Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Sanliurfa 6. Olagan Il Kongresi’nde yaptigi konusmanin tam metni

 

… sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Buradan Urfa’nın tüm ilçelerindeki, mahallelerindeki vatandaşlarıma selamlarımı yolluyorum.

Tabii dışarıda şu salonun içindekilerin en az 4-5 misli Şanlıurfalı kardeşlerim vardı. Onları selamlamadan geçemezdim. Kusura bakmayın, Gaziantep’ten gecikmeli geldik. Gaziantep’te yağmur, bereket boldu. Çünkü 6 aydır yağmur yoktu, ama bugün vardı. Şanlıurfa’da da bereket var maşallah, ama bu bereket çok çok farklı, bu bereket inşallah sadece insanların biraraya gelişi değil toprakta da bereket var.

Ve öyle bir zamanda 6. Olağan Kongremizi yapıyoruz ki bu 6. Olağan Kongreyle inşallah 2019’un Mart’ına hazırlanıyoruz. 2019’un Kasım’ına hazırlanıyoruz ve kuruluşundan bugüne kadar AK Parti Şanlıurfa Teşkilatlarımızda vazife yapmış tüm kardeşlerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal etmiş olanlara Rabbimden rahmet niyaz ediyorum. Bu vesileyle bu kongremizin şehrimiz için, Urfa’yla birlikte ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum.

Şanlıurfa, 16 Nisan halkoylamasında yüzde 71 evet oyu vermek suretiyle Türkiye’de 13. sırada yer aldı.

Değerli kardeşlerim; bununla birlikte ilçeler bazında birincilik ve üçüncülük de Şanlıurfa’ya ait. 16 Nisan’da Harran ilçemiz yüzde 97 ile birinci oldu. Akçakale yüzde 95’le ikinci oldu, Eyyübiye de yüzde 82’lik evet oranıyla Türkiye çapında ilk 100 ilçe arasında yerini aldı. Halkoylamasından hemen önce 11 Nisan’da bizi coşkuyla karşılayan Urfalı kardeşlerime bu ahde vefaları için özellikle sevgilerimi, şükranlarımı ifade ediyorum. Harran’ı, Akçakale’yi, Eyyübiye’yi ayrıca tebrik ediyorum.

Medeniyetler şehri, kültürün, sanatın, tarihin şehri Urfa’ya böylesi yakışır. Bu şehir şanlı unvanını öyle bir ihsan, bir lütuf olarak almamıştır. Urfalılar burayı işgal eden düşman kuvvetlerini kurdukları ve Onikiler olarak adlandırılan bir cemiyetin yönetiminde şehirden söküp attıkları için bu unvanı elde etmişlerdir. Türkiye’nin bu bölgesini işgal etmekle yetinmeyip adeta birbirlerine ikram eden düşmana Urfalılar tarihi bir ders vermişlerdir. Uzun çatışma döneminin ardından anlaşma sağlanıp çekilirken bile tıpkı bugün olduğu gibi alçaklıktan, riyakârlıktan, söz verip tutmama huyundan vazgeçmeyen düşman kuvvetleri ve onların kanatları altında şımaranlar Urfalılardan hak ettikleri Osmanlı tokadını yemişlerdir. Öyle mi, bir yanlışlık yok değil mi? ("Yok" sesleri) Bunlar da Osmanlı tokadını yediler. Türkiye, bugün de yine Urfa’nın hemen yanı başında benzer oyunlarla, benzer tezgâhlarla karşı karşıyadır. Dün güya müttefiklerin güvenliğini tehdit eden bir durum ortaya çıktığı için bölgeye gelenler bugün de terör örgütleri bahanesiyle aynı işgalin peşindeler. Dün buralara geldiklerinde yıllarca bu ülkenin ekmeğini yemiş, suyunu içmiş kimi hainlerin özellikle desteğini yanlarında bulanlar, bugün de benzer şekilde terör örgütleriyle al takke ver külah ilişkisi içindeler. Urfalılar bu haksızlığa dün de razı olmamıştı, bugün de razı olmuyor. Kardeşlerim, onun için de ne terör örgütleri, ne de onları maske gibi kullananlar bu topraklarda karşılık bulmuyor, bulamayacak.  İnşallah gerektiği anda hemen sefer görev emrini ilan ederiz, önce ben, sonra da sizler birlikte Afrin’e yola çıkarız, hiç endişeniz olmasın. Bu ten bu canda oldukça bu vatana, bu millete her şeyimiz feda olsun. Biz ne diyoruz? Hedef Kızılelma. Ne demek? i’lây-ı kelimetullah, bunun için bu yoldayız ve bunun için de bu yolda yürüyeceğiz. Yoksa bu canın ne kıymeti var ki? İnşallah bu mücadelemizi şu anda bugün itibariyle kaç tane terörist etkisiz hale getirildi? 2021. Bizim de 80 civarında Mehmetçik ve Özgür Suriye Ordusu’ndan şehitlerimiz var. Ölmez ölmez, çünkü Rabbimiz öyle müjdeliyor bize, Rabbimiz öyle buyuruyor: Esteuzubillah, Bismillah. “Velâ tekûlû limen yuktelu fî sebîlillâhi emvât bel ahyâun velâkin lâ teş’urûn…” ila ahiril ayeh.  Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler, ancak siz bilemesiniz, anlamazsınız. Rabbimiz böyle buyuruyor. Ve bu yolda Rabbimizin müjdesi de yakın bize. “Nasrun minallâhi ve fethun karîb ve beşşiril mu’minîn.” İnşallah Allah’ın yardımı bize yakın, zafer de yakın, oraya doğru ilerliyoruz. Ve  “Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber” müjdesi şairden de geliyor. Gideceğiz inşallah, bu zaferi de göreceğiz.

Hazreti İdris’ten Hazreti Eyyüp’e, Hazreti İbrahim’den Hazreti Elyesa’ya, Hazreti Şuayip’ten Hazreti Yakup’a nice peygamberin yaşadığı bu güzel topraklarda teröristlerin kök salması mümkün değildir, bunu kabullenemeyiz. Onun için çok çalışacağız, çok gayret edeceğiz. Bugün de Urfa Kürt’üyle, Arap’ıyla, Türk’üyle, hangi kökenden olursa olsun tüm vatandaşlarımızın birlik, beraberlik, kardeşlik, dayanışma, huzur içinde yaşadığı bir şehrimizdir. Bu bölmek isteyenlere asla müsaade etmeyeceğiz. Urfa’daki kardeşlik manzarası tüm Türkiye’ye örnek olacak. Öyle ki, bu şehir sadece kendi sınırlarımız içindeki değil Suriye’den gelen 500 bine yakın muhacire siz ensar oldunuz be, ensar ensar, şu güzelliğe bak. Siz onlara kapılarınızı kapamadınız. Huzur ve güven içinde yaşadığı emin bir belde oldunuz. Biliyorsunuz önce Fırat Kalkanı Harekâtıyla Cerablus, El Rai, güneyde El Bab’ı teröristlerden temizledik, 2 bin kilometrekare. Şimdi de Zeytin Dalı Harekâtıyla Afrin bölgesini temizliyoruz. Yaklaşık şu anda 500 kilometrekare gibi bir alan temizlendi, devam ediyoruz. Ülkemizde yaşayan Suriyeli kardeşlerimiz güvenli hale getirdiğimiz yerlere geri dönerek kendi topraklarında yaşamanın hazzını inşallah duyacaklar. İnşallah en kısa sürede Şanlıurfa’mızın hemen yanı başındaki toprakları da teröristlerden temizleyeceğiz. Fırat sınırından başlayıp Ceylanpınar’a kadar olan bölgeyi kendimiz ve Suriyeli kardeşlerimiz için güvenli hale getirdiğimizde buradaki sığınmacılar gönül huzuru içinde kendi evlerine döneceklerdir. Şartların zorluğuna rağmen ensar olarak Suriyeli muhacir kardeşlerimize sahip çıktığımız için ben her birinize şükranlarımı sunuyorum. Şanlıurfa’nın dünyaya verdiği bu insanlık dersi, inanıyorum ki ileride ders kitaplarına dahi konu olacaktır.

Kardeşlerim; Türkiye 1 asır önce gerçekten çok zor şartlar altında emperyalist güçlere teslim olmamış. Kimi yerde düzenli ordusuyla, kimi yerde Urfa’da olduğu gibi bizatihi milletimizin kendi gücüyle mücadelesini vermişti. Bugün Türkiye 81 vilayeti, 81 milyon nüfusu, 900 milyar dolara doğru giden milli geliri güçlü siyasi ve ekonomik altyapısıyla çok farklı bir yerde bulunuyor. 1 asır önce başaramadıklarını şimdi gerçekleştirebilecekleri hayaline kapılanların olduğunu görüyoruz. Kardeşlerim, bunların kendilerine ancak şöyle sağlam bir Osmanlı tokadı yedikten sonra gelebilecekleri anlaşılıyor.

En sıkıntılı, en sancılı döneminde ezanına, bayrağına, toprağına, kardeşliğine, geleceğine sahip çıkan bu millet, bugün mü teslim olacak? 3-5 teröristi giydirip kuşatıp silahlandırarak bunu başaracaklarını sananlara gereken cevabı vermeye başladık. Biz hep ne dedik? Men sabera zafera. Sabreden kimse evet zafere ulaşacaktır. Hep sabırla ve aynı zamanda kararlılıkla hareket ettik. Bugün de işte gördüğünüz gibi sağlam adımlarla operasyonlarımızı yürütüyoruz. Tabii hedeflerimize doğru mesafe kat ettikçe hem harekât kabiliyetimiz artıyor, hem de artık daha çabuk neticeye ulaşma imkânı buluyoruz Yani sizin bu heyecanınız, bu coşkunuz olduktan sonra ve o cephedeki Mehmetçiklerin arkasında siz olduktan sonra zafer yakındır, zafer yakındır. Yıllar boyunca sınır güvenliğimizi ve kardeşlerimizin huzurlu geleceğini tesis etmesini beklediklerimizin, bunun yerine tam tersine burnumuzun dibinde bir terör koridoru oluşturmasını herhalde seyredecek değiliz değil mi? Bakınız, Suruç’un hemen karşısında bir yerde DEAŞ bahanesiyle ortalığı ayağa kaldırıp bölücü örgüte zemin kazandırdılar. O bölgeden ülkemize çoğunluğu da Kürt kardeşlerimizden oluşan yüzbinlerce kişi geldi, misafirimiz oldu. Şimdi orada DEAŞ var mı? Yok. Ama bu gelen kardeşlerimizin çok büyük bir bölümü halen ülkemizde yaşamaya devam ediyor. Niçin? Çünkü dünkü DEAŞ’la bugün orada bulunan PYD arasında hiçbir fark yok, ikisi de terör örgütü. Her ikisi de eli kanlı katil sürüsü. Biri aziz dinimiz İslam’ı istismar ediyor DEAŞ, diğeri Kürt kardeşlerimizi istismar ediyor. Hangisinin üstündeki yaldızı kazırsanız kazıyın altından aynı surat, aynı kirli senaryo çıkıyor. Hatta dün DEAŞ saflarında savaşanların bir kısmının bugün bölücü terör örgütü kimliğiyle yine karşımıza çıktığını biliyoruz. Zaten Rakka’da sıkıştırılan DEAŞ’lıların PYD ve onu destekleyen güçler eliyle başka bölgelere nakledildiğinden tüm dünyanın haberi var.

Dün sizler de televizyonlarda izlemişsinizdir; Afrin’in bir köyünde bölücü teröristler yaşları 65 ile 90 arasında değişen 4 masum köylüyü ellerini kollarını bağlayıp çevrelerine bombalı tuzaklar kurarak bırakıp gittiler. Askerlerimiz tarafından bulunan bu kardeşlerimiz güvenli bir şekilde oradan çıkartıldı ve her türlü ihtiyaçları karşılanıyor. Karşımızda işte böylesine insanlıktan nasibini almamış, masumların hayatları üzerinden kendilerine çıkar sağlamaya çalışan bir nebbaslar güruhu var. Buna rağmen Batı medyasının teröristleri bırakıp Türkiye’yi hedef alması da ayrı bir garabettir. Ne yapsalar boş, kaderin üstünde bir kader vardır. Onun için bu iş ya olacak, ya olacak.

Kardeşlerim, oyunu görüyorsunuz değil mi? Bir terör örgütünü ortaya salıyorsunuz, sonra bir başka terör örgütüyle onu güya kovuyorsunuz. Ama aynı vahşet, aynı baskı, aynı zulüm devam ediyor. Bu arada olan Suriye’nin gerçek sahipleri olan Araplara, Kürtlere, Türkmenlere oluyor. Terör örgütlerinin ve rejimin cenderesi altında can veren, zulüm gören bu insanlara kimsenin dönüp baktığı yok. Buyur, bir tane başlarında sözde başları var ya, Çekya’da şimdi ne oldu? Tutuklandı. Temenni ederim ki Çekya bunu bize teslim eder. Teslim ettikten sonra, adaletin nasıl tecelli ettiği görülür. Dikkat ediniz, her gün dünyanın pek çok yerinde Zeytin Dalı Harekâtımız konuşuluyor, eleştiriliyor. Ama bir günden bir güne gelip de samimi olarak Urfa’daki, Antep’teki, Hatay’daki, diğer şehirlerimizde Suriyeli kardeşlerimizin halini hatırını soran yok. Hatta Avrupa Birliği ülkemizdeki Suriyeli kardeşlerimiz için kullanılmak üzere bize ne vadetti? 6 milyar avro vadetti. Ve bu mali yardımın şu ana kadar altıda birini dahi yerine getirmedi. Dünyanın diğer ülkelerinden ve kurumlarından gelen yardımların toplamı da 600 milyon doları dahi bulmuyor. Türkiye 7 yılın geride bırakmak üzere olan bu sıkıntılı dönemde biz ne harcadık biliyor musunuz değerli kardeşlerim? 30 milyar dolar. Verirler-vermezler, hiç önemli değil. At denize, balık bilmezse Halik bilir; bizim derdimiz bu. Veren el, alan elden üstündür. Bizden başka bu fedakârlığı gösterebilen bir ülke yok. Batılı yardım kuruluşlarının dünyanın çeşitli yerlerinde yürüttükleri yardım operasyonlarını, oralarda yaşanan rezaletleri de çok iyi biliyoruz.

Değerli kardeşlerim; bakınız burada çok önemli bir rakamı sizlerle paylaşacağım. Şu anda dünyada yardım eden ülkeler arasında normalde 1 numara Amerika, 2 numara biz. Fakat şuna dikkat edin: Milli gelire oranla baktığımız zaman 1 numara Türkiye, ondan sonra Amerika; Türkiye bu, Türkiye bu. Eşrefi mahlûkat, yani Allah’ın yarattığı en şerefli varlık olarak gördüğümüz insana hizmeti asli vazifemiz olarak kabul ediyoruz. Dikkat ederseniz, Suriye’den ülkemize gelenleri genellikle misafirlerimiz olarak ifade ediyoruz. Hep söylüyorum; bizim gönül sınırlarımız ne dikenli tellerle, ne duvarlarla, ne gümrük kapılarıyla sınırlıdır. Onlar sadece ülkemizin resmi sınırlarıdır. Gönül sınırlarımızın ufku bunların çok ötesindedir. Üzüntülerimizi ve sevinçlerimizi paylaşırken resmi sınırlarımıza değil gönül sınırlarımıza bakarız. Suriye’deki kardeşlerimizin can güvenliği yokken, onuru ve namusu tehdit altındayken, biz burada nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranabiliriz? Kardeşlerimiz zulüm altında inim inim inlerken biz burada başımızı yastığa nasıl koyup rahatça uyuyabiliriz? Ne inancımız, ne de ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz değerler bize böyle bir hakkı vermiyor. Onun için El Bab’dayız, onun için Afrin’e doğru ilerliyoruz, onun için Münbiç’i teröristlerden temizleyeceğiz. Onun için tüm sınırlarımız boyunca tek bir terörist kalmayana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Şimdi geldim bir Urfa türküsüne, ne diyor o Urfa türküsünde… Akçakale, ben de sizinleyim. Ne diyor o Urfa türküsünde:

“Evlerinin önü dardır geçilmez

Suları soğuktur bir tas içilmez

Anadan geçilir yardan geçilmez.”

Evet, bizim millet olarak en büyük yârimiz ezanımızdır, bayrağımızdır, vatanımızdır, kendimizden asla ayrı görmediğimiz kardeşlerimizdir. Suruç, şunu bilin: Biz hiçbir beşeri gücün karşısında eğilmedik, sadece ve sadece Allah’ın huzurunda rükûda ve secdede eğildik, orada eğiliriz.

Kardeşlerim; geçtiğimiz 15 yılda Türkiye’yi dört kata yakın büyüttük ve Şanlıurfa buradan nasibini en iyi şekilde alan illerimizden oldu. Yapılan kamu yatırımlarının toplamı Şanlıurfa’ya 36 katrilyonu buldu. Gerçekten çok önemli bir meblağa tekabül eden bu parayla Şanlıurfa’mızın her alandaki eksiklerini tamamlamanın, sorunlarını çözmenin gayreti içinde olduk. Ve eğitimde 11.258 yeni derslik inşa ederek, 3 bin yatak kapasiteli yükseköğrenim yurtları yaparak, üniversitemizi geliştirerek evlatlarımıza aydınlık bir gelecek hazırlamaya çalıştık. Sağlıkta 14’ü hastane olmak üzere 81 tesis herkesin en ileri standartlarda hizmet almasını temin ettik. Bunlar arasında 500 yataklı Eğitim-Araştırma ve 400 yataklı Eyyübiye hastaneleri var. İlçelerimizdeki mevcut hastanelere ilaveten Harran ve Ceylanpınar’a yeni devlet hastaneleri yapıyoruz. Sağlıkta bir devrim olarak gördüğüm şehir hastanelerimizden biri de Şanlıurfa’da inşa edilecek. Bu proje firmadan kaynaklanan sebeplerle biraz gecikti, şimdi bu firmaya son bir şans verdik. Kimsenin eften püften sebeplerle milletimize de, devletimizi de oyalamasına göz yumamayız. Şayet süratle projeye başlayıp en geç 2021 yılında Urfalı kardeşlerimizi bu hizmetle buluşturamazlarsa hiç kusura bakmasınlar biz kendi başımızın çaresine bakar, başka bir yolla bu işi hallederiz.

Toplu konut, Şanlıurfa’da ciddi neticeler aldığımız başka bir alan. Şu ana kadar 10.550 konutu sahiplerine teslim ettik, 3 bin konutun inşası sürüyor.

Biz Hükümete geldiğimizde Urfa’da sadece 29 kilometre bölünmüş yol vardı, biz buna 540 kilometre bölünmüş yol ilave ettik. Halen 9 ayrı yol projesinin inşası sürüyor. Adıyaman Kâhta, Siverek, Diyarbakır Yolunda, Atatürk Barajı üzerinde inşa ettiğimiz Nissibi Köprüsü gerçekten görkemli bir eser. Açılışını yaptım, bu eserle iftihar ediyorum.

Hızlı tren, Urfa’ya kazandırmakta olduğumuz bir başka önemli hizmettir. Mersin’den Osmaniye’ye, oradan Gaziantep üzerinden Şanlıurfa’ya uzanan hızlı tren hattının bir bölümünün inşası sürüyor. Gaziantep-Şanlıurfa bölümünün proje ihalesine de yakında çıkılıyor.

Değerli kardeşlerim; bir şehrin büyümesinin, gelişmesinin, cazibe merkezi haline dönüşmesinin en önemli işaretlerinden biri de; havalimanındaki canlılıktır. GAP Havalimanı 23 bin yolcu ağırlıyordu, şimdi 833 bin yolcuya çıktı. Ve Urfa, ülkemizin en büyük şehirleri arasına böylece karıştı.

Keban Baraj Gölündeki yolcu ve araç taşımacılığı, iki feribot imal ederek şu anda hizmete sunduk.

Tabii GAP, adeta Şanlıurfa’yla özdeşleşmiş bir proje. GAP, 15 yılda ülkemizin tamamında sulamaya açtığımız 17,5 milyon dekar arazinin 2,6 milyon dekarı tek başına nerede? Urfa’da. Burada sulamaya açılan araziyle çiftçilerimizin yıllık kazancında ortaya çıkan artış 1 milyar lirayı buluyor. Atatürk Barajından aldığımız suyu 221 kilometre uzunluğundaki kanallar aracılığıyla tarım arazilerimize taşıyoruz. Bu kanallarla Şanlıurfa’yla Mardin arasında adeta suni bir nehir oluşturduk. Öyle ki bunların uzunluğu dünyanın en ünlü su kanalı olan 161 kilometrelik Süveyş’i dahi geride bırakıyor. Şu ana kadar sulama şebekeleri dahil bu projeler için 6,5 milyar lira, yani 6,5 katrilyon harcadık.

Değerli kardeşlerim, ne dedik? Bir olacağız. Ne dedik? İri olacağız. Ne dedik? Diri olacağız. Ne dedik? Kardeş olacağız. Ne dedik? Türkiye olacağız.

Gençler; birilerinin sizlere söylediği gibi Siverek il olsun, Suruç il olsun, Viranşehir il olsun, Ceylanpınar il olsun; bırakın bunları, Şanlıurfa Şanlıurfa olsun, buna bakalım biz, buna bakalım. Diğerlerinin hepsi gaz. Hep beraber, bütün mesele Şanlıurfa’mızı Şanlıurfa yaptık mı, yapıyor muyuz buna bakalım. Diğerlerinin hepsi, bakıyorsun birileri gaz veriyor, bu gazlara gelmeyin, gelmeyin. Şanlıurfa’yı Şanlıurfa yapıyor muyuz? Yaptık. Geldiğimizden bu yana Şanlıurfa’ya tarihinde yapılmayan yatırımları yaptık mı? Yaptık. Yine yapmaya devam edeceğiz, daha güzel şeyler olacak.

Evet, hazır mıyız? Hadi bakalım şöyle bir daha kalkalım, yoruldunuz, çok oturdunuz.

Şimdi önce Ana Kademeye sesleniyorum, Ana Kademe; 2019 Mart’ındaki yapılacak seçimlere hazır mıyız? Hazır mıyız? Kapı-kapı dolaşmaya var mıyız?

Kadın Kollarına sesleniyorum; sizler de kapı-kapı dolaşmaya var mıyız? Ama Kadın Kollarının sesi biraz az geldi bana. Kapı-kapı dolaşmaya var mıyız?

Gençler, şimdi size sesleniyorum; üniversitedeki bütün genç arkadaşlarınızı kucaklamaya, bir, beraber olmaya var mıyız? Güzel, gençlerden ses iyi geldi. Maşallah, Barekallah, bu devam etsin inşallah.

Ve ne diyoruz? Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Kalın sağlıcakla diyorum, Allah yar yardımcımız olsun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.