Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Kadina Yönelik Siddete Karsi Uluslararasi Mücadele Günü‘nde yaptigi konusma

 

Çok değerli hanımefendiler, kıymetli misafirler, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın kıymetli mensupları, sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum.

Kadına yönelik şiddet eylemlerinde hayatlarını kaybetmiş olan tüm kadınlarımızı tazimle yad ediyor, hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.

Şiddete uğramış, yaşadıklarını dışarıya anlatmamış veya anlatamamış tüm kadınlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Bu toplantı vesilesiyle kadınlarımızla ilgili duygularımızı, düşüncelerimizi paylaşmamıza imkan sağlayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımıza, ekibine ve aynı doğrultuda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarımıza huzurunuzda özellikle teşekkür ediyorum.

Ülkemizde kadın meselesinin bugün geldiği yerde Bakanlığımızın ve sivil toplum kuruluşlarımızın gerçekten çok büyük katkısı ve emeği vardır. Kadınlarımız kendi meselelerine sahip çıktıkça, bizler de sizlerden aldığımız güçle daha büyük, daha cesur, daha etkin adımlar attık, atmayı da sürdürüyoruz. İnşallah bu emekler boşa gitmeyecektir.

Değerli misafirler; eşrefi mahlukat olan insana, yaratılmışların en şereflisi olan insana, hele hele kadına yönelik bu şiddet asla kabul edilemez. Kadına şiddeti insanlığa ihanet olarak ilan etmiş bir Cumhurbaşkanı sıfatıyla diyorum ki; bu ihanetin içine giren herkes cezasını çekmelidir.

Esasen bu mesele sadece ülkemizin değil tüm dünyanın sorunudur. Araştırmalar bu meselenin eğitim düzeyiyle, maddi gelirle çok da ilişkili olmadığına işaret ediyor. Bir üniversitemizin yaptığı araştırma, lise mezunu her dört kadından birinin, üniversite mezunu her beş kadından birinin maalesef aile içi şiddete maruz kaldığını gösteriyor. Aynı şekilde bu meselenin doğu toplumlarına münhasır olduğu yönünde oluşturulmaya çalışılan art niyetli algı da doğru değildir. Batı toplumları da aile içi şiddet sorunundan ciddi şekilde mustariptir. Demek ki burada asıl sorun, nerede yaşadığınız, ne kadar okuduğunuz, hangi refah düzeyine sahip olduğunuz değildir. Asıl mesele, cinsiyetten öte insana bakış meselesidir, insana verilen değer meselesidir. Bizim medeniyetimiz ve kültürümüz her işin başına insanı koyar. İnsana bakışımızın bozulduğu bir yerde, kadına bakışın sağlıklı olması mümkün değildir. Her kim kadınlarla ilgili şiddeti öven, ayrımcılığı körükleyen, onları rencide eden bir söz söylüyor, bir tavır içine giriyorsa, bilin ki onun zihin kodlarında bir sorun vardır. Bu kişinin bir çoban olması veya bir üniversite hocası olması, bir ilahiyatçı veya bir ateist olması arasında hiçbir fark yoktur. Her birini ayrı ayrı övdüğü 4 kız çocuğu sahibi bir Peygamberin ümmeti, Sevgili Peygamberimiz ne buyuruyor: “…” Cennet, annelerin ayakları altındadır. Bakınız, babaların ayakları altındadır buyurmuyor, annelerin, annelerin konumu çok farklı. Ayakların altına annenin Cenneti seren bir inancın mensupları olarak kadınlarla ilgili yanlış algıların ve uygulamaların dinimizle ilişkilendirilmesini asla kabul edemeyiz. Aynı şekilde uğruna canını feda etmeyi göze aldığı topraklarına, bizi kastediyorum, ecdadımızı kastediyorum, ne demişiz? Anavatan demişiz. Kadını yar olarak, canan olarak tarif eden bir kültürün şiddet üretmesi de işin tabiatına aykırıdır. Ülkemizde insana ve özellikle kadına dair yanlış algılar, yanlış kabuller, yanlış uygulamalar varsa, bunun sebebini dinimizde veya kültürümüzde değil daha derinlerde aramak durumundayız. Bu bakımdan biz kadınlarımızın meselelerine sahip çıkmakla aslında tüm milletimizin, hatta tüm insanlığın dertlerine derman aramış oluyoruz. Bunun da ötesinde kadınların hak ve adalet temelinde sahip oldukları eğitim, çalışma, ayrımcılık, şiddet gibi sorunlarını çözememiş bir toplumun hedeflerine ulaşamayacağını da biliyoruz. Çünkü kadın yoksa, toplumun yarısı yoktur. Kadının olmadığı bir toplumun kalan yarısı da zaten yok oluşa doğru gidiyor demektir.

Siyaset hayatım boyunca kadınları hem siyasetin, hem hayatın her alanında hak ettikleri şekilde asli unsuru, temel taşıyıcısı haline getirmenin mücadelesini verdim. Cumhurbaşkanı olarak da aynı mücadeleyi veriyorum. Bugün burada sizlerle birlikteliğim sadece bir protokol görevi veya nezaket iştiraki değil kadınların mücadelesine verdiğim samimi desteğin bir nişanesidir.

Değerli hanımefendiler, kıymetli misafirler; AK Parti’nin iktidara geldiği günden beri kadınlarımızın önündeki engelleri kaldırmak için tarihi reformlar gerçekleştirdik. Bunların en önemlilerinden biri, 2012 yılında çıkardığımız Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanundur. Bu kanunun çıkması ülkemizde şiddete maruz kalan kadınlarla ilgili gerçekten tarihi bir dönüm noktasıdır. Bakanlığımız bu çerçevede şu ana kadar şiddete uğramış 20 bin kadının davasına müdahil olarak mağdur kadınlarımızın yalnız olmadığını göstermiştir. Kadına yönelik şiddetle mücadele için hazırlanan eylem planlarını hassasiyetle uyguluyoruz. Bu amaçla çeşitli kurumlarımızda yürütülen eğitim çalışmalarında yüzbinlerce kamu görevlisine ve askerimize ulaşıldı. Şiddeti önleme merkezlerini, kadın konukevlerini 81 ile yaygınlaştırdık. Halen 6 büyük şehrimizde uygulanan elektronik izleme sisteminin kapsamını da genişletmeyi hedefliyoruz.

Aynı şekilde kadınların hak, fırsat ve imkanlardan eşit şekilde yararlanarak ekonomik ve sosyal hayattaki etkinliklerinin artırılması konusunda da çok önemli adımlar attık. Bu çerçevede inşallah yılbaşından itibaren uygulanmaya başlayacak yeni bir eylem planı hazırlandı.

Erken yaşta ve zorla evlilik artık geride bırakmamız gereken bir başka önemli sorundur. Ülkemizde günümüz şartlarında erken sayılabilecek 14, 15, 16 yaşlarındaki evlilik oranı toplam evlilikler içinde yüzde 4’lere kadar geriledi. Tabii bunda ortaöğretim kademesindeki kız çocuklarımızın oranının –bakın burası çok önemli- yüzde 45’ten yüzde 83’e çıkmasının çok önemli katkısı bulunuyor, nereden nereye geldik.

24 Kasım Dünya Öğretmenler Günü değil mi? Ana Muhalefetin başındaki zat çıkmış konuşuyor, öğretmenlerle ilgili birçok şeyler anlatıyor, ya sen ne anlatıyorsun ya. Bak ortaöğretimde neredeydik, nereye geldik. Bunlar şu 15 yıllık iktidarımız döneminde oldu. Okuma-yazma oranlarının yüzde 100’lere doğru yürümesi iktidarımız döneminde oldu. Kadınların okumasının, yazmasının artması iktidarımız döneminde oldu. Eşimin Şanlıurfa’da başlatmış olduğu Haydi Kızlar Okula kampanyası bu dönemde oldu. Böyle bunlar durup dururken olmadı. Bakın bizim ordumuzun bayanlar ayağı da çok sağlamdır ha, çok sağlamdır. Bizim ordumuzun Nene Hatun’ları var, Hatçe Bacı’ları var. Eğitim hayatına devam eden kız çocuklarımız tabii olarak evliliğe zorlanmıyor. Yükseköğretim öğrencileri arasındaki kız evlatlarımızın oranının –ey Kılıçdaroğlu, burayı dinle- yüzde 13,5’tan yüzde 44,5’a çıkmış olması da çok sevindiricidir. Ama bunları duyamaz, kulağı vardır duyamaz, gözü vardır göremez, dili vardır hakikati söyleyemez, çünkü kalp mühürlü. Eğitimin her kademesinde kız öğrencilerimizi teşvik etmek için pek çok proje, pek çok destek uyguluyoruz.

Bir diğer önemli mesele, kadınların ekonomik hayattaki görünürlüklerinin ve güçlerinin artıyor olmasıdır. İstihdamdaki kadın oranının 2005 yılındaki yüzde küsuratı söylemiyorum, 23 seviyesinden bu yılın Temmuz ayı itibariyle yüzde 34’e çıkması bana göre gerçek bir devrimdir. Hedefimiz, 2023 yılında bu oranı en az yüzde 41’e ulaştırmaktır. Esasen 2005 yılından bugüne kadar istihdam sayımızı 9 milyon 200 bin artırmış olmamıza rağmen işsizliğin hala çift haneli rakamlarda geziyor olmasının sebebi, kadınlarımızın iş gücüne katılımındaki bu artıştır. Biz bundan asla şikayetçi değiliz. Demek ki daha çok istihdam oluşturmamız gerekiyor. İnşallah onu da başaracak, erkeğiyle, kadınıyla, genciyle, eli iş tutan herkesin çalışabileceği bir ekonomiyi inşa edeceğiz. Tabii burada kadın girişimcilerimize verdiğimiz çok önemli destekler, pozitif ayrımcılık uygulamaları var. Sadece mikro kredi uygulamasından 160 bin kadın yararlanmıştır. Kadınlarımızı hayatın her alanında desteklemeye yönelik daha yüzlerce, binlerce örnek sayabilirim. Burada önemli olan, Türkiye’de kadınların şiddet başta olmak üzere tüm meselelerinin çözümüne yönelik güçlü bir siyasi iradenin bulunuyor olmasıdır. Bu irade devam ettikçe, diğer sorunların çözümü yalnızca zaman meselesidir. Türkiye’nin sadece Cumhurbaşkanı değil, onunla birlikte Başbakanı, bu konudan sorumlu Bakanı, Hükümetin tamamı bu iradeye sahiptir. Kadınlarımızdan tek istediğimiz; bizim bu mücadelemize destek olmalarıdır. Kadın haklarını ideolojik saplantılarının istismar aracı haline dönüştürmek isteyenler bu mücadeleye en büyük zararı verenlerdir. Bizim şu veya bu ideolojiye değil sadece ve sadece kadınların haklarını savunmayı amaçlayan herkese yüreğimiz ve kollarımız açıktır. Ama diğer pek çok konu gibi kadın meselesini de bize saldırmak için silah gibi kullananlara da hiç kimse kusura bakmasın eyvallah etmeyiz.

Değerli hanımefendiler, biraz önce benim ve arkadaşlarımın kadınlarımızın sorunlarının çözümüyle ilgili iradeye sahip olduğumuzu söyledim, ama maalesef aksi yönde örnekler bulunduğunu da belirtmek durumundayım. Mesela, Ana Muhalefet Partisinin başındaki zatın geçtiğimiz günlerde kadına şiddetle ilgili skandal ifadeleri bunlardan biridir. Üstelik de kadınlara yönelik bir toplantıda bu zat aynen şöyle diyor: Erkek işsizse, eve yeteri kadar para gelmiyorsa, akşam tencere kaynamıyorsa, bu erkek de gelir hıncını karısından alır. Bunu diyen kim? Bay Kemal. Böyle çarpık bir zihniyet olur mu ya? Böyle yoz bir bakış açısı olabilir mi? Bu kadına şiddeti insanlığa ihanet değil alenen meşru gören bir kafadır. Bu mantığa göre Ana Muhalefetin başındaki zatın her yaşadığı seçim yenilgisinden sonra evde neler yaptığını düşünmek bile istemiyorum, vallahi düşünmek bile istemiyorum.

Ne olacak, az önce Bakanımız da söyledi, Çanakkale’de Belediye Meclisi Toplantısında AK Partili bir Meclis üyemiz, bu seçimle gelmiş, seçimle gelmiş bir Meclis üyesi orada kendi konuşmasını yapıyor, konuşma hakkını kullanıyor. Belediye Başkanının işine gelmediği için o ifadeler sebebiyle oradaki o bayan üyeyi değerli kardeşlerim, susturmak için sürekli olarak ona şiddet uyguluyor; sus, sus, sus diyor. Susturamayınca bu sefer talimat veriyor, hemen mikrofonu kesin diyor. Ondan sonra da Meclisi terk etmesini söylüyor. Meclisini terk etmesini istediği o bayan AK Partili bir Belediye Meclis üyesi. Demokratik yollarla, halkın oylarıyla oraya gelmiş bir bayan. Arkasından ne oldu? Bir de baktık ki CHP’nin kadın mensupları gelip gösteriler yaptılar. Kime? Kendi Belediye Başkanlarını alkışlıyorlar. Ya bu nasıl bir kadına saygıdır? Orada en doğal hakkını kullanan bir kadın meclis üyesine karşı bu tavrı takınan bir belediye başkanına ancak; sen ne yapıyorsun ya, demokratik hakkını kullanan böyle bir bayana sen böyle bir saygısızlığı nasıl yaparsın ey başkan deyip onu yuhalamaları gerekirken, tam aksine onu alkışlıyorlar. İşte bu da, CHP’deki kadın zihniyetinin nerede olduğunu gösteriyor. Ben de dedim, bak yine söylüyorum; 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma yıldönümü, Valime talimatı verdim, o gün Çanakkale Belediye Başkanına orada söz vermeyeceksin. Oradaki programın sahibi Validir, en tepe noktada Başbakandır, Cumhurbaşkanıdır. Dolayısıyla seçimle bir belediye meclisine üye olarak girmiş bir meclis üyesini o meclisten kovan insan bunun bedelini ödemelidir.

Sözlerimin başında inancımızla ve kültürümüzle ilgisi olmadığını belirttiğim bir zihniyet var ya, işte bu onun ta kendisidir. Üstelik bu zat sadece kadınlara yönelik şiddetin savunucusu da değildir, terör örgütlerinden vandallara kadar ülkemizin ve milletimizin aleyhine kim varsa hepsinin en büyük müdafi işte bu Kemal’dir.

Bu kadar da değil, bu zat aynı zamanda fütursuz bir iftiracıdır, müfteridir, hicap duygusu gelişmemiş bir yüzsüzdür. Çünkü bu zat eskiden beri şahsım ve ailem hakkında kesinlikle aslı astarı olmayan yalanlar üretir. Her seferinde yalanını yüzüne vurduğumuz, iftirasını başına çaldığımız halde, sanki hiçbir şey olmamış gibi pişkince çirkefliğe devam eder. Geçtiğimiz günlerde yine çirkin yüzünü gösterdi. Bu kez Meclis kürsüsünden iftiraları ardı ardına sıraladı. Neymiş efendim, çocuklarım, kardeşim, eniştem, dünürüm, hatta eski özel müdürüm yurt dışına milyonlarca dolar para göndermiş. Daha önce de benim 3 milyar dolar param olduğunu iddia etmişti. Tabii bu iftiraların müşterisi de çıkıyor; medyada, sosyal medyada, yurt içinde ve dışında pek çok karanlık mahfilde bu iftiralar sürekli döndürülüp dolaştırılıyor. Hangi hukuk ekolüne bakarsanız bakın, hepsinin de temelinde şöyle bir kaide vardır: Müddei iddiasını ispatla mükelleftir, yani bir şeyi iddia ediyorsan onu ispatla senin bir defa ortaya koyman gerekir.

Şimdi ben buradan artık ismini anmaya dahi tenezzül etmediğim bu zata soruyorum; öne sürdüğün iddiaların belgesi var mı? Varsa çıkart milletin önüne, ben hemen gereğini yapayım. Ekranları başında bizi izleyen tüm milletime söylüyorum, sesleniyorum; yoksa çık milletin önüne iftira ettiğini söyle, özür dile. Aksi takdirde dünyanın en alçak suçu olan iftiracı konumuna düşeceksin. Azıcık onuru, haysiyeti, şerefi olan, yüreğinde utanma duygusu, yüzünde kızarma hissi olan birisi bu sözler karşısında ifade ettiğim iki yoldan birini seçer. Fakat yıllardır aynı şeyleri yaşadığımız için biliyorum ki; bu zat ne ortaya belge koyabilecek, ne de çıkıp özür dileyecek. Daha da ötesi, bu söylediğim sözlerin hepsini de yutup üç gün sonra yine aynı şeyleri, aynı yalanları tekrarlamayı sürdürecek.

Ve şimdi ben buradan bir şey söylüyorum; Tayyip Erdoğan’ın yurt dışında bir kuruş parası varsa herhangi bir bankada, çıksın bunu ispat etsin. İspat ettiği anda Cumhurbaşkanlığı Makamında 1 dakika durmayacağımın taahhüdünü veriyorum. Bunu ispat edemeyen Kemal, acaba o makamında duracak mı, o da bunun bana taahhüdünü versin.

Eğer bugüne kadar seçim üstüne seçimler kazanarak biz buraya geliyorsak, öyle rastgele gelmedik, dürüstlüğümüzle geldik. Halkımız bizim bu yanımızı gördüğü için bizi destekledi. Ama 9 seçimdir hep kaybede kaybede yüzü yerde sürüklenen Kemal, millet senin ne olduğunu gördü. Bu zatı ta 1990’lardan SSK’yı batırdığı, millete yaka silktirdiği günlerden beri tanırız. Biz bu zatı daha 1 yaşına girmemiş torununu SGK’lı yaptığı günlerden biliyoruz. Kendi 1 yaşına girmiş torununu Sosyal Sigorta Kurumuna üye yapıyor. Dün SSK’yı batırmıştı, bugün CHP’yi batırıyor. Rahmetli Savaş Ay, SSK hastanelerinde yaşanan rezaletlerle ilgili programında bu zatın beceriksizliğini ve yüzsüzlüğünü tüm dünyaya göstermişti. Dünyada arsız bir insana laf anlatmaya çalışmak kadar zor ve beyhude bir iş olmadığını bu zat sayesinde yaşayarak öğrendik.

Şimdi size 2,5 dakikalık Savaş Ay’ın o programından bir görüntü vereceğim, özet görüntü, buyurun izleyelim.

Hani derler ya, yüzüne tükürsen yağmur yağıyor der diye, işte bu tam öyle bir tip. Biz bu zatın seviyesine inmeyecek, hakkımızı hukuk yoluyla aramaya devam edeceğiz. Hemen avukatlarıma talimatı verdim, bu müfteri hakkında gereken hukuki işlemleri başlattılar. Şahsım başta olmak üzere itham ettiği çocuklarım, eniştem, kardeşim, dünürlerim, hep birlikte bu zata iftiralarının bedelini ödetmek amacıyla manevi tazminat davasını 1,5 milyon lira olarak talep ediyoruz, açtık. Şu ana kadar bu zatın iddia ettiği gibi milyoner olamadık belki, ama bu zattan aldığımız, alacağımız tazminatlar sayesinde herhalde olacağız.

Değerli misafirler, sizleri ve kamuoyumuzu böylesine can sıkıcı bir meseleyle meşgul etmenin samimi üzüntüsü içindeyim. Ancak bu zat ve onun tıynetinde olanlar biz cevap vermedikçe sanıyorlar ki korkuttuk, sanıyorlar ki doğru yoldayız, sanıyorlar ki attığımız çamurlar iz tutuyor. Güneş balçıkla sıvanmaz, bunu böyle bilesin. Bunların ağızlarının payını vermediğimiz müddetçe bu tür iftiraları çıtayı sürekli yükselterek tekrarlamayı sürdüreceklerini biliyoruz. Onun için hem kamuoyu önünde teşhir ederek, hem hukuki haklarımızı kullanarak bu terbiyesizlere meydanın boş olmadığını göstermek durumundayız. Türkiye’nin eskiden beri mustarip olduğu kısır Ana Muhalefet sorunu bu zatla birlikte bir üslup ve ahlak boyutu da kazanmıştır.

Ekranları başında izleyen milletime tekrar sesleniyorum; yurt dışında hangi bankada Tayyip Erdoğan’ın hesabı var, bunu ispatla. İspatlayamadığın takdirde bir defa sen siyaseti bırakman lazım. İspatlarsan ben hem siyaseti, hem Cumhurbaşkanlığı makamını bırakacağım. Hodri meydan, hodri meydan.

Ülkemizin ve milletimizin hiçbir meselesiyle ilgili hayırlı hiçbir sözünü, hiçbir teklifini duymadığımız bu Ana Muhalefet anlayışıyla varabildiğimiz yer, işsiz kalan erkek gider eşini döver denklemidir; işte kafa bu. Seçimlerde oy kullanacağı sandığı bulamayan, neye hayır dediğini bilmeden halkoylaması kampanyası yürüten, bir dediği diğerini tutmayan, ben adım Kemal diyerek verdiği tüm sözleri yutan bu zata hak ettiğinden fazla süre ayırdığımın farkındayım. Bu zatı milletimize ve özellikle de kadınlarımıza havale ediyorum. Kadınlarımızın bu zata, kendilerine yaptığı hakaret sebebiyle gereken dersi vereceklerine inanıyorum.

Biz ülkemiz için, milletimiz için, elbette kadınlarımız için, gençlerimiz için çalışmaya, üretmeye, reform yapmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin çözüm bekleyen çok sorunu, yatırım bekleyen çok yeri, proje bekleyen çok potansiyeli bulunuyor. Bizim inşa edecek daha çok yollarımız, köprülerimiz, tünellerimiz, barajlarımız, santrallerimiz, okullarımız, konutlarımız, parklarımız, hastanelerimiz, savunma sanayi projelerimiz var. Bizim destek olacak daha çok kadınlarımız, gençlerimiz, girişimcilerimiz, işçilerimiz, çiftçilerimiz, öğretmenlerimiz, güvenlik görevlilerimiz, sanatçılarımız, sağlıkçılarımız var. Bizim ülkemizde, yakın coğrafyamızda ve dünyanın dört bir yanında el uzatacak daha çok mağdur ve mazlum dostlarımız, kardeşlerimiz var. Velhasıl bizim yapacak daha çok işimiz var. Bu tür asalaklara hak ettikleri cevabı vereceğiz, ama hak etmedikleri şekilde bizi meşgul etmelerine de asla müsaade etmeyeceğiz.

Kardeşlerim, artık 16 ay var yerel seçimlere, Mart-2019. Biliyorsunuz Kasım-2019 Cumhurbaşkanlığı seçimi. Şimdi ben buradan tabii siz değerli hanım kardeşlerime sesleniyorum, diyorum ki; kapı-kapı dolaşarak Allah’ın izniyle gerek Mart yerel seçimlerinde, gerek Kasım-2019 Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi seçiminde inşallah bu müfterilere sandıklarda demokratik cevabı en üst düzeyde vermeye hazır mıyız? Hazır mıyız? Bir daha, hazır mıyız? Ben bu duygularla bir kez daha kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü vesilesiyle tüm kadınlarımıza sevgilerimizi, saygılarımı sunuyorum.

Çok oturdunuz, şöyle bir ayağa kalkın bakalım.

Kadınlara, çocuklara, tüm masumlara yönelik her türlü şiddeti reddettiğimizi bir kez daha belirtmek istiyorum. En şerefli varlık olan insana bu konumuna uygun şekilde davranılmasını sağlayacak o ideal düzeni kurana kadar mücadelemiz devam edecektir.

Rabia’mızı biliyorsunuz değil mi? Hep beraber… Tek millet… Az geldi. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Öyleyse…

Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey Türkiye’yi hatırlatıyor.

Kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.