Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Genisletilmis Il Baskanlari Toplantisi’nda yaptigi konusmasinin tam metni

 

… kıymetli üyeleri, değerli il başkanları, Kadın ve Gençlik Kollarımızın kıymetli il başkanları, değerli il genel meclis ve il belediye başkanlarımız, sevgili yol ve dava arkadaşlarım; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, hasretle selamlıyorum.

Rabbimden bu ayki il başkanları toplantımızın ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum.

Değerli arkadaşlar; sizlerin de yakından takip ettiği gibi, her gün yeni bir durumla, yeni bir saldırıyla, yeni bir taktik atakla karşılaşıyoruz. Bu saldırıların bir kısmını bizim dikkatimizi ve enerjimizi bölgemizdeki kritik gelişmelerden uzaklaştırmaya yönelik olarak görüyorum. Türkiye’yi FETÖ ve PKK gibi terör örgütleriyle köşeye sıkıştıramayanlar, kendileri doğrudan sahaya girmeye başladılar. Bunun için tüm anlaşmalar ve taahhütler yok sayılarak Avrupa Birliği’ndeki serbest dolaşım hakkımızı sürekli erteliyor ve bizleri oyalıyorlar. Bunun için göçmenlerin Avrupa’ya yönelmesini engellemek amacıyla kendilerinin önerdiği yardımlar fiilen yapılmıyor. Bunun için hiç olmadık bahanelerle tüm teamüller ve diplomatik kurallar yok sayılarak Amerika’ya vize başvuruları askıya alınıyor. Bunun için ülkemizin bölgedeki insani dramların önüne geçme konusunda gösterdiği gayretler ısrarla gözden uzak tutuluyor. Bunun için DEAŞ’a karşı en ciddi ve etkili mücadeleyi yürüten Türkiye’yi terör örgütleriyle yan yana göstermenin yolları aranıyor. Bunun için en küçük hadiseler dahi bahane edilerek ekonomimizle ilgili olumsuz spekülasyonlar üretiliyor. Gezi olayları sırasında bir kesim çerden-çöpten bahanelerle sokaklarda kaos çıkartmaya çalıştığında milletimiz hemen geri plandaki oyunu gördü ve ona göre pozisyon aldı. 17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişiminde hedefin şahsım, bunun yanında veya ailem değil bizim nezdimizde ülkemizin tüm kazanımları olduğunu gören milletimiz bize her zamankinden çok daha fazlasıyla sahip çıktı. 7 Haziran seçimleri sonrasında hiçbir parti tek başına iktidara gelemeyince, kimlerin ellerini ovuşturmaya başladığını, kimlerin eski Türkiye hayaliyle yerinde duramadığını yine en iyi milletimiz gördü. Hemen arkasından 1 Kasım seçimleriyle bu aziz millet durumu düzeltti, Türkiye’yi 90’ların karanlık günlerine çevirmek isteyenlere fırsat vermedi. Baktılar böyle olmuyor, bu defa PKK terör örgütünü tekrar devreye soktular. Çukur eylemleri dediğimiz, bazı ilçelerimizdeki kardeşlerimizin malına ve canına da kastederek devletin egemenliğine saldırı sürecini bölgedeki vatandaşlarımızın ferasetiyle başarısızlığa uğrattık. Aynı dönemde DEAŞ terör örgütünün de sınırlarımıza yönelik taciz ve ülkemiz içindeki canlı bomba saldırıları da giderek artmaya başladı. Bu örgütün ipini elinde tutanların hedef olarak ülkemizi gösterdikleri anlaşılıyordu. Türkiye’nin milleti ve devletiyle gösterdiği güçlü duruş sebebiyle bir türlü amaçlarına ulaşamayanlar 15 Temmuz gecesi darbe girişimiyle yeni bir hamle yaptılar. 1960’da, 1971’de, 1980’de, 1997’de tamamen veya kısmen başarılı olan darbe teşebbüslerinin aksine bu defa bambaşka bir manzara ortaya çıktı. Milletimiz tarihinde ilk defa darbecilere karşı fiilen mukavemet gösterdi. Sokaklara ve meydanlara inen kadını erkeğiyle, genci yaşlısıyla 7’den 70’e milyonlarca vatandaşımız istiklaline ve istikbaline sahip çıktı. Biz de milletimizle birlikte darbecilerin karşısına dikilerek bu teşebbüsün akamete uğramasını sağladık. Hemen arkasından da Suriye’deki Fırat Kalkanı operasyonunu başlatarak bizi bu şekilde durduramayacaklarının mesajını darbenin arkasındaki güçlere verdik.

Tabii hem onların saldırıları, hem de bizim cevaplarımız bunlarla sınırlı kalmadı. Türkiye’ye siyasi, sosyal, diplomatik, askeri, ekonomik tüm alanlarda diz çöktüremeyenler her gün yeni bir oyunla karşımıza çıkıyor. Halbuki biz ne diyoruz, namert kaçar, mert direnir. Üstelik biz artık sadece direnmekle, savunmakla kalmıyor, kendi oyun planımızı adım adım uyguluyoruz. Bir başka ifadeyle savunmamızı güçlendirirken taarruzu da ihmal etmiyoruz.

Kardeşlerim; Türkiye’yi Batıdan ve mümkünse tüm dünyadan tecrit etmek için ellerinden geleni yapanlar beyhude yere uğraşıyorlar. Avrupa Birliği ülkemize serbest dolaşım hakkı vermedi de ne oldu, dünya başımıza mı yıkıldı? 54 yıl, resmi olarak söylüyorum, eğer işin aslını alırsak 59, 59’dan bu yana. Ne oldu? Almadılar. Bitirdiler mi bizi? Hayır. Hala oyalıyorlar. Fakat biz sabrediyoruz, diyoruz ki; bu minderden biz değil siz kaçacaksınız. Eğer dürüstseniz yapın açıklamanızı, açıklamayı yapın bitirelim işi. Bizim size ihtiyacımız yok ya, karşılıklı bir ihtiyaç formülü var burada. İşte geçtiğimiz hafta İran’da, Pazartesi günü Ukrayna’da, Salı ve Çarşamba günleri Sırbistan’daydık. İnşallah bu Salı da Polonya’ya gidiyoruz. Ziyaretlerimizin hepsi de çok verimli geçti. Sırbistan’da, özellikle Sancak’ta ülkemize ve şahsımıza gösterilen sevgiyi, muhabbeti, samimiyeti kelimelerle anlatmak mümkün değil. O gün bizimle beraber olan bir belediye başkanımız, değerli kardeşimiz bir trafik kazasında dün rahmetli oldu, bugün defnedecekler, Allah rahmet etsin, makamı Cennet olsun inşallah. Bu vesileyle gerçekten eşi-benzeri olmayan ev sahipliği için Sayın Vuçiç’e, Sırbistan halkına ve Sancak’taki, Novi Pazar’daki tüm kardeşlerime şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Hani merhum Neşet Ertaş diyor ya, dost elinden gel, olmazsa varılmaz, rızasız bahçanın gülü derilmez. Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez, gönülden gönüle giden yol gizli gizli. Bizim tüm dostlarımızla aramızda gönülden gönüle giden ve görülmeyen bağlar vardır. Sırbistan’da, Novi Pazar’da ise bu bağı tüm gücüyle, tüm cesametiyle hamdolsun gördük, meydanda gördük, yolların sağında-solunda gördük.

Peki, ülkemizin ve milletimizin dostluğunu yıkma pahasına saçma sapan hamlelere girişenlerin eline geçen nedir? Eğer bu şekilde bize zarar verdiklerini düşünüyorlarsa, bizim gördüğümüzden daha fazlasını onlar görüyorlar. Türkiye yoluna yine devam ediyor. Hiç endişe etmeyin, yoluna devam edecek.  

Yaşadığımız bu zor dönemde yanımızda olanları unutmayacağımız gibi, sürekli ayağımıza çelme takanları da unutmayacağız. Ülkeler arasındaki ilişkilerin mutlak dostluk ve mutlak düşmanlık esasına göre tanzim edilemeyeceğini elbette biliyoruz. Bununla beraber müttefik dediğimiz, pek çok platformda birlikte çalıştığımız kimi devletlerin ülkemize karşı sergiledikleri bu ikiyüzlü tutumdan biz çok rahatsızız. Yüz-yüze geldiğimizde bize her türlü sözü, her türlü teminatı verenlerin arkamızdan oynadıkları oyunların çirkinliği artık gizlenemez, saklanamaz hale gelmiştir. Artık bu mızrak bu çuvala sığmıyor, bunları görüyoruz. Bize demokrasi dersi, hukuk devleti dersi, hak ve özgürlükler dersi verenlerin işlerine gelmediğinde bu kavramlardan ne kadar kolayca vazgeçebildiklerini çok açık, net görüyoruz. Yıllarca bizi terör örgütleriyle yeteri kadar güçlü şekilde mücadele etmemekle itham edenler, şimdi terör örgütleriyle kol-kola evet bölgemizi tanzime giriştiler. Dünyada kendilerine terörle mücadelede en büyük hedef olarak DEAŞ’ı gösterenler, şu anda DEAŞ’a karşı PYD gibi, YPG gibi terör örgütleriyle beraber mücadele ediyorlar. Şimdi soruyorum, 3 bin 300’ü aşkın tır ile Kuzey Suriye’de, bizim güneyimizde bir terör örgütü oluşturmaya veya bir terör devleti oluşturmaya çalışanların niyeti nedir? Bunlara bu denli silahı ücretsiz olarak verenlerin niyeti nedir? Biz paramızla silah alamazken, onlara parasız olarak bu kadar silahı vermenin hedefi, gayesi ne olabilir? Burada soru işaretleri oluşmuyor mu veyahut da biz bunların ne anlama geldiğini bilmiyor muyuz? Tabii ki biliyoruz. Bir Astana süreci başlattık ve bu Astana sürecinde Rusya, Türkiye, İran üçlü olarak bir karara vardık. Nitekim işte bir gece ansızın gelebiliriz dedik ve bu gece bildiğiniz gibi Silahlı Kuvvetlerimiz Özgür Suriye Ordusu’yla İdlib’le ilgili şu anda operasyonunu başlattı. Çünkü oradaki mazlumların üzerine gelenler, o mazlumlara mağdurlara bunca silahla saldıranlar, rejim ne yazık ki bütün bunlar karşısında bize tarihi bir sorumluluk yüklüyor. İdlib’de şu anda Halep’ten kaçanlar var, Halep’ten kovulanlar var, Halep’te yaşam hakları sona erdirilenler var, onlar şimdi büyük ölçüde, büyük oranda İdlib’deler. İdlib bize sınır, dolayısıyla tedbirimizi almak durumundayız. Kimse bize niye bunu böyle yapıyorsunuz diyemez. Suriye’ye 911 kilometre sınırı olan biziz, her an taciz ve tehdit altında olan biziz, kimse bize niye bunu böyle yaptınız diyemez. Ama şunu da unutmayın: Bu ülkede değil ülkenin dışında da Kılıçdaroğlu’larının adedi çok fazla. Bir taraftan Silahlı Kuvvetlerimizin sınır ötesine çıkmasına evet diyeceksin, aynı konuşmandan 9 dakika sonra İdlib’de ölenlerin sorumlusu Erdoğan’dır diyeceksin. Ya bu ne menem iş, ya sen ne cahil adamsın ya, böyle bir mantık mı olur? Mantıksızlık makam kesbediyor bunda, böyle bir durum. Aynı konuşma içerisinde. Zaten bakıyorsun yanında taşıdığı adamların her biri bir alem. Çanakkale’de bütün o kabristanlıkların olduğu, şehitliklerin olduğu bölgede hepsi şarib-ül leyli ve-n nehar, böyle bir durumda. Ya siz burada bir eğitime geldiniz, önce bir kendinizin eğitime ihtiyacı var ya. Ya 24 saat, 48 saat sabredin ya, içmeyin de ondan sonra için, burası kabristanlık, burası şehadet makamlarının oluştuğu yer ya; bunu bile yapamadılar. Bu şehitler bunlar için mi şehadet şerbetini içtiler? Kahrediyorlar, ben buna inanıyorum. Niye? Bizim arkamızdan böyle bir nesil gelecek diye.

Değerli arkadaşlar, işte biz bu ince, bu hassas noktada İdlib’de oradaki kardeşlerimizin de özellikle Türkmen, Arap, Kürt ayırt etmeden onların da izzetini korumanın, onların da mağduriyetini gidermenin gayreti içerisindeyiz.

Şu anda Afrin’de Kürt vatandaşlarımız, Türkmen vatandaşlar ve bunun yanında da değerli kardeşlerim, PYD ve YPG var, bu mücadelenin altında o da var. Bu işleri gidermemiz lazım. O rejimden biz herhangi bir şey bekleyemeyiz, o rejimin böyle bir derdi yok. Ve şu anda bu strateji uygun bir şekilde devam ediyor, temennim odur ki, kısa zamanda bu biter.

Ve tabi bununla beraber bir Irak süreci de var. İşte Kuzey Irak’ta gelişmeler ortada. Kuzey Irak’ın da bu hale gelmesinin failleri bellidir, amilleri de bellidir. Onları artık şu anda açıklamaya değil, zaman ola onları da inşallah gündeme getiririz, onları da gün yüzüne çıkarırız.

Ve çok açık, net, Telafer, 400 bin Türkmen’in olduğu yer, yarı Şia, yarı Sünni. Ama bu insanların hepsi, 10 bini hariç oradan kaçtı ve 100 bini yine bize sığındılar. Biz onların da derdiyle hemhal oluyoruz. Aynı şey Sincar için geçerli, Sincar’da da Araplar terk etti ve oraya da PKK yerleşti, ama biz oranın da derdiyle dertleniyoruz. Şimdi gündemde Kerkük var, Kerkük çok ilginç bir şekilde gelişiyor. Tuzhurmatu orada Türkmenler var, ama bu insanlar şu anda yaşam mücadelesi veriyorlar. Bütün bunlarla da biz ilgilenmek durumundayız, bize ne ya diyemeyiz. Kardeşlerim, biz Kılıçdaroğlu zihniyeti taşımıyoruz, bunu böyle bilelim. Onların böyle bir derdi yok. Onlar varsınlar Esad’ın yanına gitsinler onunla dertleşsinler, ama biz farklıyız.

Ve İdlib’deki her şehidin hesabını benim vereceğimi söyleyecek kadar gafil, cahil olan bu insanlarla konuşacak bir şeyimiz yok. Biz görevimizi niyet hayır, akıbet hayır anlayışıyla yerine getiriyoruz. Tercümesini isterse onu bilenlere sorsun.

Ülkemizde ve bölgemizde hiçbir terör örgütünün varlığına, hiçbir terör oluşumunun bizi kuşatmasına göz yumamayız. İşte buyurun, teröristler öldürüldü, kimler gitti onları almaya? Sözde siyasi parti mensupları, sözde milletvekilleri onları gittiler teslim aldılar. Demek ki, bunlar terör örgütüyle iç içe. Farkları var mı? Yok. Bunları görmemiz lazım, eğer bunları göremiyorsak kusura bakmayın. Bu kadar iç içe ve siyasi parti olarak Parlamentoya girmesi için terör örgütünü arkasına alanlar, ardına alanlar, onların desteğiyle Parlamentoya girenler, biz demokratik mücadele veriyoruz diyemezler. Bunu işte daha önce 80 milletvekili çıkardıkları zamanda da gördük. 80 milletvekili çıkardıktan sonra haydi sokağa demek suretiyle, evet, bir günde 53 vatandaşımızın nasıl öldürüldüğünü de gördük. Ölenler Kürt’tü, öldürenler de Kürt’tü. Hani bunlar benim Kürt vatandaşlarımın temsilcisiydi; ne alakası var?

Arkadaşlar, bu uyarıyı kendi nefsimize yapacağız, ondan sonra da başkalarına yapacağız, bu gerçeği de bileceğiz.

Biz asla etnik milliyetçilik yapmayacağız. Biz bu noktada, ırkçılık noktasında asla böyle bir yaklaşım içerisinde olmayacağız. Çünkü biz her şeyden öne Yaratanın bize verdiği istikamette yürümek zorundayız. Zira biz kavmiyetçiliğin hep karşısında olduk, karşısında olmaya devam edeceğiz. Zira biz Rabbimin bize vermiş olduğu istikamet nedir? Sadece ittikadır, ona bakacağız ve onunla yolumuza devam edeceğiz, aksi takdirde çok şamar yeriz. Kim ki kavmiyetçilik yolunda devam ediyorsa, Sevgili Peygamberimizin Veda Hutbesini lütfen şöyle bir açsın, temin etsin, onu bir okuyuversin, bu kadar açık.

Kendilerini güvenli ve müreffeh hissettikleri binlerce kilometre uzaktan bizim her gün canımıza, ciğerimize dokunan, geleceğimizi ilgilendiren konularda ahkam kesenlerin hesapları artık bizi ilgilendirmiyor. Biz kendi hesabımıza bakacağız. Bizim hesabımız bellidir, hep söylüyoruz ya, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet, yolumuza böyle yürüyeceğiz. Geleceğimizi işte bu 4 temel direk üzerine kurmakta kararlıyız.

Tek millet derken, 80 milyonun tek millet oluşundan bahsediyorum. Ve tüm etnik unsurlar birbirimizi Yaratandan ötürü seveceğiz ve böyle tek millet olacağız.

Tek bayrak, evet, bizim bayrağımız belli, kimse paçavraları bize dayatmasın. Şehidimizin kanından rengini alan, bağımsızlık ifadesi olarak hilalle sembolleşen ve şehitlerimizin ta kendisi olarak yıldız ile yıldızlaşan bir bayrağımız var, bunun dışında kimse bize bir dayatmada bulunmasın. Ve sıkışınca, bizim de bayrağımız bu diyenler bizi aldatmasın, biz sizin cemaziyülevvelinizi biliyoruz. Kongrelerinizde bile İstiklal Marşını okutmaktan imtina eden, kaçınan, bayrağımızı salonlara koymayan, sokmayan siz yalancısınız, siz bu ülkede demokrasi için mücadele edemezsiniz. Sizin özgürlük diye bir endişeniz asla yok. Siz sadece bir etnik yapının bu ülkede egemenliği için çalışıyorsunuz, buna müsaade etmeyeceğiz, bunu böyle bilesiniz.

Zira biz tek vatan diyoruz, 780 bin kilometrekarede, evet, bu vatan topraklarında herhangi bir yeni unsur oluşturmanın gayretine girenlere de müsaade etmeyeceğiz. Eğer bugün Tendürek’te, Gabar’da, Cudi’de, Beslerdereleri’nde bir mücadele sürüyorsa, eğer ta Kandil’e kadar uzanıyorsak bunun bir sebebi var. Bunlar durup dururken değil, bundan sonra da devam edecek. Ve bu terörle mücadeleyi, hem şahsiyetli, hem hukuk içerisinde sürdürmeye devam edeceğiz. Varsın gelsin sizin milletvekilleriniz o derelerden, onları dağlardan toparlayıp götürecekleri yere götürsünler, olay bu kadar basit. Çünkü bizim Mehmetlerimizin canına kıydınız, çünkü sivillerimizi siz şehit ettiniz, bunların kanı yerde kalmayacak, biz bunun sözünü verdik ve bunu da yerine getireceğiz. Onun için hep beraber bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız, bunu böyle bilelim. AK Parti bu semboller üzerinde yükseldi, yükselmeye de devam edecek.

Değerli arkadaşlar, yaşadığımız dönemin hassasiyetleri, AK Parti olarak bizim sorumluluklarımızı ağırlaştırıyor. Herkesin tembellik yapmaya hakkı olabilir, ama bizim yok, biz tembel olamayız, biz çok çalışacağız. Herkesin kendi iç çekişmeleriyle zaman geçirmeye hakkı olabilir, ama bizim yok. Herkesin ağzına geleni söylemeye, istediği gibi davranmaya hakkı olabilir, ama bizim yok. Herkesin milleti umursamadan bildiğini okumaya hakkı olabilir, bizim yok. Herkesin plansız, programsız, hesapsız, kitapsız işlere kalkışmaya hakkı olabilir, ama bizim yok. Biz ağzımızdan çıkan her sözü, attığımız her adımı, yaptığımız her işi ülkemizin ve milletimizin menfaatleri bakımından dikkatlice tartmak, değerlendirmek, ölçüp biçmek mecburiyetindeyiz. İster ekonomisiyle ilgili olsun, ister iç siyasetle, ister dış politikayla, isterse başka herhangi bir konuşla ilgili olsun, tüm işlerimizde bu kriterlere uygun davranmazsak, kendimizi ve ülkemizi ciddi sıkıntıya sokarız.

Eğer Novi Pazar’da, Sancak’ta herkes Türkiye diyorsa, Erdoğan diyorsa, bunun bir sebebi var. Dedim ya az önce, gönülden gönle giden bir yol vardır, işte bu yolu Rabbim inşa ediyor, tesis ediyor. Biz bu kardeşlerimizin hiçbirini tanımayız, ama bak tanışıyoruz. Ve o bağlılık, o heyecan, o aşk, böyle durup dururken olmuyor, öyleyse bizim bunları çok iyi düşünmemiz, anlamamız lazım ve bunlar için de çok çalışmamız lazım. İşte 2019 hazırlıklarımızı da bu çerçevede yürütmemiz gerekiyor.

Biliyorsunuz, şu anda ilçe kongrelerimiz devam ediyor, ardından ilk kongrelerimize geçecek, son olarak da inşallah büyükşehirlerimizin kongrelerini yapacağız. bir kısım arkadaşlarımız görevlerine devam ediyor. Değişim ihtiyacı olan yerlerde bugüne kadar hizmet etmiş arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi sunuyor, yeni arkadaşlarımızla yolumuza devam ediyor. Kongrelerde vazifelerini yeni isimlere devreden arkadaşlarımızın önümüzdeki dönemde teşkilatlardan belediyelere ve Meclise kadar her kademede görev almalarının yolları açıktır. Bizim bu kardeşlerimizle yollarımızı kaybettik, artık bir daha bir araya gelmeyeceğiz diye bir şey kesinlikle anlaşılmamalı. Buna biz sıradan diğer partiler gibi bakmayacağız, bu hareket alışılmış bir parti değil, bu bir davadır. Dava ise, davada olay zaman zaman makam-mevki değişikliğini gerektirebilir ve bundan dolayı da kimse üzülmemeli. Bir bayrak yarışı olarak gördüğüm bu hizmet yolunda kime, ne zaman, hangi mevkide göre düşeceği belli olmaz. Bunun için tüm arkadaşlarımızdan partimizle sadece gönül bağlarını değil, fiziki bağlarını da güçlendirerek devam ettirmelerini istiyorum.

Teşkilatlarımızla birlikte belediyelerde de şimdiden birtakım düzenlemeler yapmaya başladık. Özellikle kritik gördüğümüz birtakım yerlerde yeni döneme daha ciddi hazırlık yapabilmek için mevcut isimlerin çekilmesi konusundaki kararımızı adım adım hayata geçiriyoruz. Görevlerinden feragat eden arkadaşlarımız elbette partimizde çalışmayı, katkı sağlamayı sürdüreceklerdir. Bu bir tasfiye değil, ihtiyaçtan kaynaklanan görev değişimidir. Hiç kimsenin gerek teşkilatlarda, gerekse belediyelerde görevini devreden arkadaşlarımızla ilgili en küçük bir olumsuz söz söylemesine, incitici tutum içerisine girmeyiz, kusura bakmasınlar, izin veremeyiz, böyle bir şey olamaz. Bizler Pazar’a kadar değil, mezara kadar yol arkadaşlığı, dava arkadaşlığı yapmaya kasem etmiş bir kadroyuz, bunu biliniz.

Ülkemiz, milletimiz, davamız ve partimiz için taş üstüne taş koymuş herkesin, teröre bulaşmamış ve ihanet etmemiş olması şartıyla gönlümüzün başköşesinde yeri vardır.

Kardeşlerim, AK Parti olarak biz, Genel Başkanından sandık müşahidine kadar tüm kadrolarıyla sorumluluklarının farkında bir hareket olarak, ülkemize ve milletimize hizmete devam ediyoruz. Peki, Ana Muhalefet Partisinin ve onunla aynı dili kullanan kesimlerin böyle bir sorumluluk şuuruyla hareket ettiğini söylemek mümkün mü? Maalesef. Gerçekten samimi bir üzüntüyle ifade ediyorum ki, durum tam tersinedir. Dünyadaki en sorumsuz, en tutarsız, en ana kronik Ana Muhalefet Partisine sahibiz maalesef. Genel Başkanından milletvekillerine ve belediye başkanlarına kadar Ana Muhalefetin tüm kadroları yabancı devletlerinden terör örgütlerine kadar herkesin yanındadır, bir tek kendi ülkesinin ve milletinin yanında değildir, böyle bir Ana Muhalefete sahibiz.

Türkiye filanca ülkeyle sorun yaşar, karşı tarafla bir olup kendi hükümetlerine saldırırlar. Hemen hesap yapmışlar, 50 milyar zarara girdik bu aradaki krizde. Nasıl da yaptılar bu hesabı?  Bayağı da hesapları iyi. Bugün gazetelere bakıyorum, sıfırlandı diyor, tekrar iş başına dönmüş.

Türkiye bir terör örgütüyle mücadeleye girişir, onların elemanlarıyla kol kola girip kendi devletlerinin üzerine yürürler. Sözde adalet yürüyüşü yapıyorlar, kimlerle beraber? Terör örgütü mensupları ve onlarla yan yana olanlarla beraber. Bunlar dürüst değil, hasta, ayakta duracak mecali yok, cezaevinden bu gerekçeyle çıkanlar, baktık ki ya bunlarla yürüyüş yapabiliyor; nasıl da hastaymış? Bunları gördük.

Türkiye uluslararası kurumların haksız uygulamalarına karşı sesini yükseltir, hemen karşımızdaki koronun içine girerler; bu koroda bunların yeri bayağı başarılı. Başımıza adeta FETÖ’nün şakirdi, PKK’nın yoldaşı, Avrupa Birliği’nin 5’inci kolu kesildiler. Bu gece Pensilvanya’dan tehditleri aldık, uçaklar buraya saldırabilir, helikopterlerle bize saldırabilirler, arkadaşlarımızın herhangi birine karşı bir terör eylemi yapabilirler, dua yapıyor, nasıl duaysa, bedduayla karışık filan.

Şimdi ey Amerika, ya şunlara bir bak be, kimi beslediğinin farkında değilsin. Senin ülkende, Pensilvanya’da 400 dönüm arazide böyle bir kişiyi besliyorsun, ondan sonra da belge istiyorsun, al sana belge. Acaba benzer bir şeyi Türkiye’den birileri Amerika’ya karşı yapsa sessiz kalır mısın? Hemen buraya bildirirsin. Zaten gönderdiğin bir Büyükelçi var ki, adeta Amerika’yı yönetiyor, Hükümetimin adına buradayım diyor. Ve bir de kendine göre, bize bunların belgeleri verilmedi vesaire. Bunun belgesini sana Dışişleri Bakanlığı vermez, yargı verir.  Ve 4’ünde tutuklandı, evvelsi güne kadar kimse savcılığa müracaat edip de bu tutukluyla görüşme talebinde bulunmadı. Ve dünyaya da yalan söylüyorlar, çünkü bunların meşrebinde, mizacında bu var.

Elbette biz ülkemizde kendini sosyal demokrat hisseden herkese saygı duyduk, duyuyoruz, Başkanına değil ha. Kimsenin kökenine, inancına, meşrebine bakmadığımız gibi, katılmasak dahi siyasi görüşüne de bakmayız. Ama şahsen ben bugünkü CHP’yle kitaplarda okuduğumuz, müntesiplerinin bazılarını eskilerden az-çok tanıdığımız sosyal demokrasi arasında en küçük bir irtibat görmüyorum.

Cevap veriyor bana, cevabını ben cevapsız bırakamam. İşte diyor ki, Ecevit’e diyor sataşma. Ben Ecevit’in anlayışına sataşıyorum, çünkü bu milletin temsilcilerinin Amerika’nın başkanlarının tırabzana oturup kendisinin de el pençe durmasını kabul edemiyorum, mesele budur, çünkü bu milletin genlerinde bu yok, geleneklerinde bu yok.

Ana Muhalefetin durumuna bakınca, sadece ülkem ve milletim adına değil, açıkçası sosyal demokratlar için de büyük üzüntü duyuyorum. Siyaset yapmak, hele muhalefet duruşu sergilemek elbette kolay değildir. Önemli olan, siyasi çıkarla ülkenin çıkarlarının tefrikini doğru yapabilmektir. Siz ülkenin çıkarlarını siyaset uğruna çiğner geçerseniz, görmezden gelirseniz, yok sayarsanız, millet de sizi çiğner geçer, yok sayar.

Biz geçmişin şöyle hesabını, muhasebesini yapmayacak mıyız? Ölmüş gitmiş olabilirler, ne durumlardaydık, bunu masaya yatırmayacak mıyız? Ve ne günden ne günlere geldik, bunun hesabını yapmayacak mıyız? Bunun hesabını yaptığımız zaman beyefendiler rahatsız olacak diye geri adım mı atacağız? Hayır, o hesabı da yapacağız, bugünün de hesabını yapacağız, yarına nasıl odaklanacağımızın hesabını da yapacağız.

Kendisine şayet iktidara gelirse ülkenin meselelerini nasıl çözeceğine soranlar, plan, program, proje anlatmak yerine, ne diyor? Benim adım Kemal, ben çözerim diye cevap veren bir zattan kimseye hayır gelmez.

Hadi şimdi geçmişle uğraşma. Ya biz şimdi Sosyal Sigortalar Kurumunu hastanelerinin durumlarını gündeme getirmeyelim mi? Orada bu adam Genel Müdürlük yapmadı mı? Onun Genel Müdürlük yaptığı dönemlerde bu hastanelerin hali ne durumdaydı, bunu millete anlatmayalım mı? Hele hele bugünkü genç kuşak o hastanelerin durumunu bilmiyor. Hafıza-i beşer nisyan ile malul, anlatacağız, bugünkü gençlik bunların nasıl genel müdürlük yaptığını bilsin ki, bunlar ülke değil, 5 koyunu ver kaybeder gelirler, bunlar budur.

Bakın şimdi Çanakkale’de bir olay oldu, cevap verme. Çanakkale’nin Belediye Başkanı ciddi bir terbiyesizlik yaptı. Orada bizim Meclis üyemize konuşması esnasında bir bayan bayan bayan… Hani bunlar kadın hakları savunucusuydu, hani bunların kadınlara saygısı vardı ve seçilmiş bir Meclis üyesine; sesini kes, çık, konuşma. Sen bunu nasıl dersin ya? Sen bunu mu yaptın, 18 Mart geliyor, bak şimdiden ben de talimatı verdim; bu Belediye Başkanını 18 Mart’ta Çanakkale törenlerinde konuşturtmayacaksınız. Çünkü oradaki düzenlemenin faili hükümettir, validir. Dolayısıyla onun orada konuşma hakkı bir lütuftur, dolayısıyla bu seçilmişler için de böyle bir adımı attı, seçilmişe saygısızlık yaptı, bunun hesabını verecek. Öyle havaalanına gelip bizi karşılayacak; gelme ya, karşılama bizi, gelme karşılama bizi. Önce demokrasi terbiyesini bilmen lazım. Kalkıp da orada bir hanımefendiye sen bu şekilde saygısızlık yaparsan, onun sözünü kesersen, onu salondan kovarsan, kusura bakma biz de sizi kovulması gereken yerden kovarız.

15 Temmuz’a, şehitlerimize, güvenlik güçlerimize, hakim-savcılarımıza dil uzatan milletvekillerine, ezan ve Kur’an başta olmak üzere değerlerimize dil uzatan partilisine, velhasıl milletin bizatihi kendisine saldıran hiç kimseye toz kondurmayan bu zatın Ana Muhalefetin başında bulunması ülkemizin en büyük talihsizliğidir. Ne oldu? Belediye Başkanı için bir söz söyledi mi? 1 gün, 2 gün, 3 gün bekledim, baktım ki ses çıkmıyor, ha dedim ben hafta sonuna bu işi bırakayım. Evet, men dakka dukka; kim bir kötülük yaparsa dak ederse, ona da duk edilir. Sessiz kalamayız. Yani bir yanağa vuracaksın, ondan sonra öbür yanağı uzat ona da vur; bizde böyle bir kültür yok. Vurdun, bedelini ödeyeceksin.

Bakınız, Ana Muhalefet Partisi’nin çapsızlığının en çarpıcı örneklerinden biri, şu anda Meclis’te görüşülmekte olan müftülere nikah kıyma yetkisi verilmesiyle ilgili düzenlemedir. Gerçi bu görevi en ideal şekliyle Bekir Bey yerine getirdi, getiriyor. Ama bu bir fırsattır, bugün ben de buradan bununla ilgili bir şöyle açıklama getireyim istedim. Bunlar milleti tanımadıkları gibi kanun, nizam, hukuk da bilmiyorlar. Allah aşkına şu anda nikahları kim kıyıyor? Bir kamu görevlisi olan belediye başkanı veya onun yetki verdiği nikah memuru, hatta ta köylerdeki muhtarlara kadar bu nikahları kıyabiliyorlar mı? Hatta bunların içerisinde tahsil mahsili olmayanlar da var, bunlar da nikah kıyıyor. Peki, müftü kim? Arkadaşlar, o da bir devlet memuru ve bunların da kahir ekseriyeti bugün üniversite mezunu, ilahiyat mezunu. Ve düşünebiliyor musunuz, bizim kendi değerlerimizle inancımızın mensubu olarak bizim vatandaşlarımızın kahir ekseriyeti resmi nikah kıyıldığı zaman onunla yetinmiyor. Ama bir de ne yapıyor? Kayıt dışı gidiyor hoca efendiye, bir nikah da orada kıydırıyor, önünde veya arkasında; bu böyle midir? Böyledir. Ama Kılıçdaroğlu ne yaptı onu bilemem. Şimdi bir defa bu gerçekleri bir göz önüne almak lazım. Laikliğe aykırı diyor. Ya Batı laik, Batıda kilise bu işi yapıyor mu? Yapıyor. Onları da örnek olarak gösterirken bunu kendime zül addediyorum ha, onu da söyleyeyim. Orada olunca laikliğe aykırı olmuyor da, bizde niye laikliğe aykırı olsun? Kaldı ki laiklik denilen bu kavramı bile bunlar bilmiyorlar. Hiçbir zaman kişiler laik olmaz, devlet laiktir; ama bunlar bunu da bilmiyor. Ve AK Parti olarak biz laiklik kavramını nasıl tanımladık, nasıl bunu biz programımıza aldık? Laiklik, devletin tüm inançlara eşit mesafede olmasıdır. Bu ateist de olabilir, Hristiyan, Müslüman, hepsine. Dolayısıyla bu ülkenin eğer yüzde 99’u Müslümansa, Müslümanların inancının gereği olarak da bu adımı atmak gerekiyor. Ha ben bunun detaylarına girmem. Eğer ben nikahın bizim değerlerimizde, dinimizde nasıl olduğunu, olacağını anlatmaya kalksam onlar zaten hiç anlamaz da, onlara girmeyeceğim. Şimdi çıkıyorlar, bakıyorsunuz tencere-tava yine aynı hava meydanlara çıkıp bu tür nikah istemiyorlarmış; tövbe tövbe ya. Yahu isteseniz de-istemeseniz de bu Meclis’ten geçecek geçecek. Biz kayıt dışı nikah değil kayıt altında nikah. Ve bu bir defa asıl kayıt dışılıkları ne kaldıracak? Bu kaldıracak. Ne diyorlar utanmadan, sıkılmadan. Neymiş? Çocuk yaşta; bırakın, ne alakası var? Bu, işte onu tamamıyla ortadan kaldırmaya yönelik bir adımdır. Çok daha enteresanını söyleyeceğim; senin memurlarının lafını o Anadolu’daki kız, genç dinlemez, ama bir hoca efendinin lafını bu noktada o Anadolu’daki kız da, erkek de dinler. Buradaki ben inanıyorum, bu iş çok daha ideal bir şekle dönüşecek, hem çok daha seri, hem çok daha kavi bir şekilde inşallah bu nikahların gerçekleşmesinin önü açılacaktır.

Kıyılan nikahlarla ilgili belgeler nereye gönderiliyor? İşlemi kim yaparsa yapsın nüfus müdürlüğüne, öyle mi? Nikahı bir kamu görevlisi olan belediye başkanıyla yine bir kamu görevlisi olan müftünün kıyması arasında milletimizin değerleriyle daha çok örtüşüyor olması dışında ne fark var? Batı ülkelerinde din adamlarının nikah kıymasından rahatsız olan kimse duydunuz mu? Yok. Batıda laikliği zedelemeyen niçin Türkiye’de zedelesin? Fakat dert başka, dert bağcı, üzümü yemek değil. Eyvallah, yani burada illa filanca caminin imanına git veya filanca müftüye git, orada nikahın kıyılsın diye bir şey yok. İstersen bekle belediyeyi, belediye ne zamana tarih veriyorsa gidersin o zaman orada kıydırırsın, o da ayrı bir mesele, böyle bir zorunluluk söz konusu değil. Ama yok, ben müftü efendiye gideceğim, orada nikahımı kıydıracağım; bırak, gitsin müftü efendiye kıydırsın. Burada da böyle bir esneklik zaten söz konusu, hepsi var. Bunlar da nikah üzerinden içlerindeki husumeti, kin ve nefreti ortaya döküyorlar. Zira buradaki rahatsızlığın tek sebebi, nikahı kıyacak kişinin din görevlisi olmasıdır. Asıl niyetlerini ifade edemedikleri için de, bu değişiklikle çocuklara dahi nikah kıyılacağı, yasa dışı evliliklerin önünün açılacağı gibi akıllara ziyan, tamamı hezeyan eseri iftiraları dile getirmekten çekinmiyorlar. Tam aksine, bu bütün bu hezeyanları ortadan kaldıracak bir formüldür. Nikahı müftü değil de, mesela yine söylüyorum, tapu müdürü, mal müdürü, orman şefi, veteriner, hastane müdürü veya başka herhangi bir kamu görevlisi kıyacak olsa, inanın bana bunların hiçbir itirazı olmazdı, hiçbir itirazı olmaz. Veysel Hoca da gülüyor, çünkü Orman’a yük gelecek diye. Bir parti göz göre göre nasıl kendi toplumundan, kendi halkından kopartılır görmek isteyen varsa, gelip işte bugünkü CHP yönetimine bakması yeterlidir.

Bulunduğu yere nasıl geldiği malum olan bu partinin başındaki zatı orada tutup tutmamak CHP’lilerin bileceği bir iştir, bu bizi ilgilendirmez. Biz sadece gördüğümüz bu fotoğraf karşısındaki üzüntümüzü milletimizle paylaşıyoruz. AK Parti iktidara geldiği günden beri hep Ana Muhalefetin projeleriyle, vaatleriyle değil kendi kendisiyle yarışan bir parti olmuştur. 2019 yılında da yine biz kendimizle yarışacağız. Rehavete kapılmamak, hizmetlerimizin kalitesini düşürmemek için, başarı çıtasını kendi irademizle sürekli yükselttik. Önümüzdeki seçimlerde hem belediyelerde, hem milletvekilliğinde, hem cumhurbaşkanlığında zorlu bir imtihan değerli arkadaşlarım, bizi bekliyor. Sadece kendimiz ve partimiz için değil, ülkemizin ve milletimizin geleceği için de bu imtihana sıkı bir şekilde hazırlanmamız şart. Hep birlikte çok çalışacağız, ben sizlere güveniyorum, ama birbirimizle lütfen uğraşmayalım,

Bu partinin bir yönetim kadrosu var ve bu yönetimle taban arasındaki ilişkileri hep birlikte güçlendirmemiz lazım. Burada el ele vereceğiz, omuz omuza vereceğiz ve inşallah bu işi en ideal noktaya taşıyacağız.

Bir defa, nefsi olduğumuz sürece başaramayız, hesabi değil hasbi olacağız ki neticeye varalım.

Şehirlerinizde tüm vatandaşlarımıza, tüm kardeşlerimize lütfen selamlarımızı iletin. Ve ana kademe, kadın kolları, gençlik kolları, arkadaşlar, çalmadık kapı lütfen bırakmayalım, kapı-kapı dolaşalım. Seçim kampanyası başlayınca gideriz. Hayır, biz seçim kampanyalarının olduğu dönemde çalışan bir parti olamayız, biz sürekli çalışan bir parti olacağız. Bunu başardığımız gün göreceksiniz ki, inşallah 2019’un Mart’ı da, Kasım’ı da Türkiye için çok farklı bir dönem olacak, tam bir kırılma noktası olacak. Ve Türkiye’ye çelme takmak isteyenler, Türkiye’nin öyle kolay kolay çelme takılır bir ülke olmadığını da görecekler.

Ben bir kez daha sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla diyorum.

Şu anda saat 12’yi 10 geçiyor, burada bir ara vermek suretiyle bir yemek molası, Cuma’dan sonra tekrar ikinci etaba geçeceğiz.

Hepinize hayırlı günler temenni ederken sizleri Allah’a emanet ediyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.