Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Istanbul Valiligi tarafindan organize edilen iftar programindaki konusmasi

 

… bir iftar sofrasında en kalbi duygularla selamlıyorum.

Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyorum.

Rabbime duam şudur: Ya Rab, bizleri Ramazan-ı Şerife kavuşturdun, Ramazan-ı Şerife kavuşturduğun gibi bizleri Ramazan Bayramına da inşallah kavuştur.

Ve Ramazan Bayramına da artık sayılı günlerimiz kaldı ve Ramazan Bayramını da hem Türkiye olarak, hem İslam dünyası olarak bayram olarak kutlamayı Rabbim bizlere nasip eylesin.

Tuttuğunuz oruçlarınızın, bu ay boyunca yaptığınız ibaretlerin, hayır ve hasenatın Hakk katında kabul olmasını niyaz ediyorum.

Rabbimden bizleri bu gece idrak edeceğimiz Leyle-i Kadr’in bereketiyle şereflendirmesini, affına ve mağfiretine nail kılmasını diliyorum.

Bizleri huzuru kalple bu mübarek aya eriştiren Rabbimizin, inşallah ailelerimiz, dostlarımız, sevdiklerimiz ve milletimizle beraber kutlayacağımız bayrama da kavuşturmasını tekrar niyaz ediyorum.

İstanbul’daki muhtarlarımızla ve İçişleri Bakanlığı mensuplarımızla biraraya gelmemize vesile olanlara da teşekkür ediyorum.

Biliyorsunuz Cumhurbaşkanlığı Külliye’miz hizmete girdiğinde, ilk biraraya geldiğimiz kesimlerden biri de muhtarlarımız oldu. Ve muhtarlarımızla orada, Külliye’nin ilk adımını attık, şimdi de büyük bir sergi alanını açtığımız Külliye’de 2 bin 500’e yakın muhtarımızla birarada olduk. Ve Külliyemizde tam 47 toplantı yaptık muhtarlarımızla. Bugün burada bulunan muhtarlarımızın bir kısmı Külliye’deki toplantılarımıza mutlaka katılmıştır. Hedefimiz, önümüzdeki tüm programlarımızda ülkemizdeki 50 bini az da olsa aşkın muhtarımızın tamamıyla Külliyemizde biraraya gelmektir.

Bugün İstanbul muhtarlarımızla ekstra bir iftar programı yapalım dedik, benzer bir iftar programını Ankara muhtarlarımızla da yapalım dedik, ama Ramazan’ın sonuna yaklaştığımız için tüm programlarımız doluydu. Bunun üzerine, biz de madem iftar mümkün olmuyor, Ankaralı muhtarlarla sahurda biraraya geliriz dedik ve onlarla da sahurda yapacağız. İnşallah Salı günü sahurda yeni hizmete açtığımız külliyemizdeki sergi salonumuzda Ankaralı muhtarlarımızla birlikte olacağız.

Hep söylediğim gibi, muhtarlarımızı demokrasi piramidinin ilk ve en yaygın basamağı olarak görüyoruz. Milletimizle en çok iç içe olan, yapılan hizmetleri de eksik kalan işleri de en yakından bilen kesim muhtarlarımızdır. Bunun için İçişleri bakanlığımız bünyesinde bir Muhtarlar Daire Başkanlığı kurduk, bu Başkanlığın bünyesinde bir muhtar bilgi sistemi oluşturduk. Muhtarlarımız mahalleriyle ilgili taleplerini ister Külliyemize geldiklerinde kendilerine verdiğimiz formlara yazarak, isterlerse internet üzerinden buraya bildiriyorlar. Bakanlıktaki arkadaşlarımız da gerekli kurumlarla irtibata geçerek meseleyi takip ediyor ve sonucunu muhtarımıza iletiyorlar. Bizim muhtarlarımıza verdiğimiz kıymet, milletimize olan saygımızın gereğidir. Milletimiz bir kişiyi mahallesine muhtar olarak seçmişse, her ne kadar benim için artık muhtar bile olamaz dediyseler de, muhtar da olduk, Allah’a hamdolsun Türkiye’ye Cumhurbaşkanı da olduk. Çünkü o başlıkları atanlar bu ülkede milli iradenin ne olduğunu bilmiyorlardı, ama şimdi milli iradenin ne olduğunu öğrenmeye, anlamaya başladılar. Ve artık o kişi demokratik sistemde farklı bir yere gelmiş demektir, muhtar deyip geçme, sıradan birisi değil. İnşallah önümüzdeki dönemde de her fırsatta muhtarlarımızla biraraya gelmeyi sürdüreceğiz.

Kardeşlerim; İstanbul öyle sadece 3 hecelik kelimeden ibaret bir yer değildir. İstanbul Türkiye’dir, İstanbul tüm bu bölgedir, hatta İstanbul dünyadır. Böyle bir şehirde yaşamak, böyle bir şehirde sorumluluk üstlenmek kolay olmasa gerektir. Biz bu şehrin Büyükşehir Belediye Başkanlığını yaptığımız için, İstanbul’da yönetici olmak ne demek, çok iyi biliriz. Gerçi biz gençliğimizden beri İstanbul’da sorumluluk üstlendik, gençlik çalışmalarında sorumluluk üstlendik, sosyal ve kültürel nice faaliyette sorumluluk üstlendik, siyasette sorumluluk üstlendik, belediyede sorumluluk üstlendik. Başbakan olduk, tüm Türkiye’yle İstanbul’un da sorumluğunu taşıdık, Cumhurbaşkanı olduk aynı şekilde devam ettik.

Peki, bunca sorumluluk üstlendik de ne yaptık, geçmişten beri kendime bu soruyu hep sormuşumdur. Öyle ya, milletimiz bize güvenmiş, emaneti teslim etmiş, biz bu emaneti acaba hakkıyla taşıyabildik mi, ileriye götürebildik mi? Bunun cevabını bulmak için de dönüp hep yaptığımız hizmetlere baktık, İstanbul’a yaptığımız hizmetlere baktık, Türkiye’ye yaptığımız hizmetlere baktık. Tarihiyle ve kalbiyle bize bağlı olan koskoca bir coğrafyaya yaptığımız hizmetlere baktık. Dünyanın neresinde yaşarsa yasın, gözleriyle bizi takip eden tüm mazlumlara, mağdurlara yaptığımız hizmetlere baktık. Hamdolsun, baktığımız her yerde eserlerimizi gördük.

Kardeşlerim; şunu iyi bilmenizi istiyorum: Bakın dünyada en az gelişmiş ülkelere destekte bir numaralı ülke Amerika görünür. Fakat gayrisafi milli hasılaya göre dünyada bunun bir numarası hangi ülke biliyor musunuz? Türkiye, biz bir numarayız, Amerika gerimizde, İngiltere filan çok daha geride. Sizler böyle bir ülkenin evlatlarısınız, bir defa bunu iyi bilmeniz lazım. Sizler mahallenizde ve hayatınızın her anında bu hizmetleri zaten bizzat yaşayarak takip ediyorsunuz.

Kardeşlerim; sizler bunları biliyorsunuz ama, özellikle yaşı 30’un altındaki gençlerimiz, hele hele… 18 yaşa seçilme hakkı verdik değil mi?  Onlar bunu geçmişle mukayese edemiyorlar, sıkıntı burada. Biz eğitime önem verdik diyoruz, derslik yaptık diyoruz, üniversite açtık, harçları kaldırdık, yurt yaptık diyoruz, okullarımızı en modern araçlarla donattık diyoruz, öğretmen atadık diyoruz… Geçmişte benim sınıfım 75 kişiydi, ama Anadolu’da 100’ü aşkın öğrencinin olduğu sınıflar vardı, ders kitabı bulamazdık, teksir kağıtlarıyla okuduk. Kırtasiyeci dükkanının önünde bir hafta, iki hafta kuyruğa girerdik, hatırlayın o günleri. Kırtasiyeci dükkanına gidersin, ders kitabını bulamazdık. Ya şimdi böyle bir sorun kaldı mı? Herkesin kitabı masanın üzerinde, ama benim bu yavrularım bunun farkında değil, bunun kadr-u kıymetini bilmiyor. Şimdi böyle bir sıkıntı artık yok.

Hani diyor ya, güzel bir kelamı kibardır; “ol mahiler ki derya içredürler,  deryayı bilmezler.” Yani balık deryanın içinde, ne zaman ki onu deryadan çıkarır karaya atarsın, ha o zaman denizin kıymetini anlar. Şimdi bu genç yavrular da herhalde bunun kıymetini öyle anlayacaklar.

Ya biz sağlık diyoruz, hastane yaptık diyoruz, hastaneleri en modern cihazlarla donattık diyoruz, sağlık personelinin sağlık personelinin sayısını 3 katına çıkarttık diyoruz, şimdi şehir hastaneleri diyoruz… Hatırlayın, o röntgende sıraya girdiğimiz günleri hatırlayın, kaç ay sonraya gün veriyorlardı? 7 ay, 8 ay, 9 ay sonraya bir röntgen çektireceksin, o da ilkel, o günlere gün veriyorlardı ya. Şimdi böyle bir şey kaldı mı? MR mı vardı geçmişte, tomografi mi vardı, ultrasonografi mi vardı? Bütün bunların hepsi bizimle beraber ülkemizde şu anda var.

Geçmişte insanların sağlam girip hasta çıktığı, kapısından içeri girmediği, girse de doktor bulamadığı, cihaz bulamadığı, ambulans bulamadığı, ilaç bulamadığı, velhasıl şifa bulamadığı sağlık sistemini havsalası almıyor. Çürük-çarık ambulans, zaten sayısı yok.

Bir keresinde Tokat’a gidiyorum, Tokat’a giderken, hani Gerede’den çıktıktan sonra o meşhur kazaların çok yoğun olduğu bir yer vardı Sayın Bakanım, ne deresiydi o? Kışları orası çok tehlikeli bir yerdi, orada bizim araba kaymaya başladı, 5 kişiyiz arabanın içinde, sonunda karşı taraftan da Urfa Cesur otobüsü geliyor, o da aklımda, biz otobüse tabi bindirdik. Ve bizi oradan aldılar, fakat ambulans diye bir şey yok, bizi alan ambulans bizi balık istifi gibi doldurdu, doğru bizi Gerede’ye götürdüler. Gerede’de hastanede bizi Bolu’ya götürecek hemşire bile yok. Hemşire kim oldu biliyor musunuz? En az yaralı olan arkadaşımız hemşire oldu. Ve sorum şişelerini taktılar, bir-iki serum şişesi de onun elinde kaldı, Bolu’ya geldik.

Tabi ilk hastane devlet hastanesi, devlet hastanesi soruyor, emekli sandığı mı, yoksa SSK’lı mı? Şimdi o zamanlar da ben doğrusu SSK’lıyım, arkadaşlarımızın da hepsi SSK’lı, alamayız dediler, neyse bizi oradan SSK hastanesine gönderdiler ve birkaç gün Bolu’da yattıktan sonra İstanbul’a geldik.

Ya biz bunları yaşadık. Şimdi sıkıysa herhangi bir hastane hastayı kapıdan geri çevirsin; böyle bir şey yok, geri çeviremez, bakın buna özeli de dahil ha, çeviremez, eğer böyle bir muamele yapıyorsa bedelini öder. Niye? “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Eğer biz devletsek, bu ülkedeki bütün bu kurumlar bu milletin evlatlarına en azından ilk müdahaleyi yapmak zorundadırlar, ha ondan sonrası ayrı mesele.

Mesela ulaşım diyoruz, bölünmüş yol diyoruz, hızlı tren diyoruz, havalimanı diyoruz, köprü diyoruz, tünel diyoruz. Geçmişte insanların tek şerit gidiş, tek şerit geliş olan yollarda İstanbul’dan Türkiye’nin 80 vilayetine ulaşmaya çalıştığını söylediğimizde, uçağı ancak havada görebildiğimizi anlattığımızda, gençlerimiz bize inanmaz gözlerle bakıyordu. Ya şu anda elhamdülillah, artık uçağa binmek lüks olmaktan çıktı, artık lüks otobüs fiyatına şimdi uçağa biniyorsun, bu hale döndük. Allah rahmet etsin, babacığım benim uçağa binemedi, ama bizler şimdi rahatlıkla biniyoruz; nereden nereye geldik. Her alanda benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz.  

Buyurun, şimdi dev İstanbul havalimanını inşallah yapıyoruz, dünyanın ilk üçü içerisinde ve 29 Ekim’de açılışını yapacağız. İlk etapta 90 milyon yolcu kapasiteli olacak yılda, 2023 150 milyon, buraya çıkacağız. Artık dünyada havalimanımızın hamdolsun benzeri yok, ilk 3 içinde, buraya geldik.

Atatürk Havalimanını da inşallah millet bahçesi yapıyoruz, artık bizim böyle bir bahçemiz yok demeyeceksiniz. Gülhane var, ama burada da Atatürk Havalimanı muhteşem bir projeyle orayı millet bahçesi yapıyoruz, çoluğu çocuğu hep gelsin, oralarda sere serpe yuvarlansınlar.

Bu nereden geldi? Yahu havalimanından çıktık, iftara geliyoruz buraya, gelirken sahil tabi biliyorsunuz iftar saatinde her iki taraf tıklım tıklım dolu. Arkadaşlara dedim ki, şöyle bir kenara çekin de, şöyle şurada bir grubun yanına gidelim. Gittik, hepsi zaten mangal yapmaya başlamışlar, hazırlık yapıyorlar iftara. Şimdi onu görünce dedik ki, artık İstanbul’a bunların hepsini de kapsayacak devasa bir millet bahçesi yapmamız lazım. Yani İngiliz’in Hyde Park’ı varsa, ki 170 bin metrekare filandır, Amerika’nın Central Park’ı varsa, ki o da 2-3 civarındadır, bizim onlardan daha büyüğü niye olmasın? Burası 12 milyon metrekare, burayı yapacağız. Türk milleti için, bu millet için evvel Allah hepsi haktır, olacak.

Gençlerimiz sanıyorlar ki, Türkiye hep böleydi, halbuki öyle olmadığını en iyi sizler biliyorsunuz. Bunun için muhtarlarımızdan rica ediyorum, mahallelerinizdeki gençlerimize eski Türkiye’yi, eski İstanbul’u lütfen anlatın, çöp dağlarının olduğu İstanbul’u anlatın, hava kirliliğinin olduğu İstanbul’u anlatın, o susuzluğun hakim olduğu İstanbul’u anlatın, bunlardan nasıl kurtulduğumuzu lütfen anlatın, bunu en iyi siz biliyorsunuz.

İstanbul’a Belediye Başkanı seçildiğimde bu şehrin sokakları çöp dağları tarafından işgal edilmişti. Hatırlayın o Ümraniye çöplüğünün patlamasını. Orası patladığı zaman 39 evladımız orada maalesef öldü. Şimdi biz orayı ne yaptık? Spor tesisleri yaptık, o patlayan çöplüğün olduğu yere spor tesisleri yaptık. Biz buyuz ya, aramızdaki fark bu. Dünyanın en güzel şehri pisliğe, susuzluğa, hava kirliliğine, kötü kokuya, bakımsızlığa mahkum edilmişti. Musluklardan su akmadığı için, mahallelerde su istasyonları açılmıştı. İnsanlar tankerlerle getirilen suları buralardan doldurup ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorlardı.  Haliç’in yanından ancak burnumuzu tutarak geçebiliyorduk. Ben aslında Haliç’in kenarında, Kasımpaşa’da doğdum, büyüdüm, Haliç’in ne olduğunu çok iyi bilirim. Ama orayı temizlemek de elhamdülillah bize nasip oldu, Haliç’i biz temizledik.

Peki, bütün bu sorunlar gençler tarafından biliniyor mu? Herhalde sihirli bir değnek geldi İstanbul’a dokundu, ama Türkiye’ye dokunmadı. Bütün bu sorunlar bizim ve ekibimizin gayretleriyle, çalışmalarıyla, projeleriyle, hamdolsun yatırımlarıyla çözüldü. Ülkemizi bugünlere getirebilmek için gerçekten çok çalıştık. Önümüze vesayet güçlerinden terör örgütlerine, darbecilerden uluslararası güçlere kadar nice engel kondu. Şu Haliç’ten 2,5 milyon metreküp çamuru çıkarttık, 9 kilometre ötede Alibeyköy’de bir taş ocağına pompaj sistemiyle taşıdık, oraya yığdık. Şu anda Alibeyköy’deki o meşhur Viaport var ya, işte o Viaport’un olduğu Haliç’ten çıkan çamurla dolmuştur. Bak şimdi orada ne yaptık? Tüm ülkemin insanları, çocukları vesaireleri için devasa bir oyun parkı meydana çıktı. İş bilenin, kılıç kuşananın be, bunlar yapmadan olmuyor.

Şimdi tüm bu yaptıklarımızın adeta taçlandırılması olarak görebileceğimiz yeni bir dönemin eşiğine geldik. İnşallah 24 Haziran’da bugüne kadar olduğu gibi, bir kez daha milletimizden icazet alacak, 2023 hedeflerimizi gerçekleştirme yolunda çalışmaya devam edeceğiz.

Biliyorsunuz bayramı takip eden Pazar günü seçim var. Buradan sizlerle birlikte tüm milletime çağrı yapıyorum, aman ha memleket ziyaretini veya tatili uzatıp da sandıkları boş bırakmayın. Oy vererek sadece ülkeye cumhurbaşkanı ve milletvekili seçmiyorsunuz, aynı zamanda geleceğinizin kararını veriyorsunuz, bunun için mutlaka sandığa gidip iradenizi yansıtın. Allah göstermesin, bir aksilik olursa o ahların, vahların, keşlerin hiç kimseye faydası olmaz.

Milletimize en büyük bayramı hep birlikte inşallah 24 Haziran akşamı yaşatacağız, ama o güne kadar durmadan, duraksamadan, yorulmadan çalışacağız.

Bugün bu iftarda bizlerle birlikte olduğunuz için sizlere teşekkür ediyorum.

Sizlerden mahallelerinizdeki kardeşlerimizi bahusus selamlarımızı iletmenizi rica ediyorum.

İçişleri Bakanlığımızın mensuplarına da çalışmalarında başarılar diliyorum.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, Leyle-i Kadr’iniz mübarek olsun. Şimdiden Ramazan Bayramınızı tüm ailelerinizle birlikte tebrik ediyorum.

Kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.