Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Siyaset Akademisi açilisinda yaptigi konusmanin metni

 

Siyaset Akademimizin kıymetli katılımcıları, değerli arkadaşlarım, yol arkadaşlarım, dava arkadaşlarım, sevgili dostlar; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

AK Parti 18. dönem siyasi noktada attığımız adımları bir akademi çatısı altında toplamış olmanın mutluluğu içerisindeyiz.

Tabii bu dönem Siyaset Akademisi programının ülkemiz, partimiz ve katılımcılarımız için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Kuruluşunda Reha Denemeç kardeşimizin başlattığı ve o günden bugüne güçlenerek gelen akademimiz, malum ilk olarak 2008 yılı Ocak ayında başladı ve Siyaset Akademimizin faaliyetlerine o günden bugüne 60 bin ve bunlardan süreci başarıyla tamamlayıp sertifika almaya hak kazanan 25 bin kardeşimize de özellikle teşekkür ediyorum.

Bunun benzeri siyaset dünyasında yok, siyasi partilerde böyle bir şey yok. Çünkü onlar siyaseti hiçbir zaman bir okul olarak görmüyorlar. Ama AK Parti bu işin aynı zamanda mektebi oldu. Ülkemizde halkın siyasete ilgisini artırmayı, her alanın uzmanları tarafından verilen bilgilerle daha bilinçli siyaset yapılmasını amaçlayan bu faaliyet, diğer partilere de örnek olmuştur. Çünkü biz ilklerin partisiyiz.

Hayatın her alanı gibi Siyaset Akademimiz de zaman içinde gelişerek sürekli ileriye gitmiştir. Milletimizin tamamını kucaklayan bir parti olarak siyaset akademimiz de görüş ve meşrep ayrımı yapmaksızın herkese kapısını açmıştır, kapımızı açtık. Akademi programlarına katılanların yaş ortalamasının 36 olması, katılımcıların üçte birinin kadınlardan oluşması, programın her eğitim-öğretim düzeyinden ilgi görmesi, yürütülen çalışmanın ne derece isabetli ve kapsayıcı olduğunu gösteriyor. Bugün de yaklaşık 6500 katılımcıyla 30 ilimizde akademimizin yeni dönemini başlatıyoruz.

Tüm katılımcılara şimdiden başarılar temenni ediyorum. Geçtiğimiz 10 yılda Siyaset Akademisi programlarımızın gerçekleşmesinde emeği olan herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

2019 gibi önemli bir dönemecin hemen öncesinde başlattığımız bu faaliyetin parti ve ülke olarak hedeflerimize ulaşmamız konusunda çok önemli katkıları olacağına inanıyorum.

Değerli kardeşlerim; bizim tarihimizde tıpkı adımız gibi aktır. Bu kadro, sicili ak, alnı ak, başı dik bir kadrodur. Hamdolsun iktidara gelişimizin üzerinden 15 yıldan fazla süre geçmesine rağmen halen milletimize ilk günkü aşkla hizmet ediyoruz. Hayata geçirdiğimiz her proje, çözdüğümüz her sorun, ekonomiye kattığımız her artı değer bizi ilk günkü gibi heyecanlandırıyor. Büyük bir gururla ifade etmek isterim ki bugün AK Parti halen zihniyet, söylem, siyaset yapış tarzı itibariyle Türkiye’nin en genç partisidir. AK Parti 10,5 milyona yaklaşan üye sayısıyla bu ülkenin en dinamik, en yenilikçi partisidir. Partimizin asıl gücü işte bu özelliklerdir.

Zaman zaman bize 15 yıllık iktidarımızın sırrını soruyorlar. Gittiğimiz ülkelerde muhataplarımız bize onca saldırıya, onca sınamaya rağmen nasıl ayakta durduğumuzu soruyorlar. Bizim bu kadar enerjiyi nereden bulduğumuzu, yorulup yorulmadığımızı merak ediyorlar. Biz de onlara hep aynı cevabı veriyoruz. Milletiyle beraber yürüyeni alaşağı edebilecek hiçbir fani güç yoktur diyoruz. Hakk’ın ve halkın iradesinden başka irade tanımayız diyoruz. Aşgınan çalışan yorulmaz diyoruz. Ne zaman ölürsek, işte o zaman yoruluruz diyoruz. Öleceğiz ya, öleceğiz, ölüm bizim için mukadder değil mi? Mukadder. Rabbimin takdir planında ne varsa o olacak. Her an ölümle iç-içe olacağız. Onun için de her an ölecekmiş gibi bu dünyaya, hiç ölmeyecekmiş gibi ebedi aleme ne yapacağız, çalışacağız; yapacağımız bu.

AK Parti’yi anlamak isteyenler başka yerlere değil öncelikle bizi biz yapan bu ilkelere bakmalıdır. Bizim 15 yıldır devam eden, hamdolsun her gün daha da güçlenen hizmet yolculuğumuzun sırrını çözmek isteyenler cevabı bu hasletlerde aramalıdır.

Değerli kardeşlerim; tabii bu değişim meselesi asırlara ve her konuya sari bir husustur. Değişimi inkar etmek, kafasını kuma gömen devekuşu misali kendi kendini kandırmak demektir. Elbette asla değişmeyen ve değişmeyecek olan şeyler, kurallar da vardır, ilkeler de vardır. Mesela İslam’ın son din olduğu asla değişmeyecek bir hakikattir, bununla kimse oynayamaz, biz buna böyle iman etmişiz. Mesela Allah’ın Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bize açıkça ifade ettiği hükümler, yani naslar asla değişmemiştir, değişmeyecektir. Dinimiz İslam ve kitabımız Kur’an-ı Kerim Rabbimizin emri gereği kıyamete kadar caridir; bu da dinimizin ve kitabımızın bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kıyamete kadar gelecek olan tüm toplumlar yaşanacak tüm hadiseler, ortaya çıkacak tüm yeni durumlar karşısında söyleyecek sözü olduğu anlamına gelir. Kitabımız Kur’an’ın her an, her zaman söylediği ve söyleyecek sözü var, naslar asla değişmeyecektir. Ama bunlardan hareketle yapılan içtihatlar, geliştirilen kurallar ve bunların uygulamadaki karşılıkları elbette zamana, şartlara, imkanlara göre değişecektir. Mecelle kaidesidir. “Ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz.” Yani zamanın değişmesi ile ahkamın da değişeceği inkar edilemez. Kurallar bunlar, bunlarla hareket ediyoruz. Eğer biz içtihatları değiştirmezsek, yani uygulamaya ilişkin kuralları içinde bulunduğumuz şartlara göre sabit olan naslar uygun şekilde yenilemezsek, sadece kendi kendimizi kandırmış oluruz. Müslümanlar eskiden olduğu gibi şimdi de kendilerini sürekli olarak geliştirmek durumundadır. Müçtehitlerimizin de tarihin seyri içinde yaptıkları bu değil midir? İnsanlığın bugün ulaştığı noktada sahip olduğu imkanları, teknolojiyi, iletişimi, şehirleşmenin getirdiği insan ilişkilerini nasıl yok sayabiliriz? Bu tutum, biraz önce ifade ettiğim mecelle kaidesine de aykırıdır. Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam –bunlar çok önemli- bakın ne buyuruyor: Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz buyuruyor. Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim vasıtasıyla bize bildirdiği kat’i emirler ve Peygamber Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam sünneti seniyesi ortadayken birilerinin çıkıp hayatın gerçekleriyle ilgisi, alakası ve bağı olmayan sözler edip kafaları karıştırması yanlıştır. Kimse bizim dinimize fatura kesme hakkına sahip değildir.

Bu tartışmanın en çarpıcı örnekleri de, işte son günlerde kadınlar konusunda yaşanıyor. Sadece ilmi bir zeminde, teorik bir tartışmanın konusu olacak hususların toplum önünde alelade bir meseleymiş gibi konuşulmasını içeriğinin ötesinde yöntem olarak da doğru bulmuyoruz. Ülkemizde pek çok örneğini gördüğümüz bir ifrat-tefrit ortamında insanlar kime kulak vereceğini, neye itimat edeceğini elbette şaşırıyorlar. Bu konularda konuşma yetkisi benim değil, ben Diyanet İşleri Başkanı değilim, ben Cumhurbaşkanıyım. Ama Cumhurbaşkanı olarak, bir Müslüman olarak, üzerinde sorumluluğu olan bir insan olarak dinime getirilen bu zafiyete de bizim tahammülümüz yok, burada bildiğimizi, inandığımızı da söylemek zorundayız. Temenni ediyorum ki inşallah şu anda Başbakan Yardımcımız da burada, bu konuyla ilgili Din İşleri Yüksek Kurulumuz, Diyanet İşleri Başkanımız alanı boş bırakmaması lazım. İşte bu tür adamlara bu alan boş kalır da bunlar konuşursa ortaya böyle zaaflar çıkar. Bu konularda tabii asıl ön alması, tavır koyması gereken hocalarımızın, bu kadar ilahiyat fakültemiz var, ilahiyatçılarımızın, muteber alimlerimizin ise ya sesleri çıkmıyor ya da sesleri duyulmuyor veya korkuyorlar. Niye korkuyorsun be kardeşim? İslam ilmiyle mücehhez olan bir ilim erbabı korkar mı? Çıkacaksın, gerçek neyse bunu söyleyeceksin. Hiç kimsenin Türkiye’ye böyle bir kafa karışıklığı yaşatmaya, dinimizi böylesine karikatürize etmeye hakkı yoktur. Bizim itirazımız, hatta isyanımız işte bu hadsizlikleredir. Biz bir dinde reform, böyle bir şey aramıyoruz, böyle bir derdimiz de yok. Haddimize mi? Asla. Ama önüne gelen böyle çıkıp da kadınlarla ilgili, genç, yaşlı, bunlarla ilgili ileri-geri bu tür şeyleri konuşmalarının İslam’a getirdiği lekeyi, gölgeyi görmemezlikten gelemez.

Kardeşlerim; İslam’ı değişime kapalı bir din olarak göstermeye çalışan zihniyet ile İslam’la uzaktan yakından ilgisi olmayan çarpıklıkları dinimize mal etmeye çalışan zihniyet aslında aynı gayeye hizmet etmektedir. Her iki yanlışın da önüne geçebilmek için Türkiye’de din eğitim ve öğretiminin sağlıklı bir temel üzerinde yaygınlaştırılmasına ihtiyaç vardır. Ülke ve millet olarak ağır bir bedel ödediğimiz FETÖ tecrübesi bu bakımdan çok önemlidir. İşte bizim ilahiyatçılarımız, bizim Din İşleri Yüksek Kurulumuz, Diyanet İşleri Başkanlığımız bunlar meydanı bu FETÖ gibi alçaklara bıraktılar ve toplum bu hale geldi. Bu bize örnek olmayacak da hangisi bize örnek olacak? El Kaide, DEAŞ, Boko Haram gibi terör örgütleri sahih İslam’ın öğretilmesi konusundaki eksikliği kullanarak ortaya çıkmış ve palazlanmıştır. Şimdi de dünkü yaptığım konuşmadan sonra birileri aynen bu şekilde sosyal medyada konuşmaya başladılar. Siz bu fakiri korkutamayacaksınız, hak neyse ben onu söylemeye devam edeceğim. Kitabımız Kur’an’ımızın, İslam’ın hükümlerini sağa-sola evirip çevirmeye hakkınız yok. Ve böyle bu tür gözlüklerle bakarak kalkıp da dinimize -yine söylüyorum- fatura kesmeye, kestirmeye de hakkımız yok.

Bu örgütlerin arkasında falanca var, filanca var yaklaşımı doğru bile olsa bizim derdimize derman olmaya yetmiyor. Şayet arkasında kim olursa olsun, kullanılan kişiler bizim insanlarımız ise, ortada çözmemiz gereken ciddi bir mesele var demektir. FETÖ’nün arkasında kimler var? Görüyorsunuz değil mi? Sadece orası olur mu canım, 160 ülkede çalışıyorum diyor ve arkasında ne kadar İslam düşmanları varsa onlar arkasında. Dert ne? Dert, ümmeti bölmek, İslam’ı bölmek, İslam’ı parçalamak, zayıf düşürmek; bizim bunlara asla zemin hazırlamamamız gerekiyor. Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de biz kullarına defalarca yönelttiği, yüzlerce; düşünmez misiniz, akletmez misiniz sorusu herhalde bize. Bunun üzerinde durmamız lazım, düşünmemiz lazım, çalışmamız lazım. Ömrünü İslam’a, İslam’ı anlamaya, anlatmaya adamış ilim adamlarımızın da yardımıyla bu meselenin üstesinden geleceğimize inanıyorum. Bu konuda ilgili kurumlarımızın ve muteber ilim adamlarımızın daha cesur davranmasını, daha aktif olmasını özellikle rica ediyorum. Aksi takdirde hep birlikte çok büyük bir vebal altında kalacağımız açıktır.

Kardeşlerim; Türkiye’nin önünde bu tür tartışmaların dışında çözmesi gereken çok önemli sıkıntılar bulunuyor. Ülkemizin güvenlik kaygılarının vehimden kaynaklanmadığı, çok haklı sebepleri olduğu attığımız her adımda biraz daha doğrulanıyor. İşte güya DEAŞ’la mücadele ettiğini söyleyen ve ülkemizin sınır ötesi operasyonlarını dikkatleri dağıtıyor diyerek engellemeye çalışanların asıl gayesi gün gibi ortaya çıkmıştır.

Fakat benim bugün özellikle şu son bir-iki gündür gündemde olan konuyla ilgili söyleyeceğim son söz şu, kardeşlerim biz AK Parti olarak, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, AK Parti’nin Genel Başkanı olarak sözüm şudur: Az önce de hadisi şerifi söyledim, kucaklayıcı olacağız. Dinimize gölge, leke düşürmek isteyenlere asla fırsat vermeyeceğiz. Ve sosyal medyada, şurada-burada saldıranlar şunlar-bunlar olacaktır. Unutmayın, eğer haksızlık karşısında susarsanız dilsiz şeytan olursunuz.

Ve ilgili olarak da bizler yapılması gerekeni hamdolsun bugüne kadar akil baliğ olduğumuzdan bu yana yaptık, yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Ve şu son günlerdeki atılan adımları asla affetmiyoruz.

Şimdi de işte biz kitabımız Kitabü’l-Furkan’dan aldığımız heyecanla, aşkla görüyorsunuz şu anda Afrin’e yürüyoruz. Cerablus’a öyle yürüdük, El Rai’ye öyle yürüdük. El Bab’a öyle yürüdük. Eğer bu sıradan sosyal medyada konuşanlar filan falan var ya, eğer onların dediği gibi hareket etmiş olsaydık biz de yan gelip yatacaktı. Ama biz bir şeye inanıyoruz, o da nedir? Zulme rıza zulümdür. Ve sınırlarımızda bizi taciz edenlere karşı duramazdık. Ama efendim, bunun işte bu kadar sakalı var. Bak, muteber sakal bunlar gibi olan sakal, bunları da birbirine karıştırmayın. Yunus ne diyor biliyor musunuz? Dervişlik olaydı tac ile hırka, biz dahi alırdık otuza kırka. Bunu da bilelim. Adam geliyor, e sakalı var, işte giydikleri ortada. Tamam da, ya günahsız insanları bu kadar acımasız nasıl öldürür, böyle bir yetki var mı? İslam’da böyle bir yetki var mı? Bir insanın ölümüne neden olmak alemin ölümüne neden olmak gibidir; hüküm bu, ben söylemiyorum, dinim emrediyor. Bir insanın hayat bulmasına vesile olmak da tüm insanlığın hayat bulmasına vesile olmak gibidir. Bunu da dinim emrediyor. Onun için Mekki ayetlerle Medeni ayetleri iyi analiz etmek, oradan çıkaracağımız çok şeylerin olduğunu da bilmek gerekir.

Değerli kardeşlerim; şu anda hedef Afrin, elhamdülillah iyi bir noktaya geldik. Girerken sordum, son durum nedir? Etkisiz hale getirilenlerin sayısı 3171 oldu ve artık Afrin merkez kuşatılmış vaziyette, her an Afrin merkeze inşallah girmekle karşı karşıyayız.

İşte bunun için dün DEAŞ’ı yönlendirenler, bugün PKK’nın Suriye kolu olan PYD’yi, YPG’yi üzerimize salıyorlar. Konu Türkiye olduğu zaman bir anda düşmanlar dost oluyor, kapalı kapılar ardına kadar açılıyor, silah ve para oluk oluk akıyor. Şu anda PYD, YPG, bunlar maaşı nereden alıyor? Amerika’dan. Biliyorsunuz bütçeyi açıkladılar. Bunları kendisine söylediğimiz zaman Beyefendi rahatsız oluyor. Niye rahatsın oluyor ya? Bütçeye koydunuz, bu silahları siz gönderdiniz, zırhlı, öbür taraftan bütün ağır silahlar, öbür taraftan silahlı-silahsız hava araçları, bunları bölgeye siz gönderdiniz. Nasıl müttefik oluyoruz?

Ben tabi ekranda izletince de, diyor işte bunları her gün televizyonlarınız izletirse Amerikan düşmanlığı çoğalır. Ya biz bunların hiçbirini yapmadığımız halde Amerika’da Türkiye düşmanlığı aldı başını gidiyor, bunu neyle izah edeceksiniz? 

Yani dert ne biliyor musunuz? Siz hiç konuşmayın, hep onlar konuşsun, siz susun. Kusura baksınlar, biz hak neyse bunu söyleyeceğiz.

BİR KATILIMCI- …

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Eyvallah eyvallah. Bu da olacak ha, bu da olacak, yani ben Rabbime inandığım gibi inanıyorum, inşallah Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki daimi üye sayıları değişecektir, bunu görüyorum. Yeter ki şu Türkiye ilk 10 ülke arasına girsin, bunu bir başaralım, ilk hedef bu.

15 sene önce nelerimiz yoktu be, elhamdülillah şimdi bunlar var mı? Var.

Şu anda uçak filomuz Türk Hava Yollarında 300’ün üzerine çıktı. Az önce Binali Bey sayıları anlattı, hangi destinasyonlara.  Dünyada bir numarayız ya, en fazla destinasyona uçan biziz, o hale geldi. Şimdi yeni geniş gövdeli uçaklarımız geliyor, nonstop 16 saat uçacaklar, daha ileri gidip ta Yeni Zelenda, Avustralya, oraya kadar nonstop gidecekler. Niye? Modern ülkeye bu yakışır da onun için.

Ve enteresan olan bir şey daha var, bu nonstop en ileri noktalara uçmada da uçak ful gidiyor, öyle yarı boş filan değil, işin bir de ticari noktadan da bu yönü çok önemli.

Ve Yavuz Sultan Selim, öbür tarafta Osman Gazi, öbür tarafta Avrasya, Marmaray, bütün bunlarla beraber Asya’yı Avrupa’ya bağlayan iktidarımız, inşallah yeni yeni atılımlarla çok daha farklı adımları atıp şimdi -geciktik- Kanal İstanbul’la dünyada yeni bir ufku açacağız. Ve Kanal İstanbul çok ses getirecek, sıradan bir olay değil o proje, ama geciktik, süratle şimdi inşallah Kanal İstanbul’un ihalesini hemen yapıp işi bitirmemiz lazım.

Ve değerli kardeşlerim; bir asır önce olduğu gibi, bir süredir ülkemizi harita üzerinde yeniden tanzime niyetlenenler bulunduğunu da biliyoruz. Meselenin Arap, Kürt, Türkmen meselesi veya Sünni-Şii meselesi değil, asırlık planların yeniden icrası meselesi olduğunu da biliyoruz. Hamdolsun bu gerçeği sadece biz değil, bölge halklarının artık tamamı da görüyor. Yönetimlerin tercihleri ne olursa olsun, coğrafyamızda yaşayan tüm kardeşlerimizle bu konuda tam bir mutabakat içineyiz. Onun için güvenlik altına aldığımız her yerde insanlar askerlerimizin boynuna sarılıyor, bayrağımızın dalgalanışını gözyaşlarıyla takip ediyorlar, Türkler geldi, bizi teröristler kurtardılar diyorlar, elhamdülillah. Ya bize zaten bu yeter, bu dualar yeter.

Düşünün, dün bölücü terör örgütünün ikisi asfalta, gördünüz orada, herhalde televizyonlarda filan da izlediniz, el yapımı bomba yerleştiriyorlar. Tabi İHA’larımız tespit etti, bu alçaklar öldürüldüler. Ama ne yazık ki arkadan gelen 30 kadar içinde yolcu olan kamyonet patlatıldı ve 3 kişi aynı aileden şehit oldular. Ondan sonra utanmadan, sıkılmadan, işte siviller öldürülüyor, bilmem ne yapılıyor. Ya o iş sizin işiniz, dünyada sivilleri asıl öldüren sizsiniz.

İşte bu ara bir Afrika seyahati yaptık biliyorsunuz, Cezayir’de, ya Cezayir’de 5 milyon insanı öldürdüler bunlar, bu Batı, Ruanda’da da öldürdüler, Libya’da öldürdüler, hep bu katliamları bunlar yaptı. Ve bunların bütün işi ne biliyor musunuz? Bunların gözü elmas görür, bunların gözü altın görür, bunların gözü petrol görür, bunların gözü insanı görmez, böyle bir durumu var.

Çok enteresan, bir tanesinin hanımı şunu söyledi: Hanımla beraberiz, 4’lü oturuyoruz, helikopterlerle, ismini vermeyeceğim ülkenin, buralara geldiler, buralardan elmasları, pırlantaları, altınları toplayıp götürdüler. Peki ya hiçbir şey de yapmadılar mı? Yaptıkları hiçbir şey yok, yollar, her yer rezalet. Sadece işlerine yarayanı alıp götürdüler.

Değerli kardeşlerim; biz kesinlikle bu topraklarda işgal için yokuz. Biz sadece bu toprakları işgal etmek isteyenlerden, bu terör örgütlerinden temizleyerek bu toprakları gerçek sahiplerine inşallah teslim edeceğiz, yapacağımız iş bu. Tabi bunu yaparken hem kendi güvenliğimizi sağlamak, hem de komşularımızın, dostlarımızın dertlerine derman olmak öyle oturduğumuz yerden mümkün olmayacaktı, bu adımı atmak. Bunun için her alanda mücadele etmek gerekiyor. 

Son 7 yılda yaşadıklarımız bize, sahada yoksak bu mücadelelerden istediğimiz neticeyi elde edemeyeceğimizi de gösterdi. Biz yıllar boyunca sabırla güney sınırlarımızda güvenliğe, onların ötesinde yaşayan kardeşlerimizin de huzura kavuşa günleri bekledik. Uluslararası platformlarda gereken tüm girişimlerde bulunduk. Irak ve Suriye’den ülkemize gelen 4 milyona yakın sığınmacıya dünyadan doğru dürüst bir destek olmadan biz ev sahipliği yaptık, hala da yapıyoruz, ama o beklediğimiz günler bir türlü gelmedi.

Sahadaki bir terör örgütünün yerine bir başkası ikame edilerek zulüm ve kan üzerine kurulu düzen hep devam ettirildi. Onların barış ödülleri onların olsun, ihtiyacımız yok, bize Rabbimizin rızası yeter.

Hatta biz ilk olarak Fırat Kalkanı Harekatıyla bu sahaya girdik, benzer şekilde Irak’ta oynanmaya çalışılan oyunları kararlı duruşumuzla bozduk. Karşımızda kurulan terör ittifaklarına kendimizin ihtiyaçlarına ve bölgenin gerçeklerine uygun yeni işbirlikleriyle cevap verdik. Şu anda Suriye’nin Afrin bölgesini teröristlerden temizlemeye yönelik olarak bugün 49. gününe giren Zeytin Dalı Harekatını yürütüyoruz. İnşallah, burası biliyorsunuz emin bir belde, “…” inşallah burayı emin bir belde haline yeniden getirmenin mücadelesini veriyoruz, vereceğiz. Şu ana kadar az önce söylediğim gibi 3171, tabi sayıyı aldıktan sonra bu artmıştır.

Bu arada 815 kilometrekarelik alanın üzerindeki bölgeyi güvenli bölge haline getirdik, bölgenin tamamı 2 bin kilometrekare. Aynen Cerablus, o bölge 2 bin kilometrekare kontrolümüz altında, şimdi burada da ilk etapta 2 bin kilometrekarelik alanı kontrolümüz altına alacak, orada güvenliği sağlayacak ve Afrinli kardeşlerimizi kendi evlerine, kendi topraklarına geri inşallah göndereceğiz.

Terör örgütünün sınırlarımızla olan irtibatını tamamen kesmiş durumdayız.

Afrin şehir merkezinin kuşatılmasının önündeki son engelleri de kaldırıyoruz, herhalde şu anda bir 6 kilometre falan bir mesafe Cinderes’ten kalmıştır, o kadar yaklaştık, Allah’ın izniyle iyi gidiyor. İşte dün güvenlik birimlerimiz ve Özgür Suriye Ordusu Cinderes’e de girdi biliyorsunuz, orası bitti, evler tek tek elden geçiriliyor.

Terör örgütünün sivil halkı nasıl canlı kalkan olarak kullandığını hep beraber bir kez daha gördük. Bölge halkı teröristlerden kaçmak istiyor, ancak bölücü örgüt yola tuzakladığı patlayıcılarla o insanları kalleşçe katlediyor. Bölücü terör örgütü çocukları, kızları, daha bıyıkları dahi terlememiş körpe delikanlıları anne-babalarının gözleri önünde vahşice öldürüyor. Bu görüntüler gün gibi ortadayken, kimi kuruluşlar bizi sivillere zarar vermekle itham edebiliyor. Ülkemizden birileri de hala çıkıp bizim Afrin’de ne işimiz var diyebiliyor. Bunları anlamak mümkün değil ya, üstelik bunlar Türkiye’de siyaset yapıyor. Eğer biz teröristleri Afrin’de imha etmezsek, onların gelip eylem yapacağı tek yer Türkiye’dir. Bu açık gerçeği hala anlayamayan kimse ya gafildir ya da bilerek böyle davrandığı için haindir. Kimse kendini kandırmasın, başkalarını kandırmaya da çalışmasın.

Suriye’deki mesele herhangi bir kesimin kendi hakkını, hukukunu koruma, kendine bir gelecek inşa etme çabası değildir. Eğer niyet öyle olsaydı, ele geçirilen yerlerde ilk iş bölgenin demografisini değiştirmek, insanların asırlardır oturdukları evlerine, yurtlarına, hatta çocuklarına el koymak veya gözleri önünde onları yakıp-yıkmak olmazdı. Amaç, bölgemizin bağrına asırlar boyunca istenildiği gibi kanatılacak, istenildiği gibi oynanacak bir hançer saplamaktır. Bu hançeri tutan el de, ondan fayda sağlayacak olanlar da şu anda bellidir, bunları gayet iyi biliyoruz. Kimse bizden göz göre göre hem kendi bağrımıza, hem de kardeşlerimizin sinesine böyle bir hançerin saplanmasına rıza göstermemizi, tepkisiz kalmamızı beklemesin. Biz istiklalimiz ve istikbalimiz için her şeyi göze aldık. Bugün Afrin’deyiz, yarın Münbiç’te olacağız, ertesi gün Fırat’ın doğusunu Irak sınırına kadar inşallah teröristlerden temizlenmesini sağlayacağız.

Değerli kardeşlerim; Türkiye’nin başka hiçbir ülkede göremeyeceğiniz çok önemli özelliklerinden biri de, farklı alanlarda yürüttüğü mücadeleleri birbirinden etkilenmeden sürdürebilme kabiliyetidir. Sınırlarımız ötesinde bu operasyonları yürütürken, 81 vilayetiyle Türkiye’nin tamamını kalkındırmanın, 81 milyonun tamamının refahını yükseltmenin de mücadelesini veriyoruz. Hamdolsun, bugün geçmişle mukayese edilemeyecek kadar güçlü, müreffeh ve özgür bir ülke var. Bugün geleceğine umutla bakan, vatandaşlarına özgüven aşılayan, mazlum ve mağdurlara sığınak olan güçlü bir Türkiye var. 30 milyar doları aşkın bir harcamayı biz sadece Suriyeli mülteci kardeşlerimizle yaptık, bunda STK’larımız, belediyelerimiz, hepsinin yardımları var.

Bugün bağımsız dış politikasıyla, itibarlı pasaportuyla, yükselen ekonomisiyle bölgesinde ve dünyada söz sahibi bir Türkiye var. Gecelik faizlerin yüzde 7500’leri bulduğu, dövizin bir gecede fırladığı, birkaç milyar dolar ile ülke ekonomisinin çökertildiği o ülke hamdolsun geride kaldı, öyle bir ülke yok.

Ha, şunu da söyleyeyim: Siz bakmayın kimi kredi derecelendirme kuruluşlarının Alicengiz oyunlarına, onların tek derdi Türkiye’yi köşeyi sıkıştırarak bundan nemalanacak olanlara yol açmaktır. Artık bu kredi notu oyunlarına ne kendi piyasalarımız, ne de uluslararası piyasalar itibar etmiyor. Geçin bu işleri geçin, sizin kredi derecelendirme kuruluşları olarak verdiğiniz notlar bizim karne notu değildir, bizim karne notu halkımızın notudur, biz buna bakarız. Senin ölçün ne ya? Önce ölçünü ortaya koy. Siz yanımızda komşu batmış, bitmiş, tükenmiş, bir anda 4 kademe yükseltiyorsun. Bunu neye göre yapıyorsun? Ve şu anda pik yapan Türkiye ekonomisiyle ilgili de utanmadan, sıkılmadan kalkıp yok durağanmış, yok bir derece indiriyormuş filan. Ya zaten biz bu işlere alıştık, sizi de çok iyi tanıyoruz ve biz evvel Allah bu yolda nasıl basamakları çıktığımızı dünya gayet iyi biliyor.

Ve bugün savunma sanayinde, ihracatta, üretimde kendisiyle yarışan, büyüme oranlarında dünyada rekor kıran bir Türkiye var. Sen büyüme oranına mı bakıyorsun, ihracatına mı bakıyorsun, ülkedeki kişi başına düşen milli gelire, neye bakıyorsun? Bunlarda ölçü siyaset. Türkiye’nin siyaseti emir alma siyaseti midir, yoksa emir verme siyaseti midir? Evet, biz artık bunlardan emir almıyoruz, çünkü çok enteresandır, IMF’le -son gittiğim Davos’tu- son gittiğim Davos’ta yaşadığım olay. Bunların bir meşhur o zaman başı vardı Strauss-Kahn diye, sonra işte Fransa’da bazı hülle işlerine filan karıştı, seçime girecekken seçime de giremedi. Ve bunlar tabi o zaman bizim sadece IMF’te para pul işlerini değil, siyaseten de bizi yönetiyorlardı. Biz dedik ki, yani paranı, alacağını gel tahsil et de, ama bizde siyaset yapma. Eğer bizim ülkemizi siyaseten de yönetmeye kalkarsan, kusura bakma, Türkiye’nin Başbakanı benim, ben yöneteceğim. Ha sen de paranı al. Ve sonra ne oldu? 2008 bu görüşmemiz, 2013’te bu iş bitti, ödedik. Ama 2013’te bu defa geldiler bizden 5 milyar avro borç istediler. Arkadaşlar verelim mi dedi, verin dedik ya, veren el alan elden hayırlıdır dedik, üstündür dedik filan. Sonra baktılar ki Türkiye hakikaten ciddi, vazgeçtiler, istemediler.

Bakın o günden bugüne bizim artık IMF’le işimiz yok, bitti. Ve o zaman Merkez Bankamızın rezervi 27,5 milyar dolardı, bugün rakamları almadım ama, gene 120 milyardan aşağı değildir şu andaki döviz rezervi, bu noktaya geldi.

Daha düne kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne efelenenler, bugün askerimizin karşısında gizlenecek delik arıyorlar. Şu anda Genelkurmay Başkanıyla, komuta kademesiyle, tüm subaylarıyla, eriyle, komandolarıyla, hepsi evvel Allah dimdik ayakta ve Özgür Suriye Ordusuyla birlikte yürüttükleri bu Afrin operasyonunda da şahsım, milletim adına ben ordumuzu kucaklıyorum. Şehitlerimize rahmet diliyorum, gazilerimize şifalar diliyorum.

Şunu unutmayınız: Güvenlik güçlerimizin ayakları altında ezilenler, uçaklarımızın bombalarıyla imha edilenler sadece terör hedefleri değildir, onlarla birlikte aynı zamanda ülkemize ve bölgemize giydirilmeye çalışılan deli gömleğini de paramparça ediyoruz, bir de işin bu boyutu var.

Terör örgütlerinden temizlediğimiz her toprak parçasıyla beraber Suriye’nin de, Irak’ın da geleceğini kurtarıyoruz. Türkiye’nin sahaya güçlü bir şekilde girmiş olması emperyalist hevesleri kursaklarda bırakıyor. Suriye’de 7 senedir 1 milyon masumun alçakça, vahşice öldürülmesi karşısında gıkı dahi çıkmayanların ardı ardına endişe beyan etmelerinin sebebi budur. İşte Doğu Guta, şu anda 1 milyon yakın insan Doğu Guta’da ne yazık ki katledildi, bunların içinde çocuklar da var, bunların içinde kadınlar var. İşte daha dün, evvelsi gün gerek Sayın Ruhaniyle, Sayın Putin’le görüşmelerim oldu, geçtiğimiz Pazar Macron’la görüşmelerim oldu, dedik ki, ya açın, insani yardım anlayışı içerisinde biz en azından yaralıları alıp hastanelerimizde tedavi ettirelim, bize gönderin. Ne yazık ki hala istediğimiz olumlu cevabı alamadık. Doğu Guta’daki vahşeti görmezden gelenlerin birden Afrin konusunda hassasiyet sahibi olmalarının tek nedeni budur.

DEAŞ kılıfı altında Suriye’yi parçalama hayalleri akamete uğrayanlar, bölücü örgütü kaybetmekten endişe ediyorlar. Onları kaygılandıran yitip giden milyonlarca hayat değil, bozulan hesaplarıdır.

Sevgili dostlar; hep söylediğim gibi, biz kimin ne dediğine değil, ülkemizin, milletimizin ve bölgedeki kardeşlerimizin geleceklerinin neyi gerektirdiğine bakıyoruz. Zeytin Dalı Harekâtını başlatmak için nasıl kimseden icazet almadıysak, sonlandırmak için de hiç kimsenin baskına boyun eğmeyiz.

Buradan bir kez daha ilan ediyorum, operasyonlarımız Afrin’deki terör bataklığı kurutulana kadar devam edecektir. Türkiye güney sınırı boyunca bir terör koridorunun oluşturulmasına asla rıza göstermeyecektir.

Rabbim kahraman ordumuzu muzaffer kılsın.

Ve değerli kardeşlerim; son olarak, şu anda bir cumhur ittifakı var ve bu cumhur ittifakı birilerini rahatsız ediyor. Demek ki iyi yoldayız, eğer onlar rahatsız olmasaydı bu iş sıkıntıydı. Ve bu cumhur ittifakı aslında 7 Ağustos birlik, beraberlik, dayanışma ruhunun hamdolsun bugüne yansımasıdır. Ve 7 Ağustos o dayanışma ruhunun dayandığı yer neresi? O da 15 Temmuz. İşte 15 Temmuz’a inananlar şimdi cumhur ittifakını kurmuşlardır ve bu da 7 Ağustos’a dayanıyor. Herhalde bununla da bir çizgi çiziyorum, bunu da anlıyorsunuz. Çünkü 15 Temmuz bir kırılmadır ve bu kırılmada işin dışında olanlar var, içinde olanlar var ve beraberce inşallah bunu da sonuna kadar sürdüreceğiz. Ve cumhur ittifakıyla tabanımız MHP tabanıyla muhabbetini inşallah bir ittifak anlayışı içerisinde en ufak bir yanlışa fırsat vermeden götürmelidir. İşte CHP arkadaşlarımızı, Grubumuzu ziyaret etme noktasında kaldılar, bunların hepsi tezgah. Grubumuz tabii böyle bir tezgaha prim vermedi, geldikleri gibi gittiler. Çünkü biz bunları tanıyoruz, bunları biliyoruz. Ama böyle bir ziyaret talebinde bulundukları için de gelmesinler demedi arkadaşlarımız, kabul buyurdular ve ondan sonra da gönderdiler. Çünkü hiçbir şeyleri bunların güvenilir değildir. Ve şu anda onlar kimlerle kuracaklarsa ittifaklarını kursunlar, zaten kimlerle el-ele yürüdükleri belli, öyle mi? Kandil’de olanlarla, Tendürek’te olanlarla, Cudi’de, Gabar’da olanlarla beraber yürüyorlar bunlar. Farkımız ne? Biz de milli ve yerli olarak milletle beraber yürüyoruz, farkımız bu. İnşallah bu dayanışmamızı gerek Mart-2019, gerek Kasım 2019 seçimlerinde taçlandırmak suretiyle en ideal noktaya kavuşturacağız. Allah’ın izniyle Türkiye yapılan hesapların tamamını darmadağın edecek güç, imkan ve stratejiye sahiptir.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Bu düşüncelerle bir kez daha Siyaset Akademimizin 18. döneminin hayırlı olmasını diliyorum, hepinize sevgilerimi saygılarımı sunuyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.