Cumhurbaskani Erdogan’in Islam Isbirligi Teskilati Toplantisi’nda yaptigi konusmasinin tam metni
İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi İSEDAK’ın 33. Bakanlar Oturumunu açarken hepinizi en kalbi duygularımla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Dönem Başkanı ve İSEDAK Başkanı sıfatıyla tüm misafirlerimize ülkemize, güzel İstanbul’umuza hoş geldiniz diyorum.
Sizin gibi seçkin bir topluluğu kıtaların, medeniyetlerin, kültürlerin kavşak noktası, Hazreti Peygamberin Aleyhissalatu Vesselam övgüsüne mazhar olmuş bu aziz şehirde, İstanbul’da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz.
Kritik bir dönemde icra ettiğimiz İSEDAK toplantımızın ülkelerimi, bölgemiz ve âlemi İslam için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Yüce Mevla mukaddes kitabımız, hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de “…” Onların işleri aralarında şûra, danışma iledir, böyle buyuruyor. Resulü Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem de yapacağı işi ehli ile istişare edene o işin en güzelinin nasip olacağını müjdeliyor. Biz de gerek İSEDAK bünyesinde, gerekse 1,5 yıldır yürüttüğümüz İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanlığımızda bu ilkeyi tatbik etmenin gayreti içerisindeyiz. Hemen her fırsatta kardeşlerimizin görüşlerini, fikirlerini, daha da önemlisi eleştirilerini almaya gayret ediyoruz. İnşallah bugün de siz kıymetli kardeşlerimizin kanaatlerini birinci ağızdan dinleme fırsatı bulacağız.
Burada gündemimizde yer alan ekonomik, sosyal ve ticari meseleler yanında şüphesiz bölgemizin ve İslam dünyasının içinde bulunduğu ahvali de mütalaa edeceğiz. İSEDAK olarak hem geride bıraktığımız bir senenin muhasebesini yapacak, hem de geleceğe dair projelerimizi masaya yatıracağız. Ben şimdiden teklif, tespit, eleştiri ve yorumlarıyla toplantımızı zenginleştirecek tüm kardeşlerime gönülden teşekkür ediyorum.
Fakat burada eksikliğini hissettiğimiz bir noktaya dikkatlerinizi özellikle çekmek istiyorum. İstişarenin maksadına ulaşabilmesi için samimi olması yanında alınan kararların tatbik edilmesi, hayata geçirilmesi gerekir. Gerçeğe dönüşmeyen her fikir ne kadar ufuk açıcı olursa olsun hoş bir söz olarak kalmaya mahkûmdur. Bu tür toplantıların görüş alışverişinden öte bir anlamı, manası olmalıdır. Bu açıdan tartıştığımız ve karara bağladığımız hususları hep birlikte kuvveden fiile geçirmenin mücadelesini vermeliyiz. Ancak bu şekilde harcadığımız emekler hakiki anlamını bulacak, ümmetin dertlerine deva üretecek sonuçlar doğurabilecektir. İnşallah sizlerin de katkısı ve gayretiyle İSEDAK’ın önümüzdeki dönemde bu anlayışla yoluna devam edeceğine inanıyorum.
Değerli kardeşlerim; bizde ülkemizde, milletimizin kendi içinde “dert insanı söyletir” diye bir güzel söz vardır, bir kelamı kibar vardır. Ben de sizlerle bugün burada kalbimle kelimelerim arasına perde koymadan konuşmak istiyorum.
İslam dünyası olarak son yıllarda gerek ekonomik, gerekse siyasi ve sosyal açıdan oldukça sancılı bir süreçten, kelimenin tam anlamıyla bir fitne döneminden geçtiğimiz aşikârdır. Asırlar boyunca ilim, irfan ve hikmet yolcularının merkezleri olan şehirlerimiz maalesef bugün yıkımla, acıyla, gözyaşıyla kıvranıyor. Sadece sakinlerine değil dünyanın dört bir ucundan mazlumlara eman yurdu olmuş beldelerimizden bugün çocukların cansız bedenlerine sarılan annelerin feryatları yükseliyor. Halep’in asırlık camilerinin çoğunda ezan sesleri artık duyulmuyor. Göz kamaştırıcı Şam’ın parıltısı söneli çok oldu. Bağdat’ın zengin kütüphaneleri, yüzlerce yıllık el yazma eserleri talan edildi. Yemen’in ziyaretçilerini kendine meftun bırakan mekânları giderek bir enkaz yığınına dönüşüyor. Şehirlerimizle beraber tarihimiz, 1400 yıllık medeniyet müktesebatımız da gözlerimizin önünde tek tek yok oluyor. Enkaza dönen sadece binalarımız, eserlerimiz, maddi-manevi birikimimiz değil aynı zamanda geleceğimiz, istikbalimizdir. İzleri silinen sadece İslam medeniyetinin o topraklara vurduğu mühürler değil aynı zamanda onurumuzdur, haysiyetimizdir. Hepimizin yüreğini dağlayan bu manzaranın görünürdeki müsebbipleri elbette halkına zulmeden diktatörler, kan ve gözyaşından beslenen terör örgütleridir. DEAŞ, El Kaide, Boko Haram, YPG, FETÖ gibi katil sürülerinin Suriye’den Irak’a, Yemen’den Libya’ya kadar tüm bölgemizi büyük bir kan gölüne dönüştürdüğünü hepimiz görüyoruz. Ancak sahne önündeki figüranlar, perde arkasındaki asıl aktörleri, asıl senaristleri görmemize engel olmamalıdır.
Hazreti Mevlana, “İnsanı ateş değil kendi gafleti yakar” diyor. Coğrafyamızdaki hadiselere Peygamber Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam “Müminin ferasetinden sakının, çünkü o Allah’ın nuruyla bakar” hadisi şerifinde olduğu gibi basiret ve ferasetle yaklaşabilmeliyiz. Karşımızdaki fotoğraf bize şu gerçeği net bir şekilde göstermektedir: İslam dünyasının birliğini, beraberliğini, zenginliklerini, hepsinden önemlisi istikbalini yok etmeye yönelik kirli bir senaryo uygulanıyor. Kimi zaman etnik, kimi zaman dini, kimi zaman da mezhebi farklıklar kaşınarak İslam toplumları içeriden çökertilmeye çalışılıyor. Müslümanlar arasındaki fay hatları derinleştirilerek enerjileri iç çatışmalarla tüketilmek isteniyor. Komşunun komşuyu, kardeşinin kardeşi, Ali’nin Ömer’i hasım gördüğü, daha da kötüsü ötekileştirdiği, çatışmalı-kavgalı bir toplumsal yapı hedefleniyor. Açıkçası Batı kendi tarihinde ne kadar hastalıklı unsur varsa hepsini de İslam dünyasına ihraç ederek geleceğini garanti altına almaya çalışıyor. Gerilimler tırmandırılarak Müslümanların kaynakları silah şirketlerine, tefecilere, spekülatörlere, sıcak para baronlarına peşkeş çekiliyor. Böylece gençlerimize, kadınlarımıza, ihtiyaç sahiplerine, şehirlerimizin imar ve ihyasına harcanması gereken paralar maalesef Batılı devletlerin şirketlerinin cebine gidiyor. Batı dünyası iki-üç asır önceki kolonyalist dönemde mazlumların kaynakları ve kanları üzerinden kendilerine bir refah düzeni inşa etmişlerdi. Neo-kolonyalist dönem olarak ifade edebileceğimiz bugün de Batı yine mazlumların kaynakları, emeği ve canları üzerinden refah düzenlerini tahkim etmenin, ömrünü uzatmanın gayreti içindedir.
Kıymetli kardeşlerim, değerli dostlarım; elbette burada hedef yalnızca petrolümüz, doğal kaynaklarımız, insan gücümüz değildir. Yağmalanan sadece yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz de değildir. Burada asıl hedef, İslam medeniyetinin hayat pınarlarını kurutmaktır. Amaç Müslümanların omurgasını çökertmek, ekonomik, siyasi ve içtimai olarak hepimizi felç etmektir. Çünkü Müslümanlar son iki asırda yaşadıkları onca sıkıntıya, soruna ve saldırıya rağmen küresel anlamda iddialarını sürdürmeyi başarmışlardır. Tevhit, adalet, hürriyet ve güzel ahlak gibi hasletler İslam dininin taşıyıcı sütunları olarak halen dimdik ayaktadır. Modern bireyi esir alan nihilizm ve materyalizm, bunların kıskacından kurtuluşun yegâne yolu olarak halen İslam gösteriliyor. Batılı kurum, kuruluş ve değerlerin itibarı giderek daha fazla örseleniyor.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan, İkinci Dünya Savaşı’yla beraber tahkim edilen küresel sistem bırakın adalet ve özgürlük dağıtmayı, çoğu zaman bunların önündeki en büyük engellerden biri haline geldi. Suriye’de 7 yıldır yaşanan vahşete karşı sergilenen kayıtsızlık, sınır kapılarında mültecilere maruz görülen insanlık dışı muameleler, Arakan’daki soykırıma tepkisizlik Batının gerçek yüzünü gösterdi. Demokrasi, insan hakları ve özgürlükler gibi değerlerin yerini giderek daha fazla İslam karşıtlığı, Neo-Nazizm ve ırkçılık almaya başladı. Bu listeyi olabildiğince uzatmak mümkündür.
Kardeşlerim, karşımızdaki bu tablo karşısında şu soruları samimiyetle kendimize sormamız gerektiğine inanıyorum: İslam ülkelerinin Batıya verdikleri yüzlerce milyar dolarlık silah siparişlerinin gerçek kazananları kimlerdir, buradan kim kazanıyor? Her gün 5 kez aynı kıbleye yönelen kardeşlerin kimi zaman köken, kimi zaman mezhep, kimi zaman ideolojik farklılıklar üzerinden birbirlerine düşman edilmeleri kimlerin işine yarıyor? Ülkelerimizin yeniden yapay sınırlarla parçalanması aslında kimlerin işine geliyor? Bu sorulara verilecek hasbi cevapların bize yeni bir perspektif kazandıracağına, meselelere daha farklı yaklaşmamıza vesile olacağına inanıyorum. Bunu başardığımızda hem tuzakları bozacak, hem de birilerinin bizim kaynaklarımız üzerinden palazlanmasının önüne geçeğiz. Müslümanlar kendilerine biçilen rolü sorgusuz sualsiz kabul edemez. İstikballerinin iç çatışmalarla karartılmasına rıza gösteremez, göstermemelidir. Kimler tarafından ortaya çıkartıldığı, beslendiği, büyütüldüğü artık tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmış bu katil sürelerinin İslam düşmanlığının aracı yapılmasına seyirci kalamayız. Terör örgütlerinin eylemleri üzerinden tüm Müslümanların töhmet altında bırakılması, bu bahaneyle en temel haklarının dahi gasp edilmesi gerçek niyeti ele veriyor.
Öte yandan elbette iddia sahibi olmak, imkân sahibi olmayı da gerektirir. Müslümanlar gerek nüfus, gerek yeraltı kaynakları, gerekse coğrafi olarak aslında çok büyük imkânlara sahip. Asıl mesele, bunları hakkıyla değerlendirmek, yani unu, şekeri, yağı bir araya getirip helva yapabilmektir. Bize düşen görev; iktisadi, teknolojik ve kültürel kalkınma hamleleriyle İslam coğrafyasını önemli bir üretim havzasına dönüştürmek, bunun modelini ortaya koymaktır. Aramızdaki ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmemiz, insanımıza hak ettikleri müreffeh bir hayatı sunabilmek için elzemdir. Bunun için İslam İşbirliği Teşkilatı ve İSEDAK gibi platformlarımızı daha etkin şekilde kullanmanın yollarını bulmalıyız. Ancak bu noktada halen ciddi sorunlar yaşıyoruz. Elimizdeki imkânları olması gerektiği etkinlikte kullanamıyoruz. Bölgemizde yaşanan gelişmelere, ülkelerimizi etkileyen sorunlara zamanında müdahale edemiyoruz. Bilhassa ekonomik ve beşeri münasebetlerimizin arzu edilen seviyede olmadığına şahit oluyoruz. Yaşadığımız sıkıntıları aşabilmek için elimizdeki tüm imkânları, özellikle de İSEDAK’ı etkin bir platform olarak kullanmak mecburiyetindeyiz.
Biliyorsunuz İSEDAK stratejisinin 2013 yılında fiilen uygulanmaya başlanmasıyla işbirliği faaliyetleri yeterli olmasa da önemli bir ivme kazandı. Stratejinin uygulanmasına yönelik oluşturulan İSEDAK çalışma grupları ve proje finansman mekanizması üye ülkelerimizin desteğiyle çalışmalarına devam ediyor. Bu grupların politika tavsiyeleri, İSEDAK proje finansmanı çerçevesinde desteklediğimiz çok taraflı işbirliği projeleriyle uygulamaya konuluyor. Böylece bir yandan ülkelerimizin kurumsal ve beşeri kapasiteleri bütünüyle harekete geçirilirken, aynı zamanda müşterek sorunların çözümü için birlikte çalışma kültürü de geliştiriliyor. Üye ülkeleri çalışma grupları ve İSEDAK proje finansmanından daha aktif olarak yararlanmaya davet ediyorum.
Değerli kardeşlerim; aramızdaki ticaretin artırılmasına yönelik projelere ağırlık vermeliyiz. Bunun için uzun süredir gündemimizde olan tercihli ticaret sistemine ivedilikle işlerlik kazandırmalıyız. Bu konuda adım atmakta geç kaldığımız her gün –açık söylüyorum- bizim için çok büyük bir kayıptır. Tüm ilgili üye ülkelerimizi bu doğrultuda harekete geçmeye davet ediyorum.
Türkiye olarak ev sahipliği yaptığımız İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsünün çalışmalarını da önemli görüyorum. Enstitü üye ülkelerde ve tüm dünyada helal standartlarının belirlenmesi başta olmak üzere birçok alandaki standartlar hususunda ciddi faaliyetler yürütüyor. Biz bu çalışmalara en yüksek katkıyı sağlamaya çalışıyoruz. Bu kapsamda bir Helal Akreditasyon Komitesi kurduk. Üye ülkelerimizin de komitenin faaliyetlerine aktif katılımını bekliyoruz.
Ticaret ve yatırımlarımızı arttırırken kendi sorunlarımızı çözme kabiliyetimizi de geliştirebilmeliyiz. Geçtiğimiz yıl 13. İslam Zirvesinde yaptığım konuşmada üye ülkeler arasındaki ticaret ve yatırıma ilişkin anlaşmazlıkların çözümü için bir mekanizma geliştirmemiz gerektiğini ifade etmiştim. Bu amaçla İslam İşbirliği Teşkilatı tahkim merkezi kurulmasının önemi üzerinde durmuştum. Bu doğrultuda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile İslam Ticaret Sanayi ve Tarım Odası’nın ortaklaşa yürüttüğü çalışmaları yakından takip ediyorum. Kurulacak merkezin ticaret ve yatırım alanlarındaki anlaşmazlıkları hızlı bir şekilde en az maliyetle ve adilane çözüme kavuşturacak bir yapıya sahip olacağına inanıyorum.
Ayrıca İSEDAK gayrimenkul kıymetler ve altın borsalarının kurulması çalışmalarının yakın zamanda tamamlanacağını umuyorum. Bu konuda Borsa İstanbul bünyesinde var olan ciddi birikimi ve altyapıyı sizlerin hizmetine sunmaktan memnuniyet duyacağız.
Değerli misafirler; bizde eskiler 1 yıl sonrasını düşünüyorsan buğday ek, 10 yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik, 100 yıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir demişler. Bizim de geleceğimizin teminatı olan genç nesillere özel önem vermemi gerekiyor. Bunun yolu da nitelikli, bilinçli ve özgüven sahibi insan yetiştirmekten geçiyor. İçinde bulunduğumuz yıl bu doğrultuda kıymetli bir adım atarak İslam İşbirliği Teşkilatı Bilim ve Teknoloji Zirvesini Astana’da gerçekleştirdik. Burada ülkelerimiz arasında bilimsel ve teknolojik işbirliğine dair çok önemli kararlar aldık. Teşkilatın bilim, teknoloji ve inovasyon gündemi 2026 Belgesini de bu zirvede kabul ettik. Bilim, sanayi ve teknolojide yapacağımız atılımlar, üretim teknolojisinde ve hizmetler alanında yapacağımız yenilikler iktisadi kalkınmamıza, ekonomik işbirliğimize çok ciddi katkılar sağlayacaktır. Aldığımız kararların tam anlamıyla hayata geçirilmesi için öğrenci ve akademisyen hareketliliğini arttırmamız gerekiyor. Türkiye olarak her yıl Türkiye burslarıyla dünyanın 155 ülkesinden 4 bin 500 öğrenciye ülkemizde yükseköğretim imkânı sunuyoruz. Bu öğrencilerin kahir ekseriyetini İslam ülkelerinden gelen evlatlarımız oluşturuyor. Hâlihazırda sadece teşkilat üyesi ülkelerden 9 bin 500 öğrenci bu burslar vasıtasıyla Türk üniversitelerinde eğitim alıyor. Bu sayı inşallah her yıl artarak devam edecek.
Hiçbir sorunumuz çözümsüz değildir. Dayanışma içinde hareket ettiğimiz, güçlerimizi birleştirdiğimiz müddetçe aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Sadece üye ülkelerimiz arasında değil, aynı zamanda dünyanın onlarca ülkesine yayılmış diaspora topluluklarımız arasında da işbirliğini geliştirmeliyiz. Bilhassa İslamofobi, yabancı karşıtlığı ve kültürel ırkçılıkla mücadele de yurt dışında yaşayan insanlarımız büyük önem arz ediyor. Bununla ilgili son dönemde atılan adımları takdirle karşılıyor, devam etmesini diliyorum.
Bu yılki bakanlar görüş alışverişi oturumunun konusunun üye ülkelerde sınır aşan ulaştırma koridorlarının iyileştirilmesi, bu temayla belirlenmiş olmasını son derece önemli buluyorum. Bakanlarımızın ulaştırma koridorlarının geliştirilmesine dair önemli kararlar alacağına inanıyorum. Ayrıca, yarın gerçekleştirilecek özel oturumlarda ulaştırma koridorlarına ilişkin paydaşların yaklaşımları tüm yönleriyle tartışılacaktır. Tüm delegelerimizi bu önemli etkinliklere aktif katılmaya devam ediyorum.
Bu düşüncelerle sözlerime son verirken sizleri İstanbul’umuzda misafir etmekten duyduğum memnuniyeti bir kez daha ifade etmek istiyorum.
33. İSEDAK Toplantısının ülkelerimiz ve tüm halklarımız açısından hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, tüm katılımcılara çalışmalarında başarılar diliyorum.
Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum. Esselamü Aleyküm menittebeal Hüdâ.