Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Ingiltere’de Türken Vakfi ögrencileriyle bulusmada yaptigi konusma

 

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Kıymetli Başkan, TÜRKEN Vakfının kıymetli üyeleri, saygıdeğer misafirler, sevgili öğrenci kardeşlerim; hepinizi sevgiyle, saygıyla, en kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum.

Birleşik Krallık ziyaretim dolayısıyla sizlerle beraber olmaktan çok büyük bir heyecan ve memnuniyet duyuyorum.

TÜRKEN ailesiyle son olarak 20 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesiyle New York’taki gala yemeğinde biraraya gelmiştik. Orada tıpkı bu salonda olduğu gibi kardeşliğimizin adeta nişanesi olan bir toplulukla hasbihal etmiş, hasret gidermiştik. Bugün yine bu muhabbet sofrasında gönüllerimizi birleştiren herkese şükranlarımı sunuyorum.

Yurt dışı seyahatlerimizde resmi programımız haricinde o ülkede yaşayan, iş yapan, tahsil gören kardeşlerimizle biraraya gelmeye çalışıyorum. Özellikle eğitim ve öğretimlerini ilerletmek için orada bulunan öğrencilerimizle sohbet etmeye, onların düşüncelerini, varsa dertlerini dinlemeye gayret ediyorum. Hamdolsun gittiğimiz her yerde iftihar tablolarına, birbirinden değerli başarı hikâyelerine şahit oluyoruz. Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençlerimiz dünyanın en iyi okullarında, en büyük şirketlerinde Türkiye’nin adını gururla temsil ediyorlar. Akademideki ve iş dünyasındaki başarılarıyla bu gençler bizim ve milletimizin göğsünü kabartıyor. İnşallah sizlerin de bu başarı kervanında yerinizi alacağınıza inanıyorum.

Tahsilinizi TÜRKEN öğrencilerine yakışır bir şekilde tamamladıktan sonra çok daha donanımlı bir şekilde ülkemize dönerek Türkiye’nin kalkınma hamlesine omuz vermenizi, destek olmanızı bekliyorum. Buradaki her bir arkadaşımın gözünde ben bu ideali, bu şuuru ve kararlılığı görüyorum. TÜRKEN öğrencilerinin büyük ve güçlü Türkiye davasına tıpkı hedefe giden bir ok gibi kilitlendiklerini biliyorum. Bir insanı büyük yapan, şüphesiz ki düşünceleridir. İnsan, hayal kurabildiği müddetçe vardır, canlıdır, diridir. Hiç kimsenin bizim cesaretimizi hırpalamasına müsaade etmeyeceğiz. İnşallah elbirliği, güç birliği, gönül birliği içinde çalışarak hayallerimizi tek-tek gerçeğe dönüştüreceğiz.

Sevgili gençler, bakınız burada her zaman ifade ettiğim bir prensibi tekrarlamak istiyorum. Bu ilkenin bilhassa da siz gençlerimize örnek olmasını, yolunuzu aydınlatan bir fener olmasını temenni ediyorum. Unutmayın, iman varsa, inanç varsa imkân da vardır. Şayet bir kişi kendisini davasına vakfetmişse, üstesinden gelemeyeceği hiçbir engel yoktur. Başarının anahtarı, ideallerinizi gerçekleştirme yolunda ortaya koyduğunuz azim, dirayet ve disiplindir. Elbette dünya hayatı dikensiz bir gül bahçesi değildir, asla da olmayacaktır. Dünya hayatı hepimiz için meşakkatlerle, sıkıntılarla, zorluklarla, kimi zaman da lütuflarla, ilahi ikramlarla dolu bir imtihan aracıdır. Rabbimiz öyle buyuruyor: Esteuzubillah, Bismillah. “Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ, ve huvel azî zul gafur.”

Şunu bileceğiz: Yani dünya hayatı, ölüm, bütün bunlar bizim için birer imtihan vesilesidir, bakalım hangimiz daha iyi amellerde bulunacağız. Öyleyse bu hayatı bizim iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Kimi zaman bir sıkıntı bin hayır kapısını açar. Böylesi günlerde bize düşen şöyle demektir:

“Gamına gamlanıp olma mahzun

Demine demlenip olma mağrur

Ne dem baki, ne gam baki, ya Hû!”

Bu yolda böyle gideceğiz.  Bu dünyada ne gam, ne dem baki değildir. Kalıcı olan yegâne varlık bizi ve kâinatı yaratan Yüce Allah’tır. Bir de bu gök kubbede baki olan gönüllere diktiğiniz iyilik fidanlarıdır. Bunun için milletimiz tarih boyunca kurduğu vakıflar aracılığıyla geride hoş bir seda bırakmanın gayreti içerisinde olmuştur. Bu müesseseler göçmen kuşlara yuva yapımından yolculara yemek dağıtımına, eğitimden sağlığa kadar yüzlerce farklı alanda hizmet etmiştir. Çünkü her insan geride bıraktığı eserlerle anılır. Bugün sizlerin de bir parçası olduğu TÜRKEN Vakfı, işte böyle yüce ve ince bir düşüncenin ürünüdür. Bu vakıf böyle rastgele kurulmadı. Bu vakfı oluşturan vakıflar da rastgele kurulmadı, bunda bu incelik yatıyor, bu hassasiyet yatıyor. Ve bu vakfa omuz veren hayırsever dostlarımız, kardeşlerimiz de bu incelik içerisinde bu vakfa bugüne kadar sağ olsun omuz verdiler. Ve bu vakıf da gerek ulusal, gerekse uluslararası bazda büyümeye kararlı bir şekilde devam ediyor. Her ne kadar Türkiye kuruluşu 3-4 yıl öncesine dayansa da, köklerinde adeta asırlık bir birikimin izleri vardır. Hamdolsun bu güçlü geleneğin de etkisiyle TÜRKEN Vakfının çok kısa sürede ciddi mesafe kat ettiğini görüyoruz. Vakfımız kurumsallaşmasını süratle tamamlayarak uzun yıllar FETÖ’cü alçakların musallat olduğu yurt dışı eğitim alanında hemen kolları sıvadı ve çalışmaya başladı. New York ve Londra gibi tutunmanın zor olduğu metropollerde açtığı şubelerle gençlerimize sahip çıktı. Eğitim için gurbete giden, ülkesinden, evinden, yurdundan uzakta ayakta kalmaya uğraşan siz gençlerimize aile sıcaklığını aratmayan imkânlar sundu, imkânlar sunmaya da devam edecek. Bugün TÜRKEN yeri geldiğinde yurt dışındaki gençlerimizin yuvası, ailesi, arkadaşı, dara düştüğünde kapısını çalacağı, zor zamanlarında sırtını dayayabileceği en yakın dostudur.

Öte yandan TÜRKEN İngiltere, sadece evlatlarımızın eğitim ihtiyaçlarını karşılamakla da kalmadı, vakfımız aynı zamanda Birleşik Krallık’taki sivil toplum kuruluşlarıyla samimi münasebetler kurarak işte bugün burada olduğu gibi Müslümanlarla işbirliğimizin daha da gelişmesine, güçlenmesine katkı sağladı. Düzenlenen etkinlikler vasıtasıyla dünyanın farklı köşelerinden gelen kardeşlerimizle kucaklaştık, hasret giderdik. Farklı vesilelerle biraraya gelerek aramızdaki o gönül köprülerini daha da perçinledik. Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrasında vakfımızın tesis ettiği bu ilişkilerin ne kadar önemli ve değerli olduğunu bir kez daha gördük. Türkiye’nin gerçek dostlarıyla sahtelerin ayrıştığı, maskelerin düştüğü o kritik günlerde Birleşik Krallık’taki kardeşlerimiz bizimle tam bir dayanışma içerisinde oldu.

Ben bu vesileyle buradaki kardeşlerimin şahsında herkese teşekkür ediyorum. 15 Temmuz gecesi milletimiz darbecilerin karşısına dikilirken burada da binlerce kardeşimizin Büyükelçiliğimiz önünde toplanarak duaları ve heyecanlarıyla onlara destek olduğunu biliyoruz. Daha sonraki günlerde de buradan hem kendi vatandaşlarımızdan, hem de tüm kardeşlerimizden gerçekten duygu dolu mesajları, temennileri aldık. Birleşik Krallık Hükümeti de 15 Temmuz darbe teşebbüsü karşısında sergilediği duruşla pek çok müttefiklerimizden farklı bir konumda yer aldı. Başbakan Sayın May şahsımı, Dışişleri Bakanı Johnson da Dışişleri Bakanımızı arayarak darbeyi lanetlediklerini, ülkemizle tam bir dayanışma içerisinde bulunduklarını ifade ettiler. Ayrıca darbe girişiminden hemen 5 gün sonra Bakan Alan Duncan ülkemizi ziyaret eden en üst düzey Batılı yetkili oldu. Gerek Sayın Duncan’ın ziyaretlerini, gerekse Başbakan Sayın May’in geçen sene yaptığı resmi ziyareti iki ülke dostluğunun nişanesi olarak görüyoruz. İnşallah bu ziyaretimiz sonrasında Türkiye-Birleşik Krallık münasebetlerinin daha da güçleneceğine inanıyorum.

Sevgili gençler; dünya baş döndürücü bir şekilde değişiyor. Sizler gençler olarak teknolojide, iletişim araçlarında bu değişimi ilk fark eden, gören, yaşayan, takip eden bir nesilsiniz. Elbette her değişimin sancıları, sıkıntıları, zorlukları olur. Dünyamızın içinde bulunduğu bu süreç de sorunsuz, problemsiz değildir. Müslümanlar olarak bizler bu değişim sürecinden en fazla etkilenen kesimlerin başında geliyoruz. Suriye, Irak, Yemen, Libya, Afganistan gibi kardeş ülkeler adeta emperyal güçlerin kozlarını paylaştığı bir deneme tahtasına dönüştü. Petrol ve yeraltı zenginliklerinin kontrolü için verilen, hiçbir ahlakı olmayan bu kanlı mücadelenin bedelini maalesef hep Müslümanlar ödedi, halen de ödüyorlar. Asırlar boyunca eman yurdu, ilim ve hikmet merkezi olan kadim şehirlerimizden bugün mazlumların yürek dağlayan feryatları yükseliyor. Humus’un, Halep’in, Basra’nın, San’a’nın kütüphanelerinin, camilerinin, çarşılarının, mahallelerinin çoğu bugün vuruldu, yıkıldı, talan edildi. 2003’ten beri Irak’ta 1,5 milyonun üzerinde kardeşimiz ilk çatışmaların ve bombaların kurbanı oldu. Suriye’de 7 senedir Aralıksız devam eden kriz çoğu kadın, çocuk ve yaşlı 1 milyon insanın canını aldı. Yaklaşık 3,5 milyonu Türkiye’de olmak üzere 13 milyona yakın Suriyeli evini, barkını, şehrini terk ederek başka yerlere sığındı. Bu mültecilerin bir kısmı da umudu ve kurtuluşu Avrupa ülkelerine yönelmekte aradı. Bu amaçla canlarını tehlikeye attıkları uzun ve zorlu yolculuklara katlandılar. Derme çatma botlarında kimi zaman Akdeniz’in, kimi zaman Ege’nin azgın dalgalarıyla boğuştular ve bu insanlar karaya ulaşmaya muvaffak olamadan hayatlarını o azgın dalgalar arasında maalesef kaybettiler.

Hiç ummadıkları, asla tahayyül edemedikleri bir manzarayla da ne yazık ki o gitmeyi arzu ettikleri ülkelerde karşılaştılar. Demokrasinin beşiği iddiasındaki ülkelerde kendilerini ırkçılığın, İslam düşmanlığının, yabancı karşıtlığının karşıladığını gördüler. Sözde insan hak ve hürriyetlerinin hamisi gözüken birçok Batılı devletin konu mülteciler olunca bu değerleri bir anda unuttukları ortaya çıktı. Bugün Avrupa ülkelerine şöyle bir göz attığımızda Suriyeli, Asyalı, Afrikalı göçmenlerin mazlum değil tehdit olarak kabul edildiğini görüyoruz. Özellikle de zenofobi ve İslamofobi 1930’ların sonlarındaki antisemitizmden çok daha büyük bir toplumsal hastalık olarak Avrupa’nın bünyesini çürütüyor. Batıda artık dış görünüşü, dili, dini, ten rengi farklı olanın hayat alanı da ne yazık ki daralıyor. Biz Türkiye olarak sadece Suriye’den ülkemize sığınan 3,5 milyon insanı bağrımıza basarken, ekonomik gücü kat be kat yüksek devletlerin göçmenleri gettolara, toplama kamplarına mahkûm etmesi, insanlık adına çok büyük bir utanç kaynağıdır.

Mülteci meselesi, yeri geldiğinde bize insan hakları dersi vermeye yeltenen pek çok ülkenin yüzündeki makyajı akıtmış, gerçek suratları ortaya çıkartmıştır. Türkiye son çeyrek asrın en çetin insanlık imtihanından alnının akıyla çıkarken, demokrasi havarisi Batılı ülkelerin çoğu sınıfta kalmıştır.

Sevgili gençler, şunu bir an olsun aklınızdan çıkarmayın: Sizler büyük bir medeniyetin, büyük bir milletin evlatlarısınız. Siz asırlar boyunca din, dil, ırk ayrımı gözetmeden mazlumlara sahip çıkmış bir ecdadın çocuklarısınız. Siz mazlumun da, zalimin de kimliğine asla bakmayan bir medeniyetin temsilcilerisiniz. Sizin dedeleriniz bundan 5 asır önce soykırımdan kaçan binlerce Musevi’ye kucak açmıştır. Siz 600 yıl boyunca üç kıta, yedi iklimde adalet dağıtmış bir cihan devletinin mirasçılarısınız. Bunun için bize ne olursa olun insanları hor, hakir görmek asla yakışmaz. Biz mazlumların kanı üzerinde kendimize huzur ve refah inşa edemeyiz.

Şimdi yarın bir adım atılıyor, nedir? İşte Kudüs, İsrail’in başkenti olacakmış. Başta Amerika olmak üzere Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacaklarmış. Ya ne olarak tanırsanız tanıyın, Birleşmiş Milletler’de bunun oylaması, her şeyi yapıldı. 128 ülke tavrını çok açık, net ortaya koydu. Yanınızda derme-çatma 7-8 tane adı ülke bir yerleri buldunuz. O da, yaptığınız telefon görüşmelerinin haddi hesabı yok; ben size şu kadar para veriyorum, öyleyse oyunu bu istikamette kullan demek suretiyle adımlar attınız. İstediğiniz kadar atın, bir defa Kudüs, hele hele Doğu Kudüs Filistin’in Başkentidir, bunu İslam dünyası olarak biz böyle biliyoruz.

Ve biz birileri gibi petrol, altın ve elmas için insanları birbirine kırdırmadık, kırdırmayız, ama o birileri bunu yaptı. Bir Müslüman kendisi için ne arzu ediyorsa, kardeşi, dostu için de aynısını istemekle mükelleftir. Her hal ve şart altında Müslüman adaletle davranmak, Hakk’ın rızasına uygun hareket etmek zorundadır. Bu amaçla devlet olarak dün olduğu gibi bugün de barışın, adaletin, istikrarın tesisi için mücadele veriyoruz. Baskılar karşısında eğilip bükülmeden, kınayıcıların kınamasına aldırmadan her zeminde hakkı ve hukuku savunuyoruz.

Nasıl ortak geleceğimizi tehdit eden kültürel ırkçılığa ve faşizme karşı çıkıyorsak, aynı şekilde DEAŞ, FETÖ, El Kaide, PKK gibi eli kanlı çetelerle de mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz. Kimi müttefiklerimizin yaptığı gibi teröristleri ideolojisine, kimliğine göre tasnif etmiyor, bu insanlık düşmanlarının tamamını lanetliyoruz. Bizim gözümüzde DEAŞ’lı canilerin alçakça katlettiği Manchesterlı, Parisli siviller ile Esed rejiminin bombaları altında can veren Hamalı, Humuslu kardeşlerimiz arasında fark yoktur. Muarızlarımız, muhataplarımız ve hatta müttefiklerimiz bile ayrım yapsa da bizler teröristler arasında asla ayrım yapamayız. Ne teröre, ne de terör bahanesiyle Müslüman kardeşlerimizin terörist etiketiyle yaftalanmasına rıza göstermedik, göstermeyeceğiz. Tehditlere, baskılara, bizi susturma çabalarına aldırmadan küresel ölçekte hak, özgürlük ve adalet mücadelemizi sabırla sürdüreceğiz.

Türkiye’nin mücadelesi, tüm ezilenlerin, ötekileştirilenlerin mücadelesidir. Bizim mücadelemiz, geleceği elinden çalınan sessiz yığınların mücadelesidir. Türkiye’nin mücadelesi; Filistinlilerin, Arakanlıların, Afrikalıların, Türkistanlıların, mazlum Asya halklarının mücadelesidir. Siz genç kardeşlerimden ülkemizin bu mücadelesine cansiperane bir şekilde sahip çıkmanızı bekliyorum. FETÖ’cü ve bölücü alçakların iftiralarına boyun eğmeden gerçek Türkiye’yi anlatarak ülkemize yönelik propagandaları boşa çıkarmanızı istiyorum. Hele hele bu proje terör örgütlerini bir defa meydana çıkarmanızı istiyorum. Bunlarla mücadelemiz sürecektir.

Özellikle 24 Haziran seçimleri öncesinde sizlerden yoğun bir gayret bekliyorum. 24 Haziran, Türkiye için bir kırılma noktasıdır. Ve ben bunu başaracağınıza, başaracağımıza inanıyorum. Yurt dışında ve gümrük kapılarında oy kullanma işlemi inşallah 7 Haziran’da başlayacak. Belki bir kısmınız ilk defa bu seçimlerde oy kullanacaksınız, ama bu imkânı getiren biziz. Biliyorsunuz seçme yaşı 18’di, ama seçilme yaşı 30’du. Biz seçme ve seçilmeyi ne yaptık? 18’e indirdik. Zor olan seçmektir. Ama öyle bir yanlış yapıldı ki yıllar yılı seçme 18, seçilme 30’du. Biz dedik ki; zor olan o, öyleyse onu da biz 18’e indiriyoruz, dolayısıyla seçme ve seçilme 18 olmak suretiyle bu seçimde inşallah bunların önünü açmış oluyoruz. Artık arkadaşlarınız arasında da ilk kez sandığa gidecek olanlar olabilir. 24 Haziran seçimleri ülkemizin önünde yeni bir dönemin açılacağı gerçekten çok kritik seçimlerdir. Bu seçimlerde sadece Cumhurbaşkanı ve milletvekilleri belirlenmeyecek, aynı zamanda Türkiye’nin 2023 hedefleri ile 2053 ve 2071 vizyonu da oylanacaktır. Bu seçimin sonucuna göre ülkemiz ya 16 yıldır aralıksız sürdürdüğü demokrasi ve kalkınma hamlesini devam ettirecek ya da çetin mücadeleler sonucunda elde ettiği pek çok kazanımı heba olup gidecektir. Şimdi biz inşallah sizlerden seçim sürecine bu hassasiyetle yaklaşmanızı özellikle istiyorum. İnşallah sizin, ailenizin ve tüm arkadaşlarınızın oy tercihlerinin büyük ve güçlü Türkiye’den yana olacağına inanıyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son vermeden önce Çarşamba günü başlayacağımız başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan mübarek Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyorum. Bu mübarek ayın ülkemiz, milletimiz, tüm alemi İslam için hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Bu akşam sofranızı bizlere açtığınız için her birinize tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Türken Vakfına çalışmalarında başarılar diliyorum. Rabbim yar ve yardımcınız olsun diyorum.

Afiyet olsun. Kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.