Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Milletimizle Birlikte Daha Yesil Türkiye Bulusmasi’nda yaptigi konusma

 

 

Sayın Başbakan, Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın saygıdeğer mensupları, daha yeşil bir Türkiye heyecanını bizlerle birlikte paylaşan kıymetli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Yine bir 21 Mart günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, bu gazi mekânda sizlerle birlikte olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. 21 Mart Dünya Ormancılık Gününüzü, 22 Mart Dünya Su Gününüzü, 23 Mart Dünya Meteoroloji Gününüzü şimdiden tebrik ediyorum. Veysel Hoca, bayramlar oldu mu? Tamam.

Aynı zamanda, tabii dün gerçi kutladık, özellikle dünya sendromlularla ilgili günümüzü ve bizim Grup Toplantımıza katıldılar ve dünya sendromlular arasındaki sportif faaliyetlerde Türk Milli Takımı ikinci olmuş. Sağ olsunlar yanımıza geldiler. Aynen Binali Beyin ifade ettiği gibi, onların artısı var eksisi yok ve o artılarını da o müsabakalarda ortaya koydular.

Tabii 21 Mart aynı zamanda ülkemizde ve coğrafyamızdaki pek çok yerde kutlanan Nevruz Günüdür. Cemrelerin Şubat’ın ikinci yarısından başlayarak birer hafta arayla havaya, suya, toprağa düşmesinin ardından 21 Mart’ta tabiatın uyanışının sembolü, baharın müjdecisi olan Nevruz’a ulaşıyoruz. Nevruz’unuz mübarek olsun.

Biz tabii PKK’nın kutladığı Nevruz’u değil biz inananların kutladığı Nevruz’u kutluyoruz. Çok geniş bir coğrafyada yaşayan, farklı dillere, farklı kültürlere, farklı meşreplere sahip insanların ortak değeri olması Nevruz’u daha da önemli kılıyor. Farklı anlamlar yükleyenler var, biz ne anlam yüklüyoruz ona bakalım. Buradan tüm vatandaşlarımızın ve dostlarımızın Nevruz Gününü tekrar tebrik ediyorum, inşallah ruhlarda bir uyanışa vesile olmasını da Allah’tan temenni ediyorum.

Yüz milyonlarca insanın mutluluk müjdecisi olarak kabul ettiği bir günü fitne vesilesi haline dönüştürmek isteyenlere asla itibar edilmeyeceğine inanıyorum. Rabbim bizleri nice Nevruz’lara sağlıkla, mutlulukla, huzurla, esenlikle ulaştırsın diyorum.

Kardeşlerim; Türkiye son 15 yılda 4 milyar 39 milyon fidanı toprakla buluşturmuş bir ülke olarak Dünya Ormancılık Gününü göğsünü kabartarak kutlama hakkına sahiptir. Orman alanlarımızı 15 milyon dekar artırarak 208 milyon dekardan 223 milyon dekara çıkarmış olmamız gerçekten iftihar vericidir. Kıyametin kopacağını bilsek dahi elimizdeki fidanı dikmeyi tavsiye eden bir Peygamberin Aleyhissalatu Vesselam ümmeti olarak bu tablo karşısında gurur duymamak mümkün değildir.

Ülkemizde bir dönem gecekondularla, çirkin binalarla, plansız yapılaşmayla nasıl şehircilik faciaları yaşadıysak, orman varlığımızın, ağaçlarımızın, yeşilimizin de hoyratça tahrip edildiğine hep şahit olduk, şahit oldunuz.

Biz diğer alanlarda olduğu gibi ormanlarımız konusunda da tabloyu tersine çevirmek için 15 yıldır kararlı adımlar atıyoruz. Böylece dünyada orman varlığını artıran az sayıdaki ülkeler arasında bizler yerimizi aldık. Ecdadımız inşa ettiği şehirlere, ibadethanelere, kamu binalarına, okullara, saraylara, köşklere, velhasıl güzelleştirmek istediği her yere taşla, tuğlayla, ahşapla birlikte yeşili yerleştirmeyi de ihmal etmemiştir. Biz de ecdadımızdan aldığımız ilhamla tüm projelerimizde en az binaların mimarisi kadar çevresini yeşillendirmeye de çok önem verdik. İşte bizim Külliyemiz, görüyorsunuz daha çok ahşap hakim bir yapı, çevreye çıktığınız zaman çevrede taşı görürsünüz, çevrede yeşili görürsünüz. Hala da yeşillendirmeye devam ediyoruz, devam edeceğiz. Çünkü o bir başka heyecan veriyor. Dış cephesini geleneksel Selçuklu ve Osmanlı mimarisine uygun şekilde, içini modern dünyanın tüm ihtiyaçlarını karşılayacak tarzda inşa ettiğimiz projelerimizin çevresini de ağaçlarıyla, çiçekleriyle, çalılarıyla, çimeniyle ferah bir görüntüye kavuşturmak için özel gayret sarf ettik. Başta Külliye binamız olmak üzere tamamlanan projelere şöyle bir baktığımızda hiç de fena bir iş yapmadığımızı görüyorum. Sadece bu tür özel projeleri değil kara yollarımızdan üniversitelerimizin kampüslerine kadar uygun olan her yerde ağaçlandırma çalışmaları gerçekleştirdik. Sadece 110 üniversitemizde 6 milyon fidanı toprakla buluşturduk. Osmanlı’nın sembolü olan çınar ağacını yaygınlaştırmak için başlattığımız seferberlikle ülkemizin dört bir yanında 242 bin fidan diktik.

Köylerimizin hem ağaç varlığını artırmak, hem de buralarda yaşayan kardeşlerimize katkı sağlamak için 5 Bin Köye 5 Bin Gelir Getirici Orman Projesini başlattık. Proje kapsamında şu ana kadar 3500’e yakın köyde mahsulü gelire dönüşecek 10 milyon ağaç diktik. Zeytinciliğimizi geliştirmek için 189 köyde 72500 zeytin fidanıyla işe başladık. Ayrıca, 1 milyon yabani zeytini aşılayarak vatandaşlarımıza dağıttık.

Dünyada önemli bir pazarı olan tıbbi ve aromatik bitkiler konusunda önemli bir atılım gerçekleştirdik. Böylece yıllık üretimi 31 bin tondan 586 bin tona çıkardık.

Sevgili dostlar, bugün burada daha yeşil bir Türkiye’yi birlikte inşa edelim sloganıyla yeni bir hamle daha başlatıyoruz. Amacımız, halen ülkemizin yüzde 28,6’sını kaplayan orman varlığımızı 2023 yılında yüzde 30’a çıkarmaktır. Bunun için tüm vatandaşlarımızı orman varlığımızı artırma kampanyamıza katılmaya davet ediyorum. Gelecek nesillere daha yeşil bir Türkiye, havası daha temiz bir ülke bırakmak için vatandaşlarımıza ulaştıracağımız fidanların ve tohumların toprakla buluşturulmasını istiyoruz. Tabii burada çok önemli bir adım atacağız, üstadın dediği gibi:

“Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi küheylân, koşmana bak sen!

Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi Noel ağacı;

Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,

Geride ne varsa, bırak utansın!

Ey binbir tanede solmayan tek renk,

Bayraklaşmıyorsan bayrak utansın!”

Evet, tohumları saçmak bizim, onu büyütmek toprağın işidir. Öyle mi? Ne kadar çok tohumu, ne kadar çok fidanı toprakla buluşturur ve elbette tabiatın işini kolaylaştırmak için ona bakarsak, orman varlığımız o derece hızlı artacaktır.

Tabii ki burada şöyle beraber geleceğin yeşil Türkiye’sini bir konuşmak gerekirse, biliyorsunuz Bakanlığımızın PTT vasıtasıyla ülkemizdeki 23 milyon haneye ulaştırdığı mektupların ilişiğinde veya içinde karaçam tohumlarından ne kadar fazlasını toprakla buluşturacağız, onun tohumunu o zarfın içerisine koyarak benim imzamla Bakanlığımız bunları size gönderiyor, 23 milyon. Ve büyümesini bunların sağladığımız takdirde, inşallah bu hedefe o kadar çabuk ulaşacağız. İnşallah biraz sonra ilk mektubu posta kutusuna atarak bu projeyi başlatıyoruz. Bu projenin aynı zamanda internetin ve cep telefonunun yaygınlaşmasıyla artık hayatımızdan çıkma noktasına gelen mektup adedinin yaşatılması yönünde de bir adım olacağına inanıyorum. Şimdi birileri bir kampanya yapıyor. Diyorlar ki; efendim, işte hem yeşilden bahsediyorsunuz, hem ormandan bahsediyorsunuz, hem ağaçları kesmek suretiyle bu zarflarla, mektuplarla israfa gidiyorsunuz. Ne alakası var ya? Şu anda ormanlarımız yeri gelen bazı yerlerde hiç kesilmiyor mu zannediyorsunuz? Hem ormanı rahatlatmak, hem de ormanlarda hani biz aramızda hüdayi nabit deriz ya, bu duruma gelmiş olan ağaçlar kesilir, temizlenir ve işte onlar bir taraftan da yongapan, bunlara aynı zamanda bu da denir, kendi sektörlerinde, kâğıt sektöründe vesaire bunlar kullanılır. Şimdi gazetecilik, bütün bu gazete kâğıtları vesaire bunlar gerçekten çok çok kalite, hakikaten verimli olan ağaçlardan mı üretiliyor zannediyorsun? İşte bunlardan. Burada da zarf, kâğıt bunlardan elde ediliyor ve onlarla birlikte biz yeni bir hareket inşa ediyoruz. Nedir bu inşa hareketi? İşte bu karaçam üreteceğiz onlarla, karaçam. 23 milyon aileye bu tohumlar gidecek. Oradan karaçam üreteceğiz ve bereketlenecek ormanlarımız. Ağzı olan herkes konuşuyor ya, hadi onlar konuşmaya devam etsin, biz de işimize devam edelim.

Değerli arkadaşlar; bizim çalışlarımız yeni değildir. 1994 yılında İstanbul’a Belediye Başkanı seçildiğinde gerçekten biz çok kötü bir şehir almıştık. İstanbul berbattı. Öyle ağaç-mağaç filan falan, yol kenarlarında, yol ortasında öyle bir şey yok. Karşımızda havası kirli, musluklarından su akmayan, kokudan Haliç’in yanından dahi geçilemeyen, çöp dağlarının istilası altında, atık suları denize akan bir İstanbul vardı. Hemen kolları sıvadık ve tüm bu sıkıntıları birer birer çözdük. O zaman da Sayın Başbakanımız İstanbul Deniz Otobüslerinin başına getirmiştim, Veysel Beyi de İSKİ’nin başına getirmiştik. Elhamdülillah yoğun bir çalışma yaparak önce çöpleri toplayarak, sokakları temizleyerek İstanbul’a bir nefes aldırdık, yaşanabilir bir kent haline getirdik. Doğalgazı yaygınlaştırdık, geldiğimizde 50 bin haneye doğalgaz gidiyordu, biz bunu 1 milyon 250 bine çıkarttık ve İstanbul o kirli havadan kurtularak temiz havaya kavuştu. İçme suyu sorununu yine sağ olsun Veysel Hocayla beraber yaptığımız çalışmalarla ta o zamanlar Istranca Dağlarından İstanbul’a dağları delerek o zaman suyu getirdik. Düşünebiliyor musunuz, evlerde hani yıkanmak için küvetler vardır ya, vatandaş artık o küvetlere su istasyonlarından su alıyor, küvetleri dolduruyor ve ihtiyacını oradan gideriyordu, musluklar çünkü akmıyor. Hamdolsun bunları başardık, sorun kalmadı. İstanbul’un artık böyle bir sorunu yok. Atık su arıtma tesisleriyle kirli suların denize verilmesinin önüne geçtik. Şehrin her köşesini parklarla, bahçelerle, ağaçlarla, çiçeklerle donattık. Ve o kadar, o kadar ileri gitmişti ki –isim vermeyeceğim- gazeteler maske dağıtıyordu maske kirli hava solumasınlar diye, bundan kurtardık. Tabii bırakınız ağaçlarını, çiçeklerini sulamayı, vatandaşına içecek su veremeyen yönetimler, kimden aldık? Cumhuriyet Halk Partisi belediyesinden aldık. 2,5 milyar dolar borcu vardı Büyükşehrin, ayrıldığımda gerçi tabii yine kendi partimden bir arkadaşıma bıraktım, bütün bu yatırımları yaparken öbür taraftan da 1 milyar 250 milyon dolar borçla bıraktım; böyle çalıştık, hem yatırım yaptık, hem para kazandık, böyle çalıştık. Şimdi de Türkiye’yi böyle yönetiyoruz. İstanbul’u bize bu şekilde devreden zihniyetin mensuplarının yıllar sonra karşımıza dikilip bizi ağaç düşmanlığıyla, yeşili tahrip etmekle suçlaması da ayrı bir garabettir. Hâlbuki biz hem belediyelerimiz, hem de bakanlıklarımız eliyle yaptığımız çalışmalarla Türkiye’nin gelmiş-geçmiş en çevreci, en ağaç ve yeşil dostu yönetimi olduğumuza inanıyoruz ve bunun iddiası içerisindeyiz. Sadece ağaç varlığımızı arttırmakla kalmadık, mevcut ormanlarımızı korumak için yürüttüğümüz yangınlarla mücadele projesiyle bu konuda Akdeniz bölgesinin en başarılı ülkesi haline geldik. Helikopter dahil teknolojinin tüm imkânlarını bütün bu mücadelelerde veriyoruz. Kendi ormanlarımızı korumanın yanında, talep edilmesi halinde çevre ülkelerdeki yangınlarla mücadeleye de aktif destek veriyoruz. Esasen bugün başlattığımız şu proje dahi başlı başına bir ağaçlandırma devrimidir.

Orman, su ve tabiat varlığımızı ne kadar güçlendirirsek, gelecek nesillere o kadar yaşanabilir bir Türkiye bırakacağımızı biliyoruz. Ormana sahip çıkmak, unutmayalım vatana sahip çıkmaktır. Çünkü ağaçsız toprak erozyonla suya karışıp gitmeye mahkûmdur. Yürüttüğümüz ağaçlandırma projeleriyle topraklarımızı bu büyük tehditten koruyoruz ve üstelik de yatay kök olmamalı, dikey kök olmalı. Yatay kök olduğu zaman heyelan yine mümkün, ama dikey olursa o heyelanı da ne yapar, engeller, buna da dikkat etmeli. Bir Karadeniz çocuğu olarak bunu yaşıyoruz. Çünkü Karadeniz’de dikey kök olduğu zaman böyle heyelan olmuyordu. Ama yatay kök, yani çaya geçtiğimizde, tabii hep yataydır ve bir de ona meşhur Avrupa gübresini de koyunca, azot ne yapıyor, azot-nitrat karışıyor, toprağı adeta eritiyor. Eriterek, yağmuru da bol olduğu için, yağmurla bütünleştiğinde heyelan adeta bir balçık geliyor ev-mev ne varsa alıp götürüyor. Bunlar bize tecrübe olmalı, bunlara dikkat etmemiz gerekiyor.

BİR KATILIMCI- …

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- İşte şimdi siz bunu maşallah görüyorsunuz, öyleyse Mart geliyor, Mart’a iyi hazırlanmak lazım, Mart’ta da gereğini yapmak lazım.

İnşallah diğer alanlarda olduğu gibi ormanlarımızla ilgili 2023 hedefimize de ulaşacağız.

Değerli arkadaşlar, vatan topraklarını sadece erozyona karşı değil her türlü düşmana, her türlü saldırıya karşı da koruyoruz. Terör örgütlerinin cenderesine alınarak adeta nefessiz bırakılmak istenen Türkiye’yi hamdolsun bölgesindeki gelişmelerin belirleyicisi bir ülke konumuna getirdik. Güya ağaç kesiliyor denilerek fitili ateşlenen Gezi olaylarından beri kesintisiz bir saldırı altında olmamıza rağmen yakın tarihimizin en büyük atılımlarını da bu dönemde gerçekleştirdik.

Devletimizin emniyetinden yargısına, ordusundan üniversitesine kadar tüm önemli kurumlarını örümcek ağı gibi ören FETÖ’nün yol açtığı tahribat dahi bizi durduramadı. Kimi şehirlerimizin bazı mahallelerinde çukurlar açarak kendilerince birliğimize, bütünlüğümüze saldıran bölücü örgüt de bizi durduramadı. Hatta Suriye ve Irak’ı yerle yeksan etmek için kullanılan DEAŞ’ı bile üzerimize salmaya çalıştılar, o da işe yaramadı. Nevruz kutlamaları yapıyorlar, işte bugün Diyarbakır’da yaptılar, şurada-burada yaptılar. Ama ben de Diyarbakır’daydım ve Diyarbakır’da olduğum gün elhamdülillah resmi rakam ve o gün 80 bin Diyarbakırlı o kongremize katıldı. Bütün video çekimler, her şey ortada. Niye? Artık benim Diyarbakırlı Kürt kardeşim de kendi değerlerine, kendi ülkesine artık sahip çıkmaya başladı, artık yetti diyor.

BİR KATILIMCI- Sayın Cumhurbaşkanım, Kürtler sizinle gurur duyuyor.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Sağ olun, var olun, Allah razı olsun. Yalnız daha çok çalışacağız ha, daha çok çalışacağız, tamam? Bak ona göre. Her yerde, gece-gündüz demeden her karşı toprakta çalışacağız.

Tabii baktılar ki en sonunda olmuyor, sınırlarımız boyunca bizi kuşatmaya kalktılar. Müttefik dediğimiz ülkelerin bizzat donattığı, eğittiği, organize ettiği, önünü açtığı bir terör örgütü vasıtasıyla koskoca Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasından tümüyle kopartılmaya çalışıldık. Bunun üzerine artık terör örgütleriyle mücadelemizi kendi topraklarımızda değil bizatihi kaynağında, yerinde yapacağız dedik ve hemen harekete geçtik.

15 Temmuz’da bizi felç etmeye çalışanlara dimdik ayakta olduğumuzun cevabını hemen 1 ay sonra başlattığımız Fırat Kalkanı Harekâtıyla Cerablus, El Rai, El Bab, o 2 bin kilometrekarelik alanda verdik. Ardından Kuzey Irak’ta oynanmaya çalışılan oyunu bozduk. Durmadık Zeytin Dalı Harekâtıyla bu defa Afrin bölgesinde ülkemize yönelik olarak yapılan tahkimatı, açılan tünelleri gördünüz değil mi? Yığılan silahları gördünüz değil mi? Dünya kadar silah. Onlar silah yığdılar, şimdi de biz o silahları topladık. Haram para bir yerlere gidecek ya. Hamdolsun bu harekâtımız da başarıyla sürüyor. Toplantıya girerken sordum, şu anda ölen teröristlerin sayısı ne oldu dedim, etkisiz hale getirilen? 3698. Tabii PKK rahat durmuyor, bu sefer Irak’ta bunlar hareketlenmeye başladılar. Irak’ta başlayınca, hatırlıyorsanız yine bir konuşma yaptım, dedim ki; bak eğer Irak Merkezi Yönetimi bu PKK’yı temizlemezse, Sincar’da onları biz temizleriz ve 2 gün içerisinde Sincar’da 38 tane PKK’lıyı etkisiz hale getirdik. Eğer bu devam ederse daha ileri gideriz.

BİR KATILIMCI- Biz de gideriz Sayın Cumhurbaşkanım.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Şu anda sağ olsun Mehmet’imiz gereğini yapıyor. Sağ olsun Özgür Suriye Ordusu gereğini yapıyor. İhtiyaç olursa zaten önce ben, ondan sonra milletim, hep beraber gideceğiz. Nene Hatun’lar burada, Şerife Bacı’lar burada, hep beraber gideriz, eyvallah.

Afrin şehir merkezi kontrol altına alındı. Hemen süratle okulları bakıma aldık, hastaneleri, hepsini bakıma alıyoruz. Ve oraların kontrolünü, yönetimini, hepsini bakımımız altına alıyoruz. Ve huzurlu bir ortamı bir an önce orada da ne yapacağız, sağlayacağız. Çok çektiler, çoluk çocuk çok çekti, bir an önce onları oradan kurtarmamız lazım. Şimdi çevredeki diğer yerleşim birimlerine yönelik olarak operasyonlar sürüyor. Kahraman askerlerimiz, polislerimiz, jandarmamız, istihbaratçılarımız, her biri aslan parçası olan Özgür Suriye Ordusu mensubu kardeşlerimiz terör örgütünü paçavraya çevirerek yollarına devam ediyorlar.

Kardeşlerim; Türkiye kendisine biçilen gömlekleri parçalayıp attıkça önüne konulan senaryoları yırtıp muhataplarının yüzüne çarptıkça karşı tarafın dengeleri iyice bozulmaya başladı. Zaten en başından beri kimin ne dediği, ne yaptığı belli değildi. Şimdi hepten dağılmış durumdalar. Irak’ta ve Suriye’de bugüne kadar yapılmış en temiz, temel insan haklarına saygılı, sivilleri en çok gözeten, tarihi mirası en iyi koruyan operasyona kara çalmak için söylenen söyleri duydukça biz sadece gülüyoruz. Üstelik bununla da kalmayıp defalarca ilan ettiğimiz operasyonlarımızın bundan sonraki hedefleri konusunda ileri-geri konuşuyorlar. Neymiş? Münbiç’ten çıkmayacaklarmış. Ya bir defa sizin bırakınız oradan çıkmamayı, orada bulunmaya hakkınız yok ya. Yani 11 bin kilometreden, 12 bin kilometreden kalkıp buraya niye geliyorsun? Ya bu topraklar senin mi? Bu topraklarla senin ne alakan var? Geldiler, oraya YPG’yi soktular, PYD’yi soktular, oranın kendi insanlarını, oranın gerçek halkı yüzde 90 Araplardır, Arapları oradan kovdular. Şimdi ben Sayın Obama’ya, o baştayken Obama’nın kendisine söyledim, bak dedim bunları buradan çıkar. Tamamıyla bunları Fırat’ın doğusuna gönder. Biz stratejik ortağız, stratejik ortak olduğumuza göre burada sıkıntı veriyorsunuz. Ve biz stratejik ortak olarak bunları Fırat’ın doğusuna gönderelim ve buranın halkı yüzde 90 Araplar, Araplara da diyelim gelin yerleşin topraklarınıza. Biz onların güvenliğini sağlayalım. Tamam, göndereceğiz dediler. O gün bugün göndermediler. Aynısını Sayın Trump’a da söyledim. Göndereceğiz dedi, o da göndermedi. Ve şimdi daha başka tekliflerle bize geldiler. DEAŞ’ın hiçbir faaliyetinin kalmadığını söylediler, artık burada DEAŞ yok dediler. Peki, siz niye duruyorsunuz orada? Bu sefer başka teklifler yaptılar; yarısında siz olun, yarısında biz olalım dediler. Kendilerine dedim ki; ne siz olun, ne biz olalım, buranın sahibi kimse onlar burada olsun. Çünkü biz adil bir yönetim istiyoruz, adil bir anlayışla yaklaşıyoruz. Dolayısıyla, biz hiçbir yere bugüne kadar işgal için gitmedik, sadece istikrar için gittik ve bu teröristleri kovmak için gittik. Üstelik istikrarı sağlayarak bölge halkının yeniden kendi yurtlarını dönmesini temin gibi bir çabaları da bunların yok. Tam tersine koruyup kolladıkları terör örgütü bölgenin demografik yapısını değiştirmeye yönelik çabalarıyla sürekli yeni huzursuzluklara, yeni çatışmalara zemin hazırlıyor. Bu duruma tahammül edemeyen pek çok köyden teröristlerin zorla çıkartıldıklarını da ne yazık ki biliyoruz. Terör örgütünün adını sürekli değiştirerek, en son buna yeni bir isim ilave ettiler, Suriye demokratik güçleri, ya siz sadece kendinizi kandırırsınız, bizi kandıramazsınız. Yani kalkıp da terör örgütünün mensuplarıyla kucaklaşarak, onlarla öpüşerek, onların kollarında Amerika’nın kokartlarıyla dolaştıklarını biz görüyoruz, hepsinin video çekimleri bizde var. Bütün dünya orada oynanan oyunun çok iyi farkında. Ta Obama döneminden beri görüştüğümüz tüm Amerikalı yetkiler bize DEAŞ tehdidinin ortadan kalkmasıyla terör örgütünün Münbiç’ten çıkartılacağı garantisini verdi. Hatta bunun için birkaç haftayla sınırlı tarih verenler dahi vardı. Aradan değil birkaç hafta, neredeyse birkaç yıl geçti, ama değişen bir şey olmadı. Üstelik bu teröristlerin bugün Afrin’de, yarın kim bilir nerede bize karşı savaşmak için hazır bekletildiği anlaşılıyor. Bu kadar silah buraya niye geliyor?

BİR KATILIMCI- Gücü yetmez Sayın Cumhurbaşkanım.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ayrı mesele, ayrı mesele. Biz Yahya Kemal’in ifade ettiği gibi:

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi

Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın

Galib et; çünkü bu son ordusudur İslâm’ın” diyerek yürüdük, böyle yürüdük.

Ve 911 kilometre sınırımız var, öyle mi? 350 kilometre de Irak sınırı var. Bu silahlar buraya niye geliyor? Demek ki bu sınırın ötesinde Türkiye var, bunu Türkiye’ye karşı kullanacaksın veya İran’a karşı kullanacaksın, başka yok. Rusya’yla böyle bir şeye giremez, girdiği anda üçüncü dünya savaşı patlak verir, bu budur. Ne olursa olsun Amerika Başkanı Sayın Trump’tan ülkemize yönelik politikalardaki bu kafa karışıklığını giderecek, artık hadsizlik boyutuna varan açıklamaların önünü kesecek bir tavır ortaya koymasını bekliyoruz. Sayın Trump adına konuşanlar ne dediklerinin farkında değiller. Sayın Trump’ın bunlara bir ayar vermesi lazım. Hele hele Türkiye aleyhine açıklama yapmak için adeta sıraya girmiş izlenimi veren sözcülerin, yalana ve yanlışa dayalı fikirler beyan eden stratejistlerin, kin kusan medya mensuplarının gölgesinde biz bu işi sürdüremeyiz. Amerika’yla çok geniş bir zeminde ve derinlikli siyasi, diplomatik, ekonomik çıkarlarımızın bulunduğu bir gerçektir. Ama paramızla bize silah vermeyen Amerika, teröristlere ücretsiz olarak bu kadar silahı vermesini bize izah etmelidir. Niçin veriyorsun, neden veriyorsun?

BİR KATILIMCI- Petrol alıyorlar.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ne petrolü canım, teröristin petrolü nerede? Topraklarda petrol var, orayı da işgal, başka bir şey yok.

Ülkemizde bugüne kadar kendi hak ve menfaatleri doğrultusunda bu ilişkilerin korunmasına biz özen gösterdik. Ancak milli güvenliğimiz söz konusu olduğunda bizim tercimiz bellidir. Türkiye Münbiç başta olmak üzere sınırları boyunca kendisine saldırmak üzere hazır bekleyen terörist tehdidi tamamen ortadan kalkana kadar durmayacaktır. Hep söylüyorum; biz bu yola baş koyduk, varsa cesareti olan buyursun, hodri meydan diyoruz. Bu millet öyle bir millet ki 15 Temmuz’da ölümü öldürmüş bir millettir. Şu saatten sonra bizi kimin ne dediği değil sadece kimin ne yaptığı ilgilendirir. İstiklalimiz ve istikbalimiz söz konusu olduğunda ne yapabileceğimiz Afrin’de, Cerablus’ta, El Bab’da gösterdik. Gerisinin de aynı şekilde geleceğinden kimsenin şüphesi olmasın.

Kardeşlerim; vatan topraklarının kendisini ayrı, üzerindeki insanını ayrı, semalarında yankılanan ezanını ayrı, göğsünde dalgalanan bayrağını ayrı, ağacını, suyunu, havasını ayrı seviyoruz. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın; bu düsturla gece-gündüz çalışıyor hizmet üretiyoruz. Milletimizin desteğiyle çıktığımız hizmet yolculuğunda işte bugünlere kadar geldik. Bugüne kadar ecdadın emanetini yere düşürmedik, tam tersine yükseltebildiğimiz kadar yükselttik. İnşallah yeni nesillere aldığımızdan çok daha güçlü, çok daha büyük, çok daha müreffeh bir Türkiye’yi miras bırakacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Bu duygularla Orman ve Su İşleri Bakanlığımıza bu güzel program için teşekkür ediyorum. Toprağa bırakacakları tohumlar, dikecekleri fidanlarla daha yeşil bir Türkiye’yi birlikte inşa edelim seferberliğine katılacak olan tüm vatandaşlarıma, çiftçilerimize, ormancılarımıza şimdiden şükranlarımı sunuyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.

 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.