Cumhurbaskani Erdogan’in Sudan-Hartum Üniversitesi fahri doktora takdim törenindeki konusmasi
Bismillahirrahmanirrahim.
Hartum Üniversitesinin Saygıdeğer Rektörü, değerli öğretim üyeleri, sevgili öğrenciler, kıymetli misafirler; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.
Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun.
Sudan’a Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk kez gerçekleştirdiğim bu tarihi ziyarette sizlerle biraraya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle bir kez daha Sudan’a ayak bastığımız andan itibaren bizleri coşkuyla karşılayan Sudan halkına, sevgili Sudan gençliğine misafirperverliklerinin en güzel örneklerini göstermeleri sebebiyle şahsım, heyetim, milletim adına şükranlarımı sunuyorum.
Şu anda karşımda çok farklı bir topluluk görüyorum. Zira sizler seçilmiş bir topluluksunuz. “…” Karşımda böyle bir topluluk var. Zira siz, insanlar içerisinden seçilmiş bir ümmetsiniz. Doğruyu emreder, kötüden, şerden men edersiniz. Ne mutlu sizlere, çünkü siz Allah’a iman edenlerin ta kendilerisiniz.
Kardeşlerim, Sudanlı kardeşlerimin muhabbeti karşısında inanın kendimizi Hartum’da değil de Ankara’da, İstanbul’da, ülkemizde hissediyoruz.
Tarihi Hartum Üniversitesinin şahsıma tevcih ettiği fahri doktora unvanı için ayrıca şükranlarımı sunuyorum.
Afrika’nın önde gelen üniversitelerinden biri tarafından böyle bir unvana, hele hele sizler huzurunda layık görülmek şahsım için büyük bir mutluluk, büyük bir onur. Özellikle böyle bir atmosferde bu unvanı almak şahsım için ayrı bir bahtiyarlık kaynağıdır. Bu vesileyle Sayın Rektöre, üniversitemizin öğretim üyelerine ve değerli öğrencilere gönülden teşekkür ediyorum. Hamdolsun, Sudan ziyaretimiz anlamına ve önemine yaraşır bir şekilde gerçekten dolu dolu geçiyor. Resmi temasların yanı sıra İş Forumundan Port Sudan ziyaretine kadar Sudan toplumunun her kesimiyle biraraya gelme imkânı buluyoruz. Tabii bugün Sayın Cumhurbaşkanına özellikle rica ettim, Port Sudan’a geçtik, oradan adaya. Orada TİKA’nın yapmış olduğu malum Hanefi ve Şafi mescitlerinin-camilerinin restorasyonu var. Dedim ki; bu adayı bize tahsis etseniz de bu adayı tamamıyla şöyle bir restore etsek ve bu adayı tekrar tarihi şanına layık bir hale getirsek. Çünkü Sevakin Adasını bu halde görmek bizleri üzdü. Yerle yeksan etmişler. Kim? Batı. Batının karakterinde bu var. Oraları yer ile yeksan etmek suretiyle hamdolsun şimdi yeniden restore etmek, ayağa kalkmak, kaldırmak bizlere nasip olduğu için ayrı bir memnuniyet, mutluluk içerisindeyiz.
Ömer Beşir kardeşime bundan dolayı ayrıca bir ricada bulundum, böyle bir tahsis yapar da hemen biz burada işe başlarsak ve bu adayı yeniden aynı resimlerdeki gibi ihya ederiz, inşa ederiz ve Sudan artık bununla iftihar eder. Hatta turizmde yeni bir adım atarız. Nedir o yeni adım? İnşallah umre seyahatlerine bile, tarihte böyleydi, buraya gelip buradan Cidde’ye gidilirdi, tekrar bu yollar inşa edilir, ihya edilir. Gençler, bu olur mu? Olur. Bunu hep beraber yapar mıyız? Yaparız.
Her gittiğimiz yerde tıpkı buradaki gibi Sudanlı kardeşlerimizin heyecanına, Sudanlı gençlerin heyecanına, Türkiye’ye ve Türk milletine yönelik derin muhabbetine şahitlik ediyoruz.
Son ziyaretimden bu yana Sudan’ın maşallah her alanda kat ettiği mesafeyi görme imkânı bulduk. Uzun yıllardır Sudanlı kardeşlerimizi sıkıntıya sokan, adeta hayatlarını kâbusa çeviren haksız yaptırımların kaldırılmasıyla bu kalkınma hamlesinin daha da hızlanacağına inanıyorum, henüz kalkmış değil, ama kalkması lazım. Bu ne zulümdür, böyle bir yaptırımlar zinciri olabilir mi? Ama emperyalist güçler bunu hep yaptılar, hala yapmaya devam ediyorlar. Ve zannediyorlar ki bizim elimizdeki bu güç, bu imkân daimidir. Hayır, daimi değildir. İnanıyorum ki haklı olan güçlüdür ve güçlü olmaya devam edecektir. Çünkü bu ambargolardan dolayı Sudanlı kardeşlerim çok acı çekti, çok sıkıntı çekti. Uygulanan haksız yaptırımlar Sudan’ın bugününden ve istikbalinden seneler çaldı. Ama biz şunu biliyoruz: Zulüm ile abat olunmaz. Şunu da biliyoruz: Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. (“Dik dur eğilme, bu millet seninle” sesleri)
Gençler, şunu bilmenizi isterim: Biz hep dik durduk. Şunu bilmenizi isterim: Biz Allah’ın huzurunda rükûda ve secdede eğilmekten başka hiçbir beşeri gücün önünde eğilmedik.
Biz Türkiye olarak her fırsatta bu yaptırımları doğru bulmadığımızı, tasvip etmediğimizi ifade ettik, ediyoruz. Sudan halkını cezalandıran, yıllarca Sudan’ın kalkınmasına, gelişmesine engel olan yaptırımların artık hiçbir makul gerekçesi kalmamıştır. Biz Sudan’ın zor günlerinde de kardeşlerimizin daima yanında olduk, yine olacağız. Resmi kurumlarımızla, sivil toplum kuruluşlarımızla tehditlere, baskılara, şantajlara boyun eğmeden imkânlarımızı Sudan halkı için seferber ettik. Birilerinin keyfi için kardeşlik hukukumuzun zedelenmesine asla müsaade etmedik. Çünkü biz Peygamber Efendimizin şu emirlerini kendimize daima baş tacı ediyoruz, Sevgili Peygamberimiz Aleyhi Sallatu Vesselam ne buyuruyor: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir.” Ne buyuruyor: “Müslüman, Müslümana zulmetmez.” Ne buyuruyor: “Müslüman, Müslümanın başına gelen musibette onu terk etmez, onu zalimin zulmünde bırakmaz.” Ne buyuruyor: “Müslüman, din kardeşine yardımda bulundukça Allah da ona yardımda bulunur.” Evet, dün olduğu gibi bugün de, yarın da Sudan halkının yanında olmayı sürdüreceğiz.
Aziz kardeşim Ömer el Beşir’in sağduyulu liderliği altında Sudanlı kardeşlerimin sabır ve dayanışmasıyla, unutmayın sabır çok büyük bir zenginliktir. Men sabera zafera. Sudan’ın hem bölgesinde, hem de uluslararası alanda hak ettiği konuma geleceğine ben inanıyorum.
Kardeşlerim; Müslümanlar olarak son yıllarda büyük bir türbülansın içinden geçtiğimizi görüyoruz. Suriye’den Irak’a, Libya’dan Mısır’a, Yemen’den Körfez Bölgesine kadar birçok ülke sancılı ve sıkıntılı günler yaşıyor. Asırlar boyunca ilim, irfan ve hikmet merkezi olan şehirlerimiz maalesef bugün ancak çatışmalarla gündeme geliyor. İslam medeniyetinin asırlık kütüphaneleri, eşsiz eserleri, mimari harikası camileri ya terör örgütleri ya da devlet terörü uygulayan rejimler tarafından tek tek yok ediliyor. Şimdi İsrail devlet terörü uygulamıyor mu? Ve onunla beraber hareket edenler devlet terörü uygulamıyor mu? 29 yaşındaki down sendromlu Muhammed’i kalkıp da duvara yaslayarak onu taciz edenler devlet terörü uygulamıyor mu? 15 yaşındaki Cüneydi’yi gözlerini bağlayarak adeta kuşatan 20 kadar İsrail askeri devlet terörü uygulamıyor mu? Bunları söylediğimiz zaman haksızlık mı yapıyoruz? Bunu acaba biz görüyoruz da, Batı dünyası bunları görmüyor mu? Görüyorlarsa niçin sessiz kalıyorlar? Biz şuna inanıyoruz: Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.
Geçtiğimiz asırda olduğu gibi İslam dünyası bir kez daha bölünmek, parçalanmak, kolay yutulur lokmalara ayrılmak isteniyor. Mezhep farklılıkları körüklenerek, etnik ayrılıklar derinleştirilerek Afrika’nın bazı ülkelerinde olduğu gibi yüzyıllardır aynı toprağı paylaşan insanlar birbirlerine düşürülerek son derece kirli, son derece kanlı bir senaryo uygulamaya konuluyor. Sudan’ı bölmediler mi? Güney Sudan nereden çıktı? Sudan’ın içinden çıktı. Kimler yaptı bunu? … daha kolay sömürmek, zenginliklerinizi daha kolay gasp etmek için bizi birbirimize kırdırıyorlar. Bunun için kimi zaman ekonomik yaptırımları bir silah olarak kullanıyorlar. Bunun için kimi zaman medyadaki elemanlarını üzerimize saldırtıyorlar. Kimi zaman daha da ileri gidip halkın iradesine dayanan meşru yönetimleri darbeyle tasfiye etmeye çalışıyorlar. Amaçlarını gerçekleştirmek için tıpkı DEAŞ’ta, PKK-PYD’de olduğu gibi terör örgütlerini taşeron olarak kullanıyorlar. İrlandalı bir yazar bu konuda şöyle bir tespitte bulunuyor: Kan kokusu almış bir köpekbalığından daha tehlikesi, petrol kokusu almış emperyalistlerdir. Güzel bir tespit, yerinde bir tespit. Modern sömürgeciler için, günümüzün emperyalistleri için tek değer elmastır, altındır, petroldür. Onların yegâne kıymet verdikleri şey ya yeraltı kaynaklarımızdır ya da yer üstündeki pazar potansiyelimizdir. Onlar için mesele demokrasi, hukuk, adalet değildir. Onlar için mesele insan, tabiat, çevre değildir. Onlar için tek mesele paradır, çıkardır, menfaattir. Menfaatleri için, bir avuç petrol için çiğnemeyecekleri hiçbir değer, hiçbir ilke yoktur. Şüphesiz bunun anlamını en iyi Afrika Kıtası bilir. Asırlar boyunca kendi topraklarında köle gibi çalıştırılan, kimi zaman bir meta gibi alınıp satılan, buradan başka kıtalara gayri insani şartlarda götürülen Afrikalı kardeşlerimiz sömürünün ne demek olduğunu bizden çok çok iyi bilir. Bağımsızlıklarını dişleri ve tırnaklarıyla kazanan Afrika halkları yarım asır sonra bile hala o meşhur dönemin bedelini ödüyor. Fakat bir şey söyleyeceğim; gelecek Allah’ın izniyle, bu asrın sonunu bulmayacak, ama Afrika Kıtasının olacaktır. Yeter ki dik duralım, yeter ki gayret edelim, yeter ki eğilmeyelim. İşte aynen Kudüs meselesinde eğilmediğimiz gibi. Birçok Afrika ülkesinde yerel halk sefalet içinde yaşarken ülkenin zenginlikleri Batılılar tarafından gasp ediliyor. 10 sentlik aşılara, üretimi basit ilaçlara ulaşamadıkları için bugün onbinlerce Afrikalı çocuk hayatını kaybediyor. Açlık, kıtlık ve yoksulluk dolayısıyla her yıl Afrika binlerce evladını Akdeniz’in azgın dalgalarına kurban veriyor. Ziyaret ettiğimiz birçok ülkede bu gerçeğe kendimiz de şahit oluyoruz. Ülkesindeki benzin istasyonlarında kuyruk olan bir ülkenin, aslında dünyanın en önemli petrol üreticilerinden biri olması bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Gittiğimiz ülkelerde devlet başkanlarıyla yaptığımız temaslarda inanın yüreğimizi dağlayan manzaralarla karşılaşıyoruz. Pek çok liderin mevcut lidere itiraz ettiğinde nasıl eski kolonyal güçler tarafından baskı altına alındığını, nelerle tehdit edildiğini bizzat kendi ağızlarından dinliyorum.
Kardeşlerim, bu iç karartıcı tablo karşısında biz biliyoruz ki mazlumların ahı asla yerde kalmaz. Yine biliyoruz ki zulüm ile abat olanın ahiri berbat olur. Er ya da geç her Firavunun karşısına zulüm düzenini yerle yeksan edecek bir Musa çıkar, bunu biliyoruz. Burada mesele, Müslümanlar olarak bizlerin basiret ve ferasetle hareket etmesidir. Zira Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam şöyle buyuruyor: Müslümanın ferasetinden korkun, çünkü o Allah’ın nuruyla bakar. Bizim için asıl imtihan işte budur. Şayet bizler sömürgecilerin oyununa gelirsek, asıl o zaman kaybederiz. Biz sırf belli güçler öyle istiyor diye sırtımızı kardeşimize dönersek, onu kendimize düşman görürsek, o zaman uçuruma doğru yuvarlanmış oluruz. Buna karşılık şöyle hep birlikte bünyan-ı mersus olursak, dayanışma içinde olursak, birbirimize kenetlenirsek, o zaman da üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir engel yoktur.
İşte Amerikan yönetiminin önceki hafta açıkladığı provokatif Kudüs kararı karşısında tüm Müslümanların sergilediği uhuvvet, tüm insanlığın sergilediği uhuvvet bu anlamda gerçekten bir kırılma noktası olmuştur. Sadece Müslümanlar değil, tekrar ediyorum; aklıselim sahibi Hristiyanlar da Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’e peşkeş çeken kararına direnmişlerdir. İstanbul’da düzenlediğimiz İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Olağanüstü Zirvesi’ne kardeşim Ömer el Beşir başta olmak üzere birçok lider katıldı. Bağlantısızlar Oluşumu Lideri olan Venezüella Devlet Başkanı Maduro dahil farklı inanç gruplarından yüzlerce insan bu zirveye destek vermek için İstanbul’a geldi. Orada tüm ülkeler yekvücut olarak Amerika’nın kararını tanımadıklarını, Kudüs’ü Filistin’in işgal altındaki başkenti olarak kabul ettiklerini ilan ettiler. Daha sonra konuyu önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne, akabinde de Genel Kurula taşıdık. Güvenlik Konseyinde 14 ülke hazırladığımız tasarıya evet demesine rağmen, sadece Amerika’nın vetosu sebebiyle maalesef karar çıkmadı. Genel Kurul sürecinde ise 128 ülke yapılan şantaj ve tehditlere rağmen karar tasarısı lehine oy kullandı. Fakat Amerika yanında sadece 8 ülke buldu. Onlar da nüfusu 15 bin, 20 bin, 25 bin, 30 bin olan ülkecikler. Bakın, nereden nereye. Böylece Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararının hukuksuzluğu tüm dünya tarafından kabul edilmiş oldu. Amerika’nın kararını açıklamasından sonraki 15 gün içinde elde edilen bu sonuç şüphesiz hepimizin ortak zaferidir. Bu tablo bir ve beraber hareket edince neleri başarabileceğimizin en güzel ifadesidir. Bu vesileyle bugün Hartum’dan bu 128 ülkenin tüm liderlerine, yöneticilerine şahsım, milletim, İslam dünyası olarak teşekkür ediyorum. İnşallah bundan sonra Müslümanlar olarak birbirimize daha çok kenetleneceğimize inanıyorum.
Kardeşlerim, gerek biz siyasetçilerin, gerekse sizin gibi ilim erbabının gençlere özel önem vermesi gerekiyor. Hedeflerimize ulaşmanın yolu, öncelikle nitelikli ve kalifiye insan kaynağına sahip olmamızdan geçtiğini unutmamalıyız. Bunun için de eğitim-öğretim kurumlarımıza, üniversitelerimize çok büyük sorumluluklar düştüğünün bilincinde olmalıyız. Geleceğimizin teminatı olan gençleri terör örgütlerinin, uyuşturucunun, sanal dünyanın dehlizlerinde gezinen kötü niyetli odakların insafına asla terk etmemeliyiz. Gençlerimize sahip çıkmalı, en iyi imkânlarla yetişmelerini sağlamanın yollarını bulmalıyız.
Biz Türkiye olarak eğitim-öğretim alanında, akademik değişim alanında siz kardeşlerimize gereken desteği vermeye hazırız. Bugüne kadar 407 Sudanlı öğrenciye Türkiye bursları vasıtasıyla ülkemizde eğitim-öğretim imkânı sunduk. Ayrıca, vakıf ve derneklerimizle Sudanlı öğrencilere sahip çıkıyor, kendilerine Türkiye’de eğitim imkânı sağlıyoruz. Üniversitelerimiz arasındaki işbirliğinin de önümüzdeki dönemde gelişeceğine inanıyorum.
Bölgenin en fasih, en güzel Arapçasını konuşan Sudan’ın özellikle Arapça öğrenmek isteyen gençlerimiz için çok büyük imkânlar sağladığına da inanıyorum. Türk öğrenciler Sudanlı kardeşlerimin misafirperverliğinde hiçbir sıkıntı, hiçbir sorun yaşamadan burada en güzel şekilde Arapçayı öğreneceklerdir.
Öte yandan Sudanlı gençlerin de Türkçeye ilgilerinin artmasından büyük bir memnuniyet duyuyorum. Hartum’daki Yunus Emre Türk Kültür Merkezinde şu anda 800 civarında öğrenci Türkçe öğreniyor. Hartum Üniversitesi’nin de bünyesinde bir Türkçe bölümü açarak Sudanlı öğrencilerin bu talebine karşılık vermesini bekliyoruz.
Ve bu ziyaretimizde bir başka çalışma daha yaptık, o da bir Sudan-Türkiye üniversitesi kurmak. Döner dönmez bunun da talimatlarını vereceğiz ve süratle YÖK muhatabıyla çalışmasını başlatacak ve böylece adımlarımızı atacağız.
Sağlık Bilimleri Üniversitemiz tarafından Hartum’da sağlık bilimleri enstitüsü ve Nyala’da sağlık hizmetleri yüksekokulu açılmasına yönelik çalışmalar devam ediyor. Bu süreci de kısa zamanda nihayete erdirmeyi arzu ediyoruz.
Kardeşlerim, bütün bu düşüncelerimle özellikle gösterdiğiniz bu ilgiye, bu alakaya, Hartum Üniversitesi Yönetiminin şahsıma tevdi etmiş olduğu bu fahri doktora unvanına özellikle şahsım ve milletim olarak teşekkür ediyorum.
Sudan’da bulunmaktan ve siz kıymetli kardeşlerime hitap etmekten duyduğum bahtiyarlığı tekraren ifade etmek istiyorum. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin. Muhabbetimizi daim eylesin diyorum.
Ve hepinizi Allah’ın selamıyla selamlıyorum.
----- / -----