Cumhurbaskani Erdogan’in Rize 6. Olagan Il Kongresi’nde yaptigi konusmanin tam metni
Saygıdeğer Divan, sevgili hemşehrilerim, AK Parti Teşkilatımızın kıymetli mensupları, değerli misafirler, saygıdeğer delegeler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
Yaklaşık 3 aylık bir aranın ardından İl Kongremiz vesilesiyle tekrar sizlerle birlikte olmaktan, hasret gidermekten, kucaklaşmaktan memnuniyet duyuyorum.
İl Kongremizin şehrimize, partimize ve ülkemize, demokratik yaşamımıza hayırlar getirmesini Allah’tan temenni ediyorum.
Kuruluşundan bugüne kadar AK Parti Rize Teşkilatımızda vazife yapmış tüm kardeşlerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Ahrete irtihal etmiş olanlara Rabbimden rahmet ve mağfiret diliyorum.
Geçen gelişimizde Rize-Artvin Havalimanı, Ovit Tüneli, Sarp Sınır Kapısı, üniversitemizin inşaatları gibi yatırımları bizzat yerinde incelemiş, gelişmeler hakkında bilgi almıştım. Rize’nin her meselesini bizzat takip ediyor, varsa bir sorun anında çözüm yoluna bakıyoruz. 15 yıldır Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak elbette ülkemizin 81 vilayetinin tamamına hizmet götürmek, yatırım kazandırmak için gayret gösteriyoruz. Ama ata yurdumuz olan Rize’mizin gönlümüzdeki yerinin ayrı olması kadar da tabii bir şey olmasa gerek.
Köksüz insan hiçbir yere ve hiçbir değere aidiyeti olmayan insandır. Biz ata topraklarımız Rize’den başlayarak dalga dalga tüm bölgeleriyle, tüm vilayetleriyle Türkiye’nin tamamını yüreğimize ve zihnimize nakşettik. Rize’yi bir başka severiz, İstanbul’u bir başka, Ankara’yı daha bir başka, Kars’ından Edirne’sine, Trabzon’una, Hatay’ından Sinop’una, İzmir’inden Mardin’ine kadar her bir şehrimizi ayrı ayrı severiz. Bunun için tek millet diyoruz, bunun için tek bayrak diyoruz, bunun için tek vatan diyoruz, bunun için tek devlet diyoruz, ama birileri bunu anlamıyor.
(“Bu gençlik seni başkan yapacak” sesleri) Allah’ın izniyle bizler de sizleri dünyanın ilk 10 sırasına sokacağız, bunun hiçbir çıkışı yoktur. Geldiğimizde 26’ydık, 26’dan dünyada 17’nci sıraya, Avrupa’da 16’ncı sıraya yükseldik ve G-20’ye girdik. Bu bir azmin, bir gayretin, bir koşturmanın, inanmışlığın neticesidir, bunu birlikte yaptık, milletçe yaptık. Siz bize inandınız, biz bize inandık ve buralara geldik. Şimdi hedef bir başka, şimdi hedef Allah’ın izniyle dünyada ilk 10’un içerisine girmek; bunu yapar mıyız? (“Evet” sesleri) Eyvallah. Bu ülkeyi bizim başımıza yıkmak için ellerini ovuşturarak bekleyen o kadar çok güç, o kadar çok çevre var ki, başka türlü başa çıkamayız.
(Tezahüratlar…) Maşallah, iyi hazırlanmışlar.
Ne diyor o güzel Rize türküsünde: “Dumanım, yayılamam, ben senden ayrılamam, ben senden ayrılırsam halim yamandır yaman.” İşte biz de bu ülkeden, bu milletten ayrılamayız. Allah göstermesin eğer öyle bir durum ortaya çıkarsa, halimiz sadece yaman olmaz, hepten duman oluruz.
Çevremizde yaşananları görüyorsunuz, milletimizin birliğinin, beraberliğinin, ülkenin bütünlüğünün, devletin varlığının ortadan kalktığı hiçbir yerde huzur ve güven göremezsiniz, gelecek umudu bulamazsınız. Bunun için ülkemize dört elle sarılacağız.
(“Çayeli size çaya bekliyor” sesleri) Çayeli çaya bekliyor, ne yapacağız? Evet milletvekili arkadaşlar, şöyle Çayeli’ne bir uğrayın bakayım, vekaleten çayı siz için.
Bu ülkeyi bizim yapan değerlerimize, ezanımıza, bayrağımıza, tarihimize, kültürümüze, sıkı sıkıya sahip çıkağız ki ayakta kalabilelim. Ordumuzu en güçlü ordu, polisimizi en güçlü polis, istihbaratımızı en güçlü istihbarat haline getireceğiz ki, maruz kaldığımız saldırıları rahatça bertaraf edebilelim. Ekonomimiz güçlü olacak, üretimimiz, ihracatımız, istihdamımız, yatırımlarımız kesintisiz sürecek ki önümüzü görebilelim.
İşte 2002 Kasım göreve geldiğimizde IMF’e olan borcumuz neydi? 23,5 milyar dolar. Merkez Bankası rezervimiz neydi? 27,5 milyar dolar. 2013, IMF’e borç kaldı mı? Kalmadı, bitti. IMF bizden borç istedi 5 milyar dolar, arkadaşlara dedim ki, verin. Baktılar ki Türkiye veriyor, vazgeçtiler. Merkez Bankamızın döviz rezervi 27,5 milyar dolardı, hamdolsun şimdi geldi 120 milyar dolara dayandı; 27,5 milyar dolar nire, 120 milyar dolar nire. Aslında biz 138’e çıkmıştık, bir gerileme yaşadık, şimdi tekrar bunu toparlayacağız, o 138’i de geçeceğiz inşallah, bu rezervi bulacağız.
Eğer biz meseleleri aşmak için gereken gayreti göstermez, çalışmaz, ekmek elden, su gölden anlayışıyla sırt üstü yatarsak, yaptığınız işin adı tevekkül değil, tembellik olur. Bizlere düşen görev, gücümüzün yettiğinin en iyisinin, aklımızın erdiğinin en üstününü, gönlümüzün alabildiğinin en fazlasını ortaya koymaktır. Fert olarak, toplum olarak, devlet olarak yapabileceğimiz her şeyi yaptıktan sonra, elbette Allah’a teslim olacak, hayırlı olanı ondan bekleyeceğiz. Geçtiğimiz 15 yıldır işte bu anlayışla gece-gündüz çalıştık, çalışıyoruz ve çalışacağız.
Bugün şöyle geriye doğru dönüp bir baktığımızda ülkemizi nereden nereye getirdiğimizi çok daha iyi görebiliyoruz. Tabi bu muhasebe bize aynı zamanda eksiklerimizi, aksaklıklarımızı, zaaflarımızı da gösteriyor. AK Parti doğru zamanlarda ve zeminlerde olmak kaydıyla hiçbir zaman kendini sorgulamaktan çekinmeyen, özeleştiriyi ihmal etmeyen bir partidir. Ana Muhalefet Partisi hiçbir zaman gerçek bir iktidar murakabesi, iktidar partisi eleştirisi yapamamıştır, onlar sadece yalanla, iftirayla, ülkenin ve milletin gerçekleriyle hiçbir ilgisi olmayan tali işlerle uğraşmışlardır. Bunun için yaptıklarımız kadar yapamadıklarımızı, eksik yaptıklarımızı ve hatta yanlış, hatalı uygulamalarımızı da milletimizle paylaşıyoruz.
Gene geldim bir Rize türküsüne, ne diyor orada: “İndim dere düzüne, aşlamayı aşladım. Sevdaluk eyi şeydir, ben de yeni başladım.” Son günlerdeki değişim söylemimizin bazıları tarafından sanki ilk defa olan bir şeymiş gibi algılandığını görüyoruz. Halbuki biz kendimizi sığaya çekme, sorgulama işine yeni başlamadık, en başından beri bu anlayışla hareket ediyorduk. Çünkü bizim inancımıza göre, Allah’tan başka hiçbir varlık layüsel değildir, sorgulanamaz değildir. Faniler olarak bizlerin eksiği, yanlışı, hatası elbette olacaktır. Önemli olan, bunu kabul edebilecek ve düzeltme yoluna gidebilecek erdemi gösterebilmektir.
Kardeşlerim, AK Parti işte bu erdeme sahip, milletimizle hasbi ve harbi ilişki içinde olmaktan asla yüksünmeyen bir partidir. Hükümet icraatlarından teşkilatlarımıza kadar her alanda milletimize daha iyi hizmet edebilmek için ne gerekiyorsa onu yaparak yolumuza devam edeceğiz, kongre sürecimizi de işte bu anlayışla yürütüyoruz.
Kardeşlerim, AK Parti sadece kendi iç meselelerine hapsolma hakkına sahip bir parti değildir, çünkü milletimiz bize büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etme vazifesini vermiştir. Bu görevimizi hakkıyla ifa etmek için çalışırken, hem içeriden, hem dışarıdan saldırılara maruz kalıyoruz. Biliyoruz ki bu saldırılar şahsımıza ve partimize değil, ülkemizedir, milletimizedir. Onun için vesayet güçlerinin türlü oyunlarından darbe girişimlerine kadar tüm saldırılara merhum Mehmet Akif’in şu ifadelerindeki ruhla karşı koyuyoruz, hepiniz biliyorsunuz zaten, nedir o: “Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki Hakk yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz”; gerçek bu. Türkiye güçlendikçe ülkemize ve dolayısıyla bizlere yönelik hücumların şiddeti de artıyor.
İşte daha dün Norveç’teki NATO tatbikatında sergilenen terbiyesizliği sizler de takip ettiniz. Bazı yanlışlar vardır ki, onları aptallar değil ancak alçak yapar, bu da işte böyle bir hadisedir. Şahsımı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü hedef alan bu terbiyesizliği NATO içinde bir süredir varlığını müşahede ettiğimiz çarpık bir bakış açısının dışa vurumu olarak anlıyorum.
Suriye’den ülkemize yönelik tehditlerin zirveye çıktığı bir dönemde, füze savunma sistemlerini geri çekerek Türkiye’ye yönelik bir saldırı durumunda harekete geçilmeyebileceği intibaını veren NATO’nun güvenilirliği tüm üye ülkeler nezdinde sorgulanır hale gelmiştir. Biz kendi güvenliğimizi sağlamak için Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri almaya kalkığımızda, ittifakın, evet, önde gelen kimi ülkeleri tarafından ortaya konan tepki de bu çarpıklığı teyit eder mahiyettedir. Daha önce aynı sistemin bir alt sürümünü satın alan ülkeler Yunanistan, Slovakya, Bulgaristan, bunlara ses çıkarmayanlar nasıl oluyor da Türkiye’ye ses çıkarıyorlar? Diğer Baltık Ülkelerini Patriotlarla sıkı sıkıya güvence altına alanlar, iş Türkiye’ye gelince farklı tavır sergiliyorlar. Kusura bakmasınlar, Türkiye bu noktada adım atacağı zaman bunu birilerine sorarak kararını vermeyecek, milletiyle konuşarak bunların kararını verecektir.
Bunlar bize aynısını 1974 Kıbrıs Barış Harekatında ve 30 yılı aşkın zamandır sürdürdüğü terörle mücadele döneminde, özellikle de Suriye ve Irak’taki son krizler sırasında kime ne kadar güvenebileceğimizi biz çok iyi gördük ve artık göbeğimizi, hatırlayın, biz keseceğiz dedik; kestik mi? Kestik ve ne yaptık? İşte bildiğiniz gibi Fırat Harekatını yaptık ve Fırat Harekatıyla zaten her şey görüldü. Bundan sonraki süreçte de şimdi İdlib’de aynı adımları atıyoruz, Afrin’de aynı adımları atacağız. Niye? Kim ki bize en ufak bir tacizde bulunur, tehditte bulunur, bunun hesabını sorarız. Biz 911 kilometre sınırımız olan bir ülkeden bu tehdidi alacak, sessiz kalacağız, ee, 12 bin kilometreden buraya birileri gelip müdahale edebilecek; bu nasıl iş? Bizim yaptığımızdan daha doğal, daha tabii ne olabilir? 911 kilometre Suriye, 350 kilometre Irak, biz buralarda bize yapılan tacizler, tehditler karşısında eğer sessiz kalırsak, benim milletim ne der? Sen 650 bin kişilik bu orduyu niye besliyorsun demez mi? Ve Mehmet’imiz niye var? Bunun için var. (“Bir gece ansızın gelebiliriz” sesleri) Eyvallah, bir gece ansızın gelebiliriz dedik, geldik. Bundan sonra da yine aynı şekilde gelebiliriz ve gelmeye de devam edeceğiz.
Kardeşlerim, bu iş öyle tatbikatlarda terbiyesizlik yapılarak, sahte sosyal medya hesapları üzerinden provokasyonlar girişilerek, sonra da kuru bir özürle geçiştirilerek üzeri örtülebilecek bir konu değildir. Türkiye’nin kendi güvenliği sağlama konusundaki ihtiyacı yaşanan her hadisiyle bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Buradan NATO’ya da, diğer müttefiklerimize de açıkça ifade ediyorum, biz S-400’leri zaten aldık, iş bitti, şu anda finansman konusundaki detayları konuşuyoruz, onlar da en kısa sürede sonuçlanacak. İnşallah en yakın zamanda bu sistemi ülkemizde kuracağız. Bununla kalmıyor, kendimiz benzer sistemlerin üretimi konusunda da yoğun bir çaba harcıyoruz.
Yıllarca biz insansız hava aracı istedik müttefiklerimizden, ne dediler bize? Kongre müsaade etmiyor. Kötü komşu bizi ev sahibi yaptı, şimdi biz insansız hava aracını kendimiz üretiyor muyuz? Üretiyoruz. Silahlısını üretiyor muyuz? Üretiyoruz ve şimdi ihracına bile başlıyoruz. Sağ olsunlar, onlara kongre izin vermedi, ama bizimkilere millet izin verdi ve yürüdü.
Daha çok şeyler yapılacak. İşte Katar’daydık ve Katar’dayken de oradaki bütün gönderilmiş olan üsteki komuta kademesine ve bütün oradaki uzman çavuşumuza hamdolsun kendi silahlarımız gitti. Bir Sig Sauer için adamlar bize şunu dedi ya: … izin vermiyor. Biz de dedik ki, bunan sonra Sig Sauer falan almayacağız, bitti o iş, kapattık onu. Ne yapacağız? Yerli silahımızı oraya göndereceğiz ve gönderdik; bu kadar basit.
Aynı olay Kıbrıs Barış Harekatında oldu, telsiz vermediler telsiz. Bize telsiz vermediler, ama işte biz ASELSAN’ı kurduk ve artık kendi telsizimizi kendimiz yapar olduk. Şimdi bu ASELSAN tüm elektronik cihazlarda hamdolsun artık dünyada belli bir yere ulaştı. Türkiye çok uzak olmayan bir gelecekte kendi hava savunma sistemlerini kuracak ve bunları da dostlarıyla paylaşacaktır. İnşallah şimdi çok büyük ağır tonajlı olanlarının çalışması yapılıyor, bunlar bittiği zaman zaten şok olacaklar.
Kimsenin bizi elindeki teknoloji gücüyle tehdit etmesine boğun eğecek değiliz. Daha önce Nuri Killigil’lerin, Nuri Demirağ’ların, Vecihi Hürkuş’ların, Devrim otomobillerinin, motor fabrikası kurma girişiminin ve ülkemizi ele güne muhtaç etmeyecek benzer çalışmaların başlarına gelenlerin bir daha yaşanmasına izin vermeyeceğiz. Ülkemizde yürütülen tüm savunma sanayi ve yüksek teknoloji projeleri Cumhurbaşkanı olarak şahsi himayem altındadır. Bu konularda yaptığımız çalışmalarda engellerle karşılaşan, önü kesilen, emeği zayi edilen herkese Cumhurbaşkanlığının kapısı açıktır. Kaybedecek bir tek dakikamız, heba edilecek tek bir damla alın terimiz de, çöpe atacak tek bir projemiz de yoktur.
Kardeşlerim, Türkiye’yi uluslararası alanda köşeye sıkıştırmaya çalışanlar, yanı başımızdaki Suriye ve Irak’ta İkinci Dünya Savaşından sonraki en kanlı, en vahşi, en sinsi, en alçak senaryoyu uyguluyorlar. Bölgede adeta bir terör fabrikası kuruldu, bu fabrikada görev yapan terör mühendisleri ellerinin altındaki geniş rezervden adı kimi zaman El Kaide, DEAŞ, kimi zaman PKK, PYD, kimi zaman FETÖ olan, kimi zaman da başka isimler taşıyan örgütler imal ediyorlar. Aslında hepsi de eli kanlı katiller sürüsünden ibaret olan, hep aynı, sadece ambalajı ve etiketi değiştiriyorlar. İşte SDG olayında olduğu gibi, yani PYD, YPG, kalktılar dediler ki, bu anlaşıldı, bunun ismini değiştirelim. Diyen kim? Amerika. Ne yaptılar ismini? SDG, Suriye Demokratik Güçleri. Sevsinler sizi, biz anlamadık, yuttuk bunu, artık bunların hepsini biliyoruz. Bu fabrikada üretilen örgütler ihtiyaca göre tedavüle sokuluyor, gerektiğinde tadilata tabi tutuluyor, gerektiğinde ise, evet, imha ediliyor.
Atalarımızın “it iti ısırmaz” dediği gibi, bu terör örgütleri de zahirde birbirleriyle çatışıyor gözükseler de aslında gayet uyumlu şekilde kendilerine verilen görevleri ifa ediyorlar. PYD denilen bölücü terör örgütü daha düne kadar DEAŞ’la çatışıyor denilerek silaha, paraya, siyasi desteğe boğuluyordu. Rakka’da bu iki örgüt iş üstünde yakalanıp çarpık ilişkisi ifşa olunca fabrikatörler durumu ne dediler? Saygıyla karşıladıklarını ifade ettiler; ayıptır ya. Biz sizlerle müttefik değil miyiz, bu nasıl ittifaktır? Müttefikinize böyle bir çalımı nasıl atmaya kalkarsanız ya? Biz bu işlerden biraz anlarız. İnkara, yalana, çarpıtmaya dayalı açıklamalarıyla ülkemizi ikna ettiklerin sananlara diyoruz ki, biz her şeyin farkındayız. Asıl önemli olan, siz kendi yaptıklarınızın sonucunun fakında mısınız?
DEAŞ ve PYD başta olmak üzere hepsi de aynı tezgahta üretilmiş terör örgütleri üzerinden çıkarlarını hayata geçirmeye çalışanların artık terör, terörizm laflarını ağızlarına almaya dahi hakları kalmamıştır.
Bakın, açık konuşuyorum, bu yaşananlardan sonra terörle, terör örgütleriyle mücadele ettiğini öne sürenlere biz artık nasıl inanabiliriz ki? İşte şimdi hükümetimiz, İçişleri Bakanımız Sayın Soylu ve tüm ekibimiz, elhamdülillah, dağlarda taş üstüne taş koymadan yüzlerce, binlerce teröristi gömüyorlar, gömmeye de devam edeceğiz. Ne dedik? Bunları biz inlerinde vuracağız dedik, vurduk mu? Vurduk. FETÖ aynı şekilde, inlerinde vuracağız dedik, vurduk mu? Vurduk. Ama şimdi bazı dostlar geliyorlar, bizimkinin suçu yok diyorlar. Ya yapmayın. Bakın bunlar bizi aldattılar, ama aynı şeklide annelerini, babalarını, eşlerini, yavrularını, onları da aldattılar. Ve maalesef öyle ciddi bir örgüt ki, hep dedim ya, tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet, bu anlayış böyle çalıştı. İşte şimdi bir kısmı içeride, bir kısmı kaçtı. Uyanıklar tabi bunlar, fırsatı bulan kaçtı gitti; nereye? Ağalarının yanına, o Pensilvanya’daki hainin yanına, bir kısmı Avrupa’nın değişik ülkelerinde ve oralarda bakın işte görüyorsunuz NATO’yla, şunlarla, bunlarla nasıl koalisyon oluşturuyorlar.
Türkiye’nin açıkça terör örgütü dediği yapıları himayesine alan bir ülkeye biz nasıl güvenebiliriz ki? Ülkemize karşı kullanılacağı gün gibi aşikar olan binlerce tır silahı bölgeye yığan bir devletin bizim terörizmle ilgili endişelerimizi paylaştığına biz nasıl inanabiliriz ki? Bankacılardan işadamlarına; silah satışlarından enerji yatırımlarına, televizyon dizilerinden düşünce kuruluşu raporlarına kadar ülkemizin çıkarlarına yönelik her türlü saldırıyı hukuk kılıfı altında meşrulaştıran bir devlet nasıl bizim dostumuz olur ki soruyorum sizlere? Üstelik bu soru işaretleri, bu tereddütler, bu hayal kırıklıkları sadece bizimle sınırlı da değildir, dünyanın her yerinde bu yanlışlar açıkça görülüyor, konuşuluyor, değerlendiriliyor.
Uluslararası kuruluşları ve anlaşmaları, diplomatik teamülleri nezaketi bir kenara bırakarak dünyayı diledikleri gibi yönetebileceklerini sananlar çok yakında yanıldıklarını da göreceklerdir. Dünya kimsenin tepe tepe kullanabileceği kuralları istediği koyup, istediği değiştirebileceği orman kanunlarının hakim olduğu bir yer değildir. Biz kendi ülkemizden başlayarak, bölgemizdeki ve dünyadaki tüm mazlumlara, mağdurlara sahip çıkarak, onların hakkını, hukukunu koruma mücadelesi vererek bu çarpık düzene baş kaldırıyoruz, onun için dünya 5’ten büyüktür diyoruz.
Ecdadımız asırlar boyunca bu duruşuyla hem kendisine, hem de tüm insanlığa çok büyük hizmetler yapmıştır, şimdi sıra Türkiye’dedir. Ülkesine ve kendine güveni olmayan birileri bu meydan okumamıza karşı çıkacaklar, binbir dereden su getirerek yeniden teslimiyet politikalarına dönüşü savunacaklardır. Biz milletimizle birlikte çıktığımız bu yolda teslimiyet politikalarını bir daha geri dönmemek üzere gömdük, köprüleri yıktık, gemileri yaktık. Bedeli ne olursa olsun hedeflerimize doğru yürümekten vazgeçmeyeceğiz.
Suriye’de İdlip operasyonunu da tamamlayacağız, Afrin’i de kurtaracağız, Münbiç’i de aslı sahiplerine teslim edeceğiz, diğer bölgeleri de terör örgütlerinden temizleyeceğiz. Irak’ta Kandil başta olmak üzere ülkemize yönelik terör eylemlerinde kullanılan ne kadar bataklık varsa hepsini kurutacağız. Libya’da oynanan oyunlara seyirci kalmayacağız. Körfez’de çıkartılmaya çalışılan kardeş kavgasını engellemek, ateşi alevlendirmek için çalışılan mezhepçilik fitnesini söndürmek üzere tüm gücümüzle çalışacağız. Biliyoruz ki, eğer meseleyi böylesine geniş bir çerçevede ele almazsak bizi bu vatan topraklarında asla rahat bırakmayacaklar.
Türkiye’nin ve Türk milletinin kaderi Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya kadar tüm bu coğrafyanın yükünü omuzlamaktır. Evet, coğrafya kaderdir ve biz de kaderimizden kaçmayacağız, tam tersine üzerine üzerine gidecek, Allah’ın yardımı ve izniyle kendimizle birlikte tüm dostlarımız için güvenli ve müreffeh bir gelecek inşa edeceğiz.
Kardeşlerim, işte bu büyük mücadele önümüzde çok kritik bir imtihanı hazırlıyor, bu imtihan 2019 seçimleridir. 3 Kasım 2002 seçimlerinden beri güvenini, desteğini, teveccühünü bizden esirgemeyen milletimiz, 16 Nisan halkoylamasıyla önümüze unutmayın yeni bir yol açılmıştır. Bu yolu sağ salim kat edebilmemiz için 2019’u başarıyla geçirmemiz gerekiyor.
Şimdi soruyorum, delegeler ve misafirler; 2019 Mart ve Kasım’ına hazır mıyız? (“Evet” sesleri) Çok yoğun çalışacağız. Ama çok yorgun geldi sesiniz bana. Hazır mıyız? (“Evet” sesleri) Ondan sonra önümüzde içerideki ve dışarıdaki mücadelemizi kararlılıkla verebileceğimiz pırlanta değerinde bir 5 yıl olacak. Milletimizin geçtiğimiz 15 yıldır olduğu gibi 2019 seçimlerinde de sorumluluğu yine bizlere tevdi edeceğine ben inanıyorum. Ama bunun için önce bizim üzerimiz düşenleri yapmamız gerekiyor.
Kongrelerimiz vesilesiyle hem teşkilatlarımız güçlendirecek, hem milletimizle olan bağımızı tahkim edecek, hem geleceğe dönük yeni projeler hazırlayacak bir sürecin içindeyiz.
İşte bugün buradayım, yarın Bayburt ve Gümüşhane’deyim, ondan sonraki hafta Doğu Anadolu’nun illerindeyim, dolaşıyorum. Sayın Başbakanımız da aynı şekilde dolaşıyor, genel başkan yardımcılarımız, bakanlarımız aynı şekilde dolaşıyoruz. 81 vilayetimizde il belediyelerimiz, büyükşehirler, hepsinde kongrelerimizi yapıyoruz. Şayet biz bu süreci hakkıyla yönetirsek, milletimizin bize olan desteğinin artarak sürecine ben inanıyorum. Tam tersi olursa, yani rehavete kapılır ülkeye hizmeti bırakıp kendi kendimizle uğraşmaya başlarsak, o zaman milletimizin bize bakışı da ona göre şekillenir. Milletimizin 7 Haziran seçimlerinde verdiği mesajı hatırlayın, unutmadık değil mi? Unutmayacağız.
Önümüzdeki dönemde yapmamız gereken en önemli işlerden biri de, geçtiğimiz 15 yılda ülkemize kazandırdığımız hizmetleri anlatmak olacaktır. Çünkü biz kendi yaptıklarımızı anlatamadığımızda, birileri çıkıp kendi yalanlarıyla o boşluğu doldurmaya çalışıyor.
Yine ne diyor o güzel Rize türküsünde: “Mısırı kuruttun mu? Ambarda duruttun mu? Nenen çarık giyerdi, bunları unuttun mu?” Evet, hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Başta gençler olmak üzere tüm milletimize yaptıklarımızı geçmiş dönemlerle mukayeseli olarak anlatacağız ki Türkiye’nin bugün bulunduğu yerin anlamı kavranabilsin.
Önce ana kademeye sesleniyorum, sizler, kadın kollarımıza sesleniyorum, sizler, gençlik kollarımıza sesleniyorum, sizle, kapı-kapı dolaşmaya var mıyız? (“Evet” sesleri) Dolaşacağız ve anlatacağız. (“AK gençlik seninle gurur duyuyor” sesleri) Ben de sizlerle gurur duyuyorum.
Bütün bunlarla yetinmeyecek, önümüzdeki döneme dair hem ülke genelinde, hem de illerimiz bazında yeni projeler geliştirecek, yeni hedefler belirleyeceğiz. Şu andaki politikalarımızın çıpası 2023 hedeflerimizdir. Bu vizyonu hayata geçirmek için önümüzde 6 yıl kaldı, şimdi 2030’lu yıllara dair yeni hedefler üzerinde çalışıyoruz, ardından 2053, daha sonra da 2071 vizyonları gelecek. Bu kardeşiniz gücü ve ömrü yettiği sürece bu doğrultuda çalışmaya, mücadele etmeye devam edecektir. Gençlerimizden kendilerini şimdiden geleceğin Türkiye’si için hazırlamalarını istiyorum.
Gençler, unutmayın, haftada 7 gün 24 saat çalışacağız, hazır mıyız buna, hazır mıyız? Unutmayınız, en etkili seçim çalışması önceden yapılan çalışmadır. Seçim tarihinde herkes sahada olacağı için aynı verimi almak mümkün olmayabilir. AK Parti, ana kademe teşkilatlarıyla, kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla ülkemizin geleceğine sıkı sıkıya sahip çıkacak bir parti olarak milletimizin emrindedir, ben sizlere güveniyorum.
6. Olağan Kongremizde görev alacak arkadaşlarımıza ben şimdiden başarılar diliyorum.
Bu yarışta bayrağı devredecek arkadaşlara bugüne kadarki hizmetleri için teşekkür ediyorum.
Değerli kardeşlerim, özelikle de… (Tezahüratlar…) Eyvallah, güveniyorum sizlere, inanıyorum sizlere.
Şöyle bir kalkın bakalım, çok oturdunuz, şöyle bir vücudunuzdaki kan devir daim eylesin.
Hazır mısınız? (“Evet” sesleri)
(Halkla Beraber Söyleniyor)
Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey Rize’yi hatırlatıyor.
Kalın sağlıcakla, çok teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun.
Değerli kardeşlerim, tabi bu heyecan dolu, bu coşku dolu anın arkasından şimdi önüme bir kartvizit getirildi, dünya ve olimpiyatlarda şampiyonumuz olan Naim Süleymanoğlu haftalardır maalesef yoğun bakımdaydı, kendisini hastanede ziyaret ettik ve az önce de Rahmeti Rahman’a kavuştu, Allah taksiratını affetsin. (“Amin” sesleri) Tüm yakınlarına, ailesine Allah’tan sabırlar diliyoruz. Milletimizin de başı sağ olsun diyorum.
Çok teşekkür ediyorum.