Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Restorasyon Projeleri Tanitim Programinda yaptigi konusmanin tam metni

 

Sevgili İstanbullular, değerli İstanbul aşağı kardeşlerim, İstanbul’un en kadim yerleşim yerlerini bünyesinde barındıran kıymetli Fatihliler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Şu anda sadece sizlere değil, aynı zamanda ekranları başında bizi izleyen tüm Türkiye vatandaşlarıma, halkıma hitap ediyorum ve Fatih’in şahsında Türkiye bizi şu anda izliyor. Az önce perdede yapılan bütün icraatları izledik, mutlu oldum, iftihar ettim, çünkü tarihi yeniden dokumak, tarihi bugüne ve yarına hazırlamak bu şerefli ecdada layık olmanın bir nişanesidir. Gerek vakıflarımıza, gerek Fatih Belediyemize, mimarından müteahhidine tüm emeği geçenlere konuşmamın başında teşekkür ediyorum.

Bunların yanı sıra, halen proje ve onay süreçleri devam eden 480 eser ile 3125 dükkandan oluşan Kapalı Çarşı’yı da restore ederek İstanbul’a kazandıran…

BİR VATANDAŞ- …

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Nasıl? Vallahi anlayamadım.

(“Fatih seninle gurur duyuyor” sesleri) Biz de Fatih’le gurur duyuyoruz.

Bütün bu eserleri İstanbul’a kazandırma çalışmalarını sürdüren Fatih Belediyemizi ayrıca tebrik ediyorum.

Fatih Sultan Mehmet gibi tarihi bir şahsiyetin ismini taşıyan bu ilçemizin, bu belediyemizin şanına yakışır hizmetler içinde olduğunu görmekten memnuniyet duyuyorum.

Bu Fatih’te o selatin camilerin ara bölgelerindeki, evet, yüzlerce mescidi o malum tarihi inkar edenler değerli kardeşlerim, yıktılar. Onlar yıktı, biz ise inşa ediyoruz, ihya ediyoruz. O yıkan zihniyet hangi zihniyetti? Malum CHP zihniyetiydi. Onlar işte az önce izlediğiniz o güzelim eserleri yeri geldi ahır olarak kullandılar, yıktılar, onunla iftihar ettiler. Biz ise o yakılan eserleri şimdi restore, inşa ediyor, ihya ediyor ve bugünün nesline diyoruz ki; bak, senin deden işte böyleydi, bunları yaptı, işte size bıraktı, ama birileri geldi bunları yıktı.

Şimdi gençliğe sesleniyorum; bunları yapıp kendi ecdadı olarak kendinden sonra gelenlere bırakanlar yanlış mı yaptılar? Onlar bıraktılar da, bu yıkınlar, o CHP zihniyeti doğru mu yaptı? Bunun hesabını sormayacaksınız ey gençlik?

İşte ben şu anda burada tüm genç kardeşlerime sesleniyorum, tarihimize sahip çıkacağız, tarihimizle güçleneceğiz ve geleceği de bu eserler üzerine inşa ve ihya edeceğiz.

Gençler, unutmayın, fetih sadece bu şehrin fiziki olarak ele geçirilmesi değildir. Asıl fetih, işte bugün yaptığımız gibi eserlerle o şehre damgayı vurmaktır, işte biz bunu yaptık. Fetih, bir şehre ruhundan ruh, özünden can katmaktır. Sadece Fatih Sultan Mehmet döneminde bu şehre 500’ün üzerinde eser kazandırılmıştır. Fethin üzerinden geçen 564 yıl boyunca İstanbul’a damga vuran yeni eserler kazandırma gayreti sürekli devam etmiştir. Tabi bu arada bazı eserlerin de yıkılması, zarar görmesi, hatta ortadan kaybolması gibi talihsizlikler de yaşanmıştır.

Bize düşen görev, tespit edebildiğimiz ve medeniyetimiz açısından değer taşıyan her esere sahip çıkmaktır. İnşasıyla fethin tamamlaması manasına gelen eserlerin restorasyonun da aynı mahiyette olduğuna inanıyorum. Daha açık söylemek gerekirse, ayağa kaldırdığımız ecdadın emaneti olan her eserle adeta İstanbul’u yeniden fethediyoruz. Fatih Belediyemiz bu bakımdan gerçekten çok isabetli, çok hayırlı bir iş yapmıştır, çok isabetli bir iş yapmaktadır.

Kardeşlerim, son günlerde medeniyet konusunda, şehircilik konusunda, kültür konusunda pek çok toplantıya katıldım ve adeta milletimle dertleştim. Zaman oldu ulusal, zaman oldu uluslararası toplantılarda hamdolsun dertleşme fırsatı buldum. Bugün burada da bazı hususları tüm açıklığıyla, tüm çıplaklığıyla ifade etmekte fayda görüyorum.

Batı medeniyetinin elde ettiği büyük teknik imkanlarla adeta Yaratıcıya meydan okurcasına daha çok kar hırsıyla dünyanın tüm güzelliklerine saldırdığı bir dönemden geçtik. Daha yüksek binalar, daha büyük tesisler, daha güçlü makineler, daha çok üretim, daha çok kazanç odaklı bu düzen, dünyayı ve onunla birlikte insanlığı tehdit eder hale gelmiştir.

Şu anda Büyükşehir Belediye Başkanım burada, Valimiz burada, ilçe belediye başkanlarım burada, bakın aynı ısrarımı bugün bu önemli toplantıda yine yapıyorum; millet olarak son bir asırdır beka meselemize öylesine odaklandık, öylesin büyük badireleri arka arkaya yaşadık ki, bizim de bu meseleleri tartışma, kendimize farklı bir yol çizme imkanımız oldu. Şehirlerimiz gecekonduların, zevksiz binaların, sanat ve estetik değeri olmayan yapıların istilasına uğradı. Başını sokacak evi, çalışacak işi, günlük hayatını sürdürecek asgari imkanları olmayan insanlara estetikten bahsetmek anlamsız olabilirdi, çünkü bu dönemde öncelik zorunlu ihtiyaçların karşılanmasıydı. Ama hamdolsun Türkiye bu düzeyi geride bıraktı.

Özelikle geçtiğimiz 15 yılda ülkemizi 3 kat büyüterek, 81 vilayetimizin tamamını yolundan okuluna, hastanesinden konutuna kadar hayatın her alanını kuşatan hizmetlerle buluşturarak önümüzde yeni bir dönem açtık. Az önce buradan telekonferansla Mardin’in Derik ilçesine bağlandık, Muhammet Safitürk kardeşimizin o şehit edildiği ilçeye bağlandık ve oradaki bir okulun açılışını buradan yaptık. Ve eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, enerjide, aklınıza ne gelirse, yoğun bir üretimin yaşandığı dönemden geçiyoruz, daha da devam edecek. Bundan sonra artık hamdolsun medeniyetimizin hem ihyası, hem inşası için çok daha fazla gayret gösterme imkanına sahibiz.

Fakat ben valilerimiz, belediye başkanlarımızdan rica ediyorum, lütfen şu dikey yapılaşmaya illerimizde, ilçelerimizde müsaade etmeyelim. Bu konuda bizim mimari anlayışımızda yatay mimari esastır, biz buna odaklanmalıyız. Fevkalade şartların dışında buna odaklanmamız halinde şehirlerimizin çok daha güzel olduğunu göreceksiniz, çok daha farklı olduğunu göreceksiniz. Şehirlerimizin çirkin binalarla kirletilmesine daha fazla tahammül edemeyiz. Köylerimizi, yaylalarımızı çirkin yapıların istilasına izin vermemeliyiz. Sadece ihtiyaca, skora ve kemiyete değil, kaliteye, estetiğe, keyfiyete de önem vermek zorunda olduğumuz bir döneme girdik. Bakanlıklarımızdan belediyelerimize, meslek kuruluşlarımızdan vatandaşlarımıza kadar herkesi bu yeni anlayış doğrultusunda çalışmalarını gözden geçirmeye davet ediyorum.

Biz işte Çamlıca’da inşası süren camiden, Taksim’de Atatürk Kültür Merkezine kadar ve yine Taksim’de şu anda inşası devam eden camiye varıncaya kadar, maksemin orada atılan adımlarla, aynı şekilde işte kısa bir süre önce Melike Hatun Camiinin Ankara merkezde açılışını yaptık. Bütün bunlarda bir şeye ısrarla dikkat ediyoruz; nedir o? Medeniyetimiz ne diyor, tarih ne diyor? Biz tarihimizle ters düşmemeliyiz. Modernleşmeyi biz eğer tarihimizle bütünleştirebiliyorsak, ha o zaman bu bir değer ifade eder. Eğer tarihimizle modernizmi bütünleştiremiyorsak burada bir kaçak var demektir, buna dikkat edeceğiz.

Medeniyetlerin hem kendi içlerindeki, hem de diğer medeniyetlerle olan ilişkilerindeki o serencama baktığımızda, hep bir öncekini aşma, bir öncekinin üzerine çıkma gayretini görürüz. Bugün biz bırakınız aşmayı, henüz ecdadımızın seviyesine ulaşabilmiş değiliz. İşte örnekler önümüzde, bir gün restorasyonlarının açılışını yaptığımız eserlere bakalım, bir de günümüz mimari anlayışı ve tekniğiyle yapılan eserlere bakalım, ecdat ne kadar zamanda yapmış, biz sadece restorasyonunu ne kadar zamanda yapabiliyoruz, buna bir bakalım. Acaba size göre hangisi daha güzel, hangisi daha etkileyici? Hangisi insan ruhuna daha iyi hitap ediyor? Hangisi gelecek nesillere iftiharla bırakılabilecek bir eser mahiyetindedir? Hiç şüphesiz ecdadın yaptığı eserler bu özelliklere çok daha fazlasıyla sahiptir. Bunun için bir an önce zihniyetimizi ve uygulamalarımızı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Önce ecdada yetişeceğiz, yani ihyayı gerçekleştirecek, sonra da onu aşacak, yani inşayı başaracak bir medeniyet anlayışını bir an önce ülkemizde hakim kılmalıyız.

Üstat Necip Fazıl İstanbul için bakın ne demiş:

“Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;

Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;

Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;

Her nakışta o mana, öleceğiz ne çare?”

Bugün bizim arayıp bulmamız gereken mana işte budur, “öleceğiz ne çare?” İstanbul’da yaşamanın, bu aziz şehrin sakini olmanın hakkını ancak bu manayı kavradığımızda verebiliriz.

Kardeşlerim, geçtiğimiz 15 yılda sadece belediyelerimizde değil, hükümet imkanlarıyla da sınırlarımız içinde ve dışında tarihimizi ayağa kaldırmanın mücadelesini verdik. Bizden önce yılda 5-6 tane restorasyon çalışmasının yapıldığı Vakıflar Genel Müdürlüğünde, dönemimizde yılda ortalama 250 restorasyon projesi hayata geçirildi, mesela önümüzdeki yıl bu rakam 300 olarak planlanıyor.

Bugüne kadar restorasyon yapılarak yeniden ayağa kaldırdığımız 5 bin eseri teker teker saymaya kalksam saatler sürer. Yenikapı Mevlevihane’sinden Süleymaniye ve Fatih camilerine, Erzurum Çifte Minareli Medresesi’nden Haseki Hürrem Hamamına kadar pek çok eserin bulunduğu bu listedeki bazı yerlere özelikle dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Mesela Edirne’deki Büyük Sinagog, mesele Diyarbakır’daki Ermeni Proteston ve Katolik Kilisesi. Biz kendi inşa ettiklerimizle birlikte bu topraklardaki tüm zenginlikleri, tüm değerlere sahip çıkıyoruz. Ecdadımız öyle yaptı, onun için öyle yapıyoruz. Hazreti Ömer Kudüs’ü fethettiğinde, fetih hakkı olarak camiye çevirdiği bir kilise dışında diğer dinlere ait hiçbir mekana dokunmamıştır; şu büyüklerimize bak ya, şu büyüklüğü bak ya. Fatih Sultan Mehmet Han da yine fetih hakkı olarak camiye çevirdiği Ayasofya dışında diğer dinlerin mekanlarını aynen korumuş, hatta bizzat himayesine almıştır. Hani bazıları çıkıyor diyor ya, işte kılıçla şöyle kestiniz, böyle yaptınız. Tarih bilmiyorsunuz zavallı.

Aynı hassasiyetin kendi topraklarımız dışında kalmış ecdat eserleri için gösterildiğini söyleyebilmemiz ise maalesef mümkün değildir. Döneminin mimaride, sanatta, kültürde en zirve şehirlerinin çoğu başkalarının eline geçtikten sonra adeta taş üstünde taş bırakılmamacasına yok edilmiş, yıkılmıştır. Bir zamanlar 500 caminin olduğu söylenen şehirlerde bugün namaz kılınabilecek tek bir camiyi zar-zor bulursunuz. Ruhuyla, kokusuyla, görüntüsüyle hala bizim olan nice şehirlerden hala adımız kazınmaya, izlerimiz silinmeye çalışılıyor. Bunun için biz yurt dışında da kapsamlı bir restorasyon çalışması başlattık. Balkanlar’dan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya, Güney Asya ve Orta Asya’dan Doğu Avrupa’ya kadar geniş bir alanda ecdadın emanetlerine sahip çıkmak çabası içindeyiz.

TİKA başta olmak üzere pek çok kuruluşumuzun bu konuda gösterdiği gayreti bizzat yerinde görme imkanı bulduk. Önümüzdeki dönemde içeride ve dışarıda bu çalışmaları inşallah artırarak sürdürmekte kararlıyız. Medeniyetimizin her bir eseri bizim yitik hazinemizdir, nerede bulursak orada sahip çıkacak, takipçisi olacak, fırsatını bulduğumuzda da ayağa kaldıracağız. Unutmamalıyız ki, Biruni’nin astronomisi, Farabi’nin felsefesi, Cabir’in matematiği, Sinan’ın mimarisi, İbn Haldun’un sosyolojisi, Itri’nin musikisi, Şeyh Hamdullah’ın hattı medeniyetimizin işte bu şehirlerinde vücut buluşmuştur. Dolayısıyla biz sadece taşa, tuğlaya, toprağa, ahşaba demire değil, aynı zamanda medeniyetimizin bu değerlerine de sahip çıkmış oluyoruz.

Kardeşlerim, tabi restorasyon deyince aklımıza içimizi acıtan nice görüntü de geliyor. Ülkemizde tüm gayretlerimize rağmen hala önüne geçmediğimiz şekilde tarih ve kültür cellatları kol geziyor. Güya aslına uygun şekilde restore edilen, ama duvarlarındaki Horasan sıvalarının kazanıp üzeri çimento ve kumla kaplanan nice eserler duyduk, gördük. Restorasyon adı altında asırlık taşları, tuğlaları sökülüp yerine kalıpla çimento dökülen nice surlar, nice binalar duyduk, gördük. Her santimi el emeği, göz nuru ahşap işleme kapıları, pencereleri, pervazları sökülerek, yerine plastik ürünler konan nice konaklar, yine evler duyduk ve gördük. Bir dönem tarih camileri yıkma, yıkılamayanlara da depo, iş yeri, hatta ahır olarak kullanıma açma modası vardı. İstanbul başta olmak üzere, İstanbul’da özellikle Anadolu’nun dört bir yanına buradan başlamak üzere bu tahribatın izlerini halen görüyoruz. Restorasyon adı altında sergilenen tarih ve kültür facialarının bu anlayıştan bir farkı yoktur.

Türkiye restorasyon konusunda oldukça birikim kazanmış bir ülkedir. Gerek kamu kurumlarının, gerekse vatandaşlarımızın tarihi eserlerin yenilenmesinde bu birikimi kullanmaları şarttır. Bu süreçte sorumluluk sahipleri başta olmak üzere herkesin en üst düzeyde hassasiyet göstermesi gerekiyor.

Akif ne diyor:

“Yıkmak, insanlara yapmak gibi kıymet mi verir?” Mehdi Bey, öyle miydi? İyi şiir bilir.

“Onu en çolpa herifler de emin ol becerir.

Sade sen gösteriver ’işte budur kubbe’ diye,

İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye.

Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman

Bir Süleyman daha lazım, yeniden bir de Sinan.

Bunların var mı sizin listede hiç benzeri? Yok.

Ya ne var? Bir kuru dil, siz buyurun karnım tok.”

Evet, yıkmak, bozmak, tahrip etmek kolay, inşa etmek, ihya etmek zordur. Tabi bunları söylerken tarihi eserlerin hayatın tamamen dışını çıkartılarak birer süs eşyası gibi vitrin gerisinde tutulmasını da doğru bulmuyorum. İçinde yaşanmayan bir mekanı canlı tutmak gerçekten çok zordur. Bunun için restore edilerek yeniden medeniyetimize kazandırılan eserlerin buraların kıymetini bilecek, hakkını verecek, buralara sahip çıkacak kuruluşlar tarafından kullanılmasını önemli görüyorum. İşte az önce perdede izledik, bakın oralar neydi, ne oldu. Şimdi oralar birçok değişik vakıflara, belediyelerimize verilmek suretiyle, ama ehil olanlara verilmek suretiyle şimdi ayakta tutuluyor. İçinde ibadet edilmeyen bir cami, içinde yaşanmayan bir konak, içinde faaliyet gösterilmeyen bir medrese, velhasıl içinde hayat olmayan hiçbir yapı kalıcı olamaz, çünkü her şey insanla vardır, insanla değer kazanır. Bir eserin kıymetini bilmek demek, onu doğru ellere, ehil insanlara teslim etmek demektir. Elbette denetim yapılır, kontrol ihmal edilmez, gerektiğinde tamirat, tadilat, bu yola da başvurulur, ama işin esası bu olmalıdır, insan insan.

Bu duygularla bir kez daha Fatih Belediyemiz tarafından gerçekleştirilen 320 eserin restorasyonunun hayırlı olmasını diliyorum, emeği geçenleri tekraren tebrik ediyorum.

Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.