Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in, Türkiye Ihracatçilar Meclisi Genel Kurulu’nda yaptigi konusmanin tam metni

 

Hanımefendiler, beyefendiler; sizleri bu anlamlı buluşmada en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Artık sonuna doğru yaklaştığımız Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyorum. Önümüzdeki hafta içinde idrak edeceğimiz Kadir Gecesinin ve Ramazan Bayramının mübarek olmasını diliyorum.

Bugün ödüllerini takdim ettiğimiz ihracatçılarımızı, onların nezdinde üretimleri ve ticaretleriyle ülkemize katkı sağlayan tüm işadamlarımızı şahsım ve milletim adına kutluyorum.

Geçen yılki Genel Kurul konuşmama sizlere şükranlarımı sunarak başlamıştım. Bugün bir kez daha hepinize şükranlarımı sunuyorum. Sizler emeğinizle, gayretinizle, alın terinizle, azminizle yılın ilk 5 ayında ihracatımızın yüzde 8,9’luk artış kaydetmesini sağladınız. Geçtiğimiz günlerde açıklanan birinci çeyrekteki yüzde 5’lik büyümemizin yüzde 2,2’si dış ticaret kaynaklıdır. Yaklaşık 5 çeyrektir büyümeye negatif katkı yapan dış ticaretimizin bundan sonra yeniden büyümenin lokomotifi haline gelmiş olmasından memnuniyet duyuyorum. Önümüzdeki dönemde hem ihracatımızın, hem de dış ticaretimizin büyümeye katkısının giderek yükseleceğine inanıyorum. Yani eski günlerimize inşallah yeniden kavuşacağız. Sanayi üretimindeki tırmanışın devam etmesi, büyümenin konjonktürel değil üretime dayalı, dolayısıyla kalıcı ve sürekli olduğunu gösteriyor.

Aynı şekilde istihdamda Şubat ayında başlattığımız seferberlikle 1,2 milyon rakamına ulaşılıp işsizliğin 1 puan düşürülmesini de çok önemli görüyorum. İstihdam rakamı 27,5 milyonu aşarak tekrar 15 Temmuz darbe girişimi öncesindeki seviyesine çıkmıştır. İş gücüne katılım oranı sürekli yükseldiği için, istihdam sayısıyla işsiz sayısı arasındaki fark yavaş yavaş azalmaktadır. Mevsim itibariyle istihdam artışı devam edecektir, buna kesinlikle inanıyorum. En kısa zamanda işsizlikte yeniden tek haneli rakamları göreceğimizden eminim. Ekonomideki diğer tüm göstergeler de hızlı bir toparlanmaya işaret ediyor.

Tabii en önemlisi de; tüm bu gelişmelerin içeride ve dışarıda birilerinin ısrarla ülkemiz aleyhinde hava oluşturmaya çalıştıkları bir dönemde gerçekleşiyor olmasıdır. Kredi derecelendirme kuruluşları başta olmak üzere ki az önce ekranda izledik, bakınız onlar ne dediler, ama Türkiye’de büyüme nasıl çıktı? Bunların nasıl ideolojik yaklaştıklarının, nasıl Türkiye’ye yönelik sürekli bir kumpas gayreti içerisinde oldukları ortada. Onlar bunu ilan ederken, hatırlayın bizler farklı şeyler söylüyorduk, diyorduk ki; bunların hepsi ideolojiktir, bunların hepsi spekülatiftir, siyasi yaklaşımlardır, Türkiye’nin gerçek durumu bu değildir ve ortaya çıktı. Ekonomimizin geleceğiyle ilgili tahminlerde bulunan kuruluşların olumsuz tavırlarına rağmen sizler ülkenize olan güveninizle bu gidişi tersine çevirmeyi başardınız, onun için teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin gerçek potansiyelini, gerçek kapasitesini en iyi bizler biliyoruz, sizler biliyorsunuz. Yurt dışında yaptığımız gözlemlerle ülkemizin imkânlarını karşılaştırdığımızda, ekonomide bulunduğumuz yerin kesinlikle hak ettiğimiz yer olmadığını gördük, görüyoruz. Bugün Türkiye ekonomik büyüklük bakımından dünyanın 17’nci, satın alma gücü bakımından ise 13’üncü büyük ekonomisidir. Açık konuşmak gerekirse, bizim üzerimizde olan ülkelere baktığımızda, her iki kategoride de en az birkaç basamak daha yukarıda olmamız gerekiyor.

Aynı şekilde kişi başına düşen milli gelir bakımından bulunduğumuz 64. sıranın da hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığını düşünüyorum. En basitinden Avrupa Birliği üyesi ülkeler inanın hepsi kâğıt üzeridir. Ülkemin bulunduğu konumla onların aynı yerde olması mümkün değil. Oraları tanıyan, bilen, gören birisi olarak konuşuyorum. Öyle lafta kişi başına düşen milli gelir budur demekle kişi başına düşen milli gelir o değil. Dolaştığınız zaman ülkeyi görürsünüz. Hayat standardını görürsünüz.

İnşallah bütün bunlara rağmen daha sistemli çalışarak, kayıtlarımızı daha ciddi tutarak, daha çok üretip ihraç ederek yakında asıl olmamız gereken sıralara da geleceğiz Onun için kayıt dışı, yastık altı, bunların hepsini özellikle hayata sokmanın, piyasaya sokmanın hepimiz milli bir davranış olarak, yerli bir davranış olarak gayreti içerisinde olmalıyız. Bu bakımdan 2023 hedeflerimiz çok önemlidir. İhracatta 500 milyar dolar hedefi bu ülke için kesinlikle erişilebilir, ulaşılabilir bir rakamdır. Küresel milli gelir sıralamasında nominal rakamlarla yüzde 1.14 ve satın alma gücü bakımından 1.66’lık oranlara sahip olmamıza rağmen ihracattaki payımızın yüzde 0,96’da kalması daha gidecek çok yolumuzun olduğunu göstermektedir. Doğrudan küresel yatırımlardaki payımız da ihracatımıza yakın bir oranda yüzde 0,94 düzeyinde bulunuyor. Demek ki bu konunun üzerinde de çok daha çalışmamız gerekiyor.

Yaşadığımız onca badireye rağmen 14 yılda 3 kattan fazla büyüttüğümüz ülkemizi yeniden aynı şekilde 3 kat daha büyütmek bizlerin elindedir. Bunu gerçekleştirecek kadrolar temsilcileri burada. İnşallah bu başarıyı da hep birlikte yakalayacağız.

Saygıdeğer işadamları; Türkiye’nin merkezinde yer aldığı coğrafya, dünyada kurulmaya çalışılan yeni düzenin siyasi, ekonomik ve askeri rekabet alanı durumundadır. Bu sebeple bir sorun bitmeden diğeriyle karşılaşıyor, onunla mücadele ederken bir başkasının kapımıza dayandığını görüyoruz. İşte Katar krizi bunun son örneğidir. Türkiye olarak Katar meselesinde en başından beri hakkaniyetli bir tavır içinde olmaya gayret ettik. Katar’a yönelik ithamların doğru olmadığını, bu ithamlardan hareketle başlatılan ambargoyu haklı bulmadığımızı açıkça söyledik. Körfezdeki kardeşlerimizin kendi aralarında daha güçlü bir dayanışma içinde olmalarını beklediğimizi de özellikle belirttik. Bir taraftan şahsım, bir taraftan Sayın Başbakan, bir taraftan Dışişleri Bakanımız sürekli buralarda yoğun bir çalışmanın içinde olduk. Yaşanan krizin çözümü için konuyla doğrudan ve dolaylı ilgili olduğunu düşündüğümüz hemen herkesle görüştük, görüşmeye devam ediyoruz. Temennimiz, bu meselenin bayrama kadar çözüm yoluna girmesidir. Tabii bizim Katarlı dostlarımıza yapılan haksızlığa karşı çıkmamız başka bir şeydir, bölgedeki diğer dostlarımızla ilişkilerimiz başka bir şeydir. Bunlar kesinlikle birbirinin alternatifi veya zıddı olan hususlar değildir. Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez Bölgesindeki ülkelerin tamamıyla da çok yönlü ve çok güçlü ilişkilere sahibiz. Bu ülkelerle olan ilişkilerimizi mutabık kaldığımız şekilde her alanda geliştirmeye, güçlendirmeye kararlıyız. Ülkemizde yatırım yapan Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin vatandaşları müsterih olsun, özellikle Suudi Arabistan Hadimul Haremeyn-i Şerifeyn bence Körfez’deki bu krizin adeta anahtarı konumundadır. Körfez’in büyüğü olarak, dün Dışişleri Bakanımız da oradaydı, kendileriyle görüşmeleri oldu, selamlarımızı gönderdik. İnanıyorum ki Hadimul Haremeyn-i Şerifeyn olarak bu süreci süratle çözmeye muktedir olduğuna inanıyorum ve temennim odur ki bayrama kadar da bu iş çözülmelidir. Çünkü İslam dünyasının içinde bu tür dargınlıklar, kırgınlıklar bize yakışmıyor, bunları bizler diyalog yoluyla çözmeye muktediriz.

Aynı şekilde Karadeniz’in yaylalarına, Akdeniz’in, Ege’nin sahillerine, ülkemizin diğer bölgelerine tatil için gelecek olan kardeşlerimiz de Körfez’den müsterih olsun. Türkiye siyasi görüş farklılıklarıyla ekonomik ve insani ilişkilerini aynı tutacak olgunluğa ve tecrübeye sahip bir ülkedir. Körfez Bölgesindeki bazı ülkelerle Katar konusunda yaklaşım farklılığına sahip olmamız, diğer hususlardaki işbirliklerimizi, hele insani münasebetlerimizi geliştirmeye kesinlikle mani değildir.

Diğer yandan Türkiye, çoğu Batı ülkesinden çok daha ileri düzeyde bir hukuk devletidir. Öyle ki pek çok eli kanlı terör örgütünün saldırısına maruz kalmamıza rağmen mücadelemizi asla hukuk dışına çıkmadan yürütüyoruz. Burası darbe yapmaya kalkışmış ihanet çetesine dahi hukuk devleti ilkesinin dışına çıkmadan davranma erdemini gösteren bir ülkedir. Böyle bir ülkenin yatırımcılarına, misafirlerine farklı muamele edebileceği iddiaları bühtandan, iftiradan, kara propagandadan ibarettir. Türkiye’nin aleyhinde yürütülen kampanyaların ne kadar haksız ve mesnetsiz olduğunu bu kardeşlerimiz de daha önceki pek çok örnekten biliyorlar. Bu meselede ortaya atılan ve hiçbiri akıl karı olmayan söylentiler de aynı şekilde mesnetsizdir, haksızdır. Türkiye, Körfez’deki bütün kardeşlerimizin ikinci evi olmayı sürdürecektir. Körfez Bölgesi başta olmak üzere hangi ülkeden gelirse gelsin tüm yatırımcılara, tüm ziyaretçilere gönlümüz de, kapımız da sonuna kadar açıktır.

Değerli işadamları; Türkiye 2009 yılında küresel ekonomik krizden kaynaklanan arızi bir küçülmenin dışında son 14 yıldır hep parmakla gösterilen bir büyüme oranıyla bugünlere gelmiştir. En sıkıntılı yıllarımızdan biri olan 2016 yılında bile elde ettiğimiz yüzde 2,9’luk büyüme oranı, hem yüzde 1,5 olan Avrupa Birliği, hem yüzde 1,7 olan OECD ortalamasının çok üzerindeyken, yüzde 3,1 olan G-20 ortalamasına da yakın bir düzeyde olmuştur. İlk çeyrekte Çin ve Hindistan’ın arkasından üçüncü sırada yer aldığımız büyüme rakamının yılın tamamında da benzer şekilde çok iyi bir düzeyde çıkacağını düşünüyorum. Tabii bu toplanmada veya bu toparlanmada siyasi istikrarın pekiştirilmiş olmasının büyük rolü vardır. Özellikle 16 Nisan halk oylamasının başarıyla sonuçlanması, milletimizin geleceğe olan güvenini, inancını artırmıştır. 2019 seçimlerine kadar geçecek 2 yıllık sürede tüm dikkatimizi ve enerjimizi ekonomimize, ihracatımıza, yatırımlarımıza, sorunlarımızın çözümüne teksif edeceğiz.

Diğer yandan Hükümetimiz de ekonomiyi destekleyici çok önemli tedbirler aldı, alıyor. Bunlara şöyle başlıklarıyla baktığımızda;

Kredi Garanti Fonunun kuruluşunun piyasanın kredi işlemlerini rahatlattığını görüyoruz. Yatırımlar için açıklanan teşvikler, niyeti gerçekten yatırım yapmak olan herkesi harekete geçirecek kapsamdadır. Faiz konusunda Sayın Başkanın ifade ettiği şekilde aynen öyle düşünüyorum ve bu konuyla ilgili müdahalemizi de yapmaya devam edeceğiz.

Sayın Cumhurbaşkanı müdahaleden bahsetti, serbest piyasa. Biz öyle bir müdahale yaparız ki buna tatlı bir geçiş denir, o tatlı geçişle de biz yatırımlarımızın önünü açmış oluruz. Eğer yatırımcıya kredi noktasında bu tür destekleri vermezsek, eğer yüksek faizlerle biz yatırımcıyı köşeye sıkıştıracak olursak, bu ülkede yatırım durduğu anda istihdam da durur, üretim de durur ve netice almak zorlaşır. Biz netice almaya kararlıyız ve bu işi başaracağız.

İstihdam teşvikleri de aynı şekilde işini büyütmek, geliştirmek isteyenlere çok ciddi kolaylıklar sağlıyor. İhracatçılarımıza sağlanan teşviklerin anlamını en iyi sizler biliyorsunuz. Vergi indirimleri de yine yatırımcılarımız ve girişimcilerimiz için önemli bir teşvik unsurudur. Dövizin ateşinin sönmesi ve nispi bir gerileme sürecine girmesiyle borsanın tarihi rekorlar kırarak 100 bin seviyesine ulaşması da ekonomideki olumlu havayı besliyor. Bunların yanında kredi temerrütlerinin azalması ve tahvil gibi piyasa araçlarının istikrara kavuşması da işlerin yoluna girdiğini, girmeye başladığını gösteriyor. Bazıları yurt içi talebin nispeten daha yüksek artmış olması üzerinden büyümemizi eleştirmeye kalkıyor. Yurt içi talebin artması, milletin ülkesine ve kendisine güvendiğini gösterir ve en sağlam olan yol budur. Önce bunu sağlayacaksınız ki başarı gelsin. Elbette büyümenin ihracat başta olmak üzere diğer ayaklarını çok daha fazla güçlendirmek için çalışmalıyız. Bunun için de ihracatçılarımıza verilen destekleri genişletiyor, Eximbank kaynaklarını artırıyor, yeşil pasaport uygulamasını yaygınlaştırıyoruz.

Cari açığın finansmanında turizmden kaybettiğimiz yaklaşık 10 milyar dolarlık avantajı ihracatla yakaladığımızın gayet iyi farkındayız. Merkez Bankası’nın biliyorsunuz 130 milyar dolara yaklaşan döviz ve altın rezervinin 107 milyar dolar ile yeniden yükselişe geçmesini de önemli buluyorum ve inanıyorum ki biz 130 milyar doları hem yakalayacağız, hem aşacağız.

İnşallah en kötüyü geride bıraktık. Her alanda artık ileriye doğru bir gidişin içindeyiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Ancak burada tabii bir şeyi daha söylemem lazım: Bizim birlik ve beraberliğimiz çok önemli, dayanışmamız çok önemli. Eğer biz bir olursak, beraber olursak, iri olur, diri olursak Türkiye’yi kimse yakalayamaz. Ama gel gör ki bakıyorsunuz bir taraftan bizim hukuka saygımız var, bir taraftan biz Anayasa devletiyiz, Anayasamız var, ama diğer taraftan da Anayasanın hükümlerini ayak altına alacak şekilde vatandaşları sokağa dökmek, sokağa çağırmak hiçbir zaman ne kendilerinin yararınadır, ne de ülkenin yararınadır. Rahmetli Demirel’i burada tabii anmadan geçemeyeceğim, yollar yürümekle aşınmaz. Bunlar da yürüyerek eğer aşındıracaklarını zannediyorlarsa bu mümkün değil.

İki; eğer bu yolla hukuk elde edeceklerini zannediyorlarsa bu da mümkün değil, çünkü hukukta böyle bir kaide yok, yasalarda da böyle bir kaide yok. Zira ortada bir vaka var, nedir o? O vaka işte meşhur MİT tırlarının özellikle FETÖ’cü yargı mensupları tarafından ki bunlar şu anda içeride, onlar tarafından durdurularak dünyaya servis edilmesi ve bu işin içerisinde rol alan kişinin bu rolünü bir başka meslektaşıyla paylaşmak suretiyle attığı adımlar ve bunun neticesinde ülkede ciddi bir skandalın yaşandığı süreç vardır. Ve şimdi bütün bu olaylar olurken bazı STK’ların, sivil toplum kuruluşlarının kalkıp da yargının bu zatla ilgili vermiş olduğu karara adeta destek çıkıyormuş gibi Anayasanın 138. maddesini çiğniyor olmasının hiçbir izahı yoktur. Eğer yargı bu tür baskılar altında kalırsa, biz yargıdan adaleti nasıl bekleyeceğiz? Ve ürkeklik, yargıya baskı, kusura bakmayın adaletin gelişini sağlamaz. Öyle elde adalet pankartlarıyla dolaşmak da adaleti getirmez. Eğer adaleti arıyorsan, adaleti aramanın makamı da, yeri de Türkiye’de Parlamentodur. Ve Parlamentoda kürsüde ne diyeceksen adalet uğruna de, orada dile getir, söyle. Ama istediğin adalet kadar sen de adaletle davran. Acaba başında olduğunuz kurumda ne kadar adalet var, önce ona bak.

Bütün bu olanlar sevgili dostlar, Türkiye’de kendi içimizde bu tür bazı sıkıntıları meydana getirmek ülkeye bir şey kazandırmaz. Çünkü biz bir şeyi konuşuyoruz; yasama, yürütme, yargı. Bu üç grubun, üç farklı kurumun birbiriyle olan ilintisi-dayanışması ülke için çok önemli. Kuvvetler ayrılığı derken, eğer kuvvetler ayrılığına bizler saygı duymazsak, sivil toplum kuruluşlarımız saygı duymazsa, o zaman biz bir yere varamayız. Ve bu konuda söylenecek bir şey varsa bunu söylersiniz. Ama baskı unsuru olma gayreti içerisine girerseniz, unutmayın ki 138. madde sadece siyasetçiler için çalışmaz. 138. madde A’dan Z’ye herkes için çalışır ve yargı yarın eğer sizi de bir yerlere davet ederse şaşmayın. Anayasanın 138. maddesi, bu bir yönerge değil, sıradan bir olay değil. Dolayısıyla bizim buradaki dayanışmamız, buradaki birliğimiz çok çok önemli. Kimsenin bunu hırpalamaya hakkı yok. Böyle bir Ramazan ayı içerisinde milleti sokağa dökmek suretiyle bu tür yürüyüşe başlamak doğru bir şey değil.

Türkiye’de bir 15 Temmuz darbe girişimi yapılmıştır, 15 Temmuz darbe girişiminde Atatürk Havalimanına gelip oradan hemen bir araçla Bakırköy Belediye Başkanına sığınan ve onun evinde o gece misafir olan kişi bir defa ben tankların üzerine çıkarım, tankların önünde dururum derken o gece neyin üzerine çıktığı belli olmuştur, nereye sığındığı da belli olmuştur, birbirimizi aldatmayalım, gerçekçi olalım. Orada millet tavrını ortaya koydu, millet tankların üzerine çıktı. Helikopterlerden, F16’lardan gelen bombalar karşısında nasıl bir duruş olacağını gösterdi, bunun aksi yalandır. Ve dürüst olmayanlarla da bir yere varılmaz.

Ben bir kez daha bu duygularla Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin 24. Olağan Genel Kurulunun ülkemiz ve sektörümüz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Dünyanın dört bir yanında ter döken, emek veren, risk alan, mücadele eden, gayret gösteren tüm ihracatçılarımıza teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.

Şimdiden bayramınızı tebrik ediyorum. Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.