Cumhurbaskani Erdogan’in Genisletilmis Il Baskanlari Toplantisi’nda yaptigi konusmanin metni
AK Parti Merkez Yürütme Kurulumuzun kıymetli üyeleri, değerli il başkanlarımız, Kadın ve Gençlik Kollarımızın değerli il başkanları, değerli il genel meclis ve il belediye başkanlarımız, sevgili yol ve dava arkadaşlarım; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
2018 yılındaki bu ilk İl Başkanları Toplantımızın ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz ve geleceğimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Konuşmamın hemen başında Zeytin Dalı Operasyonunu yürüten kahraman askerlerimize Yüce Allah’tan muvaffakiyetler diliyor, her birinin gözlerinden öpüyorum.
Dün Genelkurmay Başkanımız, Başbakan yardımcılarımız ve Kara Kuvvetleri Komutanımızla birlikte Hatay’a giderek operasyonun yürütüldüğü harekat merkezindeki askerlerimizi ziyaret ettik. Hatay’daki harekat merkezinde sahadaki birlikleri komuta eden İkinci Ordu Komutanımız İsmail Metin Temel Paşamızdan ve diğer arkadaşlarımızdan son durumla ilgili bilgileri aldık. Buradan canlı bağlantıyla Genelkurmay Başkanlığımızdaki, Kara Kuvvetleri Komutanlığımızdaki, Hava Kuvvetleri Komutanlığımızdaki, Eskişehir Hava Muharip Komutanlığımızdaki, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızdaki harekat merkezleriyle görüşme imkanları bulduk. Komutanlarımızdan özellikle operasyonun kendi sorumluluk alanlarıyla ilgili hususları değerlendirmelerini istedik. Ayrıca Somali ve Katar’daki askeri üstlerimizin komutanlarıyla da yine canlı bağlantıyla görüşerek kendilerine başarı diledik ve oradaki sürecin şu anda nasıl devam ettiğini onlardan da bizzat dinleme fırsatı buldum.
Harekat merkezinde görev yapan askerlerimizin ve sahadaki birliklerimizin morallerinin en üst düzeyde olduğunu görmek bizleri gerçekten mutlu etti. Zor bir coğrafyada ve çok kötü hava şartlarında icra edilen operasyonumuzda en küçük bir aksaklık, bir sıkıntı olmadığını bizzat yerinde görmekten ayrıca memnuniyet duydum.
Türkiye’nin terörle mücadele konusundaki kararlılığındaki anlamak istemeyenler için Zeytin Dalı Operasyonu açık bir ikaz, fiili bir örnek olmuştur. Güya bize karşı yıllardır hazırlanmış 90 santimlik betonla kaplı sığınakları, kazılmış tünelleri, kurulmuş tuzakları birer birer imha ederek kararlı ve aynı zamanda güvenli bir şekilde ilerliyoruz. Çok yakın bir zamanda terör örgütü adeta kıpırdayamaz hale Allah’ın izniyle getirilecektir.
Tabii terör örgütünün ve onlara akıl verenlerin alçaklıkları sınır tanımıyor. Türk Ordusunun karşısına kendileri çıkmaya yürekleri elvermeyenler çocukları ve kadınları öne atarak yerleşim yerlerindeki operasyonlarımızı yavaşlatmaya çalışıyorlar. Bölücü terör örgütünün çocuk, kadın, yaşlı demeden kendisine karşı çıkan herkesi katleden bir cani güruhu olduğunu biliyoruz. Ama hamdolsun bizim milletimizin ve ordumuzun elinde asla çocuk kanı yoktur, kadın kanı, masum kanı yoktur. Hiçbir zaman da olmayacaktır. Bunlar kadim dönemlerden beri Türk askerinin kati kurallarıdır. Ecdadımızdan ve inancımızdan tevarüs ettiğimiz bu ahlakı gelecek nesillere de aynı şekilde aktaracağız.
Tabii burada bir gerçeği daha söyleyeceğim, şimdi bazı kesimler bunu iyi duysunlar ve belki bilmiyorlardır, onu da bilsinler; bugün operasyonun 7. Günü, hamdolsun 343 terörist etkisiz hale getirilmiş vaziyette, bunlar tespit edilenler. Bundan tabii rahatsız olan sözde Türk Tabipler Birliği gibi bir kesim savaşa hayır diye kendine göre bir kampanya yürütmek istiyor. Bu terörist sevicilerin bugüne kadar biz barışa evet dediklerini de pek duymadık. Zaten bunların barışla filan alakası yok. Bunlar bugüne kadar benim Güneydoğu’da, Doğu’da bu kadar vatandaşım şehit edildi, bunlardan hiç şu anda içeride olan bu terör uygulayıcılarına yönelik en ufak bir açıklama duyduk mu? Duymadık, çünkü bunlar bu işin içindeler, bu senaryonun içindeler. Kandil’e kadar gidip orada görüşmeler yapıp ondan sonra yazdıklarını kitaplarla kendilerine kaynak temin etmeye çalışanların bugüne kadar bu teröristlerin karşısında dikildiğini hiç duyduk mu? Duymadık. Fakat şu anda PYD, YPG, DEAŞ, PKK, bütün bu terör örgütlerinin sınırlarımızda yapmış olduğu taciz harekatına veya hareketlerine karşı bizim uluslararası hukuktan doğan haklarımızı hazmedemeyen bu sözde dernek veya sözde kişiler kusura bakmasınlar; attığımız adım kararlı bir adımdır, milletin hakkı olan bir adımdır ve mazlumların, mağdurların bu hakkını da sonuna kadar koruyacağız.
Tayyip Erdoğan’a ve arkadaşlarına uluslararası terör örgütleri tehditler sallayabilir ve bunlar da onların yanında yer alabilir, hiç önemli değil. Biz hak bildiğimiz yolda sonuna kadar yürüyeceğiz ve bundan taviz vermeyeceğiz. Bu beyefendiler bugüne kadar hiçbir zaman yerli ve milli olmadılar. Bugüne kadar bu beyefendiler bu ülkenin dertleriyle dertlenmediler. Bu beyefendiler bugüne kadar hiçbir zaman kalkıp da acaba bu ülkede mağdur, mazlum olan insanlar acaba yahu et dağıtan Yasin’i öldürenler niçin öldürüldü, Yasin Börü ne yaptı da öldürüldü? Bunun hesabını sormadılar. 53 kişi bir günde öldürülüyor. Sokağa dökülün diyenler olmuş. Niye dediler, niye bunlar öldürüldü; bunun hesabını sordular mı? Sormadılar. İşte biz bunların hesabını soruyoruz. Çok sabrettik, çözüm için çok gayret ettik. Ama bunlar hiç birinden anlamadılar ve artık bıçak kemiğe dayandı. Ve onun için de işte ayın 20’sinde adımı attık ve şu anda inandığımız bu yolda Mehmet’imizle, Mehmet’lerimizle yürüyoruz. Ve elhamdülillah milletim şu anda bir bütün oldu, birlik oldu, beraberlik oldu. Analar hepsi dualarıyla yemekleri hazırlıyor, onlar da cepheye gönderiyorlar. Beklenen gündü bu. Ve o beklenen gün hamdolsun geldi-çattı. İşte şimdi süreç kararlı bir şekilde devam ediyor.
Kardeşlerim, buradan tüm dünyaya bir kez daha ilan ediyorum; Türkiye’nin Afrin’deki operasyonu sadece ve sadece terör örgütlerine, teröristlere yöneliktir. Avrupa Parlamentosunda bu hareketi bir istila hareketi olarak göstermek isteyenlere de söylüyorum; gidin önce istilanın örneklerini geçmişte Libya’da arayın, Ruanda’da arayın, Mali’de arayın, hangi istila hareketini kimler nasıl yapmış oralarda arayın. Hiçbir zaman Türk milleti, Türk ordusu müstevli olarak hareket etmemiştir. Ve buradan da Azeri Milletvekili Seyidov kardeşime özellikle teşekkür ediyorum, oradaki dik duruşundan dolayı kendisine teşekkür ediyorum. Sivillere ve çevreye zarar vermemek için biz her türlü hassasiyeti gösteriyoruz. Hatırlarsanız bölücü örgüt çukur eylemleri sırasında da kadınları, çocukları, sivil halkı kendine kalkan yapmaya çalışmıştı. Sözde Tabipler Odası sen neredeydin, sesin çıktı mı? Ya bu çukurlar niye açılıyor diye en ufak bir şey söylediniz mi? Evler arasında tüneller açılırken neredeydiniz, ya bu tüneller niye açılıyor diye bir şey sordunuz mu? Güvenlik güçlerimizin bu operasyonlarda verdikleri şehitlerin önemli bir bölümü işte sivil halka zarar vermemek için sergiledikleri titizlikten, yaptıkları fedakarlıktan kaynaklanmıştır. Bundan dolayı da asla bir pişmanlığımız yoktur.
Birileri ısrarla bize bu operasyon kısa sürsün, sınırlı olsun diye güya telkinde bulunuyor. Ben de o birilerine telefon görüşmelerinde özellikle söyledim; eğer biz devlet olarak sahip olduğumuz askeri gücü hoyratça kullanmaya kalksak, tanklarımızla, toplarımızla, uçaklarımızla, helikopterlerimizle önümüze gelen her şeyi dümdüz edip geçsek, bu operasyon birkaç günlük iştir. Ama biz en az kendi askerlerimizin emniyeti kadar karşımızdaki güçlerin kalkan olarak kullanmaktan çekinmediği masum sivillerin can ve mal güvenliğini de hesaba katıyoruz. Çünkü biz Afrin’i işgale gitmiyoruz, tam tersine orayı terör örgütlerinden temizleyerek asli sahipleri için yaşanabilir bir yer haline getirmeye çalışıyoruz. Nasıl El Rai, Cerablus, El Bab, bu bölgedeki 2 bin kilometrekarelik alanı 100 bin insanın tekrar topraklarına, evlerine dönerek yerleşmelerine imkan sağladıysak, işte Afrin’de de aynısını yapacağız. Ve bizim ülkemizde 3,5 milyon şu anda mülteci var. Biz bu mülteci kardeşlerimizin kendi topraklarına dönmesini sağlayacağız. Afrin’deki bu mücadele bunun içindir, İdlib’deki bu mücadele bunun içindir. Bunu bilmeyen Batı, bunu da öğrensin. 3,5 milyon mülteci Suriye’den bize geldi, acaba size ne kadar mülteci geldi? Acaba ülkenizde ne kadar mülteci var? Biz topraklarından, evlerinden ayrılmış olan bu insanlara tekrar topraklarına dönebilmelerinin şu anda yollarını açıyoruz.
Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Suriye halkının huzur ve güven içerisinde, refah içerisinde bir geleceğe kavuşması konusundaki samimiyetimizi bugüne kadar attığımız her adımda ispat ettik. Buna karşılık bölücü terör örgütü gittiği her yerde kan dökerek, insanların mallarını yağmalayarak, hatta ırzlarına tasallut ederek, ailelerden çocuklarını zorla kopartıp ölüme göndererek gerçek yüzünü ortaya koymuştur.
Her şeyin böylesine açık bir şekilde gözler önünde bulunduğu bir ortamda hatta Türkiye’yi örtülü veya aleni tenkitlerle, hatta tehditlerle yolundan döndürmeye çalışanlar hiç kusura bakmasınlar, saflarını terör örgütünün yanı olarak belirlemiş demektir. Kısa sürsün; daha 7 gün oldu ya. Afganistan ne kadar sürdü? Yaklaşık 20 yıl. Irak ne kadar sürdü? Yaklaşık 18 yıl, hala oradasınız. Libya ne kadar sürdü? Mali, Ruanda, buralar ne kadar sürdü? Ya bize bu aklı verenler biraz da kendileri kullansalar ne olur?
Suriye’de diğer güçlerin yürüttüğü operasyonlar için bir an önce tamamlansın çağrısı, hakikaten ya bu insanlar ne kadar gülünç der hale getiriyor bizi. Peki, iş Türkiye’ye gelince acaba bu acelecilik nereden çıkıyor? Eğer hepimizin ortak meselesi terörle mücadeleyse, bu konuda Türkiye’nin engellenmeye çalışılması değil desteklenmesi gerekmez mi? Avrupa Birliği, siz PKK’yı terör örgütü ilan etmediniz mi? Ya şu anda o kadar bir akıl tutulması var ki bunlarda, bir taraftan PYD’yi, LPG’yi terör örgütü olarak kabul etmeye başladılar sağdan soldan. Kendilerine bütün belgeleri, bilgileri, her şeyi veriyoruz. Fakat bir taraftan da silahlar gene onlara akıtılıyor. Bu ne menem iştir. Bir taraftan PKK terör örgütü diyeceksin, kendi vatandaşlarınız kollarda kokartlar, hatta en büyük üzüntümüz; Amerika bayraklarıyla bu terör örgütleri bu bölgede şu anda cirit atıyorlar, bunu neyle izah edeceğiz?
Sayın Başkan bize diyor ki; bizi bu kadar eleştirmeyin. Tamam, ama biz stratejik ortak olduğumuza göre, bir stratejik ortak stratejik ortağına böyle bir şeyi nasıl yapar? Eğer burada beraber hareket edeceksek, kaldı ki şu anda ben kendilerine ayrıca teşekkür ediyorum, NATO Genel Sekreteri “Türkiye şu anda kendisine yapılan bu taarruzlarda haklı olarak kendi hukukunu korumaktadır” diyor, bundan dolayı kendisine teşekkür ediyorum. NATO Genel Sekreteri bunu ifade ederken bunu açıklarken, acaba niçin Amerika bu işlerden bu kadar uzak duruyor? İşte geçen akşam konuştuk, bunları kendisine açıkladık. Ama hala Türkiye’deki Amerika karşıtlığından bahsediliyor. Biz böyle olsun istemiyoruz, biz Amerika’yla beraber bu işleri yürütelim istiyoruz. Ama 5 bin tır, 2 bin kargo uçağı bu kadar silahı buraya getirdiğinde benim milletim şunu soruyor: Bu silahlar buraya niçin geliyor? Bu silahlar kim için geliyor? Peki, bu silahlar kime karşı kullanılmak üzere buraya geliyor? Yani bizim vatandaşımızın bu soruları sorma hakkı yok mu?
Şimdi tabi Amerika’da da bakıyorum artık Amerikan halkı diyor ki, biz vergileri bunun için mi veriyoruz, bizim dolarımız bunun için mi gidiyor? Burada artık yeni bir değerlendirmenin yapılması lazım diyor.
Sayın Başkan da biz bu kadar ekonomimizi güçlendirmeyi, bu silahları buralara göndermek için mi yaptık diye de bunu bizzat bana da kendisi söyledi. Ama şimdi bakıyorum, o zaman 1250 tırdı, şimdi 5 bin oldu, 2 bin kargo uçağı oldu. Bunlar tabi bizde soru işaretleri ortaya koyuyor.
Ya bu işi yapacaksak, teröre karşı mücadeleyi vereceksek beraber vereceğiz, yoksa biz de teröre karşı mücadelede kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz, bunun başka izahı yok. Biz kendi kendimize yeteriz, tarihte nasıl yettiysek bugün de yeteriz. Ama amaçları terörle mücadelede değil de Türkiye’nin sınırları boyunca bir terör koridoru oluşturmak, sonra da onun üzerinden bölgede bitip tükenmek bilmeyen bir kan ve can pazarı kurmak olanlara cevabımız şudur: Biz Suriye’deki son terörist ortadan kalkana, bu ülke asli sahipleri için emin bir yer haline gelene kadar operasyonlarımızı sürdüreceğiz.
Dün Fırat Kalkanı bölgesindeydik, şu anda İdlib’de geçici kontrol noktaları oluşturmaya devam ediyoruz. Bugün 7’nci gününe giren Zeytin Dalı Operasyonumuzu hedeflerimize ulaşana kadar sürdüreceğiz. Ardından Mümbiç’i bize söz verildiği şekilde teröristlerden arındıracağız, kimse bundan rahatsız olmasın, çünkü Mümbiç’in gerçek sahipleri bu teröristler değil, oradaki Arap kardeşlerimizdir. Sonra da Irak sınırına kadar hiçbir terörist bırakmayana kadar bu mücadelemizi devam ettireceğiz.
Her kim terörizme karşıysa, kendisini bu mücadelede bizim yanımızda olmalarını isteriz. Terör örgütlerini bir maşa gibi kullanarak Türkiye’nin birliğini, beraberliğini, güvenliğini tehdit edenler de kendileri bilirler. Biz istiklalimiz ve istikbalimiz için ölmekten korkmayan, geri dönmeyi asla düşünmeden düğüne gider gibi cepheye koşan bir milletiz. Askerlerimizi dinlediniz değil mi, Mehmet’lerimizi dinlediniz, ne diyorlardı? Afrin’e düğüne gidiyorum; işte mesele bu. Ne diyorlardı? Kızılelmaya, hedef bu. Ve hepsinden öte, bütün bizim askerimiz şehadete gidiyor şehadete. Bizim kutsalımız var, onların böyle kutsalları var mı-yok mu bilmem, ama bizim kutsalımız var, kutsallarımız var.
Terörle mücadelede verdiğimiz her şehidimizi bir yandan yüreğimiz yanarak, ama aynı zamanda gururla, gıptayla, metanetle ebedi aleme uğurluyoruz, Sevgililer Sevgilisi Peygamberimizin yanına uğurluyoruz. “Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.” Aynı fedakarlığı göze alan varsa buyursun. Bunu göze alamayan hiç kimse de bizi yalanlarla, tamamen oyalamaya dönük vaatlerle, arkası boş manevralarla yolumuzdan alı koymaya çalışmasın; biz o aşamaları çoktan geride bıraktık.
Bir zamanların Türkiye’sinde bu tür afra-tafralar işe yarıyor olabilir. Bugünkü Türkiye bambaşka imkanları, bambaşka hedefleri, bambaşka vizyon ve hayalleri olan bir Türkiye’dir. Eğer bu Türkiye’yle birlikte yol yürümek istiyorsanız, o zaman önce güvenliğimiz, huzurumuz, refahımız, geleceğimiz konusundaki hassasiyetlerimize saygı gösterilmesini bekleriz.
Kardeşlerim; dünya, kimsenin oyuncak gibi oradan oraya savurabileceği, masumların kanı ve feryadı üzerinde kendine güvenlik ve refah imparatorluğu kurabileceği bir yer değildir, öyle olmadığının her gün yeni bir işareti ortaya çıkıyor. Bizim kimsenin toprağında gözümüz olmadığı gibi, kimsenin onuruna, haysiyetine, şerefine tecavüz etme gibi de bir niyetimiz asla yoktur. Tek derdimiz, kendi sınır güvenliğimizi, vatandaşlarımızın emniyetini, öz kardeşlerimiz olan komşularımızın huzurunu sağlamaktır.
Daha önceki gün bize operasyonu ne zaman bitireceğimizin sorulduğu Suriye tarafından atılan roketler Kilis’te tarihi bir camimize ve sokaklara düştü. Bu bizim bir ulu mabedimiz ve namaz esnasında düşünün iki kardeşimiz şehit oldu. Değerli kardeşlerim; peki Batı bunu görüyor mu? Ve yanında çok sayıda yaralımız var, Batı bunu görüyor mu? Hayır. Ondan önce Reyhanlı ilçemize atılan roket ülkemizde yaşayan bir Suriyeli kardeşimizi şehit etti, onlarca vatandaşımız yaralandı, Batı bunu görüyor mu? Kilis’e, Hatay’ın diğer ilçelerine, Şanlıurfa’nın ilçelerine atılan daha başka roketler, açılan ateşler var.
Buradan bize operasyonu çabuk tamamlayın diye akıl verenlere sesleniyorum; sizin ülkenizin şehirlerine hemen yanı başındaki yerlerden teröristler tarafından roketler atılsa, bombalar yağdırılsa, ateşler açılsa acaba siz ne yaparsınız? Kiliselerinizin tepesine roketler düşse, içinde dua eden insanlar hayatlarını kaybetse sizin tepkiniz ne olur? Şu hale bak ya, Avrupa’da oradaki mescitlerimiz yakılıyor, cam, çerçeve indiriliyor. Havalimanında yolculuk yapacak olan vatandaşlarımız oralardaki PKK’lıların saldırılarına uğruyor. Nerede güvenlik güçleri, nerede emniyet güçleri? Onlar size emanet, onların da orada güvenliğini sağlamanız gerekir, sadece seyirci bunlar.
Evlerinde, sokaklarında, iş yerlerinde güven içinde yaşaması gereken vatandaşlarınız her gün acaba bugün başıma bir roket düşer mi veya bir kurşuna hedef olur muyum düşüncesiyle güne başlasa ey Batı, siz nasıl bir politika izlerdiniz? Biz bunların cevabını gayet iyi biliyoruz. Bunların değil böylesine büyük saldırılar, en küçük bir terör eylemi karşısında dahi tüm hak ve özgürlükleri askıya alarak ülkelerini adeta polis devletine çevirdiklerini biz çok iyi biliyoruz. Bizi Suriye konusunda eleştiren herkesi birazcık da olsa vicdanlı olmaya, birazcık da olsa empati yapmaya, kendilerini bizim yerimize koymaya özellikle çağırıyorum. Bunu başarabilirlerse işte o zaman bizi çok daha iyi anlayacaklardır.
Bu vesileyle Zeytin Dalı Operasyonunda ve bu süreçte yapılan saldırılarda verdiğimiz asker, sivil, tüm şehitlerimize, vatanlarını savunurken hayatlarını kaybeden Özgür Suriye Ordusu mensuplarına Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.
Ve bu vesileyle, Özgür Suriye Ordusunu terörist olarak vasıflandıran terbiyesizlere de açıkça söylüyorum; benim Mehmet’imin yanında bu mücadelenin içerisinde yer alan Özgür Suriye Ordusu şahsiyetli, onurlu bir mücadelenin onlar da askerleridir, kendilerini alkışlıyorum. Özgür Suriye Ordusu mensuplarına terörist diyenler, tam aksine PYD’nin, YPG’nin, DEAŞ’ın, PKK’nın tam benzerleridir, tam kendileridir.
Tabi bu vesileyle kahraman askerlerimize bir kez daha gazanız mübarek olsun diyorum.
Değerli kardeşlerim; camide ibadetle meşgul olan insanları, pazarda alışveriş yapan sivilleri hedef alan saldırılar bölücü terör örgütünün ahlak tanımaz, ilke, değer, hukuk tanımaz karakterini bir kez daha göstermiştir. Aslında biz bölücü terör örgütünün bu tarz saldırılarının hiç de yabancısı değiliz. Geçtiğimiz 34 yıl içinde bölücü örgütün bu şekilde biz sayısız eylemine şahit olduk. 2 yıl önceki çukur eylemlerinde örgütün roketlerinin hedefi olan Fatih Paşa Camii, diğer adıyla Kurşunlu Camii de bunlardan biri olmamış mıydı? Çukur eylemleri sırasında 100’ün üzerinde ibadethane ve Kur’an kursu terör örgütü mensuplarınca yakılmış, yıkılmıştır.
Kardeşlerim; bu PKK’nın, bu PYD, bu YPG’nin, bu DEAŞ’ın yakından-uzaktan bunların İslam’la alakası yoktur. Bunların bizim dinimizle yakından- uzaktan alakası yoktur. Ben bu ülkede saf, temiz Müslüman kardeşlerime sesleniyorum; sakın ha aldanmayın, bunlar Allah tanımaz, İslam’ı tanımaz, Müslüman’ı tanımaz, çünkü acımasızca, evet, mümin kardeşlerimizi katleden katillerdir. İşte bunları Yasin Börü hadisesinde çok açık, net gördük, 53 kardeşimizin o katledilmesinde açıkça gördük.
Bunun yanında yüzlerce okul, kütüphane, medrese, ilim irfan merkezi teröristlerin bombalarının ve kurşunlarının hedefi olmuştur. Bölücü terör örgütü kendisine ihale edilen proje gereği asırlardır İslam’la, Kur’an’la, ilim ve hikmetle yoğrulmuş bu topraklarda mukaddes dinimizin izlerini kazımak için her türlü alçaklığı sergilemiştir. Çünkü terör örgütü veya onların yandaşları biliyorlar ki onların panzehri İslam’dır. Onu iyi bildikleri için de özellikle bunların ilim merkezlerini yok edelim ki, ha biz çok daha çabuk güçlenelim gayreti içindeler. Örgüt Kudüs fatihi Selahaddin-i Eyyubi’nin torunlarını kimliksiz hale getirmek, kadim tarihiyle bağlarını koparmak için bilinçli bir politika izlemiştir. Sabah namazına giderken sırtından vurulan imamlar, öğrencilerinin gözü önünde katledilen öğretmenler, sokakta yürürken kurşunlanan alimler, kanaat önderleri ve siyasetçiler, işte bu politikanın bir sonucudur. Bunların hepsi de çok bilinçli eylemledir. Çünkü bölücü terör örgütü her şeyden önce İslam düşmanı, Müslüman karşıtı bir örgüttür. Kilis’teki camiye yapılan saldırı, işte bu eylemler zincirinin son halkasıdır. Biz elbette bölücü örgütün zarar verdiği diğer ibadethaneler gibi tarihi Çalık Camini de aslına uygun şekilde restore ederek inşallah tekrar Kilisli kardeşlerimizin istifadesine sunacağız.
Her zaman ifade ettiğim gibi, camilerimiz bizim bu topraklara vurduğumuz mühürlerdir. Anadolu’yu baştanbaşa, ilmek-ilmek dokuyan her bir mescit, her bir medrese, her bir kervansaray bizim bu coğrafyadaki tapu senetlerimizdir. Bölücü örgüt bu mühürleri asla sökemeyecektir. Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, diğer unsurlarıyla bu millet var oldukça semalarımızdan ezanlarımızın nidaları, gönderden bayrağımızın dalgalanması asla eksik olmayacaktır.
Değerli kardeşlerim;
“Ruhumun senden, ilahi şudur ancak emeli,
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar - ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.”
Bu kalleşler güruhunun bizi köklerimizden koparmasına ve kimliksiz hale getirmesine kesinlikle izin vermeyeceğiz. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.
Ve daha düne kadar sırtımızı YPG’ye, PYD’ye dayadık diyerek devletimize ve milletimize meydan okuyanlar, evet şimdi uğradıkları düş kırıklığını yaşıyorlar, yaşamaya da devam edecekler.
Kardeşlerim, sizleri bu anlamlı günde en kalbi duygularla selamlıyorum. Günümüz kutlu olsun ve il başkanları toplantımız hayırlara vesile olsun diyorum. Sizleri Allah’a emanet ediyor, Cuma’dan sonra tekrar devam edeceğiz.
Hayırlı olsun.
----- / -----