Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Kastamonu 6. Olagan Il Kongresi’nde yaptigi konusmasinin tam metni

 

Sevgili Kastamonulular, AK Parti Teşkilatlarımızın kıymetli mensupları, değerli dava ve yol arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Yaklaşık 10 aylık bir aranın ardından bugün bir kez daha sizlerle beraberiz. Buradan Kastamonu’nun ilçelerindeki, köylerindeki, mahallelerindeki her bir vatandaşıma selam ve muhabbetlerimi yolluyorum.

Sözlerimin hemen başında 16 Nisan halkoylamasında yüzde 65 ile cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine evet diyen tüm Kastamonu kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum.

Dışarıda salondaki kardeşlerimin üç misli Kastamonulu vardı. Önce onlara bir hitap ettim. Onlara hitap ettikten sonra şimdi sizlerle biraradayız elhamdülillah. Bu ne coşku, bu ne heyecan, Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi daim kılsın. İnşallah 2019 Mart yerel seçimleriyle, Kasım Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleriyle Türkiye’miz yeni bir döneme girecek. İşte bu kongre bütün o seçimleri idare edecek ekibin işbaşına geleceği kongre.

Kastamonu, zaten bu duruşuyla ülkemizin istiklal ve istikbal mücadelesine bir kez daha sahip çıktığını gösterdi. Çanakkale’den Kurtuluş Savaşı’na kadar… Ben de sizlerin yanınızdayım. Şu anda ben karşımda Şerife Bacıları görüyorum. İnşallah hep beraber bu yolda yürüdük ve bundan sonra da böyle yürüyeceğiz. Çanakkale’den Kurtuluş Savaşına kadar ülkemizin ihtiyaç duyduğu her yerde tüm gücüyle, tüm imkânlarıyla, en önemlisi canıyla mücadelenin en önünde yer alan Kastamonu’ya da zaten bu yakışırdı.

Kastamonu’nun o meşhur… Sağ olun, var olun. Kastamonu türkülerine baktığımızda kiminin İstiklal Harbinde İzmir yolunda, kiminin Balkan Savaşlarında Bulgar dağlarında, kiminin Karadeniz’in karşı kıyısında Sivastopol önlerinde sergilenen kahramanlıkları anlattığını görürüz. Biliyorsunuz Çanakkale için yapılan fedakârlığı anlatan o meşhur türkü de aslında kime aittir biliyor musunuz? Kastamonu’ya aittir. Ne diyordu o meşhur türkü:

“Çanakkale içinde vurdular beni

Ölmeden mezara koydular beni

Oy gençliğim eyvah

Çanakkale içinde toplar kuruldu

Vay bizim uşaklar orada vuruldu

Oy gençliğim eyvah.”

Evet,  biz ülkemizi dün yedi düvelin tasallutundan işte böyle kurtardık. Bugün de aynı mücadeleyi veriyoruz. Bugün Kastamonu bu mücadelenin en ön safında yer alıyor. Kardeşlerim; Kastamonu’nun kadınları da en az delikanlıları, erkekleri kadar cesur olduklarını daima ispatlamışlardır. Kurtuluş Savaşında Kastamonulu Şerife Bacı kara tipiye, soğuğa aldırmadan cepheye cephane yetiştirmek için yola çıkıp şehit olmuştu. Bak işte Şerife Bacılar burada. 15 Temmuz gecesi de Kastamonulu Ayşe Aykaç kardeşimiz darbecilerin tanklarına, uçaklarına, helikopterlerine, mermilerine aldırmadan İstanbul’da sokağa çıktı ve Boğaziçi Köprüsünde şehadet mertebesine erişti. Bu köprünün adı artık 15 Temmuz Şehitler Köprüsüdür. Şimdi Ana Muhalefetin maalesef bugün başındaki zatın bu köprüde şehit edilen 34 vatandaşımızın değil de onları alçakça şehit eden katillerin yanında saf tuttuğunu görüyoruz. Hale bak ya, hale bak. Çıkıyor da ne konuşuyor, söylediği şeye bak; tek tip elbiseyle ilgili, onların diyor yakınları yok mu? Onlar diyor, işte onları o halde gördükleri zaman ne yapacaklar? Üzülmeyecek mi, şöyle olmayacak mı, böyle olmayacak mı? Ya sen ne cins adamsın be. Sen benim 251 şehidimin yakınlarını düşünmüyorsun, sen benim 2 bin 193 gazimin yakınlarını düşünmüyorsun, onların acaba yakınları evlatları, kardeşleri şehit olduğu zaman ne yaptılar, ne yapıyorlar diye bunu soruyor musun, bunu düşünüyor musun? Yok. Ya niye düşünsün ki? 15 Temmuz gecesi saat 23:17 havalimanına gelip oradan Bakırköy’deki Belediye Başkanına gidip onun evinde istirahate çekilip orada kahvesiyle beraber televizyondaki darbeyi seyreden bir adamdan başka ne bekleyebilirsiniz? Ve utanmadan bir de şunu söylüyor: Cumhurbaşkanı bana haber verseydi ben onu beklerdim. Oh oh oh, ben haberi verdim, ben haberi tüm milletime verdim. Ve biz telefonlarla haberi verdiğimizde onbinler, yüzbinler meydanlara yürüdü. Ve İstanbul Atatürk Havalimanına indiğim zaman, evet elhamdülillah onbinler oradaydı. Ama sen öyle bir tipsin ki geliyorsun, orada o onbinleri görüyorsun, onların arasında tankların sorumlularıyla görüşmeler yapıyor senin ekibin, heyetin, anlaşıyorsun ve oradan kaçıp Bakırköy’e gidiyorsun. Bu, karakter meselesi, karakter. Bu, cibilliyet meselesi, cibilliyet. Bir de kalkıp bir başka yalan söylüyorsun, nedir o? Darbe olsa ilk defa bunun karşısına ben dikilirim diyorsun. Sevsinler seni. Ney dikiliyorsun, ney dikiliyorsun, sende böyle bir karakter, böyle bir cibilliyet yok ki. Nerede bunu yaptın? İşte her şey ortada, ispat ortada, kaçtın gittin.

Ve seni milletim iyi tanıyor, nasıl yalancı olduğunu da çok iyi biliyor benim milletim, hayatın bu. Ve bu kişi hayatının hiçbir döneminde ülkemizin, milletimizin, devletimizin hakkını-hukukunu savunmamıştır. Tam tersine hep fitnenin, ayrıştırmanın, iftiranın peşinde olmuştur. Bu uğurda bölücüsünden darbecisine kadar tüm terör örgütlerine destek verdi. Bu PKK, PKK’nın destek verdikleriyle beraber el ele, kol kola yürüyen kişi değil mi ya? Bu dağdakilerle beraber yürüyen değil mi? Onlar ona destek verdi, gitti Hakkâri’de güya miting yaptı. Bu iş yürek işi, yürek. Bu öyle lafla yürümüyor.

Ve onların kulağına üflediği, eline tutuşturduğu yalan-yanlış bilgilerle de muhalefet yaptığını sanıyor. Her şey yalan. Veriyorlar eline üç-beş paçavra, onları sallayarak güya muhalefet yapıyor. Kendisi buraya gelirse, geldiği zaman ona ne deyin biliyor musunuz? Ona şunu söyleyin: Ayşe Aykaç kardeşimizi ve onunla birlikte Kastamonu’nun 15 Temmuz’da verdiği üç şehidin hesabını sorun ona. Yolu buraya düştüğünde ona Ankara’da ve İstanbul’da verdiğimiz 251 şehidin, şehit ailelerinin yaşadıkları acının hesabını sorun. Gazilerimizin hesabını sorun. Ülkemize verilen milyarlarca liralık maddi zararın hesabını sorun. Kendisine teröristler için Ankara’dan İstanbul’a yürürken bir kez olsun yüreğinde şehitlerimizin, gazilerimizin, gözü yaşlı eşlerin sızısını hissedip hissetmediğini sorun. 15 Temmuz gecesi darbecilerin açtıkları yoldan çıkıp sabaha kadar film seyreder gibi saklandıkları yerlerde televizyondan olayları izleyenler bu sorulara elbette cevap veremez. Daha da önemlisi, kardeşlerim; kalpleri nasır bağlamışların bu soruya verebilecekleri bir cevap zaten yoktur. Bunların biliyorsunuz gözleri vardır görmez, kulakları vardır duymaz, ağızları vardır, dilleri vardır hakkı söylemez, çünkü bunların kalpleri mühürlüdür.

Bu vesileyle terörle mücadelede, sınır ötesi operasyonlarımızda ve darbe girişiminde verdiğimiz tüm şehitlerimize Rabbimden rahmet, gazilerimize sıhhat ve afiyet diliyorum. Rabbim hepinizden razı olsun.

Kastamonulu kardeşlerim darbe girişiminde ve cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtiğimiz halkoylamasında gösterdikleri kararlı duruşu 2019 yılında inşallah bir adım daha ileri taşıyacaklardır. Gençler, unutmayın; Cumhurbaşkanınız, Genel Başkanınız da sizinle. Biz bu yollardan geldik, Bay Kemal gibi gökten zembille inmedik veyahut da bir kasetle-cd ile gelmedik. Bizim farkımız var, bu siyasi mücadelenin içerisinde 40 yılı aşkın bir süre bu mücadeleyi vere vere, dağ-taş demeden yürüye yürüye geldik.

Bugün buradaki birlikteliğimizi büyük ve güçlü Türkiye mücadelemizin çok önemli bir dönüm noktası olarak görüyorum. Kongremizin şehrimiz için, tüm Kastamonulu kardeşlerim için, daha önemlisi ülkemiz, milletimiz, bölgemiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden diliyorum.

Kastamonu Teşkilatımızda görev alan tüm kardeşlerime emekleri, gayretleri ve fedakârlıkları için teşekkür ediyorum. Kuruşundan bugüne kadar… Allah’ın izniyle bu kardeşiniz de sizleri bırakmaz.

Kuruluşundan bugüne kadar AK Parti Kastamonu teşkilatlarımızda vazife üstlenmiş tüm kardeşlerime kalbi şükranlarımı sunuyorum. Gençler, ben bu şiiri okudum diye içeri girdim, ama bak şimdi kimse sizi içeri atamaz. Elhamdülillah, nereden nereye. Bu ülke neler gördü, neler çekti ya. Bu ülkede kalkıp Talim Terbiye Kurulunun onayladığı bir şiiri okuyorsun, içeri alınıyorsun; düşünebiliyor musunuz, bugünleri yaşadık. Ve bu da Ziya Gökalp’e ait olan bir şiir. Ama bunların hepsi artık ne oldu, tarih oldu. Ve fikir-düşünce hürriyetinden yanayız diyor utanmazlar, tam aksine o diyenler bizi mahkûm etti. Ve bunlar Bay Kemal’in de arkadaşlarıdır ha, iyi arkadaşlarıdır.

Bugün değerli kardeşlerim, Kastamonu’muzda görev devreden dava arkadaşlarıma partim adına teşekkür ediyorum. Bayrağı devralan kardeşlerime de Mevla’dan muvaffakiyetler temenni ediyorum. Tabii görevi devreden kardeşlerim için görev bitmiş değil. Gerek görevi devralan kardeşlerim, gerek devreden kardeşlerim yine beraber çalışmaya devam edecekler ki bu bizim zaten birliğimizin-beraberliğimizin nesidir, en güzel örneğidir, bunu yapacağız. Çünkü bizde ayrılık gayrılık yok. Bu bir bayrak yarışı, bayrağı devrediyoruz, kim için? Aynı takım için, takım aynı. Ve bu takımda asla bir defa hasımlık yok, hesabilik yok, ne var? Hasbilik var, bu hasbilikle yürüyeceğiz.

Kardeşlerim, şimdi geliyorum yatırımlara; restore ederek yeniden şehrimize kazandırdığımız Nasrullah Kadı Caminin kürsüsünden tüm Türkiye’ye birlik ve beraberlik telkini yapan Mehmet Akif Ersoy’un çağrısı Kastamonu’da hala yankılanıyor. Merhum Mehmet Akif’in 1920 yılında Müslüman yurdunu her yerde felaket vurdu diyerek ifade ettiği sancılar, maalesef bugün hala tüm şiddetiyle yaşanıyor. Türkiye olarak biz de özellikle geçtiğimiz 4-5 yıl içinde pek çok saldırıya maruz kaldık. Bu uğurda bölücü terör örgütünden FETÖ ihanet çetesine, ekonomik tetikçilerden toplumsal kaos mühendislerine kadar pek çok farklı araç harekete geçirildi. Hamdolsun biz sizlerle el-ele verdik, bunların hepsinin de üstesinden gelmeyi başardık. Ancak Türk milletinin gösterdiği dirayeti, kararlılığı, cesareti ortaya koyamayan da oldu. Suriye halkının kendi iradesine sahip çıkmak için başlattığı mücadele, terör örgütleri ve onları destekleyen güçler eliyle büyük bir felaketle neticelendi. Benzer bir durum Irak’ta karşımıza çıktı. Coğrafyamızın bu kadim bölgesi, öz be öz kardeşlerimizin yaşadığı şehirler yerle yeksan edildi. Halep’in, Kerkük’ün acısı hala tüm canlılığıyla yüreğimizdedir. Suriye halkına önce kendi vatandaşlarına devlet terörü uygulayan zalim yönetimin baskısıyla, ardından DEAŞ zulmüyle, şimdi PKK’nın uzantısı örgütler eliyle adeta kan kusturuluyor. Ülkemizde 3 milyonun üzerindeki Suriyeliyi misafir ederek kardeşlerimizin çektiği acıyı bir nebze azaltılmaya çalıştık. Hani bülbülü altın kafese koymuşlar, ille vatanım demiş ya, kendi evlerinden, yurtlarından uzak olan bu kardeşlerimiz için de hiç şüphesiz en doğrusu kendi vatanlarına dönmektir, kendi vatanlarında yaşamaktır. İnşallah o günler de gelecektir, çok yakındır.

Türkiye olarak güvenli hale getirdiğimiz Cerablus-El Bab arasındaki bölgeye şu ana kadar 100 bine yakın kardeşimiz geri dönerek kendi evlerine kavuştu. Toplamda 2 bin kilometrekarelik bir alanı kendi kontrolümüze aldık. İdlib bölgesindeki operasyonumuzu tamamlamamızla birlikte buraya da önemli bir geri dönüş olacağını düşünüyoruz. Aynı şekilde Afrin’i ve Münbiç’i teröristlerden arındırdığımızda buraların asıl sahibi olan kardeşlerimiz evlerine yeniden kavuşacaklardır. Ardından Tel Abyad ve Resulayn’dan başlayarak tüm sınır bölgelerimizi güvenli hale getireceğiz. Çünkü sınır bölgelerimiz bir terör koridoru olarak bize tehdit oluşturuyor. Hiç kimse bize sadece Kilis’te şehir nüfusunda daha fazla sığınmacı barınırken, sınırın karşı tarafındaki güçlerin terör örgütü olmadığını iddia edemez. Madem Suriye’de her şey güllük gülistanlık, 3 milyonun üzerinde insan niye bizim topraklarımızda yaşamaya devam ediyor? Çünkü biz de, bu insanlar da biliyor ki sınırın öte tarafında sadece örgüt isimleri, sadece örgüt işaretleri değişiyor, zulüm baki. Dün zalimin adı rejimdi, dün zalimin adı DEAŞ’tı, bugün zalimin adı YPG-PYD’dir. Biz DEAŞ’a ne yaptıysak, bu örgüte de aynısını yapacak ve mutlaka sınırlarımızın ötesini güvenli hale getireceğiz.

Evet, anlaşılıyor, bu kapalı spor salonu size yetmiyor. Tahsin Başkan, yenisi ne zaman bitiyor? Sağlık meslek, haklarını geri istiyor. Sizin hakkınızı bizim Hükümetimiz asla vermemezlik yapmaz. Sağlık meslek liselerinden mezun olanların önü açıktır, buradan hiç endişeniz olmasın. “Yardımcılık istemiyoruz.” Bak ne diyorlar Recep Efendi, hep bunları başımıza siz sardınız, yardımcılık istemiyoruz diyorlar.

Şimdi her şey sevgili kızlar, sevgili gençler; her şey yardımcılıkla başlar, bak çıraklık, kalfalık, ustalık, unutmayın. Merdivenleri teker teker çıkalım ki düşmeyelim.

Tahsin Başkan, ne zaman bitiyor büyük salon? 1 yıl sonra. O kaç bin kişilik? 4 bin kişilik. Bak, 4 bin kapalı spor salonumuz 1 yıl sonra inşallah bitiyor diyor. Gençlik Spor mu yapıyor? Gençlik Spor inşallah bunu yetiştirecek, bizler de uyaracağız kendilerini, tamam. Sağ olun.

Kardeşlerim, artık bir şey bizi özellikle rahatsız ediyor; yüzümüze başka konuşulmasından, gözümüzün önünde başka işler yapılmasından bıktık, usandık. Dürüst olun ya, dürüst. Yok yok, bunlarda dürüstlük yok. Ne diyor Akif: “Sözleriyle özleri arasında benzerlik olmayanlar” işte bunlar o, bunlar bize çok zaman kaybettirdi. Bizzat şahsıma bölgedeki örgütlere silah verilmeyeceği söylendiği günden beri yüzlerce tır değil 4 bini aşkın tır silah yüklü, zırhlı taşıyıcı yüklü, bunlar Suriye’de sınırlarımız boyu dağıtılmakla kalınmadı, bir de önümüzdeki yılın bütçesine bu iş için ödenek konuldu. Aldığı bu destekten dolayı şımaran bölücü terör örgütünün azgınlığı her geçen gün artıyor. Dolayısıyla artık sözün bittiği yerdeyiz. Bundan sonra sadece ve sadece icraata, uygulamaya bakacağız.

Biz Suriye’de, Rusya ve İran’la nasıl çalışıyorsak Amerika ile de aynı şekilde çalışmak istiyoruz. Sorun Amerika’nın bizimle çalışmak isteyip-istemediğidir. Şayet Amerika bizimle çalışırsa memnun oluruz, birlikte neler yapabileceğimize bakarız. Bize bir adım atana, biz misliyle mukabele etmekten çekinmeyiz. Esasen aramızda çözemeyeceğimiz hiçbir sorun da yoktur. Biz Amerika ile NATO’da beraberiz, stratejik ortağız, ama stratejik ortağın ile hareket etmeyeceksin, terör örgütleriyle bir başka terör örgütüne karşı savaşacaksın; böyle bir şey olabilir mi? İşte bakın vize krizini kendileri başlattılar, ama şimdi de sağ olsunlar kendileri bitirdiler, ne güzel. Biz böyle bir vize krizi istemedik ki? Şimdi kalktı, olması gereken buydu zaten. Suriye meselesinde de aynısının olmaması için bir sebep yoktur. Ben bizzat Sayın Başkana söyledim; siz niçin terör örgütüyle işbirliği yapıyorsunuz. Siz bize hava desteği vesaire bu konularda yardımcı olun, biz Türkiye olarak gerekiyorsa iki tugay gerekiyorsa iki tugay göndeririz ve Özgür Suriye ordusuyla beraber burada DEAŞ’ın işini bitiririz. Bak bunu Rai’de yaptık, Cerablus’ta yaptık, aynen burada da yaparız dedik. Bunu heyetler arasındaki görüşmelerde kendileriyle görüştük. Ama maalesef kendi generalleri bu olmaz demiş. O da onların sözüne uyarak maalesef teröristlerle hareket etmeye karar verdiler. Bu ülke bizimle çalışmak istemezse biz ne yapacağız, kendisi bilir.

Bölgedeki herkes artık şu gerçeği kabullenmelidir: Biz bu terör örgütünü çok da uzak olmayan bir tarihte öyle veya böyle tepeleyeceğiz. Talebimiz; bu süreçte kimsenin ayağımıza dolaşmamasıdır.  

Gençler, biliyorsunuz biz bugüne kadar evvel Allah hiçbir beşeri gücün önünde eğilmedik. Biz sadece ve sadece Allah’ın huzurunda rükûda ve secdede eğiliriz, başka hiçbir yerde değil.

Her zaman söylediğim gibi, birileri için Suriye ve Irak’ta yaşananlar taktik bir hamleden ibaret olabilir, bizim için buralarda atılan her adım bir beka meselesidir.

Geçmişte bu coğrafyada bize karşı kurulan ve adeta binlerce yıllık kardeşliğimize sırtımızı dönmemizi telkin eden tuzaklara artık kesinlikle biz düşmeyeceğiz. İşte bu kararlılıkla diyoruz ki; biz sonuna kadar Suriye meselesinin takipçisiyiz, Irak meselesinin de takipçiyiz. Suriye’yle 911 kilometre sınırımız var, Irak’la 350 kilometre sınırımız var. Biz buralarda kalkıp da buyurun yolgeçen hanı diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Ve biz sonuna kadar Libya meselesinin de takipçisiyiz. Balkanlar, Kafkasya nasıl canımızın bir parçasıysa, bu bölge de yüreğimizden bir parçadır.

Kastamonu türküsünde ne diyor: “Şu dağlar olmasaydı, yaprağı solmasaydı. Ölüm Allah’ın emri ayrılık olmasaydı.”

Ülkemizin fiziki sınırlarımızın dışında kalmış olsa da, gönül sınırlarımızın tam ortasındaki bu kardeşlerimizden bizi kimse ayıramaz. Bunun için Suriye’deki terör örgütlerine hep diyoruz ki; bir gece ansızın gelebiliriz. Biz gelmeden, güvendiğiniz dağlara kar yağmadan siz pılınızı pırtınızı bırakıp çekip gidin. Çünkü biz geldiğimizde gidecek bir yeriniz olmayacaktır.

Kardeşlerim, biz Türkiye’nin içeride ve dışarıda karşılaştığı tüm sorunlara çareler ararken, birileri de ısrarla suni gündemler peşinde koşuyor. Bunun son örneğini geçtiğimiz günlerde yayınlanan kanun hükmünde kararnamede yer alan bir düzenlemede yaşadık. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından o gece yaşanan hadiselerin ve yürütülen mücadelenin hukuki altyapısını oluşturmak için pek çok kanun hükmünde kararname yayınlandı, bazı kanunlar çıkarıldı. Mesela 27 Temmuz 2016 tarihinde, yani darbe girişiminden yaklaşık iki hafta sonra bir kanun hükmünde kararname çıkarmışız. Bu kararname ile darbe girişimi ve bunun devamı niteliğindeki olaylarda görev alan kamu görevlilerinin vazifelerini yerine getirirken aldıkları kararlar ve eylemlerinin hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluk doğurmayacağı hükmünü o zaman getirmişiz, 15 Temmuz’dan iki hafta sonra. Üstelik bu kararname Meclis’te de görüşülerek yasalaşmıştır. Yani tüm milletvekillerinin bu ifadeden ve içerdiği hükümden ayrıntılı bilgisi var. Benzer ifadeler yine 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili şehitlik, gazilik tazminat konularını düzenleyen çeşitli kanun hükmünde kararnamelerde de ayrıca yer almıştır. Daha sonra aynı hükümleri içeren düzenlemeye 15 Temmuz’da kahramanca ve cesaretle darbecilere karşı koyan sivil vatandaşlarımız için de ihtiyaç duyulduğu görülmüştür. Yayınlanan son kanun hükmünde kararnamede daha önceki ifadelerin aynısıyla bu konuda bir düzenleme yapılmıştır. Her nedense bir anda büyük bir gürültü kopartıldı. Bana göre büyük bir gürültü değil, bunu da söyleyeyim ha. Tuhaf kampanyalar başlatıldı. Hatta hatta içimizden bazıları da bu kampanyaya katıldı. Tabii üzüldük, yapmamaları gerekirdi. Ama bu katılanların ne yazık ki 16 Nisan’da da aynı kampanyaya katıldığını görüyoruz. 16 Nisan’da da bugün bu kampanyaya katılanlar, o zaman evet demediler, hayır dediler. Niye? Onlar bu işleri çok iyi biliyorlar. Ya biz bir yolda beraber aynı dava arkadaşı değil miyiz, gönüldaş değil miyiz? Nasıl oluyor da bir anda affedersiniz gidip Bay Kemal’in kayığına biniyorsunuz. Nasıl olur? Özellikle CHP’nin bazı milletvekilleri her türlü terbiye, ahlak ve haysiyet çizgisinin dışına taşan sözlerle güya Hükümete, ama aslında milletimize hakaret etmeye başladılar. Hele Ana Muhalefetin bir Muğla milletvekili var ki terbiyesiz, ahlaksız, burada tekrarlamaktan hayâ edeceğim, utanç duyacağım ifadelerle benim milletime saldırmıştır. Üstelik de güya hukukçu olan bu kişi, şu ana kadar çıkan hiçbir kanun hükmünde kararnameyi okumamıştır. Tabii şimdi milletvekillerimiz vesaire bu adamla ilgili dava açacak, açmaları lazım. Meclis’te görülen yasadan da haberi yok. Çünkü aynı ifade hepsinde de var. Cehalet paçalarından, terbiyesizlik bunların suratından akıyor. Partisinin başındaki zata özenmiş olacak ki, bu şekilde ortaya atılıp milletimize saldırma cüreti gösteriyor. Tabii biz bunların tıynetini, cibilliyetini çok iyi bildiğimiz için açıkçası yaptıkları terbiyesizliğe şaşırmadık. Bizi şaşırtan, hiç beklemediğimiz bazı gelişmeler. Bu husumet kervanına bizim dava arkadaşlarımızdan bir kısmı nasıl katıldı, nasıl katılıyor. Yazıklar olsun, yazıklar olsun. Biz fazla bir şey söylemeyeceğiz, ama lütfetsinler de bunu da söyleyelim. Çünkü, birilerinin zil takıp oynamasına vesile oldukları için yazıklar olsun. Eğer onlar zil takıp oynuyorsa, herhalde iyi yolda değilsiniz.

Kardeşlerim; diyelim ki bu kararnamede geçen ifadenin sıkıntısı yeni anlaşıldı. Yapılacak iş basittir, ilgili yerlere bu görüşler iletilir, konuşulur tartışılır ve gereği yapılır; doğrusu budur. Bunun yerine CHP’nin ve birtakım terör örgütlerinin sırf millete hakaret etmek için açtıkları bir yoldan gitmenin adı olsa olsa fırsatçılıktır.

15 Temmuz gecesi tarihimizin en büyük destanlarından birini yazan milletimizi hedef alan saldırılara tahammül etmemiz söz konusu olamaz. Bu darbe teşebbüsü tarihimizin en ahlaksız girişimiydi. Buna karşılık milletimizin bu ihaneti bastırma tarzı, tarihimizin en ilkeli, en onurlu, en gurur verici hadisesidir. Biz böyle bir milletin evladı olmaktan şeref duyuyoruz.

Kardeşlerim, bunun için de meseleyi kanun tekniği tartışmasından çıkartıp 15 Temmuz’u itibarsız hale getirmek suretiyle veya onu bir araç haline dönüştürmek suretiyle bu yolda yürümek, FETÖ’nün, PKK’nın ve diğer terör örgütlerinin değirmenine su taşımaktan başka bir şey değildir. Biz üzerimize hendeğiyle, tankıyla, tüfeğiyle, arkasına aldığı yedi düveliyle gelen teröristlere eyvallah etmedik ki bunlara eyvallah edelim.

Bak gençler ne diyor, gençler ne diyor? Rabia diyor. Hep beraber. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bu ilkelerimizi hedefe alan hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayız.

Bir kez daha ifade ediyorum; şayet ortada bir hata varsa düzeltilir, eksik varsa giderilir, talep varsa karşılanır. Ama kusura bakmasınlar, biz bunu akşam yatıp sabah kalkıp çıkarmadık ki ya. Günlerce, haftalarca biz bunun üzerinde Cumhurbaşkanlığı olarak da çalıştık, Hükümet olarak da çalıştık ve Parti olarak da bunun üzerinde çalıştık. Biz Bay Kemal’in partisi miyiz ya? Öyle aklına geldiği zaman konuşanlardan değiliz. Biz bir defa “…” hükmüne uyarak hareket edenlerdeniz. Bütün işlerimizde istişare denilen konuya bağlı olarak hareket edenlerdeniz. Ha istişare ettik, birilerinin istediği gibi olmadı da bir başkalarının istediği gibi oldu; kusura bakmayın kardeşim, yani istişarede illa benim istediğim olmadı, onun için ben de desteklemiyorum deme hakkın yok. Orada nihai karar verici bellidir, nihai karar verici kararını verir yola devam edilir. Bütün bunların hepsi bir tarafa bizim kuru inadımız söz konusu değildir. Bugüne kadar böyle yürüdük. Bizim tepkimiz; ülkemizin ve milletimizin bekasını temsil eden Rabia’mıza yönelik saldırılara ve bunlara verilen sinsi desteklerdir.

Herkesi Türkiye’nin içinden geçtiği dönemin nezaketine uygun hareket etmeye, küçük hesaplardan uzak durmaya davet ediyorum. Biz milletimize hizmet aşkıyla gecemizi gündüzümüze katarak çalıştık, çalışmaya devam ediyoruz. Kastamonu bunun kıymetini çok iyi bilir. Geçtiğimiz 15 yılda Kastamonu’ya 15 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Ne demek bu? Eski rakamla 15 milyar 15 katrilyon demek, bu kadar yatırımı biz Kastamonu’ya elhamdülillah yaptık. Bitti mi? Bitmedi, daha devam edeceğiz. Kastamonu’yu yılların özlemi olan üniversitesine biz kavuşturduk. Sadece bununla kalmadık, 23 bini aşan öğrenci sayısıyla, yurtlarıyla, spor salonlarıyla, tüm imkânlarıyla üniversitemizi bölgenin parlayan yıldızı haline getirdik. Şehrimize 400 yataklı bir devlet hastanesi, ayrıca ilçelerimize 4 hastane kazandırdık. Ulaşımda bölünmüş yol uzunluğunu, bu bile çok enteresan ya, geldiğimiz 47 kilometreydi, şimdi bunu 328 kilometreye çıkardık. Ilgaz Dağının aşılması çilesini sona erdirmek için Kastamonu’ya ulaşımda bir devrim olan 15 Temmuz İstiklal Tünelinin ve bağlantı yollarını biz kazandırdık. Dağları deldik be, Ferhat olduk Şirin’e kavuştuk.

İnşa ettiğimiz çok sayıda köprüyle Kastamonu sınırları içindeki ulaşımı büyük ölçüde rahatlattık. İnebolu yolu yarılandı, inşallah 2020 yılına kadar tamamen bitecek. Çankırı yolu da yine bu tarihte tamamlanacak.

Kastamonu’da adı var, kendi yok bir havalimanı mevcuttu, öyle mi? Ben o haliyle buraya helikopterle indim de onun için söylüyorum. Biz burayı aldık, pistiyle, terminaliyle, yollarıyla modern bir havalimanını elhamdülillah bitirdik. Ama bakın çok enteresan bir şey var; geçtiğimiz yıl yolcu sayısı 108 bini buldu. Evvel Allah, Tosya’ya yol yapmayacağız da nereye yapacağız. Bence buradaki bakanlardan isteyin ya.

Tahsin Başkan, milletvekili arkadaşlarım, Kastamonu; bunları bir de bana liste olarak ayrıca bir getiriverin.

Maşallah Tahsin Başkanla da Kastamonu bir başka güzel olmaya başladı, inşallah daha da güzel olacak.

TOKİ kanalıyla 2 bin konutu tamamladık, 1300’ünün inşası sürüyor. İnşa ettiğimiz barajlar, sulama tesisleri, diktiğimiz fidanlarla Kastamonu’nun ormanlarına, sularına bereket kattık.

Kastamonu, 2018 Yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti olarak ilan edildi. Bu vesileyle şehrimizde gerçekleştirilecek çok sayıda kültür faaliyetinin yanı sıra, pek çok kalıcı yatırım da yapılacak. Önümüzdeki dönemde bu hizmetleri, bu yatırımları kesintisiz bir şekilde sürdüreceğiz.

Türkiye 2023 hedeflerine ulaşırken, Kastamonu da bundan hak ettiği payı inşallah alacaktır. Ancak Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerinin çevresindeki o tarihi konaklardan, binalardan lütfen Kastamonu’nun zenginleri şöyle ellerini o sıcak ceplerine atıversin de onlardan satın alıp onları restore etsinler. Güzel olur değil mi? Çünkü Kastamonu’ya ve Şeyh Şaban-ı Veli Hazretinin o çevresine bunlar yakışmıyor. Sağ olsun örnek olarak Belediye Başkanımız orada bir-iki düzenlemeye gitti, ama istiyoruz ki bunlar biraz daha artsın değil mi?

Biz milletimizle birlikte ekonomimizi ve demokrasimizi en ileri seviyeye ulaştırmakta kararlıyız. Bu mücadelemizde bize destek veren herkesten Allah razı olsun. Destek vermeyenlerden tek talebimiz; gölge etmesinler başka ihsan istemeyiz.

Hazır mısınız? "Evet." Hazır mısınız? "Evet." Kalkın bakalım ayağa, bir kalkın, çok oturdunuz.

Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey Kastamonu’yu hatırlatıyor.

Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Kalın sağlıcakla. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.