Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in TIKA Koordinatörleri’ni kabulünde yaptigi konusmanin tam metni

 

Esselamu aleykum.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığımız TİKA’nın kıymetli yöneticileri, TİKA’nın değerli koordinatörleri, koordinasyon ofislerimizde görev yapan kıymetli personelimiz; sizleri en kalbi duygularımla, hasret ve muhabbetle selamlıyorum.

TİKA 2018 Yılı Koordinatörler Toplantısının ülkemiz ve görev yaptığınız yerler için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum.

Kurulduğu günden bu vakte kadar TİKA çatısı altında görev yapmış tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Bugün dünyanın 5 kıtasındaki 58 farklı ülkede bulunan 60 program koordinasyon ofisiyle nerede bir dertli varsa onun imdadına yetişmeye çalışan TİKA’mızın daima yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz.

İstanbul’daki Topkapı Sarayının Bab-ı Hümayun kapısının sol tarafında “ya valiye külli mazlumün” yani tüm mazlumların sığınağı diye yazar. Bunun için Osmanlı diğer pek çok vasfının yanı sıra cihan penah olarak tarif edilir. Bizde ecdadımızdan aldığımız bu mirasla özellikle bu mirası layık olduğu yere ulaştırabilmek için TİKA başta olmak üzere mazlumlara, mağdurlara, kimsesizlere, gariplere el uzatan kurumlarımızın çalışmalarına özel önem verdik.

Geçtiğimiz 15 yılda her alanda gerçekleştirdiğimiz atılımlarla Türkiye’yi yardım alan bir ülke konumundan dünyanın en çok kalkınma yardımı yapan ülkesi haline getirdik, hamdolsun. Türkiye 2016 yılında 6 milyar dolarlık insani kalkınma yardımıyla Amerika’nın hemen ardından ikinci sırada yer almıştır. Bu yardımın milli gelire oranı bakımından ise, binde 75 ile açık ara ilk sırada yer alıyoruz; burası çok önemli. Amerika sağda-solda konuşuyor, biz şöyle yardım yapıyoruz, böyle yardım yapıyoruz; rakamlar ortada, bu verdiğim rakam OECD rakamıdır. Türkiye’nin 2017 yılındaki toplam kalkınma yardımlarının hesaplaması 8 milyar 140 milyon lira olarak dün açıklandı. Bu yardımların milli gelirimize oranı da binde 95 seviyesine çıktı. Türkiye’nin kalkınma yardımlarının 7,2 milyar dolarını insani yardımlar, diğer kısmını ise diğer sair kalkınma yardımları oluşturuyor. Geçen yıl 6 milyar dolarlık insani yardımla listede ikinci sırada yer almıştık. İnşallah bu yıl şayet diğer ülkelerin yardımlarında fevkalade bir artış yoksa 7,2 milyar dolarlık insani yardımla ilk sıraya çıkmamız kuvvetle muhtemeldir. Birkaç aya kadar bu liste açıklandığında durumu hep birlikte göreceğiz. Batılı ülkelerin dünyanın kalan kısmına verdikleri ciddi krediler sebebiyle toplam kalkınma yardımlarındaki rakamlar elbette çok değişiyor. Buna rağmen toplam kalkınma yardımlarında da dünyada 6’ncı, bunların milli gelire oranında da 4’üncü sıradayız.

Biz tarih boyunca devlet ve millet olarak elimizdeki imkânları paylaşma konusunda daima cömert davrandık, böylece ecdadın emanetine sahip çıkmış oluyoruz. Bu bizim ecdattan devraldığımız mirastır.

Değerli kardeşlerim; dünyadaki pek çok sorunun, krizin, çatışmanın kaynağında gelir dağılımındaki adaletsizliğin yattığını biliyoruz. Ülkeler arasındaki savaşlar ve özellikle iç çatışmalar, gelir dağılımındaki adaletsizliği içinden daha da çıkılamaz bir hale getiriyor. Pek çok geri kalmış ülkeye gittiğimizde bir tarafta bir lokma yemeğe, bir yudum suya hasret milyonlarca insan varken, diğer tarafta küçük bir azınlığın lüks ve şatafat içinde hayat sürdüğüne şahit oluyoruz. Eskiler ne güzel söylemiş, tabii şimdi bunun tercümesinde biraz zorluk olabilir, simültane de yok, var mı simültane? Hepsi Türkçe biliyor mu, ama bu biraz Osmanlıca. “Maslahat-ı alem dört şeye olmuş bina, ben yiyeyim sen yeme, ben iyiyim sen fena." Yani dünya üzerinde kurulduğu söylenen bu dört çarpıklığın yükünü kaldırmaz. Onun için biz imkânlarımızın el verdiği, elimizin uzandığı, gönlümüzün alabildiği kadar insana ulaşmaya, yardımcı olmaya gayret ediyoruz. Örneğin Bangladeş, Arakan. Tabii şimdi Bangladeş’te gönlümüz hep şunu arzu etti, Şeyh Hasina’ya özellikle rica ettim, dedim ki; bize öyle veya böyle orada bir yer verin. Verin ki biz orada bütün Arakanlı mültecilere şöyle sıkıntı yaşamadan, sıkıntıyı minimize edecek bir şekilde onlara kamp kuralım ve onların oradaki gerek eğitimini, gerek gıda noktasındaki sıkıntılarını çok daha çabuk karşılayabilir hale gelelim. Tabii bunu başaramadık. Ama bütün bunlara rağmen bir Bangladeşli kardeşimizin orada bizler adına bu mücadeleyi veriyor olması, bu hizmeti veriyor olması takdire şayan, kendilerini tebrik ediyorum.

Bizim için bu yardımlar karşı tarafa mihnet vermek değil tam tersine yükünü azaltmak, derdine bir nebze de derman olmak amaçlıdır. Kalkınma yardımı konusunda ön sıralarda gözüken Batılı ülkelere baktığımızda, ölçünün ihtiyaç değil irtibat olarak belirlendiği görülüyor. Yani sadece kendi siyasi, ticari, bölgesel, küresel politikalarına hizmet edecek yerlere yardım ediyorlar. İnsanların gerçekten yardıma ihtiyaç duyduğu nice yerlerde ise bu ülkelerin kayda değer bir desteğinin, hiçbir faaliyetinin olmadığını görürsünüz. Oysa ekonomik güçleri itibarıyla Türkiye’nin kat be kat önünde olan bu ülkeler, şayet gerçekten isteseler dünyadaki açlığın ve yoksulluğun önüne geçebilir. Ben daha da ileri gidiyorum, özellikle Müslüman ülkelere sesleniyorum, petrol zengini Müslüman ülkelere sesleniyorum; Müslüman ülkeler salt zekâtlarını tespit edip bu fakir, garip ülkelere verseler dünyada herhalde fakir kalmaz. Bu yapılıyor mu? Hayır, yapılmıyor. Sadece çıkan petrolün bunlar zekâtını verseler, o fakir fukara, garip gureba ülkeler ihya olur. Hep söylenir ya, Batıda israf edilen yiyecekle dünyanın kalanındaki tüm açlar doyar. Aynı benzetmeyi şöyle de yapabiliriz: Batının ortalığı karıştırmak, terör örgütlerini kışkırtmak, insanları birbirine kırdırmak için harcadığı parayla dünyanın kalanını asgari refah seviyesine ulaştırmak mümkündür. Silahlanmaya harcanan paralar, şu anda dünyanın değişik yerlerindeki yağdırılan bombalar, fazla yere gitmeye gerek yok, sadece şu Ortadoğu’da harcanan paralar. Bütün bunlara baktığımız zaman, Irak’ta neler yaptılar, şu anda Suriye’de yapılanlar, Filistin’de yapılanlar, Libya’da, bütün buralarda yapılan sadece savaş için harcamalar, dünyadaki o garip, fakir halkları ihya eder.

Tabii bizim ölçümüz asla bunlar olmadı, olmayacak. Sadece şurada, Suriye’de terör örgütlerine Amerika’nın gönderdiği yardım 5 bin tır silah ve mühimmat. 2 bin kargo uçağıyla buralara gelen yine aynı şekilde silah ve mühimmat. Artık siz bunların ne tür bir büyük rakamlar tuttuğunu hesap edin.

Değerli kardeşlerim; halen sınırlarımız içinde misafir etmeyi sürdürdüğümüz 3,5 milyonu Suriyeli olmak üzere 4,5 milyon mülteciye dünyada şöyle ölçtüğümüz zaman ev sahipliği yapan ülke biziz. Üzülmüyoruz, niye böyle demiyoruz. Diyoruz ki; ya Rab, sana hamdolsun, bize 4,5 milyon mülteciye ev sahipliği yapma şerefini bahşettin. Biz muhacir de olabilirdik, Rabbim bizlere ensar olma şerefini bahşetti. Ensar olmaktan daha güzeli olabilir mi? Öyleyse ensar olmanın görevini yerine getirmemiz lazım.

Suriyeli kardeşlerimize kendi yurtlarında güvenli, huzurlu ve müreffeh bir gelecek sağlamak için yaptığımız sınır ötesi operasyonları ödediğimiz bedellere rağmen sürdürmekte kararlıyız. Terör örgütlerine karşı yürüttüğümüz mücadelede maalesef kendimize pek az dost bulabildik. Hatta demokrasiden ve özgürlüklerden dem vuran ülkelerin önemli bir bölümünün çıkarları öyle gerektirdiği için terör örgütlerinin yanında yer aldığını gördük. Lafa geldiği zaman dostuz diyorlar, yalan. Geldiği noktada veya geldiğimiz noktada bu ülkelerle aramızda çok kesin görüş ayrılıkları olduğunu tespit ettik. Mesela biz Suriye’de güvenli bölgeler oluşturalım istiyoruz, ta Sayın Obama zamanından beri ben bunu söylüyorum. Kendisiyle kaç kez görüştük, söyledik. Yeni gelen yönetim, baktım onlar da güvenli bölge oluşturalım diyor. Ya biz bunu zaten ta ne zamandan beri söylüyoruz, hadi gelin oluşturalım. Bakın yine yanaşmıyorlar. Niye? Ya istedikleri bu değil. İstedikleri ortalığı karıştırmak, istedikleri Müslüman kıyımı. Fakat öyle bir Müslüman kıyımı ki öldüren Allahu ekber diyor öldürüyor, ölen Allahu ekber diyor o da ölüyor. Böyle bir terslik olabilir mi? İşte şu anda biz İslam dünyasında bunu görüyoruz. Afganistan’da bu var, Irak’ta bu var, Suriye’de bu var, gidelim Libya’ya bu var. Oyun hep aynı oyun. Onlar kan ve ateş her yere yayılsın istiyor. Biz, Suriye halkı kendi topraklarında huzur içinde yaşasın istiyoruz. Onlar Suriye halkı birbirini kırsın, yok etsin istiyor. Biz Suriye şehirlerini altyapısıyla-üstyapısıyla yeniden yaşam alanları haline getirelim istiyoruz.

TİKA niye var? TİKA bunun için var. TİKA gittiği yerlere neyi götürüyor? Bunu götürüyor. Onlar her şeyi yakıp yıkmak, mümkünse geride hiçbir şey bırakmamak istiyor. Biz insanlar 7 yıldır kesintisiz yaşadıkları o kötü günleri geride bıraksın, kendilerine yeni bir gelecek inşa etsin istiyoruz. Onlar kaos ve çatışma sonsuza kadar sürsün istiyor. Bu karşıtlıkları daha uzun uzun saymak mümkün.

Asıl acısı da, bu aleni fotoğrafa rağmen terör örgütlerini destekleyen ülkelerin seslerinin daha çok çıkması, hatta Türkiye’yi eleştirmeleridir. Türkiye hiçbir operasyonunda sivillerin kılına dahi zarar vermemişken, rejim ve güya DEAŞ’la mücadele eden güçler neredeyse bir misyon veya bu misyonun ötesinde yüklendiği görevle 1 milyon sivili katletmiştir. Buna rağmen ülkemizin siviller bahane edilerek sürekli eleştirilmesini acı acı gülümseyerek takip etmekten başka bir şey yapamıyoruz. Suriye’de taş üstünde taş bırakmamaya adeta yemin etmiş örgütlerin ve güçlerin karşısına Suriye’nin yeniden ihyası, inşası ve yükselişini sağlayarak çıkmakta kararlıyız. Yüzlerinin kızarmayacağını, kalplerinin yumuşamayacağını biliyoruz, ama biz ecdadımızdan aldığımız terbiyenin gereği olarak bu şekilde hareket etmeyi sürdüreceğiz.

Değerli arkadaşlar; bu anlayışı sadece Suriye konusunda değil bugüne kadar 170 ülkeye ulaşmış olan kalkınma yardımlarımızla dünya çapında bunu ortaya koyuyoruz. Bizim için sadece halkı Müslüman olan ülkeler değil Müslüman olmayan mağdur ülkelere, mazlum ülkelere de biz yardımımızı gönderiyoruz ve göndereceğiz.

TİKA olarak ilk Orta Asya’da bağımsızlığını kazanmış 5 Türk cumhuriyetine yönelik kalkınma yardımları böyle başladı. Biz bu ufku çok dar bulduk ve TİKA’nın faaliyet alanını Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya, Güney Asya’dan Pasifik’e kadar genişlettik. Bizden önceki 10 yılda toplam 2500 proje hayata geçiren TİKA, bugün yılda 2000 proje ile yoluna devam ediyor. Gerektiğinde elbette balık da verilen, ama asıl olarak balık tutması öğretilen bir anlayışla projeler geliştiriliyor. Gidilen ülkeler arasında öyle yerler var ki haritada yerini bulmak dahi zor. Mesela, Güney Pasifik’teki Solomon Adaları’na sağlık hizmetlerine ulaşımı kolaylaştırmak üzere 4 deniz ambulansı temin edilmiştir. Komorlar’da 5 bin kişilik bir stadyum, Kolombiya’da ilköğretim okulu hizmete sunulmuştur.

TİKA yürüttüğü projeleri öyle rastgele seçen, çıkar amaçlı hareket eden bir kurum asla olmadı. Faaliyet gösterilen ülkenin beşeri ve tabii kaynakları dikkate alınarak buna en uygun altyapının kurulmasına çalışılıyor. TİKA projelerinin yaklaşık yüzde 80’inin istihdama, eğitime, sağlığa, kadınlara, çocuklara, iletişime, yani sosyal altyapının geliştirilmesine yönelik olmasının sebebi işte budur. Kamboçya’da, Nijerya’da, Fildişi Sahilleri’nde, Pakistan’da, Afganistan’da, Somali’de, Bangladeş’te kadınlara yönelik rehabilitasyon merkezleri açılmasının sebebi budur. Nijerya’da ana-çocuk sağlığı hastanesi, Makedonya’da çocuk kliniği, Özbekistan’da kemik iliği hastanesi, Tunus’ta kadın doğum hastanesi kurulmasının sebebi budur.

Çevrecilik adı altında her türlü kalkınma, gelişme çabalarına karşı düşmanlık edenlerin aksine biz hakiki manada çevre koruma projeleri hayata geçirdik. Geçtiğimiz yüzyılın en önemli çevre felaketlerinden birisi olan Aral Gölü’nün kuruması karşısında ağaçlandırma, tarım ve hayvancılık projeleri ile Özbekistanlı kardeşlerimizin yanında yer aldık. Burkina Faso’da 100 bin Moringa oleifera ağacı yetiştirerek hem çocuklara destek olduk, hem de çölleşmeye karşı önemli bir adım attık.

Tarihe saygımızı restorasyon projelerimizle gösterdik. Sadece son 3 yılda 3 farklı kıtadaki 18 ülkede 100’ü aşkın eserin restorasyonunu başlattık.

TİKA’nın ilk kuruluş amacı olan Türk dünyası ile ilişkilerini de Orta Asya ile sınırlı tutmayarak Gagavuzlardan Harar’a, Ahıskalardan Türkmenlere kadar geniş bir yelpazeye yaydık. Türkçe’nin en önemli ve en kapsamlı sözlüğünü dünyanın tüm prestijli kütüphanelerine ve üniversitelerine taşıdık. Gazze’de hastane, toplu konut ve zeytinyağı fabrikası, Sri Lanka’da Türk köyü kurulması gibi daha pek çok faaliyet vardır.

Hele bir Somali örneği var ki, bu ülkedeki faaliyetlerimizle dünyada kalkınma yardımları konusunda adeta yepyeni bir model ortaya koyduk. 2011 yılında çok büyük bir kuraklık yaşayan Somali’nin yardım çağrısına kulak vererek dostlarımızın yanına koştuk. Herkes Somali’deki faciayı seyrederken, ben, eşim, çocuğum, arkadaşlarım hepsi yanımda olmak suretiyle birlikte Somali’ye uçtuk. Bir taraftan terör tehditlerine rağmen orada yerimizi aldık, kollarımızı sıvadık. Her alanda neler yapabileceğimizi belirledik. Devletimizle, milletimizle el ele verip eğitimden sağlığa, tarımdan ulaştırmaya, güvenlikten idari yapıya kadar ülkeyi baştan sona ayağa kaldıracak çalışmalara başladık. Biz Somali’de yaptığımız işlere Türk tipi kalkınma modeli diyoruz.

TİKA’nın Ramazan ayı boyunca dünyanın dört bir yanında gerçekleştirdiği iftarlar ve diğer çalışmaları da takdirle takip ettiğimizi belirtmek isterim.

Değerli arkadaşlarım; diğer ülkeler herhangi bir siyasi, sosyal veya ekonomik sorunla karşılaşınca ilk iş kalkınma yardımlarını kısarken, Türkiye tam tersine en sıkıntılı zamanlarında dahi kalkınma yardımlarını artırmaya devam etti. Muhataplarımızı hiçbir şekilde incitmeden, çünkü Sevgililer Sevgilisi Peygamberimiz ne buyuruyor, sağ elin verdiğini sol el görmeyecek, ölçü bu. Onun için istismar ve istiskal etmeden, yani aşağılamadan tamamen eşit ortaklık anlayışı ile işbirliği yolları aradık, arıyoruz.

İnsani diplomasiyi dış politikamızın zirvesine yerleştirdik. Ev sahipliği yaptığımız zirveler bunun en açık ifadesidir. 2016 yılındaki Dünya İnsani Zirvesi, 2011 ve 2016 yıllarındaki En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı, İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Zirvesi, Uluslararası Somali Konferansı ve az gelişmiş ülkelerin sorunlarını özellikle gündeme aldığımız G-20 Zirvesi bu toplantılar arasındadır.

Ülkemizin kalkınma yardımları konusundaki gösterdiği samimi duruş uluslararası kuruluşların ilgisini de üzerine çekmiştir. Herkes yardım adı altında siyasi ve ticari çıkarları için zemin oluştururken, biz 47 en az gelişmiş ülkeye özel olarak yöneldik. Yapılan zirvelerde çoğu ülke taahhüdünü yerine getirmezken, biz 2008-2015 yılları arasında bu ülkelere 2 milyar doların üzerinde yardım yaparak taahhüdümüzün de ötesine geçtik. İnşallah bu şekilde yolumuza devam edeceğiz. Türkiye’yi büyüttükçe, ülkemiz kazandıkça, bunu dünyadaki tüm mazlumlar ve mağdurlarla paylaşma zaviyemizi asla kaybetmeyeceğiz.

TİKA’mızın siz değerli temsilcilerinden beklentim, Yunus Emre’nin şu sözünü hiçbir zaman aklınızdan çıkartmayın: “Ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için. Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.” Evet, sizlerden sadece ve sadece şu gönüllere girmenizi şahsım ve milletim adına istiyorum. Varsın ötekiler çıkar için, petrol için, maden için, altın için, toprak için, ucuz iş gücü için çevirmedik fırıldak bırakmasın, biz asla bu tür riyakârlıklara tevessül etmeyeceğiz. Her ne yapıyorsak gönülden yapacak, gönüllerde yer etmenin yoluna bakacağız, Allah için yapacağız.

TİKA koordinatörlerimizin her birini Türkiye’nin yumuşak güç politikasının birer uç beyi, birer akıncısı olarak görüyorum. Mahalli personel olarak kadronuzda bulanan arkadaşlarımızı da bu kutlu davadaki gönüldaşlarımız, yoldaşlarımız olarak kabul ediyorum.

Her şeyden önce Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Yıllardır başarılı çalışmalarını yakından takip ettiğimiz Serdar Çam kardeşimiz başta olmak üzere TİKA’nın tüm mensuplarına ülkemize yaptıkları hizmetler için, milletim adına yaptığınız bu hizmetler için teşekkür ediyorum. Her birinize çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.