Cumhurbaskani Erdogan’in Udef 11.Uluslararasi Ögrenci Bulusmalarinin Final Programi konusma metni
Sevgili öğrenciler, dünyanın dört bir yanından gelip ülkemizde eğitim-öğretimlerini sürdüren kıymetli misafirlerimiz, değerli kardeşlerim; tek bir millet olmanın bilinci içerisinde bu salonda toplanmış siz sevgili kardeşlerimi en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
Uluslararası Öğrenci Derneleri Federasyonumuz UDEF’e 11’incisini gerçekleştirdiği Uluslararası Öğrenci Buluşmaları vesilesiyle bizleri biraraya getirdiği için özellikle teşekkür ediyorum.
Bünyesinde 62 derneği ve 25 temsilciliği barındıran UDEF’in misafir öğrencilerimizle ülkemizin bağını güçlü şekilde devam ettirmeye yönelik faaliyetlerini takdirle takip ediyorum.
Türkiye olarak bizim iş yapma konusunda değil, ama yaptığımız işin icmalini tutma ve sonrasında takibini yapma konusunda ciddi bir eksiğimizin olduğunu kabul etmek durumundayım.
Eskiden beri ülkemizde yüzbinlerce misafir öğrenci eğitim-öğretim görmüş ve bunlar ülkelerine dönmüşlerdir. Bizim ilk dönemimiz de dahil, bu öğrencilerle eğitim-öğretimleri sonrasında ilişkileri devam ettirecek bir mekanizma kurulmamıştır. Misafir öğrenci sayımız bireysel irtibatlarla takip edilemeyecek kadar çoktur.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımızın kurulmasıyla bu konuda da önemli bir adım atılmıştır. Daha önce farklı gönüllü kuruluşlar çatısı altında yürütülmüş olan misafir öğrencilerimizi dernekleşme yoluyla biraraya getirme çalışmaları, UDEF’in kuruluşuyla daha güçlü bir çatıya kavuşmuştur. Ülkemizde eğitim-öğretimleri döneminde barınmadan kaynaştırmaya kadar her konuda yardımcı olunan misafir öğrencilerimizle, ülkelerine döndükten sonra da mezun dernekleri aracılığıyla irtibat devam ettiriliyor.
Buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum, biz ülkemize gelen öğrenci kardeşlerimize sadece okullarımızı değil, gönül dünyamızı da açıyoruz. Hangi coğrafyadan gelirse gelsin, burada eğitim-öğretim görüp ülkesine dönen veya bir başka yere giden tüm kardeşlerimizle hayatın her alanında birlikte yol yürümek istiyoruz. Bu kardeşlerimizin gerek ülkemizle, gerek kendi aralarındaki ilişkiyi güçlü tutmaları hepimizin faydasınadır.
Türkiye tarihi boyunca hiçbir topluma ve hiçbir bireye tahakküm etme anlayışıyla hareket etmemiştir. Biz ülke ve millet olarak sadece kendimize yol arkadaşları, kader arkadaşları arıyoruz. Sizler gibi yol arkadaşlarına sahip olmaktan dolayı da bahtiyarız. Rabbim dirliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi daim kılsın.
Sevgili dostlar, ülkemizde Türkiye bursları adıyla kurumsallaştırdığımız program vasıtasıyla ülkemize gelen ve kendi hesabına okuyan 115 bin misafir öğrencimiz bulunuyor. Dünyanın neredeyse her ülkesinden öğrenciye sahibiz. Hedefimiz ülkemizdeki misafir öğrenci sayısını 350 bine çıkarmaktır, böylece dünyada en çok misafir öğrenci barındıran ilk 5 ülke arasına gireceğiz, hedefimiz budur.
Gayretlerimiz ve desteklerimiz sayesinde Türkiye bursları kendi alanında günbegün bir marka haline geliyor. 2011’den itibaren ortaya koyduğumuz yoğun mesainin ve emeğin meyvelerini hamdolsun toplamaya başladık. Daha önce her yıl açılan 4 bin burs kontenjanı için 8 bin civarında başvuru oluyordu, şimdi 5 bin kontenjan için hamdolsun 120 bin başvuru yapılıyor. Çünkü biz başvuru yollarını çeşitlendirdik, kolaylaştırdık, objektif hale getirdik. Elbette bu süreçte nitelikli alanının, uzmanlarından oluşan insan kaynağı ile teknolojinin imkanlarından da istifade ettik. Böylece burs programları konusunda ülkemizin dış politika önceliklerin uygun bir çerçeve geliştirirken, aynı zamanda da çok ciddi tecrübe kazandık. Sadece Türkiye burslarına müracaat eden öğrencilerin sayısında değil, öğrencilerimizin başarı oranlarında da ciddi sıçramalar yaşadık.
Biliyorsunuz, Türkiye son yıllarda FETÖ terör örgütü darbe girişimi dahil, pek çok saldırısına maruz kaldı. FETÖ’nün en çok üzerinde durduğu konulardan biri de yurt dışından elen öğrenciler, yani daha teşbih, sizlerdiniz. Misafir öğrencilerimizi kabulden eğitime ve mezuniyet sonrasına kadar her aşamada İslam’ın ve Türkiye’nin düşmanlı bu terör örgütünün istismarından kurtaracak tedbirleri aldık, alıyoruz.
Az önce Arnavutluk’tan Sebahattin Zaim Üniversitesindeki kızımızı dinlerken çok duygulandım, çünkü Arnavutluk da maalesef işte o FETÖ terör örgütünün adeta istilası altında. Tabi görüşmelerimiz oluyor, er veya geç orada da onların o müstevli hareketini çökerteceğiz. Her geçen gün orada mesafe alıyoruz ve Maarif Vakfımız Arnavutluk’ta okulları teslim alma sürecini devam ettiriyor.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımız öğrenci seçimine çok objektif ve adil kriterler getirdi. Maarif Vakfımız özelikle Afrika’da, bunun yanında biraz da yavaş da olsa Balkanlar’da yürüttüğü faaliyetlerle mahallinde eğitim-öğretim konusunda önemli mesafe kat etti. Vakfımızın kısa sürede hayata geçirdiği projelerle sadece Afrika’da 10 bin öğrenciye eğitim-öğretim veriyor olmasını önemli görüyorum. Aynı şekilde Yunus Emre Enstitümüz dünya çapında sayıları 55’e ulaşan Türk Kültür Merkeziyle çok güzel faaliyetler yürütüyor. Esasen hepsi de birbiriyle ilişkili olan bu faaliyetleri inşallah yeni dönemde çok daha koordineli, çok daha yakın işbirliği içinde ve sürekli çıtayı yükselterek sürdüreceğiz. Bu kurumlarımızla gerek ülkemizde, gerekse kendi ülkelerinde eğitimden kültüre tüm çalışmalar için kardeşlerimizin hizmetindeyiz.
Kardeşlerim, bu toplantıyı hazırlık yaparken Çadlı iki öğrencimizin hikayesini öğrenci fırsatı buldum, tüm gençlerimize örnek olması için bu hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Çad’da birbirlerine husumet besleyen iki ayrı kabileye mensup bu kardeşlerimiz eğitim için ülkemize geliyor. Ancak, gelmeden önce ülkelerindeki Fransızca öğretmenleri Türkiye’yi onlara öyle kötülüyor ki, işte bu aralar olduğu gibi, dönüş biletlerini de ceplerine koyarak İstanbul’a ayak basıyorlar. Ülkemizde başlarına her türlü felaketin gelebileceği, hayati tehlikelerinin dahi bulunduğu telkinleri, rakip kabilelerden olmalarına rağmen onları yakınlaştırıyor, aynı yurtta, aynı evde yaşamaya zorluyor. Aradan bir süre geçince, Fransızca öğretmenlerinin kendilerine anlattığı Türkiye ile hakiki Türkiye’nin uzaktan-yakından bir ilgisi olmadığını görüyorlar. Bunun üzerine, Çad’ı yıllarca sömüren gücün kendilerine nasıl bir oyun oynadığının farkına varıyorlar. Sadece eğitimleri süresince birlikte olmakla kalmıyor, dönüşte kabileleri arasındaki husumeti de sona erdirecek adımlar atıyorlar.
Ya bu Fransa var ya, bunlar Afrika’yı az mı sömürdüler ya. Ya sadece bu Fransızlar, tabi halkı tenzih ederim, yöneticiler, Cezayir’de bunlar 5 milyon insanı katlettiler, bunlar Libya’da aynı şeyi yaptılar, Ruanda’da onbinleri, yüzbinleri katlettiler Fransızlar. Ama Türkiye’ye karşı son dönemde yaptıklarını görüyorsunuz. Ya biz size ne yaptık ya, bizimle alıp-veremediğiniz ne? Ha güçlendiğimizden rahatsız oluyorsanız, isteseniz de, istemesiniz de güçleneceğiz. Dürüst, samimi olduğunuz sürece, biz de size karşı dürüstüz. Ama dürüst olmazsanız, kusura bakmayın, gereği neyse onu yaparız.
Türkiye bursları konusunda benzer o kadar çok hikaye var ki, inanın dehşete kapılmamak elde değil. Sömürdükleri ülkelerin sadece maddi zenginliklerini değil, tarihini, kültürünü, insan varlığını da kendi amacına göre dizayn edenlere karşı en büyük gücümüz, işte buradaki birlikteliğimizdir.
Diyorsunuz ya, tek milletiz, bu yaklaşım çok önemli. Bizim kimseye karşı böyle kötü niyetimiz olmadığı için, siyasi ilişki de kursak, ticaret de yapsak, sosyal, kültürel yakınlık da tesis etsek, hep aynı samimiyetle, aynı hüsnüzanla hareket ediyoruz, çünkü inancımız böyle emrediyor. Esteizü billah bismillah, “…” hüküm ortada. Hepiniz toplan sımsıkı Allah’ın ipine, yani Kur’an’a sarılın, “…” ayrılığa düşmeyin, bize ayrılık kesinlikle yasak. Ve birbirimizi de severken makam, mevki, para, pul, akrabalık, bundan dolayı sevmeyeceğiz ha, sadece Yunus’un diliyle, yaratılanı Yaratan’dan ötürü seveceğiz. Bizde siyah-beyaz var mı? Yok, ama Batıda var.
Avrupa Birliği’nde Romanları bir kenara koyamazsın, ama Fransa Romanları Fransa’dan ne yaptı? Dışladı, halbuki müktesebatın içerisinde bu yasak. Ama ben Romanların içinden çıktım geldim. Ben Romanlarla beraber okudum, aynı ilkokulda okudum ve Roman mahallesinden işte bir Başbakan, bir Cumhurbaşkanı çıktı geldi. İşte bizim inancımızın güzelliği burada, burada tefrik yok.
Afrika başta olmak üzere, mazlum coğrafyalara gittiğimizde, sadece ve sadece gelin beraber kazanalım çağrısı yapıyoruz, bunun ötesinde bir adıma asla tevessül etmiyoruz. Bu tür ülkelerle ticaret hacmimizde kendi lehimize bir dengesizlik varsa, hemen arkadaşlarıma buradan alabileceğimiz neler var bakın, araştırın talimatı veriyorum, onu da bir dengeye getirelim, politika bu. Birlikte kazanmanın bereketine inanan bir ülke olarak, tüm ilişkilerimizi bu doğrultuda kurmanın gayreti içindeyiz.
Ülkemizden mezun olan öğrenci kardeşlerimiz kendi vatanlarına döndüklerinde kimi özel sektörde, kimi kamuda, kimi sivil toplum kuruluşlarında önemli görevler üstleneceklerdir. Sizler var ya, buradan gittiğiniz zaman bizim adeta misyon şeflerimiz olacaksınız. Sizler bizim büyükelçilerimiz olacaksınız. İnşallah çok daha sıkı sıkıya olmanın sizler adeta fırsatını sağlayacaksınız. Sizlerden ricam, hem ülkemizle, hem de diğer tüm devletlerle ilişkilerinizi işte bu anlayışla tesis etmek için çalışmanızdır.
Allah tüm insanları aynı yaratmıştır, farklılıklar daha sonradan ve insanlar eliyle ortaya çıkmıştır. Gelin bu farklılıkları birlikte en aza indirelim. Bizim çok kazanmak gibi bir derdimiz yok. Bizim amacımız, kendimizle birlikte kardeşlerimizi de siyasi ve ekonomik olarak yükseltmektir, birlikte çalışırsak bunu da başarabiliriz. En azında çocuklarımıza, bizden sonraki nesillere bunu borçluyuz. Gönül sultanlarımızdan Yunus Emre’nin dediği gibi; “gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” Kimseye kalmayacak bu dünyayı tüm insanlık için daha güzel, daha güvenli, daha adil, daha müreffeh hale getirmek için her platformda mücadele veriyoruz.
Güya tüm devletlerin, tüm toplumların hakkını, hukukunu koruma yeri olan Birleşmiş Milletler’deki temsil adaletsizliğini dünya 5’ten büyüktür diyerek dile getiren biz olduk. Neden? Artık dünya İkinci Dünya Savaşı sonrasının şatlarını yaşamıyor, bugün başka bir dünya var, öyleyse Birleşmiş Milletler’i reforme etmemiz şart. Peki, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyeleri böyle bir şeye evet derler mi? Çok zor. Niye? Çünkü yakaladıkları fırsatı kolay kolay bırakmazlar. Bıraksalar da, bırakmasalar da biz bütün Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda bu düşüncemizi dile getiriyoruz, getirmeye de devam edeceğiz. Fakat gel gör ki, dünyada hemen bütün ülkeler bir korku atmosferinin içinde yaşıyor, çünkü bu 5 daimi üyeden bunlar çok korkuyor, çok çekiniyorlar. Ama biz inandığımızı, inandığımız gibi söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz.
Halbuki şu anda 196 ülkeye diyoruz ki, ya senin de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde daimi üye olma hakkın yok mu ya? 5 tane daimi üye, 15 tane geçici üye, 20 üye, bu 20 üyenin tamamı daimi üye olsun ve dönerli olarak 10 tanesi diyelim ki bir sonraki 10 olarak kalsın, ama bu değişim devam etsin, bu değişim devam ederken de buradaki 20 üyenin tamamı da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin üyesi olsun, dolayısıyla 196 üyenin 196’sı da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde üyeliği yaşasın. Türkiye bunu niye yaşamasın? Japonya niye yaşamasın? Almanya niye yaşamasın? Hindistan, Pakistan niye yaşamasın? Hepsi, irili-ufaklı bunu yaşasın, ama istemezler. Ve şu anda bir tane halkı Müslüman olan ülke Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde yok; nasıl iş bu? Biz adalet istiyoruz. Birleşmiş Milletler adaleti tesis için kuruldu, ama şu anda böyle bir yaklaşım var mı? Yok. Biz bunu aramaya devam edeceğiz, biz insanlığın adaletini arıyoruz, bunu er veya geç inşallah yakalayacağız. İnşallah, belki hemen değil ama, bir gün mutlaka dünya mazlumlarının adalet talebinin yerine geldiğini göreceğiz. Bize düşen, o güne kadar mücadeleyi kesintisiz sürdürmektir.
Kardeşlerim; Türkiye’nin geçtiğimiz 16 yıldaki serencamı, bir ülkenin doğru politikalarla kısa sürede nasıl kalkınabileceğinin, nasıl güçlenebileceğinin en çarpıcı örneğidir. Sadece eğitimde kat ettiğimiz mesafe dahi başlı başına bir başarı hikayesidir.
2000’li yılların başına kadar Türkiye’de eğitim-öğretim sistemi çok sorunlu, sıkıntılı bir görüntü içindeydi. Bırakınız dışarıdan gelen yüzbinlerce öğrenciye kapılarını açmayı, kendi evlatlarımızın talebini dahi karşılayamaz durumdaydık.
Ülkemizde 2002 yılında 76 üniversite ve ön lisansı, lisansı dahil 384 bin öğrenci kapasitesi vardı. Halbuki her yıl ortaöğretim kurumlarından mezun olan öğrenci sayısı bu rakamın 2 katına yakındı, öyle olunca da milyonlarca öğrencinin üniversite kapısında biriktiği bir fotoğraf ortaya çıkıyordu. Biz, mevcut 76 üniversitemizin üzerine son düzenlemeyle 131 üniversite daha ilave ettik ve sayıyı 207’ye çıkarttık. Üniversite kontenjanlarının sayısı da 1 milyona yaklaştı, böylece kendi mezunlarımız yanında dünyanın dört bir yanından kardeşlerimize de yükseköğretim fırsatı verebilecek düzeye geldik.
Aynı şekilde yükseköğrenim yurtlarımızda 182 bin yatak vardı, biz 452 bin daha ilave ederek 634 bine yükselttik, bu imkandan misafir öğrencilerimiz de istifade ediyor. Şu anda 161 farklı ülkeden 10 bin civarında öğrencimiz yurtlarımızda barınıyor. Yurt kapasitesini artırdıkça bu sayıyı da artırıyoruz.
Eskiden ülkemize gelen misafir öğrencilerimizin önemli bir kısmı barına sorununu çözemedikleri için eğitimlerini yarım bırakarak ülkelerine dönüyordu. Şimdi kamu ve vakıf yurtları yanında, çalışma izinleri konusunda da çok önemli düzenlemeler yaparak, öğrencilerimizin eğitimlerini sürdürmelerine destek oluyoruz. Sizlerin sıkıntılarını, sorunlarını çok yakından takip ediyorum.
Bugün burada bir müjdeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz kendi nam ve hesabına okuyan misafir öğrencilerimiz, belli dönemlerde ikamet belgelerini yenilemek mecburiyetindeler. İçişleri Bakanlığımıza bağılı Göç İdaresi tarafından verilen bu belgeç için kurum önünde çok ciddi yığılmalar yaşanıyordu. Şimdi 115 bin misafir öğrencimizin tamamı da ikamet belgelerini göç idaresine gitmeden kendi üniversitelerinden alabilecekler. Böylece hem işlemler daha hızlı olacak, hem de yığılmaya meydan verilmeyecek. Yeni ikamet belgesi uygulamasının tüm misafir öğrencilerimize hayırlı olmasını diliyorum.
Aynı şekilde bir başka önemli düzenleme de genel sağlık sigortası konusundadır. Türkiye, dünyadaki en gelişmiş genle sağlık sigortası ve sağlık hizmet sistemine sahip ülkedir. Ülkemize gelen tüm misafir öğrencilerimiz artık eskisi gibi 3 ay beklemeden derhal genel sağlık sigortası kapsamına dahil olabileceklerdir. Eskiden kalma sigorta prim borcu olan öğrencilerimizin de gecikme faizleri silindi, sadece anaparalarını ödeyerek bu yükten kurtulabilecekler.
Bir başka önemli düzenleme de çalışma izinleri konusunda yapıldı. Eskiden misafir öğrencilere çalışma izni verilmiyordu, bir süre önce bu konuda hazırlıklara başladık, inşallah yakında hem öğrenciler, hem mezunlar için çalışma izni sorununu ortadan kaldırıyoruz. Tek milletiz dedik ya, kardeşiz dedik ya, öyleyse gereğini yapacağız.
Kardeşlerim; bizim birlikten kuvvet doğar diye bir atasözümüz var. Öğrenci ve mezun derneklerimizin başlattığı birlik sürecini UDEF’le bir adım daha ileri taşımadığımıza inanıyorum. Bu hayırlı teşebbüsü hep birlikte desteklemeliyiz. Şayet, bu alanı birlikte doldurmazsak FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütlerine ve sömürge ayıbını alınlarının ortasında taşıyan güçlere fırsat vermiş oluruz.
Aynı medeniyetin mensupları, aynı ideallerin sahipleri olarak kendi geleceğimizi kendimiz belirlemeliyiz.
Sizlerden ricam, kendi ana dilinize, ana öz kültürünüze, kendi gerçek tarihinize sahip çıkmanızdır. Aynı tavsiyeyi kendi evlatlarımıza da yapıyoruz. Maalesef tıpkı Batılı ülkelere gidenler gibi sayıları çok az da olsa Türkiye’ye gelen öğrencilerimiz arasında da ahlaki yozlaşmadan suç çetelerinin pençesine düşmeye kadar yolunu kaybedenler de çıkabiliyor. Bu gençler zaten eğitim hayatlarını bitiremedikleri gibi, geleceklerini de karartarak ülkemizden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Halen misafir ettiğimiz 115 bin öğrencimizden tek birinin böyle bir duruma düşmesine gönlüm rıza göstermez. Kendi evlatlarımızın geleceği konusunda ne hissediyorsak, onların üzerine ne kadar titriyorsak, sizler için de aynı duygular içerisindeyiz. Herkese ulaşmak, herkese kol-kanat germek elbette mümkün değil, ama sizler kendi aranızdaki dayanışmanızı güçlü tutarsanız, biz de elimizden gelen tüm desteği sağlayarak bu sıkıntıları en aza indirebiliriz.
Sizlerin her birini ülkelerinizin, bölgelerinizin, toplumlarınızın seçkin ve saygıdeğer birer temsilcisi olarak görüyor, bu şekilde davranıyoruz. Türkiye’yi ikinci vatanınız olarak kabul etmenizden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ülkelerinize döndüğünüzde her birinizi fahri temsilcileriniz olarak göreceğimizden şüpheniz olmasın. Bu ağı ne kadar genişletir, ne kadar sıkı tutarsak, hep birlikte o kadar kazançlı çıkarız. Küresel düzende özellikle de cari, siyasi ve ekonomik sistemde bu ilişkilerin tarafları için katlanarak artan olumlu sonuçları olduğunu biliyoruz.
Unutmayın, yönetmezsek yönetiliriz. Artık önce kendi kendimizi, onunla birlikte bölgemiz ve nihai olarak da dünyayı, özgürlük, adalet, demokrasi, refah ve güvenlik temelinde yönetme zamanının geldiğini düşünüyorum. Gelin hem kendimizin, hem ülkelerimizin, hem de tüm dünyanın iyiliği için bu fırsatı değerlendirelim.
Bu düşüncelerle her birinize eğitim-öğretim hayatınızda başarılar diliyorum. Ülkelerinize döndüğünüzde alilerinizden başlayarak tüm halkınıza selamlarımı, şahsım ve milletim adına muhabbetlerimi göndermenizi sizlerden rica ediyorum.
Hepinize bir kez daha selamlarımı, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.