Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Genisletilmis Il Baskanlari Toplantisi’ndaki konusmasi

 

Sayın Başbakan, AK Parti Merkez Yürütme Kurulumuzun kıymetli üyeleri, değerli il başkanlarımız, Kadın ve Gençlik Kollarımızın değerli temsilcileri, değerli il genel meclis ve il belediye başkanlarımız, sevgili yol ve dava arkadaşlarım; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Yılın son İl Başkanları Toplantısını yapıyoruz. İl Başkanları Toplantımızın ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Geçtiğimiz hafta sonu Yalova ve Karaman il kongrelerimizi yaptık, yarın da Hakkari ve Şırnak il kongrelerimizi gerçekleştiriyoruz. Şahsım bir yandan, Sayın Başbakan diğer yandan bundan sonraki hafta sonları da programımız el verdiği ölçüde il kongrelerimize katılmaya devam edeceğiz. Kongrelerimizde görev alan arkadaşlarımıza bir kez daha başarılar diliyorum.

2018 bizim için çok çok iyi değerlendirilmesi gereken bir yıl. 2019 yılında ardı ardına gireceğimiz mahalli idareler, milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iyi bir netice elde edebilmemiz, önümüzdeki yıl göstereceğimiz çabaya bağlıdır.

Milletimizin moralini bozmak isteyenlerin kullandığı malzemeleri birer birer ellerinden alıyoruz. Suriye ve Irak’ta durum giderek kontrol altına alınıyor. Bölgede Rusya ve İran’la kurmuş olduğumuz diyaloğun meyvelerini almaya başladık. Amerika Birleşik Devletleri’yle de hassasiyetlerimize saygı gösterilmesi şartıyla bölgede birlikte çalışmaktan memnuniyet duyarız.

Körfez ülkelerinin kendi aralarında birlik ve beraberliği sağlamadan dışarıdan bölgeye yönelen tehditlerin üstesinden gelebilmeleri de mümkün değildir. Biz bu doğrultudaki çabalarımızı kesintisiz olarak sürdürüyoruz.

Kudüs meselesi, bölgemizde zaten sıkıntılı olan durumu çok daha içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Türkiye olarak Zirve Dönem Başkanı olduğumuz İslam İşbirliği Teşkilatını harekete geçirerek Kudüs’ü Filistinlilerin başkenti olarak ilan etmek suretiyle bu durum karşısındaki tavrımızı net bir şekilde ortaya koyduk.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Amerika’nın vetosu üzerine bu konuda bir karar alamadı. Biz dünya 5’ten büyüktür derken işte tam da bu durumu kastediyorduk. Buradan bir kez daha hatırlatıyoruz ki dünya 5’ten büyüktür, hele hele 1’den haydi haydi büyüktür, 196 kez büyüktür. Amerika’nın konunun Genel Kuruldaki görüşme öncesinde gösterdiği tavır da, insanlığın vicdanında derin yaralar açmıştır. Demokrasi tarihine bu çok çirkin bir tespit olarak girecektir. Ve affedilmez bir tespit olarak demokrasiler tarihinde yerini alacaktır. Ben güçlüyüm, benim nükleer başlıklı silahlarım var, benim her türlü uçaklarım var, bombalarım var; bunlar size güç kazandırmaz. İşte yanınızda sadece İsrail’i bulursunuz veya işte ona benzer beş-altı tane ülkeyi bulursunuz, bununla beraber karşınızda 128 ülkeyi dimdik ayakta durduğunu görürsünüz. Kaldı ki çekimser davranan veya katılmayanların da bilesiniz ki onların da yeri büyük ihtimalle 128’in yanıdır. Çünkü bizim son ana kadar tespitimiz 160 ile 190 arası oradan bir kabul oyunun çıkacağı istikametindeydi. Ama Beyaz Saray telefonların başına geçti, oradan bu ülkeleri tek-tek tehdit ettiler, açıktan tehdit ettiler. Biz hem dolarları vereceğiz, işte hem milyon dolar vereceğiz, buna rağmen bizim karşımıza dikilecekler. İnsanoğlunun, hele hele devletlerin demokratik iradeleri ne zamandan beri paralarla satın alınmaya başlandı?

Şunun bir defa bilinmesi lazım: Demokrasi, iradelerin satın alındığı bir anlayış, bir sistem, bir rejim değildir. Eğer böyle yaklaşanlar varsa onlar da dersini almaya mahkumdur. Hiçbir ülkenin açık hukuksuzluk ve adaletsizlik örneği olan bu tür durumlarda mali ve siyasi gücüne güvenerek tüm dünyayı pervasızca tehdit etmeye de hakkı yoktur.

Bu tür şantajlar, uluslararası sistemin omurgasını oluşturan Birleşmiş Milletler gibi kurumların tüm ülkelerin iradesini yansıtma vasfına darbe vurmaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tehditlere rağmen onurlu bir duruş sergileyerek 128 kabul oyuna karşı 9 ret oyuyla Kudüs’le ilgili kararı kabul etmiştir. Buradan kabul oyu kullanan tüm devletleri tebrik ediyorum, şahsım ve milletim adına bu ülkelere özellikle şükranlarımı sunuyorum. Böylece Amerika’nın Kudüs’le ilgili attığı adımın hukuksuzluğu ve uluslararası toplum tarafından meşru görülmediği Birleşmiş Milletler tarafından da ortaya konmuştur. Temenni ederim ki Amerika Birleşik Devletleri başını iki elinin arasına alır, bu durumu değerlendirir, ya dünya böyle düşünüyorsa, bu kadar ülke bu işe hayır diyorsa, demek ki bu ülkeler hiçbir zaman Kudüs’e gelmeyecek. Öyleyse bizim de bu attığımız yanlış adımdan geri dönmemizde fayda var demesi, inanıyorum ki oradaki Trump iradesinin doğru tecellisi anlamına gelir. Dünyamızın yakın tarihi bu tür güç gösterilerinin acı sonuçlarıyla doludur.

Türkiye olarak uluslararası hukuka ve uluslararası kurumların bu hukuku işletme gücüne inancımızı muhafaza etmek istiyoruz. Bunun yolu Kudüs meselesi gibi herkesin üzerinde ittifak ettiği konularda adil kararlar alınmasından ve uygulanmasından geçiyor. Hep söylediğimiz gibi, zulümle abat olunmaz, bunu bir defa bilmemiz lazım. Tarihte mazlumun ahını alıp da iflah olan hiç kimseyi bulamazsınız. Bugün de aynısı olacaktır. Filistin’de dipçik darbeleriyle canları yakılan çocukların Suriye’de bombardımanla yıkılan evlerinin harabeleri içinden cansız bedeni çıkartılan masumların, Irak’ta evlatlarını kendi elleriyle toprağa veren gözü yaşlı ihtiyarların ahı arşa yükselirken kimse huzurla hayatına devam edemez.

Şimdi perdeye bakalım. Bu 29 yaşında down sendromlu Muhammed. Ve dün buradaydı, ziyaretimize geldiler, bakanlarımızı ziyaret ettiler. Fakat Muhammed bir başka. Nerede İsrail askeri bir saldırıya geçiyorsa Muhammed orada. Muhammed oraya gidiyor, ama Muhammed’e kurşun filan isabet etmiyor veyahut da oralardan sağ-salim Muhammed yine çıkıyor. Burada da yine bu Muhammed dimdik maşallah ayakta. Ve bu haliyle geldi, daha içeri girerken hemen zaten bizi görünce tekbir getirdi. İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür, imansız olan paslı yürek sinede yüktür. İşte bir tarafta iman, öbür tarafta imansız paslı yürek var; olay bu.

İnşallah Muhammed bizim misafirimiz, ama bizden bir de vatandaşlık istiyor, burayı çok seviyor,  Türkleri çok seviyor ve vatandaşlık istiyor.

Aynı şekilde Cüneydi, gördüğünüz gibi bu da 15 yaşında, gözlerini bantladılar, dipçikle vurduktan sonra, kan revan içinde bıraktıktan sonra, 20 tane görüyorsunuz asker, şimdi bunlar terörist değil de kim terörist? Bize bazıları hukuk dersi vermek istiyor. İsrail terör devleti ya, zaten bunlar işgalci. Ve burada 14-15 yaşındaki bu çocuğa eli silahlı, her türlü teçhizatla beraber, insaf edin be. Bu yapılan nedir, bu terörün bir örneği değil mi? Peki, şimdi ben de buradan Sayın Trump’a sesleniyorum ya, Sayın Trump, bunları sen görmüyor musun? Biz görüyoruz, sen görmüyor musun? Bunlara siz eyvallah mı edeceksiniz? Niçin bunlara karşı sessiz kalıyorsunuz? Zulme rıza zulümdür, bu böyle bilinmeli. Bu bir mazlumdur, bu bir terörist değildir, dolayısıyla bu mazluma karşı bu tavrı ortaya koyan İsrail askeri de burada teröristtir. Ve biz bunu her yerde, ister ulusal, ister uluslararası, seslendirmek durumundayız, eğer seslendirmezsek o hadisin gereğini yerine getirmemiş oluruz. Ne yapacağız? Böyle bir zulmü gördüğümüz zaman, ya elimizle müdahale edeceğiz, gücümüz yetmiyorsa dilimizle müdahale edeceğiz, ona da gücümüz yetmiyorsa ah edeceğiz, içimizden gereğini yapacağız.

Ve değerli kardeşlerim, annesinin kucağında bir kız yavru, anne yavrusunu korumak için ona sarılıyor, bunlar geliyor dipçikle anneyi dövmeye başlıyor. Peki, nerede dünyadaki kadın hakları savunucuları, niye sesiniz çıkmıyor? Ya bu tür şeyler Türkiye’de olduğu zaman dünyayı ayağa kaldırıyorsunuz, İsrail’de olduğu zaman hani sesiniz, niye yoksunuz, niye bağırmıyorsunuz? İşlerine gelmez, çünkü bunlar nokta nokta nokta tek millettir, onun için.

Ve Avrupa’da sınır kapılarında dikenli teller önünde köpeklerle sıkıştırılarak umutları söndürülen mültecileri, Myanmar’daki katliamdan kaçarken çamurlu sularda son nefesini veren Arakanlıları bir an bile biz aklımızdan çıkarmadık. İşte eşim, oğlum, Dışişleri Bakanımız, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız hep birlikte gittiler, şimdi de biliyorsunuz bu hafta sonu ve hafta başı Başbakanımız yine bir heyetle Bangladeş ve Arakanlı Müslümanların yaşadığı kampları ziyaret ettiler. Niye? Biz bunu İslami, insani ve vicdani bir görev telakki ediyoruz ve bu görevimizin gereğini yerine getirmeye çalışıyoruz, yaptığımız bu.

Ve bakın dünyada şu anda en az gelişmiş ülkelere yardımda bir numara Amerika gözüküyor, ama milli gelire oranla baktığımız zaman bir numara Türkiye. Ve bunu yaparken, acaba birileri ne der, nasıl bakar değil, veren el, alan elden üstündür anlayışıyla yapıyoruz. Ve bu bizim ecdadımızdan tevarüs etiğimiz, inancımızda kaynağını bulduğumuz, kültürümüzde izlerini sürdüğümüz, yüreğimizde daima yaşadığını hissettiğimiz hasletimizdir, karakterimizdir, eğer aksi yönde davranırsak kendi kendimizle çelişmiş oluruz, özümüze aykırı hareket etmiş oluruz, biz buyuz. Aslını inkar eden haramzadedir, biz aslımızı inkar edemeyiz.

Dolayısıyla bizim bu konularda izlediğimiz yol, siyaset olmanın veya siyasi olmanın ötesinde, milletimizin hissiyatını hayata geçirmektir. Ne diyor şair:

“Milletin kalbinde yer etmez keder;

Asırlar değişir, seneler geçer...

Ne kadar karanlık olsa geceler,

Mümkün mü sonunda sabah olmasın?”

Evet, asırlar değişir, seneler geçer ve sonunda mutlaka her gece sabaha döner. Bugün yürüttüğümüz mücadele milletimiz ve tüm kardeşlerimiz için gecenin sabaha dönüşünün müjdesini verebilme mücadelesidir.

Değerli kardeşlerim; Türkiye’nin en büyük handikabı, düşmanlarının büyüklüğü veya gücü değil, kendi içindeki gafilleri uyandırmakta yaşadığı zorluktur.

Bakınız bugün ülkemiz sınır güvenliğinden ekonomiye kadar her alanda çok önemli bir mücadele yürütüyor. Arkadaşlar söyledi, bilmiyorum şu anda yanımızda var mı, CHP’nin Grup Başkanvekili Mecliste bir şeyler söylemiş, şöyle bir dinleyelim.

“CHP GRUP BAŞKANVEKİLİ ENGİN ALTAY- Bilinmelidir ki, bu Hükümet dünyanın en doğru işini bile yapsa, bizim bu Hükümeti alkışlayacak halimiz yok; milletin bize verdiği görev bu kardeşim.”

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Adam sirkatin söylüyor şecaat arz ederken; şu hale bak ya. Ya benim aziz milletim, affedersin, bu kadar güzellikler yapılırken onu kötüleyene iyi yaptın der mi? Demediği için zaten sizi onyıllardır bu ülkede iktidar yapmıyor ya; akıllanın akıllanın. Ama hamdolsun böyle muhalefet var, bunlar olsun ki AK Parti de hizmete devam etsin. İşte Türkiye’deki ana hıyanet bu, Ana Muhalefet bu, buyurun, her şey açık, net ortada. Yani böyle bir gündem olabilir mi? Gerçekten üzüntü verici bir manzarayla karşı karşıyayız. Temenni ederim ki bunları da aşarız.

Ve Türkiye’de en büyük sıkıntı, işte Ana Muhalefet sıkıntıdır, ama aşacağız bunları tabi. Nasıl aşacağız? AK Parti daha da güçlenerek aşacak. Artık yüzde 52’nin değil inşallah daha üzerinde oy oranıyla Allah nasip ederse 2019’da sandıkları patlatan bir millet olacak, ben buna inanıyorum.

Değerli kardeşlerim; bizim Ana Muhalefetimizin gündemine bakıyoruz gerçekten üzüntü verici bir manzarayla karşılaşıyoruz. Her zaman ifade ediyorum, biz bunların söylediklerine cevap vermekten utanç duyuyoruz, ama meydanı iftiracılara bırakmamak için bu cevapları vermeye mecburuz.

Ana Muhalefetin başındaki zat geçen gün bir televizyon programında, önümüzdeki seçimlerde Türkiye’nin önünde iki tercihten birini yapacağını söylüyor, Türkiye’nin bu iki tercihten birini yapmasının gereğini ifade ediyor, bunları da demokrasiden yana olanlar ile otoriter rejimden yana olanlar olarak ifade ediyor. Şimdi bir insan demokrasiye gerçekten inanıyorsa, milletin tercihine ne yapar? Saygı duyar eğer inanıyorsa. Bu tercih sizin istediğiniz gibi olduğunda adına demokrasi, başka türlü tezahür ettiğinde adına otoriterlik derseniz, siz demokratik değil faşist olursunuz. Bu bakımdan CHP tıpkı tek parti döneminde olduğu gibi, tekrar hızla faşizme kayıyor. Cilası sosyal demokrat olan, ama altını kazıdığınızda en müptezelinden bir faşizm çıkana böyle bir partinin diğer söylediklerini ciddiye almak zaten mümkün değildir.

Hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, düşünce özgürlüğü gibi kavramları dilinden eksik etmeyenlerin icraatlarına baktığımızda gördüğümüz şudur: Terör örgütlerini, darbecileri savunmak için Ankara’dan İstanbul’a yürüyorlar, kollarında, ellerinde, el ele tutuşmuş terör örgütünün arkasında olduğu tiplerle beraber bir yolculuk. Ama bunun adını adalet yürüyüşü, hukuk devleti talebi diye koyuyorlar. İşlerine geldiğinde yargı kararlarını örnek gösterirler, ama işlerine gelmediğinde yargıya en galiz ifadelerle saldırmaktan geri durmazlar.

Bunlar için düşünce özgürlüğü, sadece kendi düşüncelerini ifade etme, karşıt düşüncelere de hakaret etme özgürlüğüdür. Gece-gündüz yolsuzluk, usulsüzlük türküsü çağırırlar, kendi belediye başkanları bu suçlardan gözaltına alındığında hemen ağlaşmaya başlarlar. Karşımızda, dosyaları aldım inceledim, bir şey görmedim diyerek yolsuzlukları ibra ettiğinin farkında dahi olmayan karikatür bir tip var.

Kardeşlerim, biliyorsunuz bu zat günlerce Cumhurbaşkanının yakınlarına yurt dışından yapılan havalelerin belgesini açıklayacağım yaygarası yaptı. Ben de kendisine meydan okudum, eğer söylediklerin doğruysa, makamı da, siyaseti de bırakacağım, yalansa sen de aynısını yapacak mısın diye sordum. Sonra elinde sağladığı kağıt parçalarının konuyla ilgisinin olmadığı anlaşıldı, ama zat büyük bir pişkinlikle yoluna devam etti. Zaten en büyük özelliği bu, arasanız piyasada bulamazsınız bu tipleri, hala aynı zırvaları geveliyor. Bu zat ömründe devletten aldığı maaşlar dışında alnının teriyle, bileğinin ve yüreğinin gücüyle tek kuruş kazanamamış, ticaret yapamamış, risk alamamış, şirket kurmamış birisidir. Ama bir yaşındaki torununa devletten onu SSK’lı yapacak kadar da cesurdur, 14-15 yaşındaki oğlunu SSK’lı yapacak kadar da cesurdur ha. Bunlar kayıtlarda var, Mecliste bunlar hep belgeler ortaya konularak anlatıldı.

Dolayısıyla kendisine söylenenlerin, eline tutuşturulan kağıtların ne anlama geldiğine dair zerre kadar bir fikri yoktur. Siz bakmayın onun hesap uzmanıyım diye afra tafra sattığına. Geçen gün Başbakanımız Meclis’te onun hesap uzmanlığını şöyle bir silkeleyip eline verdi. Söylediği her rakam yanlış, ifade ettiği her bilgi yanlış, kurduğu her ilişki yanlış. Bu kadar yanlıştan çıka çıka ancak işte bu karikatür tip çıkıyor. İşin içinde ticaret, şirket, risk, alma-satma olmadığı halde kendi yakınlarının yediği haltların hesabını hala veremedi. Buna rağmen hala rızkını ticaretle kazanan kişilere çamur atmayı sürdürüyor. Bu kadarla da kalmayıp gözünü Suriyeliler için harcanan paraya dikiyor ve bunun hesabını sormaya kalkıyor. Biz diyoruz ki; bu paranın içinde milletimizin yaptığı yardımlar da var ve bunları AFAD Başkanımız, Başbakan Yardımcımız, bütün hepsi müşterek çalışmalarla açıkladılar. Burada Kızılay’ı var, Diyanet Vakfı var, bütün STK’lar var, hepsinin yaptığı, belediyelerin yaptığı yardımlar vesaire hepsi var. Bu zat hala ısrarla soruyor; nerede bu 30 milyar dolar. Tabii niyet kötü. Kendisi de bu paranın hesabını aslında biliyor. Ama böyle diyerek hem Suriyelileri tahrik etmeye, hem de milletimizin kafasında soru işaretleri oluşturmaya çalışıyor. Bunun adı fitnedir, bunun adı kendi ülkesine ihanettir. Bu tarz siyaset, ancak vicdanı nasır tutmuşların yapabileceği ırkçı, faşist bir siyasettir. Biz asla böyle bir siyaset yapmayacağız.

Seçimlerde milletimiz bu zata hak ettiği dersi bir kez daha verecektir. Bu iş öyle şu-şu illeri alacağız demekle olmuyor. Bu partinin belediyeciliğini de, iktidarını da biz geçmişten çok iyi biliriz. Milletimizin bunlara değil şehirlerin ve ülkenin yönetimini emanet etmek, mevcut belediyelerini bile sürdürmesine izin vereceğini sanmıyorum. İdeolojik fanatizmle kazandıkları belediyelerde belki birkaç istisna dışında nasıl bir başarısızlık sergilediklerini, nasıl boğazlarına kadar çamura battıklarını hep birlikte görüyoruz, takip ediyoruz. 2002’de ne olduysa, 2004’te ne olduysa, 2007’de ne olduysa, 2009’da ne olduysa, 2011’de ne olduysa, 2014’te ne olduysa, 2015’te ne olduysa, 2019’da da o olacaktır ey Kemal. Bu kadro Allah’ın izniyle yoğun bir çalışmayla 2019’un Mart’ında, Kasım’ında gerekli dersi milletimle bütünleşerek bunları verecek. İnşallah milletimiz bir kez daha bunlara ağızlarının payını verip yerlerine oturtacak, bu zat da büyük bir pişkinlikle o koltuğu işgal etmeye devam edecektir. Ha yine çıkar yalan söyler ha, onu söyleyeyim, şu kadar alamazsam bırakacağım yine diyebilir, onunla o adeta pişkinlik sergiliyor. Hiç kimse aldanmasın buna, alıştık bunun yalanlarına. Çünkü akşam başka, sabah başka, yine söyler. Ama bu defa olay farklı olacak, çünkü artık gidebileceği herhangi bir yer kalmayacak. Ana Muhalefet Partisi’nin ve ona akıl verenlerin yeni oyunlar peşinde olduklarının işaretlerini alıyoruz. Bunlar kendi aralarında birlik olsalar dahi AK Parti’nin ve ülkemizin geleceği için bizimle birlikte hareket eden yerli, milli güçlerin üstesinden gelemeyeceklerini bildikleri için gözü bize dikmiş durumdalar. Bir de, yerlilik ve millilik, bunu da bizden çalmaya çalışıyor; ya dur bakalım, onun patenti bizde, öyle kolay kolay alınmaz, bu yaşanır, bu konuşulmaz. Siz ne yaptınız ya, biz sizin tarihinizi biliyoruz, geçmişinizi biliyoruz, siz hiçbir zaman yerli olamadınız, hiçbir zaman milli olamadınız. Ama bu hareket bunların üzerine kuruldu ve öyle gelişti. Öyle geliştiği içindir ki hamdolsun yüzde 34,4’ten yüzde 50’ye kadar parti olarak, yüzde 52 olarak da Cumhurbaşkanı olarak çıktı. AK Parti’yi kendileri gibi 40 yamalı bohça sandıkları için bu yamalardan acaba biz de birkaçını kopartabilir miyiz hesabı yapıyorlar. Halbuki AK Parti gücünü milletten alan, bugüne kadar maruz kaldığı tüm saldırıların üstesinden milletten aldığı destekle gelen bir partidir. Biz milletimizle birlikte vesayetin tüm ayak oyunlarının üstesinden gelmişiz. Biz milletimizle birlikte sokakları kaosa sürüklemek isteyenleri terör eylemleriyle vatanımıza göz koyanları tepeleyip geçtik. Biz milletimizle darbecilere ülkeyi Allah’ın izniyle dar ettik ve şu anda da işte bu darbeciler nerede? Cezaevlerinde. Bir kısmı nerede? Onlar da yurt dışında, kaçıp gittiler. Öbür tarafta DEAŞ, PKK terör örgütü, DHKP-C, bunlarla olan bütün mücadelemiz kararlı bir şekilde ülkemizin dört bir yanında devam ediyor. Göz açtırmak yok, ama artık elhamdülillah oran 1’e 10, 1’e 15, bu noktalara geldik. Şehitlerimiz de oluyor, kolay değil.

“Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” Bunun için bu şehitler veriliyor. Akif merhum ne diyor:

“Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.

Bu yol ki Hakk yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;

Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun,

Meğerki harbe giden son nefer şehid olsun.

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,

Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar

Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsa,

Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;

Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

Değil mi sine birdir vuran yürek yılmaz,

Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz.”

Evet, Hakk yolunda verdiğimiz mücadelede bu cephe bugüne kadar sarsılmadı, Allah’ın izniyle bundan sonra da sarsılmayacak.

Değerli kardeşlerim; bu duygularla bir kez daha sizlere çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Ama sizlerden tabii en önemli ricam şu: 2017 bitiyor, 2018 artık seçim öncesi son yıl. Adeta bu bizim için finiş diyebiliriz. Kongreler, kongrelerle birlikte gelen yeni ekiplerimiz, Kadın Kollarımız, Gençlik Kollarımız, hepsi kongrelerini bu süreçte tamamlıyor. Yeni ekiplerimizle birlikte, dinamik ekiplerimizle birlikte değerli arkadaşlarım, 2019’a çok iyi girmemiz lazım. Ve zaten 2018’in son çeyreği Mart seçimlerinin adeta kampanyalarının başladığı dönem olacak. Ama bizim şimdiden çalışmalarımızı çok çok iyi götürmemiz lazım. Ve bu çalışmalarla beraber halkımızla bütünleşmek, halkımızla kucaklaşmak ve hiçbir ayrıma tabi tutmaksızın her yere ulaşmak bizim en önemli meziyetimizdir, bunu başaracağız. Gerek ana kademe, gerek kadın kolları, gerek gençlik kolları yılmadan, usanmadan bu çalışmaları sürdürmemiz lazım. Ve 2019’un bu noktada Allah’ın izniyle başarılarla dolu olacağına inancım tam.

Ve geçen akşam Gençlik Kolları MKYK’sını yaptık, tabii Rabbime hamd ettim. Çünkü kalifikasyonu bu kadar yüksek bir Merkez Karar Yönetim Kurulu, nitelik itibariyle bu kadar güçlü niteliğe sahip bir MKYK’sı olan gençlik kolları hiçbir siyasi partide yoktur, olamaz. Tabii şimdi bu niteliği nicelikle daha da güçlendirmek lazım. Ve bütün illerimizde bunu çok çok hareketli hale getirmek lazım. Aynı şey Kadın Kollarımızda, o da yine nicelik ve bunu bütün ülke genelinde yaymak, kongrelerdeki oluşan yeni ekiplerle beraber inşallah oralarda da dalga dalga bunun meyvelerini almamız lazım.

Şu ana kadar gittiğim bütün il kongrelerinde gördüğüm heyecan, gördüğüm coşku elhamdülillah bizleri mutlu ediyor. Sadece kapalı spor salonları dolmuyor, en azından bir o kadar da bakıyorsunuz o soğuğa rağmen kar-kış, salonun dışında da kongreye gelen misafirlerimiz var, davetliler var, onları da görüyoruz. Demek ki şimdiden seçim heyecanı Türkiye’yi sarmış vaziyette. Henüz şurada daha 15-16 ay var, öbür seçime neredeyse 1,5 yıl var. Ama buna rağmen heyecan kapladı. Öyleyse şimdi küvetteki o sabunlu suyu, köpükleri sakın ha sakinleştirmeyin, aynı şekilde yola devam edin.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.