Cumhurbaskani Erdogan’in, Istanbul Il Teskilati Ile Iftar Programinda yaptigi konusmanin tam metni
İstanbul AK Parti Teşkilatımızın kıymetli mensupları, değerli yol arkadaşlarım, istikbalimizin teminatı sevgili gençler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan mübarek Ramazan-ı Şerif’in böyle anlamlı bir iftar sofrasında en kalbi duygularla selamlıyorum. Sizlerle beraber olmaktan, sizlerle hasret gidermekten büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek isterim.
Tabii bu vesileyle bir kez daha İstanbul Büyükşehir Belediyemize, İstanbul’umuza böyle güzel bir eseri kazandırdığı için ayrıca teşekkür ediyorum. Tabii daha önceleri malum farklı çadır altında, her an yağmurla beraber olma gibi bir sıkıntıyla karşı karşıya iken, şimdi bundan uzak çok daha rahat bir şekilde ve aynı anda 4 bin kişinin iftar yapabildiği böyle bir merkezde, böyle bir salonda hakikaten İstanbul bir farklılığın ifadesini, bir farklılığı yaşamanın memnuniyeti içerisinde. Dolayısıyla tekrar Başkanımıza, ekibine teşekkür ediyorum.
Rabbimden sofralarımızı bereketlendirmesini, kalplerimizi birbirine daha da kenetlendirmesini niyaz ediyorum. Bizleri bu gönül, muhabbet ve kardeşlik sofrası etrafında biraraya getiren İstanbul İl Başkanlığımıza, organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Cenabı Mevla’dan nasıl bizi Ramazan’a ulaştırmışsa aynı şekilde sevdiklerimizle, ailelerimizle, dostlarımızla birlikte sağlık, afiyet ve emniyet içerisinde bayrama da ulaştırmasını niyaz ediyorum.
Yaklaşık 3 yıllık bir hasretin ardından AK Parti İstanbul İl Teşkilatındaki siz dava arkadaşlarımla kendi amblemimiz altında beraber olmanın mutluluğunu tarif edebilmem mümkün değil. Malum bir anayasa yapmışlar, bu anayasaya da eğer cumhurbaşkanı adayı olacaksan mensubu olduğun partiden ayrılman gerekir demişler. Ve böylece sizi mensubu olduğunuz partinizden kopardıkları, ayırdıkları gibi, bir yerde siyaset yaparken siyasetsizliğe mahkûm etmişler. Biz de alışılmış bir cumhurbaşkanı olmayacağımızı buna rağmen ifade etmiştik. Sonunda verilen mücadeleler, Anayasa değişikliği ve hamdolsun bugünlere yeniden kavuşma fırsatını Rabbim lütfetti.
Bu vesileyle bir kez daha 16 Nisan halkoylamasında tercihleriyle Türk demokrasisine çağ atlatan tüm vatandaşlarıma teşekkür ediyorum. Siz bir yanlışı düzelttiniz, siz doğru olmayan bir adımı doğrulttunuz. Seçim sürecinde gece gündüz çalışan tüm parti mensuplarımıza gayretleri, emekleri, fedakârlıkları için minnettarlığımı ifade ediyorum. Hepimiz 16 Nisan Anayasa değişikliği paketiyle milletimizin onayından geçen yeni dönemin heyecanını yaşıyoruz.
İnşallah bundan sonra partimizin tüm katmanlarında görev yapan kardeşlerimizle sık sık buluşacak, istişare edecek, çünkü bundan sonra asıl zorluk başlıyor. Nedir o? 2019. 2019, bu Anayasa değişikliğinin en önemli engeli olacaktır. Bunu da aşacak mıyız? Ben aşacağımıza inanıyorum.
Biz bu kadroyla, ana kademesiyle, Kadın Kollarıyla, Gençlik Kollarıyla el-ele vermek suretiyle Allah’ın izniyle tüm birimler atacağımız adımlarla bunu başarırız. Karşımızda kimler biraraya gelirse gelsin, gelecekleri varsa görecekleri de vardır. Ve bizler bugüne kadar hep kararlı yürüdük, ama planlı yürüdük. Şimdi bundan sonra da hem kararlı, hem planlı yürüyeceğiz. Ve bizler bu planlamalarımızı başarılı bir şekilde yapacak, belli bir sürede çalışan bir parti değil tam aksine sürekli çalışan, devamlılık arz eden çalışmalarla inşallah İstanbul’umuzu 16 Nisan’da olduğu gibi değil biz onun çok çok fevkinde bir neticeyle buluşturmamız lazım. Çünkü bize 50’nin altında oranlar yakışmaz. İstanbul, 50’nin çok çok üstünde oranlarla Türkiye’nin kaderini değiştirecek bir ilimizdir, ben buna inanıyorum. Bu kadro bunu yapar mı? ("Yapar" sesleri) Öyleyse göreyim sizleri.
İnşallah 2019’a kadar olan yol haritamızı hep beraber çıkartacağız. Şu anda yapacağımız çalışmalarla inşallah 2017’nin sonuna kadar ana kademeler, yani il teşkilatlarımızın, ilçe teşkilatlarımızın, bunun yanında Türkiye geneline hitap ediyorum şu anda, belde teşkilatlarımızın ki 5 binin üzerinde, inşallah onların da seçimlerini yapmak suretiyle bir hücre yenilenmesini sağlamamız lazım. Çünkü bir metal ekşimesi var, bunu atmamız lazım. Bunu başardığımız andan itibaren de yoğun bir çalışmayla 2019’a farklı girmemiz lazım. Ya nasıl olsa olur, biz öyle bakmayacağız, biz büyük düşüneceğiz ve hedefe de böyle yürüyeceğiz.
Kardeşlerim, bu çalışmalarda rehavet bize yakışmaz. Bizi şu anda taklit edenler mesafe alıyorlar. Onun için taklit edilen olmak güzel de, ama taklit edilen için asla, onun için çok çalışacağız. Zira önümüzde çok zorlu bir süreç var. 2019 seçimleri ülkemizin geleceği ve kazanımlarımızın korunması açısından bir dönüm noktası olacaktır. Bu kritik dönemi en iyi şekilde değerlendirmeli, hasar tespitimizi yaptıktan sonra eksikliklerimizi tamamlayarak yolumuza devam etmeliyiz. Biz milletimizle bağımızı güçlü tuttuğumuz, her doğan günle beraber kendimizi de tazelediğimiz için bugünlere ulaştık. İnşallah bundan sonra da Türkiye’de yeniliğin, reformun ve geleceğin partisi olmayı sürdüreceğiz.
Kıymetli kardeşlerim; bu Ramazan-ı Şerifi de Müslümanlar olarak, insanlık olarak maalesef hüzünle, teessürle yaşıyor, kalbi kırık olarak idrak ediyorum. Komşularımız başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde Müslümanlar bir tas sıcak çorbaya, sükûnete, huzura hasret bir şekilde bu mukaddes ayı geçiriyorlar. Şimdi şöyle bir düşünelim: Yemen’de, Afganistan’da, Arakan’da, Filistin, Libya, Somali’de kardeşlerimiz kimi zaman açlıkla, kimi zaman terörle, kimi zaman da baskı, zulüm ve şiddetle bu Ramazan’ı yaşamaya çalışıyorlar. İftar sevincimiz de sahur huzurumuzda kardeşlerimizin yürek dağlayan feryatları karşısında buruklaşıyor. Ne yazık ki Ramazan’ın temsil ettiği değerler hayatımıza yeteri kadar nüfuz etmiyor, edemiyor. Yardımlaşmaya, dayanışmaya, aramızdaki küslükleri, kırgınlıkları çözmeye yoğunlaşmamız gereken bir ayda maalesef yeni krizlerin, yeni gerilimlerin haberlerini alıyoruz.
Üzülerek ifade ediyorum, son günlerde Körfez Bölgesindeki kardeş ülkeler arasında yükselen tansiyon, tüm Müslümanların Ramazan sevincine gölge düşürmüştür. İslam dünyasının birçok sorunla, sıkıntıyla boğuştuğu bir dönemde buna yenilerinin eklenmesi yanlıştır. Bölgemizin geleceğine dair planların, kirli hesapların devreye alındığı bir süreçte enerjimizi kendi iç meselelerimizle tüketmek, kıt kaynaklarımızı boşa harcamak asla doğru değildir. Şu gerçeğin herkes tarafından bilinmesi gerekiyor: Buradan tüm Körfez’deki kardeşlerime sesleniyorum, liderler ve Körfez halkı sizlere sesleniyorum; kardeş kavgasının kazananı olmaz. İftiralarla bir yere varılmaz, böyle bir kavganın kazanan tarafı bölgemizdeki istikrarsızlıktan, gerilimlerden, kan ve gözyaşından beslenen odaklar olacaktır. Nitekim kriz simsarları daha hadisenin ilk anlarından itibaren bu konulardaki mutluluklarını dile getirmekten çekinmediler. Müslüman, basiret ve feraset sahibi insandır. Müslüman, bir ısırıldığı delikten ikinci kez ısırılmayacak kadar akıllı insandır. Bizim müminlere has teenniyi öne çıkartarak bu tezgahı bozmamız, kaos tacirlerinin heveslerini kursaklarında bırakmamız gerekiyor. Kardeşlerim, Türkiye’de darbe girişimi olduğu zaman Körfez’de kimlerin buna sevindiğini biz çok iyi biliyoruz. Birilerinin istihbarat örgütleri varsa, bizim de İstihbarat Örgütümüz var. Kimlerin o geceyi nasıl geçirdiklerini çok iyi biliyoruz. Türkiye’de ne oldu, ne oluyor, bitti mi, gidiyor mu, darbe neticeye ulaştı mı-ulaşıyor mu, bunu takip edenleri çok iyi biliyoruz. Nasıl paralar harcandığını çok iyi biliyoruz.
Şimdi biz aç ve susuz veyahut da Katar’daki kardeşlerimizin yanında olmak, onlara gıda yardımında bulunmak, onlara gıda ihraç etmek, ilaç vesaire ihraç etmekten dolayı rahatsız olanlar var. Kusura bakmayın, biz Katar’a her türlü desteği vermeye devam edeceğiz.
İki; savunma sanayiyle ilgili biz Katar’la anlaşmayı bugün yapmadık ki, Katar’la bizim bu anlaşmayı yapmamız 2-3 yıllık bir süreçtir ve o günden bugüne Parlamentomuzdan bunu yeni geçirme durumunda kaldık. Şimdi ben sesleniyorum Körfez’deki dostlarımıza; Amerika’nın Katar’daki üssü sizi niye rahatsız etmiyor? Orada başka ülkelerin üsleri de var, onlar sizi niye rahatsız etmiyor?
Kaldı ki, rahatsız olduğunu söyleyenlere de benim teklifim oldu, biz sizlerde de üs kurabiliriz dedim. Bana o zaman bir değerlendirelim dediler, şimdi bundan rahatsız oluyorlar.
Değerli kardeşlerim, Parlamentoda büyük bir oy çoğunluğuyla bunun onanmasından dolayı, onay verenlere özellikle milletim adına teşekkür ediyorum, çünkü biz mazlumun yanında olmaya devam edeceğiz.
Ve ben başta, bu akşam Amerikan Dışişleri Bakanı bir açıklama yaptı Tillerson, özellikle süreci hafifletmek gibi, bu ambargoyu düşürmek gibi böyle bir açıklaması oldu, ben diyorum ki, bu tamamen kaldırılmalı, kardeşler arasında bu olmamalı. Özellikle Suudi yönetimine benim bir ricam var, siz Körfez’in en büyüğüsünüz, en güçlüsünüz, biz size Hâdim’ul Haremeyn-i Şerifeyn dedik, siz düşmanlıkları değil, özellikle siz orada kardeşliğin baş tacı olmalısınız, onları biraraya getirmelisiniz. Ve Suudi Arabistan’a da bu Hâdim’ul Haremeyn-i Şerifeyn olarak yakışır diyorum, bunu yapması lazım ve bunu da bekliyoruz, bu da bizim hakkımızdır. Niye? Bıktık biz bu kavgalardan, Müslümanın Müslümanı kırmasından bıktık.
Suriye’de olanlar orta, Irak’ta olanlar orta, bunların yayılması ne fayda getiriyor? Yemen’de olanlar ortada, Afganistan ortada, Arakan ortada, Myanmar ortada, bunlar bize ne kazandırdı ki hala buradan da bir şeyler bekliyoruz? Süratle bunun giderilmesi lazım. Her gün yeni bir haber, Katar’da çeşitli hizmetlerle ilgili kurulmuş olan vakıfları terör örgütü olarak ilan ediyorlar, olmaz böyle bir şey olmaz böyle bir şey. O vakıfları ben de tanıyorum, ben de biliyorum ve Katar’ın bugüne kadar teröre destek verdiğine ben şahit olmadım.
Ve şurada son 1-2 haftaya kadar bu kadar iyi münasebetleri olan Körfez ülkelerine şimdi ne oldu da dost Körfez’deki bu kardeşlerini terör ülkesi olarak ilanlar ediyorlar, anlamak mümkün değil? Kusura bakmasınlar, biz Katarlı kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağız, bize ne görev düşüyorsa Hakk yolunda bizler desteğimizi vermeye devam edeceğiz.
Ama şunu da söyleyeyim, bizim güzel bir sözümüz var ya: Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.
Efendim, Katar küçük bir ülke, eğer bir yanlış yaparsanız şöyle yaparız ha. Öyle değil, ayeti kerime çok, açık net ortada; esteizu billah bismillah, Ne diyor Rabbimiz? Biz nice az inanmış toplulukları, inanmamış kalabalıkların üzerine galip kıldık biiznillah, ortada bu var. Öyleyse biz buradan gücümüzü alarak bu yolumuza yürüyeceğiz.
Yeni acıların yaşanmasına, bölge halkına yeni külfetlerin yüklenmesine müsaade etmemeliyiz. Türkiye olarak daima coğrafyamızda istikrarın, güvenliğin, barış ve huzurun korunmasından yana olduk, hiçbir ayrım yapmadan kardeşlerimiz arasındaki pürüzleri gidermenin, onları müşterek menfaatlerde buluşturmanın mücadelesini verdik, bugün de aynı gayeyle hareket ediyoruz. Çünkü biz özellikle şu ilahi emre ittiba etmiş insanlarız; o da nedir? Hucurat Suresinde Rabbimiz ne buyuruyor: Müminler ancak kardeşlerdir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin diyerek bize böylesi bir meselede nasıl davranmamız gerektiğini gösteriyor. İşte bu anlayışla Katar krizini çözüme kavuşturmak için, kardeşlerimizi ortak bir paydada buluşturmak için yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyoruz. 13’ün üzerinde devlet ve hükümet başkanıyla görüştüm, Dışişleri Bakanımız, ilgili bürokratlarımız ve yakın mesai arkadaşlarım da muhataplarıyla görüşmeler gerçekleştirdiler, inşallah kısa sürede bu temasların meyvelerini toplayacağımıza inanıyorum.
En fazla bizim canımızı yakan, en çok Müslümanlara zarar veren terör örgütlerini ortadan kaldırmanın yolu, ihtilaf değil ittifaktır. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi, birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır. Bilhassa içinden geçtiğimiz şu mübarek günlerde bu tavsiyelere kulak vermemiz gerekiyor.
Kardeşler, biz kardeş kavgası olmasın diye gecemizi gündüzümüze katarken, krizi çözmek için tüm imkanlarımızı seferber ederken, birilerinin da başka tellerden çaldığını görüyoruz. Kriz lobisine, krizi fırsata çevirmeye çalışanlar kervanına Ana Muhalefetin başındaki zat da katılmış. Ömründe Katar’a ayak basmamış, Ortadoğu’da hiçbir ülkeye adım atmamış, dünyayı Batıdaki 3-4 ülkeden ibaret sanan bu zat, bölgedeki kriz hakkında kendince ahkam kesiyor. Kendi ülkesinden dahi bihaber bu şahsın, 1,7 milyarlık İslam aleminin kaderini ilgilendiren böylesine hassas meselelerde birilerinin ağzıyla konuşması ülkemiz adına utanç vericidir.
Biliyorsunuz, bunlar tarih, coğrafya, siyaset bilmedikleri için, sosyalist enternasyonalde Filistinli kardeşlerimizin haklı mücadelesini eli kanlı bölücü terör örgütüyle aynı kefeye koymuşlardı. Son 6 yıldır kendi halkını kimyasal silahlarla, balistik füzelerle, varil bombalarıyla katleden Esed’in devlet terörüne tek bir kelime etmedikleri gibi, tam tersine rejimin suçlarını aklamaya çalıştılar. Bunların milletvekilleri desen terör örgütünün bayrakları altında yürüyüş yapmaktan, ülkemize yaptırım uygulanması için Batıya yalvarmaya kadar sergilemedik rezillik bırakmadılar. İşte geçen günü Gezi eylemlerinin 4’üncü yılını kutladılar. Nerede? İstiklal Caddesi’nde. Kimler yan yanaydı? PKK’lılarla CHP’nin milletvekilleri yan yana, omuz omuza yürüdüler.
Ve tweet atıyor başındaki zat, Gezi eylemleri hak ve özgürlük mücadelesiymiş; sevsinler seni. He tarafı yakmak, yıkmak ne zamandan beri hak ve özgürlük mücadelesi oldu? Böyle bir şey olabilir mi? Eğer hak ve özgürlük mücadelesini vereceksen, bunu kaleminle verirsin, bunu düşünceni, fikrini ortaya açık, net koymak suretiyle verirsin, yakıp yıkmakla değil.
Zaten Taksim Meydanı’na bütün o gençleri siz taşıdınız ve oralarda ağaçlarımızı yaktınız, yıktınız, diğer her şey bahaneydi. Bu zat partisinin bu utanç karnesine bakmadan çıkmış, kimi terör örgütü olarak tanıyacağımız konusunda bize ders vermeye kalkıyor. Daha da vahimi, bize Rabia’mızdan vazgeçmemizi telkin ediyor.
Şimdi soralım kendisine, Rabia’da ne var, bunun içinde ne var? Bu 4 tane eşit… Senin 7 okun var, bizim de Rabia’mız var. Sen zaten 7 oku da bilmiyorsun, sana Sakarya’da sordular, 7 oku bile söyleyemedin. Bizim Rabia’mızda tek millet var, tek bayrak var, tek vatan var, tek devlet var.
Kardeşlerim, 780 bin kilometrekare bu vatan toprakları ve burada biz şu anda elhamdülillah 80 milyonuz.
Ve bayrağımız belli, öbür tarafta da paçavralar var, hiçbir zaman bu paçavralar bizim bayrağımızı temsil edemez. Ama bak, öyle direndik öyle direndik ki, şimdi onlar da artık bayrağımızı kullanmaya başladılar. Mecburlar ya, gelecekler bu yola, gelmezlerse bu siyaseti yapamazlar.
Ve dört, ne dedik? Devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka bir devlet bu topraklarda yok ve olamaz.
Allah aşkına, bu ülkenin Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı bu 4 ilkenin hangisinden niye rahatsız oluyor, öyle mi? İktidara gelme hedefiyle çalışması gereken bir Ana Muhalefet Partisi niçin bu ilkelerden vazgeçilmeyi ister? Geldiğiniz koltuğu milletin rızasına değil de birilerinin himmetine, ihsanına, kumpasına borçluysanız, elbette mensubiyetiniz de millete değil oraya olur. Pensilvanya’nın piyonu olmuş, karanlık güçlerin sözcülüğüne soyunmuş bir siyasetçiden ne ülkeye, ne bu devlete, ne de insanlığa bir hayır gelir. Hala 27 Mayıs’ın hayaliyle yaşayanlara, içlerindeki darbe hevesini söndürememiş olanlara Türk milleti geleceğini emanet etmez. Zaten bunu bildikleri için de milletin gönlünü kazanmak yerine, küresel odaklara göz kırparak kendilerine bir gelecek inşa etmeye çalışıyorlar. Ama ne yaparsa yapsınlar, ne kadar çırpınsalar boş, zira artık 16 Nisan’da hep birlikte Türkiye’de yeni bir dönem başlamıştır. Bu ülkede iktidara gelmenin yolu, küresel güçlere kapıkulu olmaktan değil, millete hizmetkar olmaktan geçiyor. Hala bu değişimi görmemekte, yeni Türkiye gerçeğini kabul etmemekte ısrar edenler, sandıkta tasfiye olmaktan kurtulamayacaklardır. Her fırsatta işaret çaktıkları, selam verdikleri Meclis kürsüsünde sözcülüğüne soyundukları güçler de onları kurtaramayacaktır.
Tarih boyunca darbecilere selam durmuş bir siyasi gelenekten elbette insanların demokrasi mücadelelerine destek olmasını beklemiyoruz, bunlardan her şeye rağmen sadece insanlık bekliyoruz. Mazlumların yürek parçalayan dramlarına karşı biraz empati bekliyoruz. Hepsinden önemlisi, bunlardan ekmeğini yediği bu millete karşı vefalı olmaların istiyoruz. Bizler AK Partililer olarak, ülkemiz ve milletimiz için mücadeleyi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Dayanışma ve merhamet mevsimi olan bu Ramazan’da da iftar sofralarımıza mazlumlar için bir kaşık koymaya devam edeceğiz.
Üstadın dediği gibi:
“Mehmet’im, sevenin başlar yüksekte,
Ölsek de sevinin, eve dönsek de.
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte,
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir,
Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir.”
Tüm teşkilatımıza sesleniyorum; şurada Ramazan’ın yarısına ulaştık, şu Ramazan iftarlarıyla, sahurlarıyla aman ha asla boş geçirmeden ev-ev ana kademe, kadın kolları, gençlik kolları çalışacağız; durmak yok yola devam. Durmak yok yola devam. Heyecanı kaybetmek de yok.
Sözlerime son vermeden önce, bugün karne sevinci yaşayan tüm öğrencilerimizi ve ailelerini tebrik ediyorum. Rabbimden tüm evlatlarımıza hayırlı, sağlıklı, huzurlu, başarılı bir gelecek diliyorum.
Böyle güzel bir akşamda, Batman’da PKK’lı teröristler tarafından gündüz şehit edilen Şenay Aybüke Yalçın’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileklerimi sunuyorum.
Bu düşüncelerle bir kez daha siz kıymetli dostlarımla beraber olmaktan duyduğum bahtiyarlığı ifade etmek istiyorum.
Rabbim ülkemizi, milletimizi her türlü şerden, her türlü zulüm ve karanlıktan muhafaza eylesin. Allah tüm Müslüman kardeşlerimizin yar ve yardımcısı olsun. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin.
Kalın sağlıcakla.