Cumhurbaskani Erdogan’in, Milli Irade Zaferinin Analizi Kitabinin Tanitimindaki konusmasi
Değerli yol arkadaşlarım, kıymetli kardeşlerim, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.
AK Parti Sosyal Politikalar Başkanlığımız tarafından hazırlanan 15 Temmuz 2016 Milli İradenin Zaferi Kitabının hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Tüm varlıklarını ortaya koyarak 15 Temmuz milli irade zaferinin kazanılmasını sağlayan şehitlerimize ve gazilerimize ithaf edilen bu eserin bu alanda yapılacak benzer çalışmalar için örnek oluşturacağına inanıyorum. Araştırma sonuçları yanında ülkemizdeki darbelerin tarihçesinden 15 Temmuz’un saat-saat seyrine, şehitlerimizin isim, resim ve kısa bilgilerine kadar oldukça kapsamlı bir çalışma yapıldığını görüyorum. Şehit yakınlarımız ve gazilerimizle yüz-yüze görüşülerek hazırlanan bu kitap 15 Temmuz zaferini kimlerin hangi saiklerle kazandığını ortaya koyması bakımından gerçekten çok önemlidir. Bu araştırmanın gerçekleştirilmesinde, raporunun hazırlanmasında, kitap haline getirilmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.
Şu anda aramızda bulunan şehit yakınlarımıza ve gazilerimize en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize tedavileri boyunca acil şifalar Allah’tan temenni ediyorum. Ülkemizi böyle bir felaketin eşiğine getirenleri, Rabbimin kahhar sıfatıyla kahretmesini niyaz ediyorum. Türkiye bu musibetin de üstesinden gelecektir. Bugünkü Türkiye’yi nasıl ecdadımızın tarihe altın harflerle yazılan kahramanlıklarına borçluysak, 15 Temmuz’un da gelecek nesiller için işte böyle bir anlam ifade edeceğine inanıyorum.
İnancımıza göre şehitler ölmez. Bize düşen, şehitlerimizin aziz hatıralarını yaşatmaktır. İşte bu amaçla İstanbul’da ve Ankara’da darbe direnişinin sembolleri haline gelen mekanlarda anıtlar inşa ettik. İstanbul’da 15 Temmuz Şehitler Köprüsünün Anadolu Yakasında, Ankara’da ise Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin hemen önünde yapılan bu anıtların açılışlarını inşallah darbe girişiminin yıldönümü gecesi gerçekleştireceğiz. Tabii ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yine önünde böyle bir anıtı yapıp onu da inşa edeceğiz. Bir diğerini de, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Marmaris’te inşa edecek. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece yapacağımız bu açılışlara tüm milletimizi davet ediyoruz. İlk açılış törenini inşallah 23:15 15 Temmuz Şehitler Köprüsünün Anadolu Yakası çıkışındaki dev alanda gerçekleştireceğiz. İkincisini ise, inşallah onu da 16 Temmuz sabah namazını müteakiben bu defa Külliyenin karşısında inşa edilen oradaki anıtın olduğu bölgede yapacağız.
Değerli kardeşlerim; darbe girişiminin ardından 15 Temmuz’u Demokrasi ve Milli Birlik Günü olarak ilan ederek milli anma günlerimiz arasına aldık. Malazgirt Zaferi gibi, İstanbul’un Fethi, Çanakkale Zaferi, 30 Ağustos Zaferi gibi Selçuklu’nun, Osmanlı’nın ve Cumhuriyetimizin kuruluşu gibi 15 Temmuz da milli tarihimizin sembollerinden biri olmuştur.
Maalesef aradan geçen 1 yıla rağmen hala 15 Temmuz’un anlamını kavrayamamış olan gafiller bulunduğunu görüyoruz. Bu gafillerin başında da Ana Muhalefet Partisi’nin tepesindeki zat geliyor. Ankara’dan İstanbul’a kadar yürüyen bu kişi derdinin ne olduğunu Maltepe Meydanında yaptığı miting konuşmasında açık ve net ifşa etti. Kendisi yaptığı eyleme adalet yürüyüşü adını vermişti, olsa olsa sözde adalet yürüyüşü olabilir. Ama talepleriyle bu kavramı ne kadar yanlış anladığını göstermiş oldu. CHP Genel Başkanının sözlerini duyunca aklıma hemen Mevlana Hazretlerinin adalet tanımı geldi. Mevlana Hazretleri ağaca su vermeyi adalet, dikene su vermeyi zulüm olarak tanımlıyor. Bunlar ağaca su değil dikene su veriyorlar. Darbecileri ve teröristleri savunan CHP Genel Başkanı bizden dikenlere su vermemizi talep ediyor. Biz asla böyle bir zulüm yoluna başvuramayız. Hasta dediler, durumu çok kötü dediler ve cezaevinden çıkmasını istedikleri Mardin Belediye Başkanı, baktık ki bayağı yürüyebiliyor, hani hastaydı bu ya, nasıl hasta bunlar? Arkasında PKK terör örgütünün olduğu bu kişilerle beraber nasıl oluyor da omuz omuza yürüyebiliyorsunuz? Bunlar değil mi bizim bu kardeşlerimizin katilleri olanlar? Bu şehitlerimizin failleri bunlar değil mi? Aksi takdirde şehitlerimizin huzurunda bizim boynumuz bükük kalır. Aksi takdirde gazilerimizin karşısına çıkacak yüzümüz olmaz. Onlar FETÖ’cülerin avukatlığına soyunabilir, onlar PKK’lıları, YPG’lileri destekleyebilir, onlar DHKP-C’lilerle, marjinal sol örgütlerle kol-kola girebilir, onlar ülkesine ve milletine ihanet etmiş herkesi kucaklayabilir, ama biz bunların hiçbirini yapmadık, yapmayacağız. Çünkü bizim milletimize sözümüz var, biz milletimize Türkiye’de tek bir terörist kalmayana kadar mücadele edeceğimiz sözünü verdik. Biz, elinde silahı olan her teröristi imha edeceğimize kasem ettik, yemin ettik. Teröristleri destekleyen herkesi yaptığına pişman edeceğimize ahdettik. Şayet Ana Muhalefetin başındaki zat 15 Temmuz günü İstanbul’da köşe-bucak saklanmak yerine darbecilerin karşısına dikilmiş olsaydı, belki bu yürüyüşe başka türlü bakabilirdik.
Kardeşlerim, bir radyo programına çıkıp bir darbe girişiminde bulunacağı zaman tankların karşısına ilk defa ben çıkarım diyen bu değil mi? 15 Temmuz gecesi Havalimanına inip havalimanına indiği zaman hemen oradaki kendi arkadaşlarıyla havalimanındaki tankların oradan çekilmesini isteyip tanklar oradan çekildikten sonra Bakırköy Belediye Başkanına kaçıp giden o değil mi? Ondan sonra Bakırköy Belediye Başkanının evinden bütün geceyi takip eden, izleyen o değil mi? Utanmadan sıkılmadan, oteller kapalıydı, gidecek otel yoktu, onun için Belediye Başkanımızın evine gittim diyen o değil mi? Eğer Cumhurbaşkanının haberim olsaydı beklerdim diyen, bu yalanı söyleyen de o değil mi? Benim gelmeme ne gerek, benim milletim orada ya, sen bu milletin arasında niye değilsin? Öyle veya böyle, işte biz orada bekleyen milletimizin arasına elhamdülillah geldik. Ve onlarla beraber ertesi gün öğleye kadar havalimanında durduk. Oradan ülkemizi Başbakanımızla sürekli paslaşarak yönettik. Ve oradan atamalarımızı da yaptık. Ve bu süreç içerisinde de değerli kardeşlerim, duruma hakim olduk, 16 saat gibi bir sürede elhamdülillah işi bitirdik. Niye? Mesele inanmak. İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür, imansız olan paslı yürek sinede yüktür; vaka budur. Öyle derdi hocalarımız; lider eğer taşın arkasına saklanırsa, millet dağın arkasına saklanır derdi. İşte bunlar dağın arkasına saklananlardan. Çünkü kaçıp hemen Belediye Başkanının evine saklan. Bizde hamdolsun bu yok. Biz kararlıyız.
Biz bu ülkede 18 bin kilometrenin üzerinde bölünmüş yol inşa ettik, emin olun bunların 3 haftalık yürüyüşü kadar gürültü çıkartmadık.
Batı konuşuyor, bir G-20 Hamburg Zirvesi yaptık, Hamburg’u yaktılar, yıktılar. 25 gün yürüdüler, Hükümetimiz bu yürüyüşte bunların kılına zarar gelmesin diye tüm tedbirleri aldı öyle mi ve bu güvenlik altına Ankara’dan İstanbul’a yürüdüler. Ama hala bakıyorsunuz utanmadan, sıkılmadan Batıda gidip farklı farklı şeyler anlatabiliyorlar. Demokrasi diyorlar; demokrasinin güvencesi Türkiye’de AK Parti iktidarıdır, diğerleri hikayedir. Özgürlüklerin garantisi Türkiye’de AK Parti iktidarıdır. Bizden önce biz özgürlüklerin boyutunu biliriz, işte Ana Muhalefetin adeta geçmişi konumundaki daha önceki iktidarı biliriz, bir DSP’nin Parlamentodaki iktidarı döneminde Parlamento gelip girmiş olan bir Merve Kavakçı kardeşimize o Parlamentoda şu anda ebedi alemde olan zat, bu kadını buradan atın diye bağırdığında alkış tutanların kimler olduğunu biliriz. Hani özgürlük, nerede özgürlük anlayışınız? Özgürlük anlayışı bizde var. Türkiye’de şu anda böyle bir sıkıntı var mı? Başı örtülü-başı açık, böyle bir dert var mı? Devlette de, eğitim kurumlarında da herkes istediği gibi okuyabiliyor; özgürlük bu. Ama bunlar hiçbir zaman özgürlüğün tanımını yapamadılar, özgürlük nedir bunu anlamadılar ki. Ama biz bütün kavgamızı özgürlük için verdik, çok çektik, çok bedeller ödedik, ama sonunda başardık.
Kardeşlerim, sokaksa sokak diyerek kendi aklınca milleti ve devleti tehdit eden bu kişi, böyle bir yanlışlığa sapması halinde asıl kendisinin sokağa çıkamaz hale geleceğini iyi bilmelidir, açık konuşuyorum. Ha, böyle bir yola mı tevessül edeceksin, sokağa çıkamaz hale sen gelirsin. Korkaklardan, ödleklerden bir şey olmaz, bu böyle bilinmelidir.
Sokakta aranan adaletin adı intikamdır, onun sonu da vandallıktır. Adaletin aranacağı meşru zeminler bellidir. Meclisi çalıştırmamak için her yola başvuranlar, şimdi çıkmış Meclis devre dışı bırakıldı diye uğraşıyorlar, bunun için de ağlamaya başladılar. Anayasa mahkemesinden kürsü hakimlerine, savcılara kadar hukuk sisteminin tüm mensuplarına hakaret edenler, adalet diye yeri-göğü inletiyorlar. Adalete giden tüm yolları tıkamayı maharet sananlar siz değil misiniz ya? Hakim, savcıların tamamını kendi partisine mensup kişilerden almak övünen adalet bakanlarının partisi siz değil misiniz ya? Geçmişte onları da biliyoruz, galiba öldü bu aralar. Öyle diyordu, ha ben onları almayacağım mı MHP’lileri mi dolduracağım adalete diyen kişi sizin partinizden değil miydi ya? Bunlar milleti de kendileri gibi balık hafızalı zannediyorlar. Ne biz, ne de milletimiz bu partinin tek parti dönemindeki zulümlerini unutmadık. Biz Menderes’i ve 2 önemli arkadaşını, evet, ipe götürenleri unutmadık. Bu partinin Azerbaycanlı kardeşlerimizi Boraltan Köprüsünde katilerine teslim ettiğini unutmadık. Bu partinin 27 Mayıs’ta rahmetli Menderes’i tıpkı bugün de yapmaya çalıştıkları gibi ahlaksız iftiralarla darağacına gönderdiğini unutmadık. Bu partinin 28 Şubat döneminde cuntacılarla nasıl kol kola yürüdüğünü unutmadık. Parlamentonun kahir ekseriyetine sahip olduğumuz bir dönemde, Beyefendiden önceki Genel Başkanlarının partimizin kapatılma talebiyle Anayasa Mahkemesinde olduğu dönemde, Ankara’da da yargıçlar varmış meğer dediklerini unutmadık. Nasıl demokrasi bu ya? Kahir ekseriyetle Parlamentoda olan bir AK Partinin kapatılması için başvurmadıkları yol, yöntem kalmadı. Bu partinin siyasi tarihimizin en büyük cinayeti olan 367 garabetinin, evet, bunlar tarafından nasıl savunulduğunu, bunun mimarı olduklarını da unutmadık. Siz kim, adalet kim? O kavram ve onun için verdiğiniz örneklerin hiçbiri bırakın samimiyetinizi yansıtmayı, ağzınıza dahi yakışmıyor.
Bunlar haklarını korumak için yollara düştükleri FETÖ’cülerin şehit ettiği 250 masum için, kol kola yürüdükleri bölücü örgütün sadece son 2 yılda şehit ettiği 2 bine yakın güvenlik görevlimiz için, mensuplarıyla kucak kucağa olduğu bir başka terör örgütünün şehit ettiği Cumhuriyet Savcımız Mehmet Selim Kiraz için, ülkesine hizmet için ter dökerken makamında şehit edilen Kaymakamımız Muhammet Fatih Safitürk için, hayatının baharında kurşunlanan öğretmenimiz Şenay Aybüke Yalçın için ve diğer şehitlerimiz için acaba tek damla gözyaşı dökmüşler mi? Teröristler için 450 kilometre yol yürüyenler, acaba onların şehit ettiği masumlar ve güvenlik görevlilerimiz için 4,5 dakikalarını ayırıp bir Fatiha veya bir Yasin okumuşlar mı?
Kardeşlerim, FETÖ’cülükten, PKK’cılıktan, diğer terör örgütleriyle irtibatlarından dolayı kamudan atılanları savunmak için gösterdikleri gayretin binde 1’ini terör örgülerinin kurbanları için ortaya koymuş olsalardı, bunların samimiyetlerine inanmamız mümkün olabilirdi. Ama ortada terörist sevicilikten, iftiradan, fitne çıkarma gayretinden, süslü kelimelerin altına gizlenmeye çalışan sinsi niyetlerden başka bir şey yok. Bir de çıkmışlar, utamadan, arlanmadan, yüzleri kızarmadan yaptıkları yürüyüşleri 15 Temmuz kıyamıyla mukayese etmeye kalkıyorlar; yazıklar olsun size. Ya siz 7 Ağustos o birlik, o beraberlik, o kardeşlik buluşması için sana davet gönderdiğimde son ana kadar gelmeyeceğini bildirdin, son an Cuma günü birçok dayatmalarla artık gelmek zorunda kaldın, oraya geldin. Ve ondan sonra da yine 7 Ağustos buluşmasıyla alakalı olumsuz açıklamalarda bulundun, çünkü oradaki o hava, o güzellik senin karakterine uymuyordu, farklı bir şeydi o. Ve şu anda yaptığın buluşmaların bununla bir defa mukayesesi kabil değil. Tabi bunlar 15 Temmuz gecesini televizyon karşısında rahat koltuklarında geçirdikleri için, darbe girişiminin nasıl bir şey olduğundan haberleri yok.
Şimdi ben diyorum ki, 15 Temmuz süreciyle alakalı biliyorsunuz ayın 11’inden itibaren süreç başladı, şimdi Türkiye’de tüm vilayetlerde artık kabir ziyaretlerinden tutunuz, bunun yanında sadece bizim 15 Temmuz şehitleri değil, bunun dışındaki şehitlerimizin de kabir ziyaretleri bu arada ne oluyor, bu da yapılıyor, hepsi yapılıyor, çünkü bizim için Çanakkale şehitleri neyse 15 Temmuz şehitleri de odur. Ve biz işi daha gerilere götürüyoruz, biz şehitlerimizin ilki olarak ta Hazreti Hamza Radıyallâhü Anh Efendimize kadar gidiyoruz, ta oradan gelen bir silsile ve bundan sonra da bu silsile inşallah devam edecektir, çünkü, Allah yolunda öldürülenlere, diğer ifadesiyle katledilenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler, siz bilemezsiniz ve bu yolda bu mücadele devam edecektir.
80 milyon Türk milletinin, tüm dünyanın gördüğü darbeyi, bir tek CHP Genel Başkanı ve avenesi fark edememiştir, onun için kaç tane 15 Temmuz oldu diye aramaya çıkmışlar. Türkiye’de bir tane 15 Temmuz oldu, o da milletin 15 Temmuz’udur. Şimdi ne diyorlar? Olağanüstü hal kalksın, hapishaneler boşaltılsın, mahkemeler dağıtılsın diyenler, milletin 15 Temmuz’unda yer almayan, o gece olup bitenlerden haberi de olmayandır. CHP Genel Başkanının yaptıkları da, söyledikleri de, şahsımı ve temsil ettiğim Cumhurbaşkanı kurumunu bir kenara bırakarak söylüyorum, şehitlerimize ve geride bıraktıkları emanetlerine saygısızlıktır, gazilerimize saygısızlıktır, 15 Temmuz’da canı pahasına sokaklara, meydanlara çıkan milyonlara saygısızlıktır, gazi Meclisimize saygısızlıktır, yargıya saygısızlıktır, Hükümete saygısızlıktır.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının yaptıklarından ve söylediklerinden mutlu olanlar kimlerdir biliyor musunuz? FETÖ’cülerdir, PKK’lılardır. Zaten Kandil’den öyle demiyor mu? Memnuniyetlerini bildiriyor, desteklerini bildiriyor. Ben buradan CHP’ye gönül veren kardeşlerime de sesleniyorum, Kandil’den bu yürüyüşü alkışlayanlarla beraber misiniz, sizlere sesleniyorum? Ve bu kadar açık, net kalkıp da bunu oradan alkışlayanlarla, kişi sevdikleriyle beraberdir hükmü gereğince hatırlatıyorum. Bu örgütleri üzerimize salan ve Türkiye’ye zarar vermek için fırsat kollayan tüm güçlerdir. Ülkemize saldıran herkes CHP’nin yanında yer alıyorsa, durup bir düşünmek gerekmez mi? Öyle ya, adama siz kimin ekmeğini yiyerek kime kılıç sallıyorsunuz diye sormazlar mı?
Kardeşlerim, buradan tüm milletime sesleniyorum; mahkemelerimiz darbecilere, teröristlere, onları destekleyenlere hukuk içinde cezalarını verene kadar bu davalar sürecek. Türk milletine silah doğrultan, Türkiye’ye ihanet eden herkes hak ettiği dersi alacak. Olağanüstü hal uygulaması terör örgütleriyle mücadele için ülkemizin ihtiyacı kalmadığı güne kadar sürecektir.
İstikrar ve güven ortamını garanti altına almak, terör örgütleriyle daha etkili mücadele etmek için getirilmiş olan cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine 2019 seçimleriyle beraber inşallah geçeceğiz. Ekonomide büyümeyi, üretimi, ihracatı, istihdamı artacak tedbirleri alarak 2023 hedeflerimize mutlak ulaşacağız.
Türk Silahlı Kuvvetlerimizi 15 Temmuz sonrası hayata geçirdiğimiz reformlarla darbecilerin tasallutundan kurtararak tamamen ülkemizin güvenliğini ve çıkarlarını korumaya yönelik bir yapıya kavuşturduk, kavuşturacağız. Savunma sanayinde yaptığımız atılımlarla, kara, deniz, hava, tüm unsurlarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerimizi silah, donanım ve teknolojik altyapı bakımından dışa bağımlı olmaktan hızla kurtarıyoruz; biliyoruz ki karın ağrılarının asıl sebepleri bunlar.
Türkiye’ye bir daha 27 Mayıs’ları, 12 Eylül’leri yaşatamayacaklarının sancısını çekiyorlar. Türkiye’de bir daha 28 Şubat zulmünü uygulamayacak, bütün bunlarla beraber acaba bunu bir daha yapacak mıyız sıkıntısıyla kıvranıyorlar. Türkiye’de bir daha 15 Temmuz’lara meydan verilmeyeceğini görmenin rahatsızlığı içindeler, çünkü bu millet artık yutmuyor. Görüyorlar ki bu millet artık tankın önünde durduğuna göre, F16’ların karşısında durduğuna göre, helikopterlerin karşısında durduğuna göre, bu millet kolay kolay aşılmaz.
İstiklal Marşımızda ne diyor:
“Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.”
Bunlar piyon, asıl ipleri ellerinde tutanların niyetlerine bakmak lazım. Büyük Türkiye’nin, güçlü Türkiye’nin, müreffeh Türkiye’nin ayak seslerini duymanın umutsuzluğuyla gördükleri her gölgeye sarılıyorlar, ama nafile. Biz şu anda ekranları başında bizi izleyen milletimizle ahitleştik, sözleştik, ahdimizi de her fırsatta ilan ettiğimiz dört kavramla ortaya koyduk. Tek millet diyoruz, tek bayrak diyoruz, tek vatan diyoruz, tek devlet diyoruz. Ya bu Kılıçdaroğlu bunu bile anlamadı be. Bu bir terör örgütünün işareti diyor. Ya terör örgütünün tek millet diye bir derdi olur mu, tek bayrak diye bir derdi olur mu, tek vatan diye bir derdi olur mu, tek devlet diye bir derdi olur mu? Ya bu ne büyük gaflettir, ne büyük gaflettir. Arapçayı zaten hiç bilmiyor, çünkü bu Rabia’dır, onu da bilmiyor. Ama öğrenecek, dinleye dinleye öğrenecek. Biz 80 milyonla tek milletiz. Biz şu eşsiz bayrağımızla tek bayrağın sahibiyiz. Biz 780 bin kilometrekareyle tek vatan toprağına sahibiz. Ve biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak tek devletimiz var. Hala bunlar gidiyorlar işte o malum paçavralarla, malum işte Kandil’de, şuradakilerle-buradakilerle el-ele kol-kola dolaşıyorlar.
Talimat veriyorlar. Bıraksınlar. Kimler? Hans, George, onları gönderiyorlar bize. İşte içeriye girenler çıkarılsın. Size biz bir şey söylediğimiz zaman yargı var diyorsunuz, ya sizin yargınız var da bizim yargımız yok mu? Bizim de yargımız var, bu kararı yargımız verir, kusura bakmayın. Her kim ki bunların dışında bir niyetle karşımıza çıkmak istiyorsa buyursun gelsin. Biz 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi yüreğimizdeki imanımızla, minarelerimizden okunan ezanımızla, elimizdeki bayrağımızla, dillerimizdeki tekbirlerimizle erkeği-kadını, genci-yaşlısı Türk milleti olarak hep birlikte mücadeleye hazırız. Alp Arslan’ların, Süleyman Şah’ların, Osman Bey’lerin, Fatih’lerin, Yavuz’ların, Sultan Abdülhamit’lerin, Mustafa Kemal’lerin torunları sizleri bekliyor olacak, bunu böyle bilin.
Ülkemizin üzerinde bitip tükenmez oyunlar oynayanlara ve onlara gönüllü figüranlık yapanlara soruyorum; peki, siz böyle bir mücadeleye hazır mısınız? FETÖ’cülerin cezaevlerinde son bulan acı akıbetlerine ortak olmaya hazır mısınız? PKK’lıların dağ başında nihayet bulan kaderlerini paylaşmaya hazır mısınız? DEAŞ’lıların Cerablus’ta, Rai’de, Dabık’ta, El-Bab’da yok olup giden sonlarını tatmaya hazır mısınız? Biz bu toprakları kanımızla sulayarak kendimize vatan yaptık. Binlerce yıldır devletimizde sembolleştirdiğimiz özgürlüğümüzü canımız pahasına koruyarak bugünlere geldik. Aynı şekilde devam etmekte de kararlıyız. Vatanımızı parçalamak, milletimizi esir etmek isteyenlere bu bedelleri ödetmeden ülkemizin tek bir karış toprağına ayak bastırırsak, tek bir yudum suyunu içirirsek, tek bir nefes havasını solutursak anamızdan emdiğimiz süt bize haram olsun.
Kardeşlerim, şehitlerimize mahcup olmaktansa kara toprağın bağrına girmeyi tercih ederiz. İşte bunun için Suriye sadece Suriye değildir diyoruz. İşte bunun için Irak sadece Irak değildir, Libya sadece Libya değildir, Katar sadece Katar değildir diyoruz. İşte bunun için Avrupa Birliği’nin dayatmalarına eyvallah etmiyor, kendi şartlarımızla müzakereleri sürdürmekte ısrar ediyoruz. İşte bunun için müttefik dediğimiz ülkelerin oldu-bittilerine boyun eğmiyor, kendi planlarımızı, programlarımızı hayata geçirmenin yollarını arıyoruz. Hani Gezi olayları sırasında mesele Gezi Parkı değil arkadaş, sen hala anlamadın mı diyorlardı ya, elbette biz onların ne istediğini çok iyi anlamıştık, onun için taviz vermedik. Şimdi biz de mesele Suriye, Irak, Libya, Katar, FETÖ, PKK değil arkadaş, sen hala anlamadın mı diyoruz. Meselenin Türkiye olduğunu anlamayıp elinde pankartla Ankara’dan İstanbul’a yürüyenlere Allah akıl, fikir idrak etsin diyorum. İdrak ihsan etsin ki kendilerine gelsinler. Biz milletimizle meselenin istiklalimiz ve istikbalimiz olduğunu çok iyi anladığımız için mücadelemize kesintisiz bir şekilde devam edeceğiz. 15 Temmuz bu mücadelenin zirvesi ve sembolüdür.
Tanıtım toplantısını yaptığımız bu kitabın milli iradenin zaferi olan 15 Temmuz’un kahramanlarını bilimsel bir çalışmayla analiz ederek önemli bir hizmeti yerine getirdiğine inanıyorum. Bunlardan tüm bu çalışmalara katılan arkadaşlarımıza birer tane hediye edilecek. Gerek akademisyenlere, gerek basın mensubu arkadaşlarımıza birer tane çıkışta zannediyorum bunlardan verilecek.
Ben herkesi bir kez daha tebrik ediyorum. Bu oturumlara katılan arkadaşlarıma şahsım, partim adına teşekkür ediyorum.
Biraz önce açılışını yapıp gezdiğimiz AK Parti Çevre Şehir ve Kültür Başkanlığımızca düzenlenen Karanlıktan Aydınlığa Meydanların Dili Sergisinin hazırlanmasında katkısı olanları da huzurlarınızda kutluyorum.
Şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Gazilerimize sıhhat, afiyet diliyorum.
81 vilayetimizdeki, yurt dışındaki tüm vatandaşlarımı Pazar gecesine kadar sürecek, yani 16 Temmuz gece 24:00’e kadar sürecek tüm etkinliklerde kalpten gelen bir şevkle katılmaya çağırıyorum.
Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.
Teşekkür ediyorum.