Cumhurbaskani Erdogan’in Hakim ve Cumhuriyet Savcilari Kura Töreni’nde yaptigi konusma
Sayın Başbakan, Adalet Teşkilatımızın kıymetli mensupları, değerli hakimler ve savcılar, saygıdeğer misafirler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
Sözlerimin hemen başında bu sabah kaybettiğimiz Hasan Celal Güzel Ağabeyimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Hafta içinde Külliyemizdeki bir ödül töreninde beraber olduğumuz ve gerçekten de kendisini çok sıkıntılı gördüğüm, ama o ödül törenini ihmal etmeyerek oraya katılan ve bu sabah da bu haberi aldık. Devlet, siyaset ve millet hayatımıza gerçekten yaptığı hizmetleri daima saygıyla hatırlayacağımız Hasan Ağabeyimiz ilerleyen yaşına rağmen bitmeyen bir heyecan ve coşkuyla çalışmalarını sürdürüyordu. Mekânı Cennet olsun inşallah diyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün kura çekecek olan 1236 hakim ve savcımıza görevlerinin inşallah şu anda çıkacak yerleri itibariyle hayırlı olmasını Rabbimden temenni ediyorum.
15 Temmuz darbe girişimiyle hain yüzü tartışılmaz bir şekilde ortaya çıkan FETÖ’nün en çok hedef aldığı kurumların başında şüphesiz ki Adalet Teşkilatımız geliyordu. Zira onun için her şey orada başlıyor, her şey orada bitiyordu. Darbe girişiminin ardından içindeki FETÖ’cüleri en hızlı ve en kararlı şekilde temizleyen kurum yine Adalet Teşkilatımız oldu. Bu temizliğin Adalet Teşkilatımız bünyesinde yol açtığı boşluğun doldurulması konusunda atılan adımları en başından beri takdirle takip ettim, takip ediyorum. Fakat bitti mi derseniz ben bittiğine henüz inanmıyorum, daha çok çalışacağız. Çünkü bu virüs aynen kanser gibi, kim bilir daha nerelerde neler çıkacak. Ama takip edeceğiz, çıkaracağız, adeta metastaz yapmış, bunların temizlenmesi gerekiyor. Zira bu kurum, bu müessese çok güçlü, çok sağlam, tertemiz, pırıl pırıl olması lazım ki işte biraz sonra değineceğim konuya rahatlıkla gelebilelim.
Özellikle avukatlık mesleğinden hakim ve savcılığa geçen kardeşlerimizin eğitim-öğretimleri, tecrübeleri ve pratik bilgileri sebebiyle çok daha başarılı olduklarını biliyoruz. Esasen pek çok ülkede hakim ve savcılığa atanacak kişilerin önce ciddi bir deneyim sahibi olmalarına özel önem veriliyor. Okulunu bitirdikten hemen sonra hakim-savcı olan bir kişiyle üç-beş yıl gerçek dünyada mücadelesini veren, tecrübe sahibi olduktan sonra bu mesleğe geçenlerin hadiselere yaklaşımlarının aynı olmayacakları açıktır. Bunun için avukatlıktan hakim-savcılığa geçiş uygulamasını yaygınlaştırarak sürdürmemiz gerektiğine inandık ve bu adımı attık. Yapılan atamalarla hakim-savcı sayımızdaki eksilmeyi şu anda fazlasıyla telafi ettik. Ancak bu konuda zaten kat etmemiz gereken daha çok mesafe vardı. Adalet Akademimiz bünyesindeki çalışmaları ideal hakim-savcı sayısına ulaşana kadar sürdürmeliyiz.
Arapçadaki adl, Türkçedeki törü kelimelerinin özünü oluşturduğu adaletin tesisi, hem Rabbimizin emridir, hem de devletin temelidir.
Bunun için tüm adliye binalarımızda ve mahkemelerimizin duvarlarında “adalet mülkün temelidir” diye yazar. Adalet, devletin de, toplumun da, beşeri münasebetlerin de aslında taşıyıcı sütunudur. Adaleti sağlamakla zulme kaymak arasındaki çizgi öyle incedir ki kanunların hazırlanmasından mahkemelerdeki uygulamalara kadar her aşamada gerçekten çok ciddi titizlik göstermek gerekiyor. Devletler ve milletler adalet üzerinde yükselir veya adaletsizlik batağında boğulur giderler. Mazlumun ahının arşı titrettiğini asla unutmamalıyız. Bunun için adalet daima bizim önceliğimiz olmuştur.
Değerli arkadaşlar; ülkemizde adalet hizmetlerinin hakka, hukuka, kanunlara uygun şekilde yürütülebilmesi konusundaki hassasiyetimiz bugüne mahsus değildir.
2002 yılı Kasım ayında iktidara geldiğimizde milletimize Türkiye’yi eğitim, sağlık, adalet, emniyet üzerinde yükselteceğimizin sözünü vermiştik. Bu amaçla bir yandan hukuk reformlarıyla tüm temel kanunlarımızı yenilerken, ciddi değişikliklerle anayasamızı demokratikleştirirken, diğer yandan da adalet hizmetlerinin altyapısını güçlendirdik. Önce vesayet güçlerinin, ardından FETÖ ihanet çetesinin tüm tuzaklarına, sabotajlarına rağmen her iki alanda da önemli mesafe kat ettik.
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını getirmiş ve istinaf mahkemelerini faaliyete geçirmiş olmamız dahi hak arama yollarının genişletilmesi bakımından başlı başına birer hukuk devrimidir. Hem adli ve idari yargıdaki mahkeme sayılarını, hem de Yargıtay ve Danıştay’daki daire sayılarını artırarak dosyaların daha hızlı sonuçlanmasını temin ettik.
Adliyelerimizdeki destek personelinin sayısını 2 katından fazla artırarak, işlemlerin daha hızlı ve kaliteli yürütülebilesini sağladık.
Hakim ve savcılarımızın değişen mevzuata ve şartlara uyumlarını kolaylaştırmak için eğitim programları düzenliyoruz.
Ayrıca, yurt dışına dil ve eğitim için personel göndererek hakim ve savcılarımızın dünyayı yakından takip etmelerini de sağlıyoruz, daha önce böyle bir şey söz konusu değildi.
Adalet Teşkilatımızın altyapısını güçlendirme konusundaki en önemli çalışmalarımızdan biri de, ülke genelinde inşa ettiğimiz 235 adalet sarayıdır. Geçmişte hükümet konaklarının giriş veya bodrum katlarında bu tür hizmetler verilirken, bu tabi adalet mekanizmasının çalışmasına uyan bir şey değildi, biz bunu görerek hemen şartlara uygun faaliyet gösteren adliyelerimizi yeni ve modern binalara taşıdık.
Fiziki şartlardaki gelişmeyi şu örnek aslında çok iyi ifade edecektir: 2002 yılında adliyelerimizin büyüklüğü 600 bin metrekare bile değilken, şimdi bu rakam 3 milyon 800 bin metrekarenin üzerine çıktı, bakınız nereden nereye geldik. Halen devam eden projeler bittiğinde adliyelerimizin büyüklüğü 6 milyon metrekareye kadar ulaşmış olacak.
Adliyelerimizde teknolojinin tüm imkânlarını kullanarak soruşturma ve yargılamaların hızlı ve güvenilir şekilde yürütülebilmesini de sağladık, sağlıyoruz.
Bunun yanında, temel kanunlarımızın tamamını da yeniledik, böylece hem uluslararası standartları, hem de ülkemizin ihtiyaçlarını karşılayan güçlü bir mevzuat altyapısını sağlamış olduk. İnsan hakları alanında yaptığımız reformlar sayesinde hem vatandaşlarımıza karşı gönlümüz ferahtır, hem de uluslararası alanda ciddi hiçbir sıkıntıyla karşılaşmıyoruz.
Kurduğumuz adli veri bankası sayesinde yürütülen hizmetlerin sağlıklı bir istatistikinin tutulabilmesini, nelerin yapıldığının, nelerin eksik kaldığının görülebilmesini de sağlamış olduk.
Uzlaşma ve arabuluculuk sistemiyle alternatif çözüm yollarını devreye aldık. Adliyelerimizle birlikte ceza infaz kurumlarımızı da yeniledik, modernize ettik.
Vatandaşlarımızın adalet hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması da bir başka önemli hizmetimiz olmuştur. Esasen yaptığımız hizmetlerin listesi çok daha uzun.
Verdiğim bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, ülkemizde adalet hizmetlerinin lafzıyla ve ruhuyla hak ettiği yere gelmesi için her türlü çabayı gösterdik, gösteriyoruz. Milletimize verdiğimiz sözü tutmakta kararlıyız. Türkiye Fırat’ın kıyısında kaybolan kuzunun sorumluluğunu üzerinde taşıyan yöneticilere bunun hesabını soracak hakimlere ve savcılara sahip olduğu müddetçe Allah’ın izniyle millet olarak kimse sırtımızı yere getiremez.
Bu ülkede adaletin sadece binaların üzerinde yazılan bir kavram değil, asıl olarak hayatın her anını kucaklayan bir ışık olduğunu göstereceğinize inanıyorum.
Cumhurbaşkanı olarak hakka ve adalete uygun davrandığınız, adına karar verdiğiniz milletimize hizmet yolunda çalıştığınız sürece daima yanınızda olduğumu bilmenizi isterim.
Değerli arkadaşlar; biz millet olarak hiçbir zaman güvenliği, adaleti, refahı kendisi için isteyen, bu uğurda başkalarını sömürmeyi meşru sayan bir anlayışa sahip olmadık ve böyle bir anlayışla da hareket etmedik. Bunun için çevremizdeki komşularımızın, dostlarımızın başı dâra düştüğünde veya dara düştüğünde birilerinin yaptığı gibi sınırlarımızı kapatıp kendi keyfimize bakmadık. Önce canını ve namusunu kurtarmak için ülkemize sığınan mazlumlara biz kapılarımızı sonuna kadar açtık, işte Suriye’den 3,5 milyon, 500 de Irak’tan, bunların hepsi bizim misafirimiz oldular. Avrupa ülkeleri bizim gösterdiğimiz ev sahipliğini gösteremediler. Dünyada hiçbir ülkenin göze alamayacağı bu riskin altına girmekte bir an bile tereddüt etmedik. İnsan hayatından daha değerli bir şey görmediğimiz için, hiç kimseyi zalim rejimin veya terör örgütlerinin pençesinde bırakmadık, hepsine de kucak açtık. 7 yıldır bu yükü asla şikâyetçi olmadan, yüksünmeden taşıyoruz. Ülkemize sığınan herkesin sadece ibate ve iaşe değil, aynı zamanda eğitim, sağlık başta olmak üzere tüm ihtiyaçlarını karşıladık.
Bütün dünyayı, özellikle de Avrupa’yı mülteci korkusunun sardığı, hatta bunun bir paranoyaya dönüştüğü bir dönemde ülkemizdeki sığınmacılara sağladığımız bu imkânlar her türlü takdirin üzerindedir. Buna karşılık bize verilen sözler ise maalesef tutulmamıştır. Geri kabul anlaşmasının ardından serbest dolaşımın devreye sokulacağı söylendi, yapılmadı. Sığınmacılara verilen hizmetler için ülkemize 3 milyar avro+3 milyar avro destek verileceği söyledi, şu ana kadar kasamıza giren 850 milyon avrodur, bu da bizim milli bütçemize değil, dolaylı yollarla Kızılay’ımıza, AFAD’ımıza gelen destektir. Proje diyerek, araya bir sürü kurum sokarak vaat ettikleri paranın kullanımını zorlaştırıyor, adeta yokuşa sürüyorlar; vereceksen ver. Buyur gel kampları gez, konteyner kentlerimizi gez, çadır kentlerimizi gez, oralarda okuldu, sağlıktı, verilen hizmetleri gör, yerinde ne yaptığımızı gör, ona göre de vereceksen bu parayı ver, bizi oyalama. Bu milletin bir şahsiyeti var, izzeti, onuru var, gururu var, bizim gururumuzla oynayamazsınız. Tabi bunlar böyle alışmışlar ve kapılarında böyle süründüreceklerini sanıyorlar. Ama Türk milleti böyle bir millet değil ve biz asaletimizden asla taviz vermeden buradaki bu çalışmalarımızı yaptık, yapıyoruz, yapacağız.
Şimdi ikinci 3 milyar avroluk dilimi konuşuyorlar, ama biz daha birincisi tamamen alabilmiş değiliz ki. Sığınmacılar için kurduğumuz kamplar, oralarda verdiğimiz hizmetler, şehirlerimizde kalan misafirlerimiz için sağladığımız şartlar hepsi ortada. Şimdi Pazartesi günü Varna’da bunlarla biraraya geleceğiz, konuşacağız. Söyleyeceğimiz ne? Bütün çekilen resimleri ortalarına, video çekimlerini önlerine koyacağım, buyur diyeceğim, verecekseniz verin, vermeyeceksiniz dürüst olun, kusura bakmayın, veremeyeceğiz deyin, biz de adeta bir umut kapısında bekler duruma gelmeyelim.
Buna rağmen illa proje diye ısrar edilmesini, illa birtakım uluslararası kuruluşların aracı olarak dayatılmasını açıkçası biz iyi niyetle bağdaştıramıyoruz. Fakat biz ne bu yardımları birilerinden iane umarak yaptık, ne de bundan sonra yapacaklarımız için öyle bir beklentimiz var. Yardımcı olurlarsa sadece sözlerini tutmuş olurlar. Serbest dolaşım hakkı gibi vaat ettiklerini, paranın da üzerine yatacaklarsa kendileri bilirler. Tüm bu hususları her görüşmemizde dile getiriyoruz, işte Varna’da da bunları tekrar önlerine koyacağız.
Avrupa’nın bize karşı iyi niyetle bağdaştıramadığımız tavırları sadece bunlardan ibaret de değil. Bugün ülkemize karşı faaliyet gösteren ne kadar terör örgütü mensubu varsa, hepsi de Avrupa’da baş tacı edilirken ve bunlara ücretsiz olarak silahlar verilirken ve bunlar bize karşı kullanılırken, buyurun işte Afrin’de olayı gördünüz, Fırat Kalkanı Harekâtında gördünüz ve buralarda bize verdikleri sözleri tutmadılar. Fırat Kalkanı Harekâtında Sayın Obama’yla defaatla konuştum ve bu harekâtı yapıyoruz, yaptık. Siz bizim işte stratejik ortağımızsınız, model ortağımızsınız, şöylesiniz, böylesiniz dedikleri halde, ne yazık ki bizim kendilerinden talep ettiğimiz silahları vermedikleri gibi oyaladılar ve artık baktık ki bu iş olmuyor, biz kendimiz Fırat Kalkanı Harekâtını yaptık. Ve 2 bin kilometrekarelik alan şu anda bizim kontrolümüzde, 140 bin o bölgenin insanı, doğuda Cerablus, batıda El Rai, güneyde El Bab olmak üzere o 2 bin kilometrekarelik alan kontrolümüzde ve 140 bin kadar o bölgenin insanı şimdi oraya döndü ve oranın güvenliğini de biz sağlıyoruz şimdi. Hastaneleri, camileri, okulları vesaire, her şeyiyle onlara gerekli desteğimizi veriyoruz.
Şimdi Afrin, Afrin’de de baktık ki bunlar dinlemiyor, artık biz sürekli Hatay’a, Kilis’e, Şanlıurfa’ya, buralara yapılan roket atışları neticesinde o zaman biz buraya da gireceğiz dedik ve Afrin’e girdik. Hani hep diyordum ya bir gece ansızın gelebiliriz diye, geldik ve işi bu noktaya getirdik.
Peki, bizim dost bildiklerimiz bize söz verdiler, sözlerinde durdular mı? Hayır. Biz paramızla onlardan silah istedik, paramızla bize silah vermediler, ama terör örgütüne 5 bin tır silah gönderdiler, 2 bin kargo uçağıyla silah ve mühimmat gönderdiler. Ve en son işte o açılan tüneller, televizyonlarda izlemişsinizdir, o tünellerdeki silah ve mühimmat depolarını gördünüz ve oradan koalisyon güçlerinin silahlarına varıncaya kadar hepsi kullanılmamış vaziyette orada duruyor. Kime karşı kullanacaklardı bunu? NATO’da beraber olduğumuz Türkiye’ye karşı. Başka bunun izahı olabilir mi? Öyleyse, biz kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundaydık ve kendi göbeğimizi kestik ve hamdolsun şu an itibariyle 3622 terörist etkisiz hale getirilmiş vaziyette. Ve hamdolsun dün sabah 08:30 itibariyle de işte son operasyon yapıldı ve Afrin’de salalar okunmaya başlandı ve netice istihsal oldu ve şu anda da tabii iş bitti mi derseniz, hayır bitmedi. Zira bütün Özgür Suriye Ordusu bizim askerimizle birlikte oradaki el yapımı bomba, şurada-burada vesaire terörist olabilir, bunların aramasını yapıyor, hala devam ediyor, bu da tabii ki devam edecek ve emin bir belde oluncaya, olduğuna inandığımız ana kadar, çünkü “Vettiyni vezzeytuni ve turi siyniyne ve hazelbeledil’emiyni” buyuruyor Allah’ımız. Emin bir beldeye yemin ile bu sure başlıyor. Ve inşallah orayı emin bir belde haline getireceğiz ve oranın halkı oraya huzur içinde girmiş olacaklar ve şu anda girmeye başladılar. Ufak bir yer değil yaklaşık 500 bine yakın nüfusu olan bir yer. Şu anda o da başarılıyor. Virgülü koyduk, inşallah şimdi nokta konulacak. Ve bununla kalmayacağız tabii, bunun uzantısı var, onlar da hallolacak. Zira bizim derdimiz işgal değil, bizim derdimiz; bu teröristlere karşı o temizlik harekâtını gerçekleştirmek ve bu teröristlerden ülkemize karşı olan tehdidi ortadan kaldırmak.
Hedef neydi? O terör koridorunu ortadan kaldırmaktı. Şimdi terör koridorunu büyük boyutta halletmiş vaziyetteyiz. Çünkü bu teröristlerin hedefi, aslında kuzeyde ta doğudan Akdeniz’e bir koridor açmak; biz şimdi ondan böylece kurtulmuş oluyoruz. Ve böylece de çalışmalarımızı kararlı bir şekilde sürdürüyoruz.
Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize Rabbimden şifalar diliyorum.
Biz hem kuklalarla, hem de kuklacılarla olan mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Sivrisinekleri imha ederken, bataklığın kurutulmasını da ihmal etmiyoruz. Bunun için terörle mücadelemizde konsept değişikliğine gitmiş olduk. Terör örgütleriyle mücadele alanımızı bunların eğitildiği, donatıldığı, kök salmaları için sürekli desteklendiği yerlere doğru genişlettik. Tabii bu arada sınırlarımız içinde de teröristleri boş bırakamazdık. Onları da tamamen imha etmeyi sürdürüyoruz.
Suriye’deki operasyonlarımızın başarısı sınırlarımız boyunca kurulmaya çalışılan terör koridorunun önünü kesmeye yönelikti. Onun için de hem ulusal hukuk, hem uluslararası hukuk gözetilerek bu adımlar atıldı. Ve Zeytin Dalı Harekâtını yürüttüğümüz Afrin’de işte bütün bu amaçlar gözetilerek varız. Dün Afrin şehir merkezini kontrol altına alarak Zeytin Dalı Harekâtının en önemli aşamasını geride bıraktık. Ardından şimdi Münbiç, Ayn el Arap, Tel Abyad, Resulayn, Kamışlı şeklinde bu koridoru tümüyle ortadan kaldırana kadar bu süreci devam ettireceğiz.
Aynı şekilde Kuzey Irak’taki terör kamplarını da gerekirse sürekli olarak kontrolümüz altına alarak, zira Merkezi Yönetime söyledik, dedik ki; bakın burada ikinci bir Kandil ihdas ediliyor. Neresi o ikinci Kandil? Sincar. Eğer bu işi halledecekseniz siz halledin, eğer halledemiyorsanız biz hemen bir gece ansızın Sincar’a da gireriz, oradaki PKK’lıları da temizleriz. Eğer dostsak, eğer kardeşsek bize gerekli kolaylığı sağlayacaksınız. Sizden önceki Irak merkezi yönetimlerine de bunları söyledik, bak eğer burada PKK’yı temizlemiyorsanız, bize bırakın buradaki PKK’yı da biz temizleyelim. Dediler ki; biz sıkıntıya düştüğümüzde size durumu bildireceğiz, o gün bugün hala bildirecekler. Sayın Başbakanımız görüşüyor, biz görüşüyoruz, henüz bir netice yok. Ama çok daha bu iş uzarsa yeni bir Zeytin Dalı da orada olur.
Dünyanın dört bir yanından gelip burnumuzun dibinde binbir tezgâh kuranlara gıkı çıkmayanların, Türkiye’nin terörle mücadele karşısındaki vaveylaları bizi hiç ilgilendirmiyor. Afrin’deki operasyonumuz ikinci ayına girmek üzere olduğu şu günlerde kıyıda köşede kalmış belli bölgeler haricinde hamdolsun hedefine ulaşmıştır.
Fakat önemli olan ne biliyor musunuz? Şimdi ben bir Musul’un şöyle son fotoğraflarını, video kayıtlarını izliyorum, Rakka’nın video kayıtlarını izliyorum. Ve bütün bunlarla beraber Irak’ın neredeyse ta güney bölgelerine kadar, oraların bütün video kayıtlarını izliyorum, bir de bizim şu anda Afrin’deki video kayıtlarını izliyorum; elhamdülillah neredeyse binalarda hiç tahribat yok gibi. Şimdi Afrin halkı rahatlıkla gelip binalarına yerleşebilecek. Ama oralarda kim bilir daha ne kadar yatırım yapılacak da oralar ayağa kalkacak. Niye? Ya bu millet böyle bir millet, biz böyleyiz. Biz yıkmaya, yakmaya değil biz ihya etmeye geliyoruz, farkımız bu. Bizim görevimiz, inşa ve ihya. Terör örgütü mensuplarının bir kısmı ise, burada ne oldu biliyor musunuz? Kuyruklarını kıstırıp kaçmaya başladılar. Kalanları, sivilleri kendilerine kalkan yapmaya kalktılar. Alçakça bir yöntemle akıbetlerinden kurtulmaya çalıştılar, ama fayda etmedi. Biz bu oyunu 2015 yılındaki çukur eylemlerinde de ülkemizde görmüştük, hatırlayın. Sonuç ne oldu? Hepsini de açtıkları çukurlara gömdük. Şimdi Afrin’de de aynısı gerçekleşti. Asla kazanamayacakları bir savaşı sırf propaganda malzemesi olsun diye 50-100 sivilin öldürülmesi taktiğine indirenler de, onlara destek verenler de alçaktır, ahlaksızdır, insanlıktan nasibini almamıştır. Biz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da azami titizlikle bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Teröristlerin oyunlarını görüntüleriyle, bilgileriyle, şahitleriyle birer birer ortaya döktüğümüz halde hala onlara kulak verenlerin nasırlaşmış kalpleri, körelmiş gözleri, lal olmuş dilleri bizi yolumuzdan döndüremeyecektir. Çünkü biz bu hassasiyeti birileri böyle istediği veya öyle beklediği için değil doğrusunun bu olduğuna inandığımız için gösteriyoruz. Suriye ve Irak’taki Araplar, Kürtler, Türkmenler, bunlar bizim öz kardeşlerimiz ya. Onların zarar göreceği hiçbir işe kalkışmamız, böyle bir yola tevessül etmemiz asla düşünülemez. Biz Afrin’deki ve diğer bölgelerdeki mücadeleyi sadece kendi güvenliğimiz için değil aynı zamanda oralarda yaşayan Arap, Kürt, Türkmen, velhasıl kardeşlerimizin huzuru, geleceği, hakları için de yürütüyoruz. Suriye topraklarındaki varlığımızın tek amacı, bu kardeşlerimizi terör örgütlerinin tasallutundan kurtararak haklarına, özgürlüklerine kavuşturmak, onlara aydınlık bir gelecek sağlamaktır.
Ben bu vesileyle Afrin’de fedakârca görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerimizdeki Mehmetçiklerimizin, polislerimizin, jandarmalarımızın, güvenlik korucularımızın, Milli İstihbarat Teşkilatımızın mensuplarının her birini ayrı ayrı tebrik ediyorum. Milli İstihbarat Teşkilatımızla ve Mehmetçiklerimizle birlikte çalışan Özgür Suriye Ordusu mensupları ki bunlar ölümü korkuttular, ölümü, ölümün üzerine gittiler. Ülkelerinin ve kardeşlerinin kurtuluşu için gerçekten çok büyük kahramanlık gösterdiler. Gerçekten tarihi bir mücadele verdiler. Kimse bu kahramanları DEAŞ’ın çapulcularıyla, PYD’nin korkak tavuklarıyla karıştırmasın. Bunların her biri maşallah birer aslan yavrusu gibi sahada kükrediler ve neticeye ulaştılar. Rabbim yar ve yardımcıları olsun.
Bu duygularla bir kez daha kura çekimi yapacak olan hakim ve savcı kardeşlerimize görev yerlerinde başarılar diliyorum.
Şunu özellikle söylüyorum: Siz inanıyorum ki hakim ve savcılar olarak görev yapacaksınız, ama ben de Cumhurbaşkanınız olarak her zaman sizin yanınızda, sizlere her türlü devlet imkânlarını sağlamada destek vermeye hazır olan bir görevliniz olarak ve bir hadiminiz olarak bulunacağım. Çünkü bu sütun ayakta durması lazım, eğer bu sütun ayakta durmazsa bu devlet, bu millet ayakta duramaz. Onun için “El-adlü esasül- mülk” demişler, adalet mülkün esasıdır.
Çok teşekkür ediyorum, kalın sağlıcakla.