Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in ‘Liseliler Destani Yaziyor’ Ödül Töreni’nde yaptigi konusmanin metni

 

… Özellikle Milli Eğitim Bakanlığımız, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’mizin Sayın Başkanına düzenledikleri bu güzel yarışma ve bizlerin gençlerimizle, edebiyat dünyamızla biraraya gelmemize vesile oldukları için özellikle tekrar şahsım, milletim adına çok teşekkür ediyorum.

Gerçi tekrar olacak, deneme dalında ödüle layık görülen İbrahim Ethem Alper’i, Osmaniye’den Remle Açıkgöz’ü, Konya’dan Beyza Nur Demirtaş’ı, İstanbul’dan Hacer Serra Bal’ı, Kahramanmaraş’tan Melikşah Aydoğdu’yu ve Ağrı’dan Abdurrahman Adıyaman’ı tebrik ediyorum.

Şiir dalında ödüle layık görülen Erzincan’dan Reyhan Can’ı, Sakarya’dan İnanç Kırnaz’ı, Ordu’dan Gizem Gülbüz’ü, Amasya’dan Dilde Duru’yu, İstanbul’dan İklima Yıldırım’ı ve Karaman’dan İsmail Emre Gümüş’ü tebrik ediyorum.

Hikaye dalında ödüle layık görülen Bursa’dan İkbal Nur Taşdelen’i, Aydın’dan Gökçe Güler’i, İstanbul’dan Elif Buse Mermi’yi, Rize’den Gamze Nur Kap’ı, Ankara’dan Hayrunnisa Daldallı’yı ve yine Ankara’dan Ayyüce Gökçen Uz’u tebrik ediyorum.

Bu projede okul elemelerinden başlayarak tüm aşamalarda emeği geçen herkese, bilhassa yarışma jürimize teşekkürlerimi sunuyorum. Ve bu organizasyondaki tüm sponsorlara ayrıca teşekkür ediyorum.

Değerli misafirler, sevgili gençler; Türkçe, dünyanın en kadim ve yaygın kullanılan dillerinden biridir. Geniş bir coğrafyada hüküm süren dilimiz asırlar boyunca farklı siyasi sınır, farklı alfabe, farklı eğitim-öğretim sistemlerinden kaynaklanan lehçe ve ağız değişikliklerine rağmen hala öyle veya böyle etkisini sürdürmektedir. Türkçe, en azından ilk yazılı metni Orhun Abideleriyle ilk yazılı kaynağı Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugati’t Türk adlı eserinden beri varlığını, gücünü ve yaygınlığını ispatlamış bir dildir.

Yusuf Has Hacib, Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Ali Şir Nevai gibi isimler Türkçemizin taşıyıcısı olmuşlardır. Aynı şekilde Dede Korkut Hikayeleri, Danişmentnameler, Saltuknameler, Battalnameler, Ahmediyeler, Muhammediyeler Türkçenin gelişmesine önemli katkılar sağlamışlardır.

Son yüzyılda ise ülkemizde Mehmet Akif, Ömer Seyfettin, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Arif Nihat Asya, Azerbaycan’da Bahtiyar Vahapzade, İran’da Şehriyar ve daha pek çok dil ustaları Türkçe’nin günümüzdeki gücünü gösteren eserler ortaya koymuşlardır.

Dilimizin siyasi tartışmaların tarafı haline getirilmiş olmasını, yakın tarihte yaşadığımız en ciddi sıkıntılardan biri olarak görüyorum. Dil devrimi adı altında Türkçemiz tatsız, tuzsuz, ruhsuz, renksiz kelimelerin tasallutuna sokularak milletimizin kadim medeniyetiyle arasındaki bağ zayıflatılmaya, hatta kopartılmaya çalışılmıştır. Yani bizim aslında damarlarımız kesilmiştir. Tarihten olan bağımız, o damarlar kesilmiştir. Zaten bir milletin siz dil noktasında bu damarını kestiğiniz anda, dedesiyle arasındaki bağı koparmış olursunuz. Bugün genç bir kardeşimizin Fuzuli, Baki, Şeyh Galip bir yana Mehmet Akif’i, Ömer Seyfettin’i, Ahmet Haşim’i dahi anlayamıyor olması, bu dönemde dilimize yapılan suikastın sonucudur. Dilimizin zenginliğini kendi elimizle yok etmeye çalıştığımız bu cinnet dönemini artık inşallah geride bıraktığımıza inanıyorum. Artık önü kesilmiş olmakla birlikte bu dönemin tahribatı hala devam ediyor. Bunun için kadim Türkçenin önemli bir zenginliği olarak gördüğümüz Osmanlı Türkçesinin okullarda öğretilmesini önemli bir adım olarak görüyorum.

Öte yandan dilimiz yeni bir tehlikenin tehdidi altındadır. Maalesef Türkçemizde internet ortamı başta olmak üzere pek çok mecrada genç nesilleri tesiri altına alan yeni bir bozulma süreci yaşıyoruz. Bu konuda aileden okula, basın yayın kuruluşlarından iş dünyasına kadar herkese düşen önemli görevler var. Tabelalarda, yazışmalarda ve konuşmalarda şahit olduğumuz yabancı kelime kullanma hastalığı artık tahammül sınırlarını aşan bir boyuta ulaşmıştır. Tabii diyeceksiniz ki; Sayın Cumhurbaşkanım, siz ne işe yarıyorsunuz? Öyle bir berbat bir alışkanlık ki ne dersen de, nasıl ki sigara alışkanlığıyla bir mücadele başlattık önünü alamıyoruz, en yakın arkadaşlarımız dahi konuşuyoruz konuşuyoruz, söz diyor, bir ay sonra biraraya geldiğimizde bakıyorsun yine affedersiniz leş gibi sigara kokuyor. Bu da böyle bir alışkanlık maalesef. Gençler, aranızda inşallah sigara içen filan yoktur. Bak, gelen sinyal olumsuz. Gençler, ben sizi çok seviyorum. Sizleri çok sevdiğim için de hele hele okulların önünde elinde sigara gördüğüm zaman kahroluyorum. Çünkü bu genç yaşta bizim gençlerimiz içtikleri bu sigaralarla ciğerlerini, kalbini adeta tehdit ediyor. Buna fırsat vermeyelim. Ve Allah’ın bizlere emaneti olan bu vücudu hep birlikte koruyalım. Yarın yazık oldu deriz, ama iş işten geçer. Kızlar, siz zaten içmiyorsunuz, biliyorum.

Kişisel olarak açılışını yaptığım yerler olmak üzere Türkçe dışında tabelalar gördüğüm mekanların sorumlularına bu isimlerin değiştirilmesini bugün bu vesileyle televizyonlarda ekranları başında bizi izleyenler sesleniyor ve tavsiye ediyorum. İnternet kafe, kafe, ya bizim kıraathanemize ne oldu, vardı ya bizim kıraathanemiz. Kıraathane kumar oynama yeri değildir, ya? Kıraathane, okuma evidir, okuma yeridir. Oralarda hem kitaplarımızı okuyalım, hem çayımızı-kahvemizi içelim ve dinamik olarak da okulumuza gidelim. Ama şimdi evler bile adeta kafe hause oldu, böyle şey olur mu? Ancak bu konuda arzu ettiğim hassasiyeti henüz göremediğimi de belirtmek durumundayım. İnşallah elbirliğiyle bu meselenin de üstesinden geleceğiz, ben size inanıyorum, bunu başaracağız.

Değerli misafirler; yarışmamızın konusunun Türkiye’nin darbeler tarihi ve 15 Temmuz milli irade zaferi olarak belirlenmiş olmasını çok isabetli bir tercih olarak görüyorum. Türkiye yakın tarihinde 1960, 1971, 1980, 28 Şubat darbe ve muhtıralarını yaşamış bir ülkedir. 2007 yılında yine bir muhtıra teşebbüsünde bulunulmuş, ancak Hükümetimizin kararlı duruşuyla bu niyet akamete uğratılmıştır. Ülkemizin demokratik standartlarını yükseltmek için attığımız adımlardan sonra artık bu tür sıkıntılarla karşılaşmayacağımızı düşünmeye başlamıştık. 17-25 Aralık 2013 tarihinde yargı ve emniyet teşkilatları eliyle tarihimizde örneği görülmemiş sinsi bir darbe teşebbüsüne maruz kaldık. Dik duruşumuzla bu sinsi saldırıyı boşa çıkardık. Ardından 15 Temmuz 2016 gecesi bir daha asla yaşamayacağımızı varsaydığımız türden bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldık. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış olan FETÖ terör örgütü mensupları Pensilvanya’dan aldıkları emir ve talimatla devletimizin namuslarına emanet ettiği uçaklarla, helikopterlerle, tanklarla, toplarla, silahlarla ülkenin meşru yönetimini devirmek üzere harekete geçtiler. Bu defa daha önceki darbelerin hiçbirinde görülmemiş bir hadise yaşandı. Ülkenin en üst yöneticisi olarak şahsım böyle bir darbe girişimini asla kabul edemezdim, kabul etmedim, tüm devlet mekanizmalarını darbecilere karşı koymak üzere harekete davet ettik, milletimi de meydanlara, caddelere davet etmek suretiyle o engin ferasetiyle milletim bunu atlattı. O gece liseli gençlerimiz de meydanlardaydı, onlar da bu darbeye karşı koydular.

Binbir zorlukla ve ancak cep telefonu aracılığıyla televizyon kanallarını kullanarak milletimizle buluştuğumuz an, aslında darbe teşebbüsünün akamete uğramaya başladığı andır. Darbeciler bizi ortadan kaldırmak için bulunduğumuz yere gelirken, biz de milletimizle birlikte darbecilere karşı mücadele etmek üzere Marmaris’ten yola çıkmıştık. Hamdolsun, Rabbimin yardımıyla İstanbul’a indik ve havalimanında bizi karşılayan onbinlerce vatandaşımla, halkımla, milletimle birlikte darbecilere karşı tarihi bir meydan okuması yaptık. Ertesi gün de darbecileri tamamen derdest ederek bu büyük ihaneti önlemiş olduk.

15 Temmuz gecesi öyle sahneler yaşanmış, öyle cesaret ve kahramanlık örnekleri sergilenmiştir ki, gerçekten anlatılmakla bitmez. Tankın altına yatanından üstüne çıkanına, tam teçhizatlı darbecilerin karşısına dikip hesap soranından kurşunların üzerine üzerine yürüyenlerine kadar milletimiz tüm fertleriyle gerçekten destan yazmıştır. Şimdi de liseli öğrencilerimiz bu destanı denemeye, şiire, hikayeye dönüştürerek ebedileştiriyor.

Sevgili gençler; Türkiye’nin darbeler ve muhtıralar döneminin ardından doğan nispeten istikrarlı, müreffeh bir ortamında büyüyen sizlerin bu tür durumlarda ne yapacağı sorusu orta yaşın üzerindeki büyüklerimizin zihnini kurcalıyordu. 15 Temmuz gecesi gördük ki, bu milletin 7’den 70’e tüm fertleri, genci-yaşlısı, kadını-erkeğiyle yeri ve saati geldiğinde özlerindeki, mayalarındaki o kahramanlık ve cesaret ateşini, evet, yakabilmektedir, bunu siz başarabiliyorsunuz. Ve üzerindeki kül savrulduğunda altından çıkan o kor ateş bize ezanımızın, bayrağımızın, vatanımızın, devletimizin, bizatihi milletimizin güvencesi altında olduğunu göstermiştir.

Nitekim 15 Temmuz’dan önce ve sonra özellikle terörle mücadele harekatlarımızda bunun sayısız örneğiyle karşılaşıyoruz.

Gezi olaylarıyla sokaklarımızı terörize etmeye kalkanlara vakur duruşuyla cevap veren milletimiz, çukur eylemleri sırasında bölücü terör örgütüne attığı şamarla mesajının kapsamını genişletmiştir. Fırat Kalkanı, bu harekatta 2 bin kilometrekarelik alanı kontrolü altına almıştır ve 140 bin oradan kaçmak zorunda olan oradaki kardeşlerimiz tekrar topraklarına, evlerine dönmüştür, şu anda güvenliği de bizim emniyetimiz altındadır.

Tabi bitmedi, ardından Suriye’nin kuzeyinde, gençler, bunu çok iyi bilmeniz lazım, Suriye’nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturmaya çalıştılar; kimler? Teröristler. Ve bunlar oradan Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Mardin, buralara tacizde bulundular havan toplarıyla, çeşitli silahlarla. Ve 100 civarında havan biz harekata başladığımız ana kadar atılmıştı, hep sabrettik sabrettik sabrettik sabrettik, artık dedik yeter ve Afrin Harekatının talimatını verdik.

Afrin Harekatının talimatını verdik, tabi teröristlerin hesabı farklıydı,  ama onlar şunu bilmiyorlardı: “…” bunların hepsinin bir hesabı var, ama bilmiyor ki hesapların üzerinde bir hesap var, o da Allah’ın hesabıdır. Ve ne oldu? Değerli kardeşlerim, sevgili gençler; tüm kuzeydeki o terör koridorunu Rabbimin lütfuyla temizlemeye başladık. Salona girerken sordum, şu anda etkisiz hale getirilen terörist sayısı ne oldu? 3525. Artık her şey an meselesi.

Hani diyor ya şair:

“Yürüyeceksin, millet yürüyecek arkandan,

Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan.

Elde sensin, dilde sen…” Gerisi… Maşallah, bütün mesele bu.

Evvel Allah bu iş bitiyor, bitecek, az kaldı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarına verilen destek, milletimizin gerektiğinde 7 düvele meydan okumaktan asla geri durmayacağının da işaretidir.

Şimdi bugün ekranları başında bizi izleyen milletime de sesleniyorum, hiç endişe etmesinler, Avrupa Parlamentosunda Afrin’le alakalı olarak bizim oradaki harekatı durdurmamız istenecekmiş, isteniyormuş vesaire. Genişlemeden Sorumlu Bayan var bir tane, o da böyle arzuda bulunmuş. Boşuna heveslenmeyin, işimiz bitmedikçe oradan çıkmayacağız, bunu bilesiniz. Türkiye bir şamar oğlanı değildir, kendi iradesini kullanabilen bir ülkedir, dolayısıyla orada işimiz bitecek. 3,5 milyon Suriyeli kardeşim benim ülkemde şu anda misafir ediliyor. Ey Avrupa Parlamentosu, sen burada benden hangi yükü aldın da kalkıp şimdi bunu söylüyorsun? Türkiye’ye Avrupa Parlamentosunun söyleyebileceği hiçbir söz yoktur ve bu sözlerin hepsi de bizim bir kulağımızdan girer öbüründen çıkar, zira biz geleceğine güvenle bakan bir Türkiye’yiz.

Dün Balkan Savaşlarında, Çanakkale’de, Kafkasya harekatında, Kut’ül Amare’de ortaya çıkan ruh, bize Kurtuluş Savaşımızı kazanma imkanı vermişti.

Ne güzel, şimdi biz Şehitler Haftasında, Pazar günü biliyorsunuz Çanakkale, şimdi onun haftasında bu yarışmanın ödül törenini yapıyoruz, Pazar günü Çanakkale’deyiz. Çanakkale’de sadece zafer türküleri söylemeyeceğiz, aynı zamanda 18 Mart Köprüsünün de fore kazaklarının temel atma törenini yapacağız.

Bugün de 15 Temmuz’da ve sınır ötesi harekatlarımızla büyüyen, olgunlaşan bir nesle teslim edeceğimiz 2053 vizyonumuzun, 2071 vizyonumuzun başarıya ulaşacağının elhamdülillah gönül huzuru içerisindeyiz.

Evet, biz ekonomiden demokrasiye kadar her alanda adeta yerle yeksan olmuş bir halde teslim aldığımız Türkiye’yi, 2023 hedeflerimizin eşiğine kadar getirdik. İnşallah 2023 hedeflerimize de ulaşacak ve böylece ülkemizin önünde yepyeni bir dönem açacağız.

Gençler; sizlere inanıyorum, sizlere güveniyorum. Ama sizlerden tek isteğim var, isteğim şu: Biz tek milletiz, tek bayrağız, tek vatanız, tek devletiz.

Bizi bölmeyecekler, bizi parçalayamayacaklar, Türk’ü, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Arap’ıyla, Gürcü’süyle, Boşnak’ıyla velhasıl 81 milyon tek milletiz. Zira biz yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdik, makam, mevki için değil, bizde bölücülük olamaz.

İki; tek bayrak. Rengi şehidimizin kanı, hilal bağımsızlığımızın ifadesi, yıldız şehidimizin ta kendisi.

Ve üç; tek vatan… Eyvallah. Sevgili gençler; bildiğiniz gibi 780 bin kilometrekareyle tek vatan. Ah ah gençler, biz 780 bin kilometrekareye nereden geldik biliyor musunuz? 18 milyon kilometrekareden geldik. Bir zamanlar bizim bütün topraklarımız işte Osmanlı 18 milyon kilometrekareydi, kaybettik kaybettik, daha şurada, fazla geriye gitmeyelim, 1900’lü yıllarda 5 milyon kilometrekaredeydik, yine kaybettik düştük 780 bin kilometre kareye. Onun için şair diyor ki: “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz. Gelmişiz dünyaya millet, milliyet nedir öğretmişiz.”  Biz böyle bir milletiz.

Onun için sizlerden beklentimiz, tek millet, tek bayrak, tek vatan ve son tek devlet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka bizim devletimiz yok, burada birleşeceği, bu çatı altında birleşeceğiz. Birileri hesaplar yaptı ya, Güneydoğu’da filan, oralarda kendilerine göre devlet kuracakmış. Birisi de çıktı, paralel devlet diye başladı, ondan sonra da 99’da bastırdı gitti Pensilvanya’ya. Niye kaçtın gittin? Kursaydın ya devleti, kursaydın ya. Şimdi arkasını bir yerlere dayamış, oralardan kendine göre aldığı güçle, orada kaşane, Avrupa’nın değişik yerlerinde oralara yerleşmişler, oradan Türkiye’ye, işte dünyanın değişik yerlerine mesaj veriyor. Dedik ya inlerine gireceğiz, PKK’nın, PYD’nin, YPG’nin, hepsinin inlerine girdik, giriyoruz, Cudi’de girdik, Gabar’da girdik, Kandil’de girdik, giriyoruz, Tendürek’te girdik.

İşte bugün buraya gelirken Hakkari’de 10 tane teröristi etkisiz hale getirdik. Yani sadece Afrin’de değiliz, Gabar’da, Cudi’de, Hakkari’de, aynı şekilde Tendürek’te, Beslerderesi’nde buralarda da mücadelemiz devam ediyor. Çıkmış Avrupa Parlamentosu da karar alıyor; sen ne yapıyorsun ya? Dürüst olun dürüst.

Gençlerimizden beklentimiz; 2053 Türkiye’sini bu tarihin anlamına ve ruhuna uygun bir şekilde inşa etmeye hazır mıyız? Hazır mıyız? Maşallah.

Gençlerimizden beklentimiz; biz göreceğimiz, sizin çocuklarınız, torunlarınız inşallah göreceksiniz, 2071 Türkiye’sini yeni bir yükseliş, yeni bir inkişaf haline dönüştürerek bu tarihin mesajına yakışır bir şekilde inşa etmeleridir.

Birilerinin gençlerimizi sürekli tenkit eden, hatta sürekli tefviz eden, küçümseyen, iğneleyen tavrını asla doğru bulmuyoruz. Gençlerimize diyorlar ki, yok şöyledir, yok böyledir. Pırlanta gibi gençliğimiz var, pırlanta gibi. Tam tersine ben şahsen gençlerimize daha önce hiç olmadığı kadar çok güveniyorum.

Ne diyor şair:

“Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...

Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?

Küçük görme, hor görme delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!”

Ecdadın izinden giden gençlerimizin her birini birer Fatih adayı olarak görüyorum. Tabii bunun için gençlerimizin kendilerini çok iyi yetiştirmeleri, çok çalışmaları gerekiyor. Unutmayınız, Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u kuşattığı 21 yaşında dünyanın en gelişmiş topunu tasarlayabilen, en usta kılıç erbabının karşısına çıkabilen, 6 dili konuşabilen, dünya siyasetine yön verebilen bir birikime sahipti. İnşallah sizlerden de bu gayreti bekliyoruz. Madem ecdadımızın izinden gideceğiz, gideceksiniz, sizler de bu düzeyi hedeflemelisiniz. Yarın elbet sizindir, ama kendinizi buna göre yetiştirmeniz şartıyla.

Daha önce de ifade ettiğim gibi, millet olarak destan yazıyor, ama bunu ebedi değere dönüştürmekte aynı başarıyı sağlayamıyoruz. Gençlerimizden şöyle Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitleri ve İstiklal Marşı şiirleri, Arif Nihat Asya’nın Bayrak, Fetih ve Dua şiirleri kıvamında nesillere sari şiirler bekliyoruz. Aynı şekilde bu destanlarımızı gönüllere nakşedecek hikayeler, romanlar, senaryolar bekliyoruz.

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’mizin ve Milli Eğitim Bakanlığı’mızın ortak dayanışmasıyla inşallah bu doğrultuda atılmış bir adım olarak görüyorum.

Bu duygularla bir kez daha ödüle layık görülenler başta olmak üzere Liseliler Destanı Yazıyor Yarışmasına katılan tüm gençlerimizi tebrik ediyorum.

Bu yarışmanın ve programın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum ve derslerinizde sizlere başarılar Allah’tan temenni ediyorum. Kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.