Cumhurbaskani Erdogan’in Uluslararasi Sehir ve Sivil Toplum Kuruluslari Zirvesi’nde yaptigi konusma
Değerli misafirler, sivil toplum kuruluşlarının kıymetli yöneticileri, saygıdeğer hocalarımız, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
Esenler Belediyemizin tertip ettiği Uluslararası şehir ve sivil toplum kuruluşları zirvesinin ilçemiz, şehrimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Zirvenin düzenlenmesinde emeği geçen, programa katkı sunan tüm bakanlıklarımıza, kurumlarımıza, üniversitelerimize, Danışma ve Bilim Kurulunda görev alan hocalarımıza şükranlarımı sunuyorum.
Esenler Belediye Başkanımızı ve mesai arkadaşlarını da bu güzel programın düzenlenmesine öncülük ettikleri için ayrıca tebrik ediyorum.
Dünyanın 60 farklı ülkesinden zirveyi teşrif eden tüm misafirlerimize hoş geldiniz diyor, onların katkı, öneri ve eleştirilerinin bizim için son derece kıymetli olduğunun altını çiziyorum. Bu tarz toplantılarda asıl olan farklı kesimleri, farklı fikir ve tecrübeleri biraraya getirmek, onlardan istifade etmenin yollarını aramaktır. Bu zirve, hem sivil toplumu, hem akademiyi, hem de ana vazifesi doğrudan vatandaşa hizmet olan belediyelerimizi aynı zeminde buluşturuyor, birleştiriyor. Tartışılan başlıklar arasında klasik meselelerin yanında göç, mülteciler, çevre sorunları gibi güncel temaların da yer almasını doğrusu oldukça faydalı buluyorum.
Gerek dün ve bugün yapılan takdimlerin, gerekse kültürel programlar sırasındaki fikir teatilerinin verimli ve bereketli geçtiğine inanıyorum.
Kıymetli dostlar; şehirlerin serencamı aynı zamanda insanlığın da serüvenidir, yolculuğudur. Kahire’den Roma’ya, Timbuktu’dan Semerkant’a, Kudüs’ten Pekin’e kadar her kadim şehir, üzerinde yaşayan izlerini, hatıralarını bugüne taşır.
Az önce de ifade edildi, ben de farklı bir şekilde ifade edeyim; şehir sadece mekân değildir. Şehir, bunun ötesinde insanın hayata, kendine ve etrafındaki tüm varlıklara dair tasavvurunun tecessüm etmiş halidir. Büyük İslam mütefekkiri İbn Haldun şehirlerin de bir ruhu olduğunu ve insanların zamanla yaşadıkları şehirlerin ruhuyla iç-içe geçtiğini, özdeşleştiğini ifade ediyor. Medeniyetler kendi ruhunu, tarihi ve kültürel değerlerini inşa eden şehirler doğurmuş, bazı durumlarda ise şehirler bir medeniyetin menşei, membaı, kurucu unsuru olmuştur.
Bizim fikir dünyamızda medeniyet şehirdir, şehir de Medine’dir. Medine, 14 asırlık tarihimiz boyunca İslam medeniyetinin kurucu şehri, sembol şehri olmuştur. Batı medeniyetine baktığımızda ise, kurucu şehir misyonunu Atina ve Roma’nın üstlendiğini görürüz. Bu iki şehrin insanla, tabiatla ve aşkın olanla kurduğu ilişki sadece kendi dönemlerindeki mimariye, idareye ve beşeri düzene değil aynı zamanda modern Batı paradigmasına da yansıdığını görürüz. Bu iki farklı model arasındaki temel ayrım ise şudur: İslam medeniyetinde Yaratıcı ile yaratılan arasındaki ilişki doğrudan mekâna, yani şehre yansırken, Batıda bu daha çok karşıtlık ve çatışma üzerinden şekillenmiştir, fark budur. Tevhit, yani vahdet, yani birlik ve bütünlük tüm İslam şehirlerinin alametifarikasıdır. Batıda birbirine zıt görünen unsurlar, İslam medeniyetinde şehrin içine ahenkle mezcedilmiştir. Medine’de çarşıyla cami, medreseyle pazar yeri, ölümle hayat bir bütündür. Şehrin merkezini mabetler, yani ulu camiler oluşturur. Ulu caminin etrafında ise medreseler, aşevleri, bedestenler, ticarethaneler, hanlar, hamamlar bulunur. İslam şehirlerinde ihtişam ile sadelik, vakar ile tevazu, yeni ile eski, dünya ile ahret iç içedir ve bir aradadır. Cami avlularında bulunan mezarlıklar, insanın ölümü her an yanında taşıdığını, dünya hayatının geçici olduğunu, asıl baki olanın ibadet, taat, hayır ve hasenat olduğunu hatırlatır. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, her an ölecekmiş gibi uhraya çalışmak, bakmak, hayatı bu şekilde tarif etmek, anlamlandırmak; işte gerçek bu.
Bunun yanında şehirlerin de zamanla tekemmül eden, yeni gelenlerle her daim yoğrulan, kendini yenileyen bir karakteri, bir şahsiyeti vardır. Kadim şehirlerin en önemli güzelliği, ana karakterlerini kaybetmeden yeniyi bünyelerinde eritmesi, özlerinden katarak yeniden yoğurmasıdır. İstanbul, bu açıdan gerçekten müstesna bir şehirdir. Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik. Biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum. İstanbul’da tüm ihtişamıyla Batı Roma’nın, Bizans’ın izlerini görürken, aynı zamanda Medine’nin tevazuuna ve manevi derinliğine de şahitlik edersiniz. Bu dikey mimariyle olanları kastetmiyorum ha, ondan öncesini kastediyorum. Yani ben çocukluğumu arıyorum İstanbul’da. Bu kutlu şehrin her bir köşesinde Allah rahmet etsin, merhum Turgut Cansever’in şu ifadesi çok anlamlıdır. Belediye Başkanlığımda zaman zaman bana danışmanlık da yapmıştı. Turgut Hocamız derdi ki; ecdat, tüm ruhunu taşa ve ahşaba nakşetmiş. Böyle bir inceliğe ve estetiğe şahit olursunuz. Hani bazı şehirler vardır, iyi yazılmış kitap gibidir; okumaya, anlamaya, onu yaşamaya doyamazsınız, başlar ve o kitabı bitirirsiniz. Nasıl bir kitap sayfalarına, satır aralarına gizlenmiş bilgi hazineleriyle doluysa, İstanbul’un her sokağında da saklı bir tarih, asırlık bir tecrübe vardır.
Üstat Necip Fazıl’ın o veciz ifadeleriyle, tabii burada simultanede bazı sıkıntılar yaşanabilir, çünkü bu şiirlerde biliyorsunuz tercüme biraz zor oluyor. Artık simultanede tercümeyi yapanların vay haline.
“Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...”
Evet, İstanbul işte böyle bir şehir, buna doyum olmaz. Burası Fatih Sultan Mehmet Han’dan beri ilmin, kültürün, siyasetin, sanatın ve ticaretin payitahtı olmuş bir şehir. Bugün de İstanbul, onca yaşadıklarına rağmen halen ayaktadır, Türk İslam medeniyetinin kalelerinden biri olmayı sürdürmektedir. İşte Belediye Başkanı olduğum zaman 8 milyon nüfus, şimdi 15 milyon nüfus; böyle bir şehir. Dünyada eşi-benzeri olmayan nadide şehirlerden bir tanesi.
Kıymetli dostlar; bizler çoğu zaman elimizdekinin kıymetini ancak onu kaybedince anlıyoruz. Ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz, her biri başlı başına bir hazine olan emsalsiz değerlerin hakkını yeterince veremiyoruz. Bunun en bariz görüldüğü alanların başında şehirleşme ve mimari geliyor. Son yıllarda şehirleşme noktasında ciddi sorunlarımızın olduğunu, eksiklerimizin, hatalarımızın olduğunu daha önce defaatle birçok toplantıda ifade ettim. Estetikten, incelikten ve köklü medeniyet değerlerimizden yoksun tek düze bir mimari anlayışının giderek yaygınlık kazandığını görmekten üzüntü duyuyorum. Adeta kibrit kutularının ölçülerini aşacak şekilde benzer taş yığınlarının olduğu bir şehir; bu bizim medeniyetimizde yok. Şehirleri birbirinden farklı kılan, ayıran, bu ayrılıklardan güzellikler çıkaran ayrıntılar birer birer yok oluyor. Maalesef maddi kaygılar birçok hassasiyetin önüne geçiyor. İnsanla şehir, şehirle tabiat, geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki hassas denge çoğu zaman yeterince gözetilmiyor. Nitekim merhum Turgut Cansever; “Şehir insanı terbiye ettiği gibi, kötü şehir de insanı ahlaksızlaştırır” diyor. Bunu derken yansımalarının sadece maddi olmayacağını, insana da sirayet edeceğini ifade etmiştir. Bizim de evlerimiz genişlese de, ne söyleyeceğim biliyor musunuz, gönüllerimiz daralıyor; bu çok önemli. Binalarımız yükseldikçe ufkumuz kararıyor. Şehirlerimiz giderek milyonlarca insanın hep birlikte yalnız olduğu yerlere dönüşüyor. Eşyanın hakimiyet kurduğu, bencilliğin arttığı, gösteriş, şatafat ve hamiyetsizliğin yaygınlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Ne yazık ki böyle bir şehir atmosferinde sevgi de, merhamet de, hoşgörü ve tahammül de giderek azalıyor, adeta insanın kimyası bozuluyor. İnsanı ve tabiatı merkeze almayan hiçbir projenin ne kadar albenili olursa olsun benim gözümde hiçbir değeri yoktur. Her şehrin bir karakteri, şahsiyeti, ruhu vardır. Bu ruhla şehir sakinlerini tekemmül ettirir, olgunlaştırır, medenileştirir. Ayrıca, her şehir onu kuranların, yönetenlerin ve sakinlerinin adeta aynası gibidir.
Az önce İbn Haldun Üniversitesindeydim, oradan geliyorum. İnşallah İbn Haldun Üniversitesinin yapılacak olan yeni binasının, şu anda geçici bir yerdeler malum, işte bu mimariyi esas alan bir projelendirmesini görünce mutlu oldum, iftihar ettim, inşallah bu proje İstanbul’umuz için örnek bir proje olacak. Burayı örnek olarak rahatlıkla göğsümüzü gere gere gösterebileceğiz. Bir şehrin serencamını izleyerek orada yaşayanların hayat tarzı, düşünce yapısı, kültürü ve öncelikleri konusunda kolayca fikir sahibi olursunuz. Bizlerin meseleye bu şekilde yaklaşması, şehirlerimizin bize atalarımızın mirası olması yanında, çocuklarımızın bir emaneti olduğunun bilinciyle hareket etmesi gerekiyor. Gelenekten ilham alıp yeni tasarımlar ortaya koymalı, kopyalamak yerine uyarlamalı, kendi kültürümüzden, değerlerimizden, birikimimizden katarak bunu yeniden yoğurmalıyız. Gönülle, manayla, değerlerle maddiyat arasındaki altın oranı hiçbir zaman gözden kaçırmamalıyız. Vahşi kapitalizmin iğvasına, hırslarına asla kapılmamalıyız.
Bu konuda AK Parti olarak hamdolsun pak bir sicile, çok ciddi bir birikime sahibiz. Bizler mahalli idarelerdeki başarılarımızla milletimizin teveccühünü kazanmış, ibra olmuş, akabinde iktidara gelmiş bir partiyiz. Bu hareketin kuruluşunun üzerinden 1,5 yıl bile geçmeden iktidar olması öncelikle Türkiye’nin yerel yönetim anlayışında gerçekleştirdiği köklü devrimin sonucudur. Türkiye’de belediyeler iktidar olmanın ve iktidarda kalmanın kilididir. Çünkü demokrasinin yerel yönetimlerde, belediyelerde başlar. Yerel yönetim eğer bu yanıyla güçlü değilse, hiçbir partinin iktidarda başarı şansı yoktur. 2019 yılı için de bu durum aynı olacaktır, Mart ve Kasım ayları. 2019 yılındaki diğer seçimlerin anahtarı Mart ayındaki mahalli idareler seçimidir. Biz hazırlıklarımızı bu anlayışla yürütüyoruz. Milletimizin bizden beklentilerinin farkındayız. Bugüne kadar daima milletimizin verdiği mesajları doğru okuyan, yorumlayan ve buna göre adımlarını atan bir parti olduk. Kuruluşundan bu yana kendisiyle yarışan, başarı çıtasını sürekli yükselten bir hareket olarak, bir dava olarak bizim bırakın geriye gitmeye, yerinde saymaya dahi tahammülümüz yoktur.
Kardeşlerim, belediyelerde yönetimi devraldığımız ilk dönemde vatandaşlarımızın beklentileri daha ziyade altyapıyla ilgili sorunların çözülmesiydi. Vatandaşlarımız şehirlerin orta yerindeki çöp dağlarının kaldırılmasını, yazın sularının kesintisiz akmasını, kışın kirli hava solumaktan kurtulmayı istiyordu. Şu anda karşımda misafirlerimizin dışında ağırlıklı olarak İstanbullu vatandaşlarım var, İstanbullu kardeşlerim var. Şöyle 1994’ün önüne gidelim. 1994’ün önünde İstanbul’da çöp dağları var mıydı? ("Evet" sesleri) Vardı. İstanbul’da sular akıyor muydu? ("Hayır" sesleri) İstanbul’da hava kirliliği, hatta bazı medya grupları maske dağıtıyordu kirli hava solumayalım diye. Ama bunu gençler tabii bilmiyor. Şimdi bunların hepsini aştık; su sorunumuz yok, hava kirliliği bitti ve bütün bunların yanında çöp dağları diye bir şey söz konusu değil. Şimdi bütün mesele, gerçek anlamda bir Medine olma yoludur, yani medeniyet yarışında öne çıkma yoludur.
Az önce Esenler Belediye Başkanımız Habitat II’yi söyledi. Habitat Zirvesinde sonuç bildirgesi yayınlandığı zaman şu yazıldı orada: Dünyadaki en temiz şehirlerden bir tanesi dediler, kayıtlarda var. Habitat, aslında dünyadaki belediyecilik zirveleridir ve Türkiye’de yapılan bu ikinci zirvede kayıtlara bu girdi. Tabii onlar iki sene öncesini görseydiler, İstanbul’un ne dertte olduğunu, ne durumda olduğunu göreceklerdi, o bir felaketti. Ama hamdolsun kısa zamanda onları aştık. Altyapı sorunlarını kısa zamanda aştık. İnsanlarımızın beklentileri de değişmeye başladı. Şimdi milletimiz belediyelerimizden temel hizmetlerin yanı sıra derdiyle dertlenmesini, kapısını çalmasını, halini-hatırını sormasını, iyi ve kötü gününde yanında olmasını bekliyor. Artık ileriye gideceğiz, daha farklı olacağız. Yani o Medine’deki belediyecilik anlayışı var ya, neydi o Medine’deki belediyecilik anlayışı? Kapıyı açık bırakmak, kilit vurmamak. Şimdi yaşlılarımız bilir, eskiden bizim kapıyı kilitlemek diye bir sorunumuz var mıydı? Kapıyı açık bırakır çıkardık, niye? Ya güven vardı güven. Kimsenin birileri gelir de hırsız içeri girer diye bir endişesi yoktu. Böyle bir güvenin olduğu toplum gerçek manada Medine’dir.
Ve biz zekata muhtaç olanların olmadığı bir toplumu inşa etmemiz lazım. Sadakaya muhtaç olanın olmadığı bir toplumu inşa etmeliyiz. Hatta hatta dünyanın değişik yerlerinde bunun olmadığı bir insanlığı, bir dünyayı inşa etmemiz lazım. Varsa da, bugün olduğu gibi elimizin oralara uzandığı bir dünyayı inşa etmeliyiz.
Kendine değer verildiğini hissetmek isteyen vatandaşlarımız belediyesinin çocukları için park, torunları için kreşler kurmasını bekliyor. Nitelikli kültür, sanat, spor faaliyetleri, daha temiz, daha yeşil, daha huzurlu mekanlar şeklinde bu beklentileri saymaya devam etmek mümkün. Vatandaşlarımızın tüm bu taleplerini görmek, anlamak, kendimizi buna göre adapte etmek zorundayız. Bir belediye yönetimi, ancak şehrinde yaşayanların ihtiyaçlarına cevap verebildiği ölçüde başarılı olur. Bu hakikati ıskaladığınız anda çözülme ve geriye gidiş de başlamış demektir.
Sevgili dostlar; günümüz dünyasında sivil toplumun gücü ve etkinliği giderek artıyor. Hatta birçok alanda sivil toplumun devlete öncülük ettiğini, rehberlik yaptığını görüyoruz. Şimdi bugün sivil toplum örgütleri 60 ülkeden buradalar. Biz tarih boyunca gücümüzü, dayanışmamızı özellikle vakıflardan, sivil toplum örgütlerinden almış bir milletiz. Bugün de dünyanın en köklü, en dinamik vakıf ve sivil toplum geleneğine sahibiz. Türkiye, belediye hizmetlerinden dış politikasına kadar her alanda yeni bir döneme giriyor. Şüphesiz bu yeni süreçte sivil toplum kuruluşlarımızın, vakıf ve derneklerimizin çok önemli rolleri olacaktır. Sivil toplumun gücünü arkamıza alarak hizmetlerimizin kalitesini artırabilir, kendi imkanlarımız yanında onların dinamizmini kullanarak şehrimizin kılcallarına kadar nüfus edebiliriz. Kızılay’ımız bunlardan bir tanesidir, AFAD’ımız bunlardan bir tanesidir, Diyanet Vakfımız bunlardan bir tanesidir. Nerede darda kalan varsa, bu vakıflarımız oraya ulaşır. Yeşilay’ımız bunlardan bir tanesidir, kötü alışkanlıkları olan varsa onların bunu bırakması lazım. Dumancılar varsa, sigarayı bırakması lazım. Yani biz vatandaşlarımızın sigarayı bırakmasını niçin istiyoruz? Herhalde kendimiz için istemiyoruz, onun sağlığı için istiyoruz. Hem kendine zarar veriyor, cebine zarar veriyor, evde de hanımefendiye zarar veriyor, çocuklarına zarar veriyor. Biliyorsunuz, bu olayda iki şey var; bir aktif içici var, bir de pasif içici var. Aktif içici kendisi, pasif olan hanımı. Temenni ederim ki hanım içmiyordur. Ama zarar kimde biliyor musunuz? Pasif içici daha çok zarar görüyor. Ben şimdi niye cebinde sigarayı gördüğüm yerde duruyorum, ver şu sigarayı deyip alıyorum. Cumhurbaşkanı bununla uğraşır mı? Ben uğraşıyorum. Biliyorsunuz sigarayı alıyorum, adını soyadını yazıyorum, telefon numarasını yazıyorum, tarih, imzayı da attırıyorum, sigarayı alıp müzeye kaldırıyorum. Bu mücadeleyi hep beraber vereceğiz. Gençler, sakın sigara alışkanlığınız filan olmasın ha, ona göre. Bazen böyle gençleri sigara içerken gördüğümde içim gidiyor, yanıyorum, canımdan gidiyor, bilmiyor ki yarın ne olacak, ona göre. Ve tabii bunun yanında bütün gençlik vakıflarımız, üniversite öğrencilerimizle ilgilenen vakıflarımız, bunlar gerçekten Türkiye’nin geleceği için bizim altyapımızı oluşturuyor.
Ve gençlerimize musallat olan bu uyuşturucu alışkanlığından gençlerimizi kurtarmamız gerekiyor, işte medeni şehirde bu da var. Şehirleşmenin getirdiği siyasi, ekonomik, sosyal sorunları, güvenlik sıkıntılarını aşmanın yolları üzerinde hep beraber kafa yormalıyız. Şehirlerimizi ancak elbirliği ve dayanışma içinde Cennet tasavvurunun bir parçası gibi güzelleştirebilmeliyiz. Zirvenin bu yönde atılmış doğru bir adım olduğuna inanıyorum. Niyet hayır, akıbet de inşallah hayır olur diyorum.
Ve bu düşüncelerle sözlerime son verirken, Uluslararası Şehir ve Sivil Toplum Kuruluşları Zirvesinin düzenlenmesinde başta Belediye Başkanımız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Yurt dışından gelen misafirlerimize tarih, medeniyet ve kültür şehri İstanbul’u muhakkak gezmelerini tavsiye ediyorum.
Kalın sağlıcakla.