadaşlarım, geçtiğimiz 1 yılda tüm dünyayı derinden sarsan terör saldırılarına hep birlikte şahitlik ettik. Bu sebeple, zirvenin en önemli konularından biri de terörle mücadeleydi ve özel gündemle terörle mücadeleyi aramızda müzakere ettik. Türkiye olarak Antalya Zirvesinde ortaya koyduğumuz kararlılık ve mücadele ruhuna dikkat çektik. Buna karşılık terör örgütlerinin saldırılarını etkisiz hale getirmede başarılı olunamadığını, hiçbir ülke ve bölgenin bu tehlikeden uzak bulunmadığını altını çizerek ifade ettik. Küreselleşen terör tehdidiyle mücadelenin terör örgütleri karşısında ilkeli, tutarlı ve kararlı bir duruş sergilenmesinden geçtiğini de vurguladık. Terör örgütlerine karşı çifte standardı bırakmadan uluslararası işbirliği ve dayanışmayı sağlamadan bu konuda mesafe kat edemeyeceğimizin altını çizdik. Teröre finansman sağlayan hususlarla mücadelede Birleşmiş Milletler, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü ve Mali Eylem Görev Gücü tarafından yapılan çalışmaları da desteklediğimizi belirttik.
Bu çerçevede terörizmle mücadele eylem planına elimizden gelen desteği vereceğiz. Diğer ülkelerden de hem bu eylem planının desteklenmesi, hem de terör karşısında ilkeli, tutarlı ve kararlı bir duruş sergilenmesi noktasında net bir tutum beklediğimizi tekrar ifade etmek istiyorum.
Burada şu hususun altını çizmekte fayda görüyorum: Özellikle de G-20 Zirvesinde Alman polisinin özelikle ortaya koyduğu fedakârlığı bir kenara koymak mümkün değil. Alman polis teşkilatına da göstermiş olduğu bu gayretleri sebebiyle özelikle teşekkür ediyorum.
Bugün Türkiye, DEAŞ’ından PKK’sına, FETÖ’sünden PYD’sine, DHKP-C’sine kadar dünyanın en canlı terör örgütleriyle yoğun bir mücadele yürütüyor. Çoğu zaman ülkemiz kendi vatandaşları yanında tüm dünyanın huzur ve güvenliği için yürüttüğü bu mücadeleyi tek başına sürdürmek zorunda kalıyor. PKK terör örgütü ve uzantıları birçok Avrupa ülkesinde her yıl onmilyonlarca avro haraç toplayabiliyor.
Daha da vahimi, ülkemizde cinayet işlemiş, terör eyleminde bulunmuş, masum insanların kanını dökmüş şahısların himaye edildiğini, korunup kollandığını ne yazık ki görüyoruz. Bunun en somut, en acı örneğini maalesef ülkemizden kaçan FETÖ’cü teröristler konusunda yaşıyoruz. Geçen yıl 15 Temmuz gecesi ülkemizde kanlı bir darbe teşebbüsünde bulunan ve 250 vatandaşımızı hunharca şehit eden, 2193 vatandaşımızı da yaralayan terör örgütünün militanları, Batı ülkelerini kendilerine güvenli liman olarak görüyorlar. Bu tablonun özelikle 15 Temmuz gecesi demokrasiye canı pahasına sahip çıkan milletimizi rahatsız ettiğini, daha da ötesi rencide ettiğini özellikle belirtmek isterim. Buradaki toplantı ve görüşmelerimizde teröristlere cesaret veren bu tavrın yanlışlığına bir kez daha dikkat çektik.
Türkiye olarak şu gerçeğin bilinmesini arzu ediyoruz: Sınırlarımızın hemen yanı başında terör örgütlerinin desteklenmesi, silahlandırılması, bölgede terör adacıkları oluşturulmasına kesinlikle sessiz ve tepkisiz kalmayacağız. Ülke güvenliğimizi tehdit eden oluşumlara karşı meşru müdafaa hakkımızı kullanmakta tereddüt göstermeyeceğiz. Terör örgütlerine verilen silahları topraklarımızda yapılan eylemlerde ele geçiriliyor olmamız, sorunun şimdiden mevcut sınırlarının dışına taşmaya başladığına işaret etmektedir. Dün bölgede dağıtılan ve bugün namlusu bize yöneltilen silahların yarın dünyanın başka yerlerindeki eylemlerde kullanılmayacağının garantisi yoktur.
Dilerim bu toplantı, terörün dini, dili ve ırkı olmaksızın hepimizi hedef aldığının kabul edilmesi bakımından bir kırılma noktası olur. Yine ümit ederim ki, yeni acılar yaşanmadan terörü ve terörizmin finansmanını engellemede başarıya ulaşabiliriz.
Değerli basın mensupları, mültecilere ilişkin konuları görüştüğümüz oturumda da Türkiye’nin bu alandaki çabalarını ifade etme imkânı bulduk. Açık kapı politikasını Suriye krizinin ilk günlerinde devreye soktuğumuzu ve kararlılıkla uygulamaya devam ettiğimizi belirttik. Zor duruma düşen kardeşlerimizin ihtiyaçlarını karşılama yanında, onların kendi ayakları üzerinde durabilmelerini temin için altyapıyı oluşturmaya başladığımızı da ifade ettik. Şu ana kadar 3 milyonu aşkın Suriyeliyi ülkemizde misafir ediyoruz ve yaptığımız harcama şu anda 30 milyar dolara ulaşmış vaziyette. Dünyanın hiçbir ülkesinin mültecilere böyle bir ev sahipliği yapması söz konusu değildir. Yüzbinlerce Iraklı, onları da yine ülkemizde misafir ediyoruz. Ve bütün bunları yaparken şu ana kadar bizlere Avrupa Birliği’nin vermiş olduğu söz, 3+3 6 milyar avrodur, fakat bize şu ana kadar ulaşan sadece 800 milyon avrodur. Ve burada ifadeler, rakamlar yalan-yanlış sapıtılıyor ve bütün bunların projesi diyorlar gelmedi. Proje uygulandı, projenin nesi gelecek? Buyursunlar Kilis’e gelsinler, buyursunlar Gaziantep’e gelsinler, buyursunlar Mardin’e gelsinler, oradaki konteyner kentleri gezdikleri zaman, oradaki çadır kentleri gezdikleri zaman, orada yaşayan bunca insanların bütün eğitim, sağlık, bu tür ihtiyaçlarının nasıl giderildiğini bizzat yerinde görürler. Zorla yerinden edilen insanlara sağladığımız yardım ve hizmetlerin sürdürülebilir olması için, uluslararası toplumun sorumluluk ve yük paylaşımının gerekli olduğunun altını özelikle çizdim.
Son olarak, mültecilerin yurt edinme haklarına saygı gösterilerek kendilerine yeniden yerleştirme imkânının verilmesi konusunda diğer ülkelere sorumluluklarını hatırlattık.
G-20 bildirgesinde göçün kaynağı olan bölgelere yakın olanlar başta olmak üzere, mülteci ve göçmenlerin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik taahhüt verilmiştir. Türkiye olarak bu taahhüdün gerçekleşmesi için her türlü takibi ve yardımı yapmaya devam edeceğiz.
Bu vesileyle bir hususu tekrar hatırlatmak istiyorum; G-20 Antalya Zirvesinde tüm liderlere, tüm Suriye kaynaklı göç dalgasının önlenebilmesi, hem de bölgede yaşanan insani krizin çözümü için terörden arındırılmış güvenli bölgeler oluşturulması teklifimizi iletmiştik. Prensipte herkesin olumlu bulduğu bu teklifin hayat geçirilememiş olması, daha sonra Avrupa’yı etkileyen mülteci akınının en önemli sebebi olmuştur.
Türkiye, Avrupa Birliği’yle vardığı anlaşma kapsamıyla 3 milyonu aşkın Suriyeliyi ve yüzbinlerce Iraklıyı kendi topraklarında barındırarak bu düzensiz göç dalgasını hem karadan, hem denizden kesmiştir. Bir dönem her ay onbinlerce kişinin Avrupa’ya doğru umut yolcuğuna çıktığı Ege Denizi’ndeki mülteci trafiği artık neredeyse sıfıra düşmüştür. Buna karşılık Avrupa Birliği ülkemize verdiği sözleri tutmamış, aksine tam üyelik sürecini de çıkmaza sokacak menfi bir tavrın içine girmiştir.
Avrupa Birliği’nin ülkemizdeki sığınmacıların yükünü paylaşmak üzere vermiş olduğu sözü tutmaması manidardır. Ne yazık ki Avrupalı dostlarımız milyonlarca masum insan için ölüm-kalım meselesi olan bu konuya kayıtsız kalmayı sürdürmüşlerdir. Biz imkânlarımızı zorlayarak insani görevlerimizi eksiksiz olarak yerine getirmenin gayreti içinde olduk. Sığınmacılar için ülkemizde inşa ettiğimiz kampların dünyada örneği yoktur. Mültecileri gettolara, açık hava hapishanesine dönüştürülen adalara, yokluk ve açlığa mahkûm etmedik, etmiyoruz, bilakis onları insan onuruna yakışır geçici barınma merkezlerinde ve şehirlerimizde misafir ediyoruz.
Ülkemizdeki mültecilerin eğitimden sağlık hizmetlerine, dil eğitiminden istihdamına kadar her türlü ihtiyacıyla ilgili çalışmaları yürütüyoruz. Bugüne kadar Hükümet kurumları, belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarımız aracılığıyla az önce de ifade ettiğim gibi 30 milyar dolara yakın yapmış olduğumuz harcama, uluslararası toplumdan ciddi hiçbir destek görmemiştir, bunun özellikle bilinmesin istiyorum.
Cerablus, Rai, Dabık ve El-Bab bölgesinde Özgür Suriye Ordusuyla birlikte oluşturduğumuz 2 bin kilometrekarelik bölgeye yüz binin üzerinde şu ana kadar Suriyeli geri dönerek oraya yerleşmiştir, bunun bir benzeri de yoktur. Daha 1 yıl önce DEAŞ’lı teröristlerin cirit attığı bu bölgeler, Suriyelilerin kendilerini emniyet içinde hissettiği yerlere dönüştü ve şu ana kadar 3 bini aşkın DEAŞ’lı o bölgede etkisiz hale getirilmiştir. Sadece bu manzara dahi bizim 2 yıl önce gündeme getirdiğimiz terörden arındırılmış güvenli bölgeler teklifinin ne kadar isabetli olduğunu çok açık, net göstermektedir. Bu doğrultuda Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüklerine etnik, dini ve kültürel yapılarına saygılı her adımı atacak ve destekleyeceğiz. Uluslararası toplumdan bizim de bu yöndeki girişimlerimize destek verilmesini bekliyoruz.
Diğer taraftan, henüz bu bölgedeki terör sorunu ve insani krizler çözülememişken, Körfez’de yeni sıkıntıların kapısının aralanmasını da kesinlikle istemiyoruz. Katar’a yönelik ithamları haksızlık olarak değerlendiriyor, yaptırımları da doğru bulmuyoruz. Dünyadaki her ülke gibi Katar’ın da egemenliğine saygı duyulmalıdır.
Daha önce de ifade ettiğim gibi, kardeş kavgasının kazanını olmaz. Türkiye’nin Körfez Bölgesindeki bütün ülkelerle çok yakın dostluk ve kardeşlik bağları vardır. Körfez’deki bütün kardeşlerimizin güvenliği, huzuru ve istikrarı en az kendimizinki kadar önemlidir; bunu tehlikeye atacak adımlardan imtina edilmelidir. Bu konuda bölgenin büyüğü olarak gördüğümüz Suudi Arabistan başta olmak üzere, tüm ülkelerin en kısa sürede makul bir çözüm üzerinde anlaşmalarını arzu ediyoruz. Kışkırtmalara asla prim verilmemesini istiyoruz. Türkiye, krizin ilk günlerinden itibaren hukukun, adaletin ve istikrarın tarafında yer almıştır.
Başta şahsım olmak üzere, krizin büyümemesi ve suhuletle çözülmesi için tüm diplomatik araçları kullandık. İnşallah bundan sonra da meselenin aklıselimle halledilmesi için elimizden geleni yapacağız.
Değerli basın mensubu arkadaşlarım, Afrika’yla işbirliğinin güçlendirilmesi bu yılki G-20 gündeminin önemli kazanımlarından biri olmuştur. En az gelişmiş ülkelerin kalkınması ve küresel sisteme entegre olması, bizim 2015 yılındaki Dönem Başkanlığımızın ana önceliklerinden biriydi. Bu bakından, Afrika’yla işbirliğinin geliştirilmesi çabalarından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Türk firmalarını Afrika’da en çok ihtiyaç duyulan alanlar arasında bulunan tarım, enerji ve ulaşım altyapısı gibi sektörlere yönelmeleri konusunda teşvik ediyoruz.
Ayrıca, Somali başta olmak üzere kalkınma odaklı insani yardımlarımızla Afrikalı kardeşlerimize destek oluyoruz.
Ben buradan tüm gelişmiş ülkelere, özelikle şu an Somali, Güney Sudan, Etiyopya ve Kenya’yı etkileyen kuraklığa karşı harekete geçme çağrısında bulunuyorum. Milyonlarca insanın açlık ve kıtlıkla boğuştuğu, her gün ölümle burun buruna geldiği bu insanlık dramına kayıtsız kalmamalıyız. Türkiye, Kızılay, AFAD, TİKA gibi resmi kurumları yanında, sivil toplum örgütleriyle sahadadır ve yaraların sarılması için elinden geleni yapmaktadır.
Ve özelikle de şu ana kadar insani ve kalkınma yardımlarında 2016 rakamlarına baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri 6,3 milyar dolar, Türkiye 6,2 milyar dolar, İngiltere ise 3 milyar dolarla bu insani ve kalkınma yardımları da gerçekleştirmiştir. Bunun gayrisafi milli hasılaya baktığımız zaman Türkiye orada birinci sıraya çıkmaktadır.
Almanya Dönem Başkanlığındaki toplantımızda bu meselelerle beraber iklim ve enerji konularını da özellikle görüştük. İklim ve enerji ile alakalı olarak bu konuda da, burada onu açıkça söylemek durumundayım, bizler bundan önce özellikle müzakerelerin yapıldığı dönemde imzayı attık, fakat dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Hollande’ın bize vermiş olduğu bir söz vardı, bu söz bizi gelişmiş ülkeler sınıfında değil, gelişmekte olan ülkeler sınıfında olduğumuz için oradaki mali yaptırımların karşılanacağı taahhüdünde bulundular. Ve bizler de dedik ki, eğer bu gerçekleştirilirse Parlamentodan geçer, aksi takdirde bu Parlamentodan geçmez. Nitekim şu anda henüz Parlamentodan geçmemiştir, dolayısıyla Amerika’nın attığı bu adımdan sonra bizim de durduğumuz konu, şu anda Parlamentodan geçmemesi istikametindedir, bunu da özellikle ifade etmek isterim.
Değerli arkadaşlar, sözlerimi bitirmeden önce, tüm Akdeniz Bölgesinin güvenliği, geleceği ve ekonomisi için kritik önemi olan Kıbrıs meselesine de değinmek istiyorum.
Bildiğiniz gibi Türkiye garantör ülke olarak Kıbrıs meselesinin adil, kapsamlı ve sürdürülebilir şekilde çözüme kavuşturulması için büyük bir çaba göstermiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’yle beraber gerek Annan Planında, gerekse son süreçte daima söz verdiğim gibi bir adım önde olduk. Ancak, tüm gayretlerimize rağmen Kıbrıs konferansının 28 Haziran’da başlayan ikinci oturumu sonuçsuz kaldı. Türkiye’nin ve Türk tarafının özverili çabaları, samimi ve ılımlı tavrı hak ettiği karşılığı görmedi. Açıkçası sonuçtan büyük bir üzüntü duyuyoruz. Uzun çabalardan sonra geldiğimiz bu tablo, Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler iyi niyet misyonu parametreleri çerçevesinde bir çözüm bulunmasının imkansızlığını ortaya koymuştur, artık bu parametrelerde ısrar etmenin bir anlamı yoktur.
Şubat 2014, 7 madde Güney Kıbrıs tarafından kabul edilmiştir, karşılıklı olarak mutabık kalınmıştır, ama mutabık kalınan o 7 maddeyle alakalı da şu anda Güney Kıbrıs ondan da vazgeçmiştir. Türkiye, sorununun çözümüne farklı parametrelerle katkı sağlama çabalarını yine sürdürecektir, aynı tutumu ilgili tüm taraflardan bekliyoruz, olmadığı takdirde şüphesiz ki B planı, C planı, bunlar da düşünülmeye başlanacaktır. Elbette bu konuda gereken değerlendirmeleri yapacak, sonucu kamuoyu ve muhataplarımızla paylaşacağız.
Ben bu düşüncelerle sözlerime son verirken, 2 gün boyunca gerçekleştirdiğimiz istişarelerin hayırlara vesile olmasını diliyorum, misafirperverlikleri ve başarılı organizasyon için Alman Dönem Başkanlığına teşekkür ediyorum. G-20 yeni Dönem Başkanı Arjantin’e şimdiden muvaffakiyetler diliyor, kendilerine her türlü desteği vereceğimizi peşinen ifade ediyorum.
Sizleri de sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
SORU- Sayın Cumhurbaşkanı, ülkenizde basın özgürlüğüne ne zaman saygı göstereceksiniz ve tutuklu gazetecileri ne zaman serbest bırakacaksınız?
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Bir daha tekrar eder misiniz?
SORU- Sayın Cumhurbaşkanı, basın özgürlüğüne ne zaman tekrar saygı göstereceksiniz, Deniz Güzel ve diğer gazeteciler ne zaman serbest kalacak bu kişiler tekrar?
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Değerli arkadaşlar, öncelikle şunu bilmenizi isterim: Basın mensupları herhalde sınırsız özgürlüğe sahip değildir. Basın mensupları da suç işler, suç işlediği zaman da yargı gerekli değerlendirmeleri yapar. Ben şiir okuduğum için cezaevine girmiş olan bir kişiyim, fikir özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü gayet iyi bilirim. Ama siz benim Belediye Başkanıyken şiir okuduğumdan dolayı herhalde hapse girdiğimi bilmiyorsunuz, onun için bana bu soruyu soruyorsunuz, eğer bunu bilseydiniz bu soruyu bana sormazdınız. Ve fikir, düşünce özgürlüğü noktasında hassasım ve bütün yasalarımız buna göre hazırlanıştır.
Şunu da özellikle bilmenizi istiyorum: Bu basın mensupları diye tanıdıklarınızın büyük bir çoğunluğu teröre yardım, yataklık yapan kişilerdir ve yargı bu konuda değerlendirmelerini yapar ve yargı değerlendirmelerini yaptıktan sonra da gereğini yapar. Nasıl ki burada bize her zaman siyasiler yargı bu işe bakıyor dediği gibi, ben de ancak size bu cevabı yargının sorunudur, yargı bu konuda gerekli kararı vermiştir.
SORU- Rahmi Turan, A Haber Almanya.
Sayın Cumhurbaşkanım, Federal Hükümet sizin burada Türk vatandaşlarınıza hitap etmenizi yasakladı. Bu, uluslararası hukuk dışı ve insanlık dışı karardan sonra tabi ki özellikle Almanya’daki 3 milyondan fazla vatandaşınız büyük bir üzüntü yaşadı, büyük bir kaygı yaşadı. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İkinci olarak da, basın özgürlüğü konusunda buraya akredite olmuş 4 basın mensubunun akreditasyonları, Almanya’nın güvenliği, kongrenin güvenliği, buradaki zirvenin güvenliği açısından iptal edildi. Bu basın özgürlüğü açısından tabi ki buradaki gazeteci arkadaşlarımızı son derece üzdü. Bunların da biz bu zirveyi izlemesini isterdik.
Ve Türkiye’den kaçan PKK, FETÖ, DHKP-C gibi birtakım terör örgütlerinin mensuplarının Almanya’da çok rahat bir şekilde yaşamaları ve Alman vakıfları tarafından maddi olarak desteklenmeleri, bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin konuşmanızda siz siyasi bir intihar olarak nitelediniz. Bunun dışında, bu terör örgütlerinin burada son derece rahat bir şekilde yuvalanmasını Almanya’nın terör örgütlerine kucak açması olarak değerlendiriyor musunuz?
Teşekkür ederim.
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Aslında değerli arkadaşımın az önce bana yöneltmiş olduğu sorunun bir yerde bu da bir cevabıdır. Niye? Basın mensuplarını Almanya’da G-20’yi izlemeye müsaade etmeyecek, onları akredite etmeyecek kadar önlerini kesen bir anlayış var, önce bu anlayışı bir defa ortadan kaldırmak lazım; bu bir.
Şu anda Almanya’da benim soydaşım var, Türk var ve onlarla bu Almanya seyahatim vesilesiyle salon toplantısı yapmayı arzu ettim, fakat Alman yönetimi, eyaletler vesaire, benim burada salon toplantısı yapmam müsaade etmediler ve buna tahammül edemediler. Acaba bunu hangi özgürlük anlayışıyla bağdaştıracağız? Eğer özgürlükler dünyasında yaşıyorsak, Türkiye Cumhuriyeti’nin halkının yüzde 52’sinin oyunu alarak Cumhurbaşkanı olmuş olan bir Cumhurbaşkanına Almanya’da bir salon toplantısında konuşma müsaadesi vermeyenler, kusura bakmasınlar, özgürlüklerden bahsedemezler. Ve şu anda yaşanan benim söylediğim siyasi intihardır dediğim olay budur, bu bir siyasi intihardır ve bu bumerang gibi döner bir zamanda kendilerini vurur.
Nitekim şu anda bizim bir salon toplantımızı bırakın, telekonferansla bir mitingle buradaki vatandaşlarımla konuşma arzumuza dahi tahammül edememişlerdir. Ama PKK terör örgütünün dağdaki eşkıyalarına oradan bağlantı kurmak suretiyle müsaade etmişlerdir, bunları da çok iyi bilmek lazım. Ve bütün bunlar özgürlük planı içinde değerlendirirken PKK terör örgütünün örgüt liderine sözde onun kendilerine ait paçavralarıyla yürüyüş müsaadesi verenler, polis kordonunda onları koruma altında yürütenler, ne yazık ki en önemli bu noktadaki toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmak isteyen meşru derneklere müsaade etmiyorlar, bunu da özellikle ifade etmek isterim, Türkiye’de böyle bir yasak yok. Bakın, şu anda Türkiye’de, işte neredeyse 20 günü aştı, Ana Muhalefet Partisinin düzenlemiş olduğu sözde bir adalet yürüyüşü var, devam ediyor. Halbuki sözde adalet yürüyüşünü yapanlar, partilerinin içinde genel başkanlığa aday olanlar adaylık hakkı vermiyorlar. Bu tür gariplikleri yaşıyoruz, fakat bunların hepsini aşacağız.
Evet, şöyle bir döneyim dolaşayım bakayım.
SORU- Kürdistan 24’ten.
Eylül ayında bu sene Kürdistan’ın referandum yapması durumunda bunun sonuçlarıyla ilgili sizin tutumunuz ve pozisyonunuz ne olacaktır acaba?
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Doğrusu referandum konusuna ben Irak’ın bütünlüğü açısından doğru bakmıyorum ve bu Irak’ın yarınları açısından sıkıntı verici bir adımdır. Bunu Sayın dostum Barzani’ye haberini Dışişleri Bakanlığı olarak da verdik, dedik ki, bu yanlış bir yoldur, bundan vazgeçin ve yarın bunun bedelini ödemek de sizin için zor olacaktır. Ve şu anda doğrusu hangi konumda olduklarını hala bilmiyorum, temenni ederim ki bundan referandum yapılmadan vazgeçerler. Ama bundaki direnmeleri onlara ben kaybettirir diye düşünüyorum, çünkü bizim için Irak’ın birliği, beraberliği, bütünlüğü çok çok önemlidir.
Evet, bir de bu tarafa dönelim.
SORU- Engin Baş, Hamburg’dan Şeker FM Radyosundan.
Nasıl buldunuz Elbphilharmonie’yi diye soracaktım, dün konser vardı ya, konser salonu ve o konser salonuna siz…
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ya ben konsere katılmadım, televizyonda izledim, proje gayet güzel bir proje.
SORU- Ve tabi ki de oradaki olayları, Hamburg’daki olayları Gezi olaylarına bağlandırdılar ve bu durum için siz ne diyorsunuz? Olayların farkına vardınız mı, siz de olayları görebildiniz mi televizyondan?
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Erkanlarda izledik tabi.
SORU- Ve polisin tutumunu nasıl buldunuz?
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Polis elinden geleni, bütün gayreti ortaya koymak suretiyle tabi yapmış oldu. Ama bu tabi ne derece strateji, taktik olarak doğrudur, ayrı bir konu. Buranın siyasi yönetimi biz değiliz ve buradaki polis teşkilatını yöneten de biz değiliz. Tabi her ülkenin kendine ait bu tür şeylerde stratejileri vardır, taktikleri vardır, dolayısıyla o stratejiyi, o taktiği o ülkenin kendi içişleri bakanlığı, emniyet teşkilatları kendilerine ait yöntemlerle uygularlar, bunlara biz karşımayız.
SORU- Elbphilharmonie olayına dönmek istiyorum, Elbphilharmonie olayından kaytardı Recep Tayyip Erdoğan denildi. Siz ne diyorsunuz?
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Şimdi bakın, önce dili iyi kullanacaksın, argo bir kelime size yakışır mı burada bu soruyu sormak bu şekilde?
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Tamam da, hep Türkler mi verecek ya soruları? Bayanlardan soru soran yok galiba.
SORU- Sayın Cumhurbaşkanı, Irak’taki Türklerin birçoğu sizin Türkiye ve Kürt Yönetimi arasındaki ilişkilerinizi iyi ve son derece başarılı olarak algılamaktadırlar. Fakat Suriye’deki Kürtler hali hazırda şundan çekinmektedirler: Sizin Suriye’deki Kürtlerle ilişkilerinizin olduğundan daha iyi olması gerektiğini düşünmektedirler. Mevcut Türkiye’nin sınırlarındaki çatışmalar konusunda sizin bu durumda Suriye’deki Kürtlerle ilişkileriniz bunlardan nasıl etkilenecek?
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Şimdi değerli arkadaşlar, bakın, şunu bir defa bilmeniz lazım: bizim siyasetimiz kavmiyetçilik üzerine değildir, ırkçılık üzerine hiç değildir. Bizim muhatabımız her zaman insandır. Fakat eğer bizim sınırlarımızda bizi tehdit eden bazı oluşumlar olursa, biz bu oluşumlara karşı haddini bildiririz. Eğer kuzey Suriye’de sözde bir Kürt devleti kurma gayreti olursa biz buna müsaade etmeyiz. Nitekim kuzey Suriye’de böyle bir giriş oldu ve biz bu girişim durdurduk, engelledik ve bundan sonra da buna yine asla müsaade etmeyiz. Ve oradan ülkemize olan tehditleri asla affetmeyiz. Nitekim Fırat Kalkanı Harekatı işte bunun bir ifadesidir.
Şimdi Fırat Kalkanı Harekatında ülkemizi kimler tehdit etmiştir? Bir, DEAŞ tehdit etmiştir, iki, özelikle illegal Kürt örgütü ki bunlar PYD’dir, bunlar YPG’dir, bunlar tehdit etmiştir, ha bunlara karşı bizim sessiz kalmamız mümkün değildi. Nitekim Gaziantep’te DEAŞ’ın orada ne yazık ki bir saldırısı oldu, 53 vatandaşımız orada şehit oldu. Peki, bu ölenler kimdi? Bu ölenlerin hemen hemen tamamına yakını Kürt’tü. Öldürenler, onlar da DEAŞ’tı. Ve o ana kadar biz hep sabrettik, ama o andan itibaren dedik artık sabredilmez ve Cerablus’a girdik, DEAŞ’ı sildik attık. Arkadan El Rai’ye girdik, Rai’yi de DEAŞ’tan temizledik, Dabık’ı DEAŞ’tan temizledik. El Bab’da neredeyse 170 gün süren bir mücadeleden sonra orayı da DEAŞ’tan temizledik ve 2 bin kilometrekarelik bir alanı bütün bu teröristlerden temizleyerek Suriyeli oradaki dostlarımızı kendi topraklarına dönmesinin imkanını hazırladık.
Afrin konusu bizim için şu anda hep bir tehdittir, oradan Kilis’e devamlı bir tehdit var. Dolayısıyla bu tehdit devam ettiği sürece biz angajman kurallarını uygulamak suretiyle Afrin’dekilere de gerekli dersi vermeye devam edeceğiz, olay bu kadar.
Herhalde sonuna geliyoruz değil mi?
SORU- Sayın Türkiye Cumhuriyeti Başkanı, sıcak bir soru var; Kürt bir devlet istiyor Ortadoğu’da, Sayın Başkan Barzani diyor ki; ben bu Kürtlere bir devlet alıyorum. Türkiye Devleti, Türkiye Hükümeti niye destek vermiyor.
İki soru; ne zaman Sayın Demirtaş ve cemaatin Kürt milletvekilleri hapishaneden çıkarılıyor?
Teşekkür ederim.
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Anlıyorum ki sen Irak’ın bölünmesini istiyorsun. Biz Irak’ın bölünmesine müsaade edemeyiz, yanlış buluyoruz. Eğer Irak’ta bölünme başlarsa bir taraftan Türkmenler başlar, bir taraftan Araplar başlar ve ondan sonra bütün Irak paramparça olur. Siz Irak’ın paramparça olmasını istiyor musunuz? Biz istemiyoruz? Irak eğer bütünlüğünü korursa güçlü olur. Bunun bir de mezhebi boyutu var. Mezhebi boyutu nedir? Bir taraftan şu anda Haşdi Şabi kendine yer arıyor, Şia, öbür tarafta Sünniler var; bütün bunlarla beraber bu bölünmeye, bu parçalanmaya müsaade mi edelim? Bu konuda bizim samimi niyetimiz, şu ana kadar Sayın Barzani ve onların çalışmalarına en büyük desteği veren hep biz olduk, şu anda da veriyoruz. Dolayısıyla diyoruz ki; sakın ha bölünmeden yana olmayın, çünkü parçalanmada bereket yoktur, ama birlikte bereket vardır, bölünmeyin diyoruz. Bunu her zaman Sayın Barzani’ye de söyledim, bunu gelen bütün yetkililere de söyledim.
Diğer sorunuza gelince, bir defa bir; teröristleri cezaevlerinden bırakma yetkisi bizim değildir, bu bir. Türkiye bir hukuk devletidir. Bu söylediğiniz kişi bir teröristtir ve öyle bir terörist ki bütün benim Kürt kardeşlerimi sokağa döküp ondan sonra sokağa döktüğü Kürt kardeşlerimi de, 53 Kürt kardeşimi yine Kürtlere öldürten bir teröristtir. Bu sadece suçlarından bir tanesidir, buna benzer daha nice suçları vardır. Ve bizim arkamızda PKK var, bizim arkamızda PYD var, bizim arkamızda YPG var gibi meydan okuyan bir kişidir. Şu anda zaten yargıdadır, yargı onlarla ilgili ne karar verirse o karar bizim başımız gözümüz üstündedir.
Evet, son soru, papyonlu arkadaş.
SORU- Efendim, Emre Peker, Wall Street Journal’dan.
Zirveyle ilgili iki sorum olacak.
Birincisi ticaretle ilgili; ilk defa bir G-20 Zirvesinde liderlerin açıklamasına ticari konularda dengesizliklere karşı mücadele edebilmek için adımlar atılabilir diye bir söylem girdi, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle açık ticaretin desteklenmeye çalışıldığı bir ortam olan G-20’de ilk defa böyle bir dilin kullanılmasından herhangi bir rahatsızlık duyuyor musunuz, yoksa vakti gelmiş miydi, gerekli bir adım mıydı?
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Tam aksine yani burada da adil bir yaklaşımın ülkeler tarafından bu tür farklı ülkelere gösterilmesi mantığı burada hakim, ondan dolayı da kimse bundan rahatsız olmadı.
SORU- Efendim, bir de Paris İklim Anlaşmasıyla ilgili Parlamentoda durması daha doğrudur şu an dediniz, onunla ilgili bir sorum vardı. Amerika Birleşik Devletleri dışında G-20’nin diğer üyelerinin hepsi tam desteklerini yenilediler bugün yapılan açıklamada, sizin açıklamanız buna biraz ters düşüyor.
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Aslında bakmayın siz onlar da tam desteklerini falan yenilemiyorlar, hepsinde bir sıkıntı var. Şu anda biz açık ve samimi olarak Sayın Macron’a da, Sayın Merkel’e de bu düşüncelerimi söyledim. Dedim; kusura bakmayın, bize verilen söz yerine gelmedikçe biz Parlamentomuzdan bunu geçirmeyiz.
SORU- Bir de efendim, son olarak; siz de bahsettiniz Belediye Başkanlığı döneminizdeki tutuklanmanızdan. NSD International dün bir açıklama yayınladı, dedi ki; Sayın Erdoğan 98’de tutuklandığında da sesimizi yükseltip bunun haksızlık olduğunu, serbest bırakılması gerektiğini söylemiştik. Büyükada’daki otelde insan hakları savunucularına karşı yapılan baskın akabinde de kendisine aynı talepte bulunuyoruz, bu arkadaşlar suçsuzdur, bırakılmaları lazım dediler. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Şimdi insan hakları savunucusu dediklerinin benimle ilgili yapmış oldukları açıklamanın neticesi neydi acaba, neticesi ne oldu bunu biliyor musunuz? Neticesi; ben hapse girdim ve 4 ay 10 gün hapiste yattım ve İstanbul şehrinin Belediye Başkanıydım. Yaptığım neydi? Sadece bir şiiri okumaktı. Şu anda bu söyledikleriniz acaba Büyükada’daki bu otelde niçin toplanmışlardı? Onlar ise orada ne yazık ki yine adeta 15 Temmuz’un devamı mahiyetinde bir toplantı için bir araya gelmişlerdi. Ha şu anda istihbaratın aldığı bir duyum üzerine Polis Teşkilatı buraya baskın yapmıştır ve bu baskının neticesinde de şu anda gözaltına almıştır, tutuklamamıştır. Şimdi bu gözaltı süreci içerisinde meydana ne gelir onu bilemem, bu da belki bir yargı sürecini başlatabilir, o ayrı bir konu. Daha yargıya filan gitmiş değil şimdi gözaltında. Gözaltına alınmalarının sebebi olduğu için Polis Teşkilatımız böyle bir uygulamayı yapmıştır. Ve onların o zaman yapmış oldukları bu çağrıyı şu anda da zaten sağ olsun bayağı başarılı bir şekilde yaptılar yapıyorlar. İşte başta siz, şu anda bu çağrıya sizler de destek veriyorsunuz zaten. Ama dediğim gibi, benim böyle bir şeyde tasarruf noktasında yetkim yok. Şu anda Polis Teşkilatı ellerindeki belgeleriyle, bulduklarıyla bu işle ilgili çalışmasını yapacaktır, ifadelerini alacaktır ve ondan sonra da yargıya göndermek gerekiyorsa yargıya gönderecektir ve kararı da yargı verecektir.
SORU- Efendim, bu uzun süreli gözaltılardan doğacak mağduriyetlerden ve Türkiye’nin basın özgürlüğü ve bu tip insanların, aktivistlerin içeri alınmasından dolayı sürekli eleştiri…
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Kim o aktivist ya?
SORU- İşte insan hakları, yani bu…
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Kim, o aktivist kim, ByLock’çuları mı söylüyorsun? Eagle’cıları mı söylüyorsun?
SORU- Hayır, bunlar normal bir…
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Yoksa terör örgütüne silah taşıyanları mı söylüyorsun? Silah taşımanın yanında terör örgütlerine her türlü desteği verenleri mi söylüyorsun? Kim bu aktivistler?
SORU- Ben hakkında somut delil olan insanlarla ilgili hiçbir şey söylemiyorum, ama Türkiye’de herkesin otomatik olarak gözaltına alındığı bir ortam var.
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ama şimdi söylemiyorsan, şimdi bilmeden de bunu söylemeyin, bilin de söyleyin. Bakın, haberi doğru kaynaktan alın ve onun üzerine gerekli olan çalışmayı yapın. Haberi doğru kaynaktan almaz da, Wall Street Journal ağzıyla konuşursanız sizi yanlışa düşürürler.
Evet arkadaşlar, teşekkür ediyorum, sizlere de iyi günler diliyorum.