Cumhurbaskani Erdogan’in Kazan Soda Elektrik Fabrikasi açilisinda yaptigi konusmanin tam metni
Sayın Büyükelçi, Ciner Grubunun kıymetli yöneticileri, Kahramankazan Soda Elektrik Üretim Anonim Şirketinin kıymetli mensupları, sevgili şoför ve işçi kardeşlerim, 15 Temmuz’da cesaretleri ve fedakarlıklarıyla kahraman unvanını alan değerli Kahramankazanlılar, muhterem şehit yakınlarımız ve gazilerimiz; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
Açılışını yaptığımız bu tesis, hem madencilik, hem kimya, hem de elektrik üretim faaliyetlerini içinde barındırıyor. Yatırım maliyeti 1,5 milyar dolar olan bu tesisin 2200 kişiyi istihdam ederek yılda 600 milyon dolar ihracat yapacak olması, gerçekten iftihar verici bir tablodur. Tamamı yerli kaynaklarla çalışacak bu tesisten yapılacak ihracatın her kuruşu, ülkemize net girdi olarak yazılacaktır. Bu tesisin de devreye girmesiyle ülkemiz dünya soda külü ihtiyacının onda 1’ini, Avrupa’nın ihtiyacının da yarısını karşılayabilir hale gelmiştir.
Ciner Grubu ülkemiz dışında Amerika’da da bu alanda yatırım yapıyor. Tabii soda deyince, yemekten sonra içtiğimiz sodayı herhalde kastetmiyorum, yanlış anlaşılma olmasın. Burada camdan deterjana ve hayvan yemine kadar çok geniş kullanım yelpazesi olan stratejik bir üründen bahsediyoruz. Kahramankazan, Sincan, Beypazarı bölgesi bu ürünün hammaddesi olan trona madeninin en zengin olduğu yerdir. Başbakanlığım döneminde, 2009 yılında Ciner Grubunun Beypazarı Soda Külü Tesisinin açılışını da bizzat yapmıştım ve devlet olarak oraya yüzde 26 da ortağız, birlikte bu işi yaptık. Rabbim bugün de bize çok daha büyük ve kapsamlı bir yatırım olan Kahramankazan Tesisinin açılışını yapmayı nasip etti, hamdolsun. Bu büyük yatırımın önemli bir parçası da 380 megavat güce sahip elektrik santralidir. Bu santralde üretilen elektriğin 110 megavatı tesisin kendi ihtiyacı için kullanılacak, kalanı da ülke sistemine aktarılacaktır. Böylece elektrik bakımından ülkemize yük olmayan, tam tersine katkıda bulunan böyle bir tesise sahip olmuş oluyoruz. Tüm bu tesislerin ülkemize, milletimize, bölgemize ve elbette Ciner Grubumuza hayırlı olmasını, bereketli olmasını Allah’tan diliyorum.
Bu tesisin inşasında emeği geçen Çinli dostlarımız başta olmak üzere herkesi tebrik ediyorum. Burada çalışacak tüm işçilerimize, özellikle de her gün Derince Limanı’na yük taşıyacak 400 kamyon şoförümüze kazasız-belasız Rabbimden mesailer diliyorum.
Değerli kardeşlerim; ülke ve millet olarak 15 Temmuz gecesi merkezi hemen şuradaki Askeri Hava Üssü olan hain bir darbe girişimiyle biliyorsunuz karşı karşıyaydık. Bu darbe girişiminin hedeflerinden biri de ekonomimizdi. Darbe başarılı olsa da-olmasa da Türk ekonomisinin yerle yeksan etmeye niyetli güçler hemen harekete geçtiler. Saldırının omurgasını her zamanki gibi döviz spekülasyonu oluşturuyordu. 15 Temmuz gecesi darbecilerin uçaklarına, helikopterlerine, tanklarına, ölüm kusan silahlarına eyvallah etmeyen Türk milleti, ekonomik saldırı karşısında da yine dimdik duruş sergiledi.
Ankara’da darbecilerin en çok kan döktüğü yerlerden biri de Kazan’dır. Bu vesileyle tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, gazilerimize de şifalar diliyorum.
Darbe gecesinden sonraki iki hafta içinde 20 milyar dolara yakın dövizi bozdurup Türk Lirasına geçerek spekülatörlerin başına adeta bir yumruk gibi inen milletimiz saldırının ekonomik ayağını da çökertmiştir.
FETÖ’nün yanı sıra PKK ve DEAŞ’ın da tüm gücüyle sahaya indiği 2016 yılında her şeye rağmen yüzde 3,2 oranında bir büyüme oranına ulaşmayı başardık. Geçtiğimiz yılın ilk 3 çeyreğinde de yüzde 7,4’lük bir büyüme oranıyla adeta yeniden şaha kalktığımızı tüm dünyaya ilan ettik. Yatırımlarda geçtiğimiz yılın ilk 3 çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 30’luk bir artış yaşandı. İstihdamda yılın ilk 10 ayında 1,5 milyona yakın artış sağladık. İhracatta rekor tazelediğimiz bir dönemi geride bıraktık. 2017 yılında 157 milyar dolarlık bir ihracat rakamıyla artık geleceğe çok daha ümitle bakıyoruz. İşte bugün yine ihracata farklı bir dinamizm katacak bu tesisleri hizmete alıyoruz.
Turizmde 30 milyona yaklaşan turist ve 25 milyar dolara yaklaşan gelirle kayıplarımızı telafi etmeye başladığımız bir dönemi geride bıraktık, önümüzdeki sezonda inşallah rekorlarımızı yeniden yoklamaya başlayacağız. Döviz rezervlerimiz 110-120 milyar dolar arasında gidip geliyor.
Sevgili dostlar; 23,5 milyar dolar IMF borcuyla teslim aldık ülkeyi, 2013 IMF’e olan borcumuzu sıfırladık ve IMF bizden borç ister hale geldi.
Merkez Bankamız 27,5 milyar dolar döviz rezervine sahipti ve 138 milyar dolara kadar çıktık. Bu malum gelişmelerden sonra bir düşüş yaşadık ve şimdi de 110-120 milyar dolar bir döviz rezervine hamdolsun sahibiz. Ama hedef, biz yeniden o 138’i de yakalayacağız, 150 milyar dolara da ulaşacağız, önü açık, daha ilerlere de ulaşacağız. Çünkü Türkiye eski Türkiye değil, artık yeni Türkiye var.
Yaşadığımız bunca badireye rağmen kamu borçlarının milli gelirimize oranı düşmeyi sürdürüyor, hem anapara, hem de faiz ödemelerimiz her geçen yıl azalıyor. Bu şekilde artığımız kaynakları ülkemiz içinde yatırım olarak, teşvik olarak kullanıyor, büyümemizi, istihdamımızı destekliyoruz.
Borsamız uzun zamandır rekor üzerin rekor kırarak büyümeye devam ediyor. Biliyorsunuz hükümete geldiğimizde bizim borsa o zamanlar 11 civarındaydı, ama bakın şimdi 110-118, buralara kadar tırmandı. Gezi’ydi, 17-25 Aralık’ta, çukur eylemleriydi, terör saldırılarıydı, darbeydi derken bugünlere geldik.
Uluslararası siyasetle uluslararası ekonominin madalyonun iki yüzü gibi birbiriyle yakın ilişkisini göz önüne aldığımızda, her iki alanda da adeta arı kovanına çomak soktuğumuzu görüyoruz. Suriye’de, Irak’ta, tüm Kuzey Afrika hattında ve Avrupa’da yaşanan hadiselerin hiçbiri bu fotoğraftan bağımsız değildir. Ne yaparlarsa yapsınlar, bizi engellemeyecekler, bunun bilinmesini istiyorum.
Tabi bazıları bize bazı akıllar veriyor, Türkiye de artık yerini, konumunu bilsin diyor. Tamam da, biz Türkiye’yiz ya, biz sıradan bir çadır devleti değiliz ya. Bu millet küllerinden doğmuş bir millet ve bu millet tarih yazmış bir millet. Öyle diyor ya şair: “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz, gelmişiz dünyaya millet, milliyet nedir öğretmişiz”; böyle bir milletiz biz.
Şimdi affedersin kıçı kirli bazıları Suriye’de kalkıp bize sınırda tehdit sallıyor ve oradan bize tehdit sallamak suretiyle Türkiye’yi kendi kabuğuna çekmek istiyor. Kusura bakmasınlar, PYD’ymiş, öbür tarafta YPG’ymiş, öbür tarafta DEAŞ’mış, topunuz gelin, ne olursanız olun tepenize ineceğiz, bunun başka çaresi yok. Şu anda zaten obüslerle vuruyoruz, vurmaya da devam edeceğiz. Kabuğumuza çekilip de sizin vurmanızı mı bekleyeceğiz.
Biz bu terör örgütlerinin ortadan kalkması tavsiyesini kendilerine yaptık. DEAŞ denilen terör örgütünü bir başka terör örgütüyle yok etmeye çalışmanızı biz asla kabul etmiyoruz dedik. Eğer biz stratejik ortaksak, eğer model ortaksak, bu işi bizimle beraber yapmak durumundasınız, ondan sonra dünyaya biz teröre karşıyız yalanını söyleyemezsiniz. Zira bir terör örgütü bir başka terör örgütüyle yok edilemez, böyle bir şey olamaz ve bizim dediğimiz noktaya da gelecekler. Ve biz kendi kararımızı kendimiz verdik, veriyoruz, şu anda da operasyonlar zaten devam ediyor.
Hangi tuzakları kurarlarsa kursunlar, 2023 hedeflerimize ulaşmamıza mani olamayacaklar. Hiçbir senaryo bizi 2053, 2071 vizyonlarımızdan vazgeçiremeyecektir, çünkü biz Türkiye’yiz, çünkü biz Türk milletiyiz, bu böyle bilinsin.
Kardeşlerim; bizim çok zengin doğal kaynaklarımız, petrolümüz, gazımız, altınımız olmayabilir, ama hamdolsun işte burada olduğu gibi bizim de trona madenimiz var, bizim bor madenimiz var, kömürümüz var, başka madenlerimiz var, ama hepsinden öte zekamız var zekamız, bu bilinsin. Genç, dinamik bir nüfusumuz var. Boşuna demiyorum ya en az 3 tane çocuk diye. Onun için burada anneler, babalar, lütfen tavsiyenizi buna göre yapın ha, en az 3 çocuk. Genç bir nesil en önemli zenginliktir ve bütün gücümüzü de oradan alacağız.
İnsanın içinde olmadığı ekonomi, hiçbir zaman güç değildir. Ekonomide emek, ekonomide istihdam, bütün bunlar insanın türevidir, insan varsa bunlar var, insan yoksa ne emek var, ne istihdam var. Onun için tüketim orada, üretim orada, öyleyse neye ihtiyacımız var? İnsana ihtiyacımız var, bunu başarmamız lazım.
Katma değeri enerji kaynakları kadar yüksek olmasa da, elimizdeki madenleri en iyi şekilde değerlendirerek kalkınmamız için önemli bir kaldıraç haline dönüştürebiliriz. Madenlerimizin ham halleriyle satılmasına eskiden beri hiç gönlüm razı olmamıştır, ama maalesef bütün madenlerimiz hep ham halleriyle yurt dışına ihraç edilmiştir, ondan sonra da orada işlenmiş olarak onları almışızdır; bu ne mantıktı ya? Topraklarımızdan çıkan cevherleri mamul veya yarı mamul haline getirerek sattığımızda elde edeceğimiz katma değer, işte görüyorsunuz, göreceksiniz, katlanarak artacaktır. Bugün için de madenciliğimizle ilgili teknolojilere, aynı şeklide kimya teknolojilerine büyük önem veriyoruz. Bor gibi, trona gibi dünya ölçeğinde söz sahibi olduğumuz madenlerimizin işlenmesini ne kadar geliştirirsek, hem şirketlerimizin, hem ülkemizin karı o derece artacaktır. Gerek ilgili kamu kurumlarımızın, gerekse Ciner Grubu gibi özel sektör kuruluşlarımızın bu konuda oldukça ümit verici çalışmalar ortaya koyduklarını biliyoruz. Diğer alanlarda da benzer atılımların haberlerini bekliyoruz. Bizim artık teknolojide tüketici olma düzeyinden tasarımcı ve üretici olma seviyesine çıkmamız gerekiyor.
Geçtiğimiz yıl imza törenini gerçekleştirdiğimiz yerli otomobil projesini işte bu amaçla destekliyoruz. Türkiye’ye yüzbinlerce otomobil satan, ama tek kuruşluk yatırım yapmayanlara bu ülkenin neler yapabileceğini Allah’ın izniyle göstereceğiz.
Üstelik tıpkı iletişim teknolojilerinde olduğu gibi, her en kadar biraz gecikmeyle girmiş olsak da bu pazarda en son teknolojiyle ve en yeni üretim tesisleriyle kısa sürede önemli bir yere gelebileceğimize inanıyorum. Savunma sanayinde bunu yapabileceğimizi gördük ve gösterdik.
Uzun yıllar ülkemizde adeta oynayanların, parasıyla ürün vermeyenlerin, bin bir bahaneyle bizi yıllarca geriye götürenlerine hiçbirine hamdolsun artık ihtiyacımız kalmadı. Geçtiğimiz 15 yılda hayata geçirdiğimiz projeler sayesinde birçok alanda dışa bağımlılıktan kurtulduk. Bununla da kalmadık, pek çok dost ve kardeş ülkenin ihtiyacını da karşıladık, karşılıyoruz.
Tabi bu noktaya gelmek kolay olmadı, attığımız her adımda önümüze akla, hayale gelmeyecek engeller çıkartıldı, sabotaj teşebbüsleri yaşandı. Atılan imzalardan geri dönülmesinden, başlangıçta söz konusu olmayan nice konunun sonradan önümüze çıkartılmasına kadar pek çok sorunu, sıkıntıyı çözmek zorunda kaldık, hala da uğraştığımız sıkıntılar var, Allah’ın izniyle hepsinin de üstesinden geleceğiz.
Kardeşlerim; sizler de görüyorsunuz, dinliyorsunuz, takip ediyorsunuz, müttefikimiz dediğimiz bir ülke tüm itirazlarımıza, tüm ikazlarımıza, tüm iyi niyetli telkinlerimize rağmen sınırlarımız boyunca bir terör ordusu kurmakta ısrar ediyor. Türkiye sınırı boyunca kurulacak bir terör yapılanmasının Türkiye’den başka bir hedefi olabilir mi? Amerika’nın artık kelime oyunlarından vazgeçerek niyetini açıkça ifade etmesinden memnuniyet duyarız. Çünkü bizim için ağızdan çıkan söz önemlidir. Eğer bir ülkenin başındaki kişi, yetkilileri, sorumluları bize terör örgütleriyle birlikte mücadele edeceğimizi söylüyorsa, hassasiyetlerimizin gözetileceğini ifade ediyorsa, bu bizim için anlamlı bir sözdür. Aksi ortaya çıkana kadar da biz bu söze değer verir, bağlı kalırız. Şimdi artık Amerika ülkemiz sınırları boyunca bir terör ordusunu kurduğunu ikrar etmiştir. Bize düşen de, bu terör ordusunu daha doğmadan boğmaktır. Nedir? Orada 30 bin kişilik bir terör örgütü kurmuş, eee? Onlara şu an itibariyle 4800 tır dolusu silah göndermiş. Ne gönderirsen gönder, o 30 bin kişilik kurduğun ordu orada seni tam anlamıyla temsil edemeyecek ve stratejik ortağının karşısında da kusura bakma rezil rüsvan olacaksın.
Bizim tüm müttefiklerimize, dostlarımıza söylediğimiz, söyleyeceğimiz şudur: Teröristlerle aramızda durmayın, katil sürüleriyle aramıza girmeyin, aksi takdirde ortaya çıkabilecek istenmeyen hadiselerden biz sorumlu olmayız. Terör örgütünün üstlerindeki bayraklarınızı kendiniz indirin ki o bayrakları biz size teslim etmek zorunda kalmayalım. Teröristlerin üniformalarındaki işaretlerinizi söküp alın ki teröristlerle birlikte olanları da toprağa gömmek mecburiyetinde biz kalmayalım. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz en kısa sürede Afrin ve Münbiç meselesini Allah’ın izniyle halledecektir, hazırlıklarımız tamamlanmıştır. Harekât her an başlayabilir. Ardından da sıra diğer bölgelere gelecektir. Sınırlarımız boyunca değil 30 bin, tek bir terörist dahi bırakmayana kadar bu operasyonlar sürecektir. Amerikalıların sırtını sıvazladıkları teröristleri tanımadıkları anlaşılıyor. Kendilerine söyledim; bak yanlış yapıyorsunuz, bu adamların cinsini-cibilliyetini iyi biliriz. Eğer biz stratejik ortağınız isek bize güvenin. Eğer Münbiç’e, Rakka’ya ordu gönderilecekse biz bir tugay da göndeririz, iki tugay da göndeririz, siz bizimle hareket edin, yanlış yapıyorsunuz. Bizim generallerimiz bize böyle söyledi dediler. Ben de kendilerine dedim ki; sizin generalleriniz yanlış anlatıyor, benim generallerim doğru anlatıyor. Burada yanlış yapıyorsunuz, yanlış yola gidiyorsunuz. Bizi anlayacaksınız, ama iş işten geçmiş olacak ve nitekim öyle oldu. Biz onları çok iyi tanıyoruz. Biz bunların nasıl kalleş, nasıl ikiyüzlü olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu ordunun adı kalleşler ordusudur, bu böyle bilinsin. İki gün sonra başları dara düştüğünde oradaki Amerikan askerlerine ilk silah doğrultacak olan işte bu 30 bin kişilik teröristlerdir, ama o zaman iş işten geçmiş olacak. İşlerine gelmediğinde onları şantaj malzemesi olarak kullanmaya başlayacak olan da yine bu teröristlerdir. Çünkü bunların karakteri böyledir. Bunlar kendi yaşadıkları coğrafyadaki insanlara acımayan, varlıklarını kan dökücülüklerine borçlu olan gözü dönmüş bir katiller güruhundan ibarettir. Eğer Amerika bu vahşi canilerle kendisine bir gelecek kurmak istiyorsa ne diyelim, keyfi bilir, ama biz buna izin vermeyeceğiz. Biz milli bekamızı tehdit edecek bir oluşuma asla müsaade etmeyeceğiz. Nasıl Fırat Kalkanı Harekatı’nda oyunu bozmuşsak, diğer bölgelerde de ülkemize kurulan tezgahı darmadağın edeceğiz. Allah büyük, gün doğmadan neler doğar, hep birlikte bakıp göreceğiz.
Bu duygularla tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyor, sizleri saygıyla selamlıyorum.