Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Kültür Sanat Büyük Ödülleri Töreni’nde yaptigi konusmasinin tam metni

 

Değerli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne, bu gazi mekana hoş geldiniz.

2017 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödüllerini kazanan isimleri daha önce açıklamıştık, bugün de kendilerine veya temsilcilerine ödüllerini tevdi edeceğiz.

Resim alanında Sayın hemşehrim Selahattin Kara’yı, müzik alanında çok sevdiğim değerli sanatçımız Sayın Göksel Baktagir’i, geleneksel sanat alanında gerçekten sanatına çok çok saygı duyduğum Sayın Ali Toy’u, sinema alanında kendisini az önce ekranda izlediğimiz Sayın Yavuz Turgul’u ve kendisi adına ödülü alacak olan Sayın Ayhan Özen’i, tarih alanında artık yaşayan bir tarih diyebileceğimiz Profesör Doktor İlber Ortaylı’yı, vefa ödülünde de eserlerinde ben daha çok kendini bulduğum, ama yeğeni hocamdı, az önce kendilerini dinledik, merhum Nurettin Topçu üstadımızı ve tabi ödülü alacak olan hocam Ayşe Nermin Topçu’yu bir kez daha tebrik ediyorum.

Bu değerli kültür sanat insanlarımızla ilgili kısa tanıtım filmlerini ve kendilerinin veya temsilcilerinin konuşmalarını biraz önce hep birlikte takip ettik. Cumhurbaşkanlığı ödüllerini milletimizin ve devletimizin kültür sanat imkanlarımıza teşekkürünün, takdirinin bir nişanesi olarak aslında veriyoruz.

Her fırsatta ifade ettiğim gibi, bir ülke şayet kültür sanat alanında zirveye çıkamamışsa, diğer alanlardaki başarılarının hiçbirini kalıcı hale getirme, tarihe altın harflerle nakşetme imkanı da yoktur. Kendi tarihini başkalarından öğrenen bir millet, mazisiyle atisi arasında güçlü bir köprü kuramaz. İlhamını kendi özünden almadığı sanat, müzik, kültür abideleri üretemeyen bir milletin dünya çapında eserler ortaya koyabilmesi mümkün değildir.

Rahmetli Erol Güngör bu konuda şunları söylüyor: “Türkiye’de bugün hala bağımsız bir kültür şahsiyetinden söz ediliyorsa, bunu bizim eski kültürümüzün her türlü hoyratlık karşısında direnecek kadar kuvvetli olmasına borçluyuz.”

Kültür bir yönüyle medeniyetin toplumla buluşmasını da ifade ediyor. Eğer kültürümüzün geleceğini görmek istiyorsak, bakacağımız yer gençlerimizin, çocuklarımızın dünyasıdır. Gençlerin ve çocukların gönül dünyasına, diline, hayallerine erişemeyen bir kültür, müzelerde, kütüphanelerin tozlu raflarında kalmaya mahkumdur. Bunun için zaman zaman siyasi iktidar olmakla, hatta bağımsız bir ülke olmakla kültürel iktidar arasındaki farkı işaret ediyoruz. Her ne kadar birileri bunu kendi kısır siyasetlerinin dar dünyaları içinde yorumluyorsa da, aslında biz topyekun milletimizin geleceği konusundaki endişelerimizi dile getiriyoruz. Maalesef yeni nesilleri kendi kültürümüzün, tarihimizin, medeniyetimizin kökleriyle buluşturmakta zorlanıyoruz. Sanatın ve kültürün küresel etkisinde siz sadece eğer alansanız, siz sadece tüketenseniz, işte o zaman güneşin altında kalan bir buzdan heykel gibi eriyemeye başlıyorsunuz. Tam tersine, şayet siz kendi kültürünüz ve sanatınızın gücüyle küresel düzeyde etki sahibiyseniz, işte o zaman tunçtan veya mermerden bir heykel gibi pırıl pırıl parlayarak cazibe merkezi haline gelirsiniz.

Biz diyoruz ki, kendimize sahip olduğumuz görkemli geçmişe layık bir gelecek inşa etmeliyiz. Bunu da ancak yeni nesillerin gönlünü, ruhunu ve dimağını doyuracak kültür sanat ürünleri ortaya koyarak yapabiliriz. Bunun için biz kültür ve sanat ile bunların zeminini teşkil eden eğitim-öğretime özel önem veriyoruz. Açıkçası, geçtiğimiz 15 yılda bu alanlarda arzu ettiğimiz, hayal ettiğimiz, hedeflediğimiz ilerlemeyi kaydedeceğimiz bir gerçektir.

Türkiye’nin ekonomide 3 kat büyüdüğü bir dönemde kültür ve sanat alanında hala bu hayıflanmalar içerisinde olmamızdan da, bir özeleştiri olarak söylüyorum, üzüntü duyuyorum. İnşallah önümüzdeki dönem kültürü, sanatı, eğitimi önceliklerimiz arasında ilk sıralarda taşıyoruz, taşıyacağız. Sadece fiziki altyapılarıyla değil, insan kaynağından içeriğine kadar her alanda kültür sanat, eğitim-öğretim konusunda devrim niteliğinde reformları hep birlikte hayata geçireceğiz.

Değerli misafirler, dünyanın ve bölgemizin geçtiği sancılı süreçte ülkemizi güçlü bir şekilde ayakta tutmak ve daha önemlisi 2023 hedeflerimize ulaştırmak için gece-gündüz çalışıyoruz. Her ülke gibi bizim de kendimize göre önceliklerimiz, hassasiyetlerimiz, imkanlarımız ve handikaplarımız var. Önemli olan, şartlarla imkanları en ideal şekilde değerlendirerek ülkemize ve milletimize hayırlı hizmetler verebilmektir. Bugüne kadar hep bu anlayışla çalıştık, mücadele ettik, Rabbimizin yardımı ve milletimizin desteğiyle çok önemli başarılara da imza attık, beklediğimizi bulamadığımız durumlar da yaşadık. Ülkemizde belli bir kesimin yaşadığımız hadiselerin önemini ve tarihi mahiyetini kavrayamadığını görüyoruz. Biz bunlara rağmen milletimizle birlikte geleceğe yürümeye devam ediyoruz.

Sizlerin de yakından takip ettiği gibi, terör örgütleriyle ülkemiz içindeki mücadelemizi kararlılıkla ve başarıyla sürdürüyoruz. Sınırlarımızın yanı başında oluşturulmaya çalışılan terör koridoruna izin vermeyeceğimizi açıkça ortaya koyduk. Ekonomimize sahip çıktığımızı, ülkemizin kalkınma çabalarının önünün öyle küçük operasyonlarla kesilemeyeceğini, büyüme oranlarımızla, ihracatımızla, istihdamımızla, üretimimizle ispat ediyoruz. Ülkemizi durdurmak için önümüze çıkartılan her engel, hedeflerimize ulaşma azmimizi daha da kamçılıyor. 15 Temmuz darbe girişiminin zirvesini oluşturduğu saldırılar bizi yolumuzdan döndürmek bir yana, mücadelemizi çok daha kararlı bir şekilde yürütmeye sevk etmiştir.

Bu süreçte asla ihmal etmememiz gereken alanların başında kültür ve sanat çalışmalarımızın geldiğini biliyoruz. Karşılaştığımız her önemli sıkıntının ardından insanlarımızın tarihlerini ve medeniyetlerini öğrenme arzusunun yükseliyor olması boşuma değildir. Türkiye’nin bugün Suriye’de, Irak’ta, tüm Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Kafkasya’da, Kuzey Afrika ve diğer coğrafyalarda verdiği mücadelenin anlamını ancak tarihimize bakarak kavrayabiliriz.

Az önce İlber Hocamızın da ifade ettiği gibi, Fahreddin Paşa’yı ve Medine müdafaasını bilmezsek, işte bir kendini bilmez çıkar, bize Erdoğan’ın ecdadı işte böyledir, yani adeta hırsızdır diyecek kadar adileşir, alçaklaşır, ileri gider.

Bu adam neyin şımarığıdır? Petrolün şımarığıdır, elindeki paranın şımarığıdır. Benim ecdadım Medine’yi müdafaa ederken, be terbiyesiz senin ecdadın neredeydi? Sen önce bunun hesabını bize ver.

Ve 3 yıla yakın Fahreddin Paşa orada görev yaptı ve o mukaddes emanetleri biliyordu ki İngilizler gelip orada bir işgal hareketine girerse o zaman oradaki o emanetler acaba nereye gider, bunun bilinci içerisinde, ufku o kadar geniş ve ne yapıyor? Oradan o emanetleri -hocam, yanlış olursa bizi uyarırsınız- 2 bin civarında askerle İstanbul’a gönderiyor ve İstanbul’a gelen bu emanetler belli bir süre sonra da buraya da herhangi bir saldırı olur diye Anadolu’nun bilinmez bir köşesinde koruma altına alınıyor. Bakın şimdi Topkapı Sarayı’nda bu kutsal emanetlerin olduğu yerde 24 saat Kur’an-ı Kerim tilavet edilmek suretiyle oranın anlamına, manasına uygun bir şekilde bu koruma süreci devam ediyor. Ama bu saygısızlığı, bu hakareti yapan kişi, acaba bu emanetler nedir diye sorsanız inanın bilmez, öyle de bunlar cahildir.

Aynı şekilde Kudüs’ü asırlarca nasıl yönettiğimizi bilmezsek, bugün o bölgede yaşanan hadiselerin hikmetini çözemeyiz. Libya’da, Yemen’de verdiğimiz mücadeleleri bilmezsek, bugün oralar konusunda gösterdiğimiz hassasiyetin sebebini kimseye izah edemeyiz.

Geçtiğimiz ay Balıkesir’de katıldığım Kara Astsubay Yüksekokulu Mezuniyet Töreninde bu okullarımızın geçmişini anlatırken bir şey dikkatimi çekti. O da şuydu: 1909 yılında astsubay okullarının ilk nüvesi olan küçük zabit mektepleri açılmasına karar verildiğinde, bunun 7 bölgede faaliyet gösterilmesi kararlaştırılıyor, bu çok manidardır. Bu bölgeler nereler biliyor musunuz? İstanbul, Konya, Selanik, Erzincan, Halep, Bağdat ve Yemen olarak belirleniyor. Bakınız nerelerde biz kara astsubay okulları kurmuşuz. Dikkat ediniz, bu şehirlerden Selanik şu anda sınırlarımızın dışında, Halep aynı şekilde dışında, Bağdat sınırlarımızın dışında, Yemen sınırlarımızın dışında. Halbuki daha bir asır önce biz buralarda okullar kurmanın hazırlıklarını yapıyorduk.

Meşhur Yemen türküsünü bilmeyen yoktur herhalde.

“Havada bulut yok, bu ne dumandır?

Mahlede ölüm yok, bu ne figandır?

Şu Yemen elleri ne de yamandır…” Baktagir, bir ara bunu bize bir dinlet.

“Kışlanın önünde redif sesi var,

Bakın çantasında acep nesi var.” Tabi redif dediğimiz, yani 14-15 yayında bunlar böyle küçük askerler.

“Bir çift kundurayla bir de fesi var.

Ah o Yemen’dir, gülü çemendir,

Giden gelmiyor, acep nedendir?

Burası Huş’tur, yolu yokuştur,

Giden gelmiyor, acep ne iştir?”

Evet işte biz, işte bu Yemen’e düşman ayağı basmasın diye canımız ortaya koymuştuk. Bugün aynı Yemen kardeş kavgasının içinde kan ve ateşe boğulmuş durumda; maalesef diğer coğrafyalar da farklı değil. Asırlarca barış içinde, huzur içinde yaşadığımız yerlerde bugün karşımıza çıkan görüntüler gerçekten yüreğimizi yaralıyor. Kendi meselelerimizin üstesinden gelmek için uğraşırken, bu kardeşlerimizin bulunduğu durumu görmezden gelmek bize yakışmaz. Bu sebeple bedel ödeyeceğimiz bilsek de asırlarca birlikte yaşadığımız ortak tarih ve medeniyet geçişine özellikle sahip olduğumuz kardeşlerimizin hakların savunmaya devam edeceğiz.

İşte bugün, bakın belki de şu anda başlamış durumdadır, Birleşmiş Milletler’de oylama var. Neyle ilgili oylama bu? İşte Kudüs’ü başkent yapmak veyahut da Amerika’nın kendi büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma girişimi. Ve ne yapıyor Amerika’nın Başkanı? Tehdit sallıyor. Nedir bu tehdit? Diyor ki, biz işte yüz binler, yüz milyonlar veriyoruz, işte milyarlar veriyoruz, eee? Bizim düşüncemizin aksine hareket edenler var, bunların hepsini tek tek kaydediyoruz. Peki, Amerika’ya ne diyorlar? Demokrasinin beşiği. Demokrasinin beşiği, dünyada dolarla satın alınacak iradeler arıyor. Sayın Trump, siz Türkiye’nin demokrasi iradesini dolarlarınızla satın alamazsınız, bizim kararımız bellidir. Ve tüm dünyaya da sesleniyorum; sakın ha, böyle ufak tefek dolarlarla demokrasi mücadelenizde iradenizi birilerine asla satmayın. O dolarlar gelir, ama satılan irade bir daha geri gelmez, onun için duruşunuz çok önemli. Biz bugün Afrika ülkelerinin hepsini dolaşıyoruz, ama biz dolarlar geri gelsin diye dolaşmıyoruz. Hepsi kimliğini, kişiliğini bulsun diye dolaşıyoruz. Ben bu hafta sonu Sudan’a gidiyorum. Yıllardır Sudan’a çile çektirdi bu Amerika, ambargolar uyguladı. Kendi paralarının dışarıya çıkışını engelledi. Oradan Çad’a gideceğim, oradan da Tunus’a gideceğim, arka arkaya 4-5 gün oralardayım. Fakat şu yapılanları gördüğümüz zaman, o zaman bu nasıl bir demokrasidir diye kendi kendimizi hesaba çekmek durumundayız. Demokrasi mücadelesi verilecekse, böyle kalkıp iradeleri dolarla satın almak suretiyle engelleyerek değil, bırakın herkes iradesini özgür bir şekilde kullansın, özgür bir şekilde ortaya koysun. Temenni ediyorum ki bugün Amerika oradan beklediği neticeyi alamaz ve bu noktada da dünya Amerika’ya çok güzel bir ders verir diye beklentim var, temennim var. Tabii kimse bizim gönül sınırlarımıza ket vuramaz.

Değerli arkadaşlar; bu mücadelede en büyük yardımcımız şüphesiz kültür ve sanat dünyamız olacaktır. Ve az önce Baktagir Hocamızın özellikle kanunla ilgili bu ilkokullara, anaokullarına falan inmeli, oradan başlamalı tavsiyesi noktasında, şimdi Erol Hocam da burada, artık üniversitesini bu işin kurduk, inşallah bu üniversiteden ta oralara kadar da iner ve bu işi oradan alıp üniversitesine kadar bunu çıkartmak suretiyle gerçekten musikide çok daha farklı adımları, bütün enstrümanlarda farklı adımları da atma imkanını yakalamış oluruz. Erol Hoca, bak üzerinde şimdi yeni bir ders var, ona göre hazırlıkları yapmamız lazım.

Ve biz meramımızı en güzel bu noktada eserlerle ortaya koymamız lazım. Aynen İlber Hocamızın bu Topkapı Sarayındaki çinilerle ilgili tavsiyesi noktasında, onu da tabii Kültür Bakanımızla birlikte inşallah çalışmasını yapıp mevcut elimizdeki fiziki mekanlar noktasında imkanlar ne el veriyor, ona da bakıp böyle müstakil bir çini eserleriyle ilgili bir müze veyahut da yenisini yapmak suretiyle bir müze inşası da bu noktada uygundur. Bu tavsiye bizim için kayda değerdir, teşekkür ediyoruz.

Tabii biz meramımızı en güzel filmlerle, en güzel belgesellerle, en güzel dizilerle anlatmalıyız. Biz meramımızı evet en güzel resimlerle, en güzel müzik eserleriyle anlatmalıyız. Biz meramımızı en güzel romanlarla, en güzel hikayelerle, en güzel denemelerle anlatmalıyız. Kendi toplumumuza ve tüm insanlığa mesajlarımızı iletecek mecralarda söz sahibi olmadan emeklerimizin karşılığını alamayız. Bu söylediklerimi günümüz dünyasının güç ve imkan sahibi kesimleri zaten yapıyor. Kafamızı nereye çevirirsek çevirelim, bunların örnekleriyle karşılaşmaktan kurtulamayız. Peki, aynısını yapmamız gerektiğini ifade ettiğimizde biz niçin eleştiriyoruz? Kültür ve sanat üretimimizi zenginleştirmek için gereken iklimi oluşturmakta bu derece zorluk çekmemizde eksiklerimiz kadar, işte bu buram-buram eziklik kokan bu zihniyetin de payı yok mudur? Kendimize güvenmez, kendimizi doğru yere konumlandırmazsak bu kısır döngüden çıkamayız.

Biz ülkemizin ve milletimizin kabiliyetinin, gücünün, imkanlarının farkındayız. Her alanda olduğu gibi kültür-sanat alanında da bu potansiyelin harekete geçme zamanının geldiğine inanıyorum. Bazıları bugün aramızda olan üstatların izinden gidecek gençlerimizin daima yanlarındayız, yanlarında olmayı sürdüreceğiz. Yeter ki kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, nerede durduğumuzu, nereye gittiğimizi unutmayalım, inanın bana gerisi çok kolaydır.

Hangi makamda bulunursam bulunayım, bu ülkenin bir ferdi olarak milletime daima güvendim, bugüne kadar da hiç hayal kırıklığına uğramadım. Bu tecrübeyle diyorum ki, Türkiye’yi çok güzel günler bekliyor. Diğer alanlarla birlikte kültür-sanat konusunda da geleceğimiz aydınlıktır, çünkü buna inanıyoruz.

Bu duygularla bir kez daha 2017 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödüllerini takdim edeceğimiz her biri birbirinden değerli hocalarımızı, üstatlarımızı tebrik ediyorum.

Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.